Hürmüz’den Babü’l-Mendeb Boğazına Küresel Enerji
Arşiv Duyurular Foto Galeri Genel Gündem Yazarlar

Hürmüz’den Babü’l-Mendeb Boğazına Küresel Enerji

ABD/Siyonist İsrail işbirliği ile İran’a gerçekleştirilen saldırılar, bu iki emperyal ve ırkçı korsan devletin beklediği gibi henüz sonuçlanmamıştır. Bu nedenle birkaç günde yok edeceklerini, rejimi değiştireceklerini söyleyen bu iki saldırgan ülke, tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yaşamaktadırlar. Üstelik Siyonist İsrail’de eli kanlı katil Netanyahu’ya, ABD de Trumpa karşı tepkiler de yoğunlaşarak sokağa yansımaya başlamıştır. Ayrıca Avrupa ülkelerinden de Trump’ın yardım istekleri kabul edilmediği gibi eleştiriye de başlanmıştır. Nitekim İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in Gazze katliamlarından dolayı Siyonist İsrail’e, İran’a saldırılarından dolayı da ABD’ye karşı çıkması, daha sonra buna İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin de dahil olması, bu iki katilin işini daha da zorlaştırmıştır. Hatta düne kadar ABD’yi ve dolayısıyla Trump’ı destekleyen Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in ABD’nin İran saldırısı için söyledikleri yenilir yutulur cinsten değildi. İran’ı politikalarında tutarlı bulan Merz, ABD yönetimini şöyle eleştirmiştir:
“ABD’nin açıkça hiçbir stratejisi yok. ABD’nin hangi çıkış stratejisini seçtiğini göremiyorum. Bütün bir ulus, özellikle Devrim Muhafızları etkisindeki İran yönetimi tarafından aşağılanıyor, küçük düşürülüyor.
Afganistan’da 20 yıl boyunca çok acı bir şekilde gördük, Irak’ta gördük. İran’a karşı savaş yanlış bir karardı. Bu nedenle en kısa sürede sona ermesini umuyorum. Ancak, şu anda bunun gerçekleşeceğini düşünmüyorum, çünkü İranlılar açıkça beklenenden daha güçlü ve ABD’lilerin müzakerelerde gerçekten ikna edici bir stratejisi yok.”
Benzeri eleştiriler Avrupa’nın diğer ülkelerinde de gelmeye başlamıştır.
Trump’taki Güç Zehirlenmesi
Bu iki korsan devletin amacı/beklentisi İran’ın işini birkaç gün içerisinde bitirmekti. Trump, Maduro’yu/Venezüela’yı kolayca teslim aldığı gibi İran’ı da alacağını zannetmişti. Özellikle Netanyahu ve ABD’deki Siyonist ve Evanjelist lobinin de pohpohlaması Trump’ı İran’a karşı cesaretlendirmişti. Trump seçildiğinden beri kıtasındaki bazı ülkeler başta olmak üzere, Afganistan’a, Rusya’ya, Çin’e ve Avrupa’da birçok ülkeye yönelik gün aşırı tehditlerinde bulunduğuna şahit olduk. Oysa Trump bu kadar ülkeyle baş edebilecek kadar güçlü değildi. Ama Maduro’yu bir gece içerisinde yatağından almış olması kendisinde olağanüstü bir güç vehmetmesine neden olmuştu. Bu kendini beğenmişlik, kural tanımaz bunca tehdidine uluslararası hiçbir kurum ve devletin de karşı çıkmaması, Trump’ı kontrol edilemez hale getirmiştir. Dünyanın en güçlü olduğu varsayılan bir devletin başında böyle birinin bulunması, kutsallık zırhına bürünerek kendisini Hz. İsa’ya (as) benzetmesi, Kıyametin yakın olduğunu göstermektedir. Trump, bu narsist kişiliğiyle, Hitleri de, Stalini de, Mussolini’yi de aratır hale gelmiştir. Trump’daki bu güç zehirlenmesi engellenemezse dünya, kimsenin baş edemeyeceği bir felakete sürüklenecektir. Bu felaketten, Trump’la birlikte olan ya da olmayan hatta tarafsız kalan herkes etkilenecektir. Çünkü bu felaket, sadece zulmedenlere dokunmakla kalmayacak (Enfal, 8/25), “bana ne,” “bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın” diyenlere de dokunacaktır.
Birkaç Günde İran Rejimini Değiştireceklerdi
Trump, Venezuela’dan Maduro’yu kolaylıkla alarak Venezuela’nın petrolüne çöktüğü gibi, aynı kolaylıkla İran’ın da tarihi ve stratejik zenginliğinin yanı sıra petrolüne çökeceği düşüncesiyle ölçmeden tartmadan saldırıya geçmişti. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan ve kabul gören uluslararası kuralların tamamını hiçe sayarak 28 Şubat 2026’da, Siyonist soykırımcı Netanyahu ile birlikte İran’a saldırmıştır. Oysa ABD ile İran’ın görüşmelerin ilki (6 Şubat 2026) Umman’da, ikincisi Cenevre’de (17 Şubat 2026), önemli ilerleme kaydedildiği söylenen üçüncü görüşme ise yine Cenevre’de (26 Şubat) yapılmıştı. Yeni görüşme takvimi olarak da 2 Mart tarihi belirlenmişti. Ancak görüşmeler devam ederken, her görüşmeden sonra da önemli ilerlemeler kaydedildi denilirken ABD/İsrail 28 Şubat 2026’da İran’a saldırmışlardır. İlk gün yani 28 Şubat günü İran’ın önde gelen liderleri, başta da dini lider Ali Hamaney olmak üzere onlarcası katledilmiştir. Bu iki terör devleti, dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesiyle İran’ın çözüleceğini/teslim olacağını hedeflemişti. Bu çözülme ile birlikte dışarıda kendileri, içeride ise halkın ayaklanması ile bir hafta bile sürmeden İran rejimi yıkılacak ve ABD, İran petrolüne çökecek, Siyonist İsrail ise bölgede işgal sınırlarını daha da genişletecekti. Onlara göre İran’sız bir bölge, hem Siyonist İsrail için hem de ABD’nin bölgedeki işbirlikçi İslam düşmanı ülke yöneticileri için güvenlikli hale gelmiş olacaktı.
İran’a yönelik saldırıyı ve akabinde 15 günlük ateşkesi fırsat bilen Siyonist İsrail, Lübnan’da uzun zamandan beri işgalini düşündüğü bölgeye 2 Mart 2026 itibariyle saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Hizbullah’ın lideri Nasrallah (27 Eylül 2024) dahil önde gelen liderleri öldürülmüş olması ve 8 Nisan’da kabul edilen ateşkes dolayısıyla İran’ın da Hizbullah’a destek çık(a)maması, Siyonistlerin işgalini kolaylaştırmaktaydı. Ancak bekledikleri gibi olmamıştır. Çünkü bitti, gücü kalmadı diye düşünülen Hizbullah, işgalci ordunun kara hareketini tam anlamıyla çıkmaza sokmuştur. Bu işgalde Siyonistlerin onlarca Merkava tankı imha edilmiş ve sayısı bir türlü açıklanmayan Siyonist asker de öldürülmüştür. Siyonist İsrail kısa sürede Lübnan’da Litani Nehrine hatta daha ötesinde Zahrani (Nahr al-Zahrani) Nehri’ne kadar olan bölgeyi işgal edeceğini planlamıştı. Ama havadan ve uzaktan onca bombalamaya rağmen hala hedeflerinin çok gerisindeler. Sivil alanları, masum halkın yaşadığı köyleri, tarım alanlarını yakıp yıkmalarına, binlerce masum insan katletmelerine, hatta Hz. İsa’ya ait heykeli bile parçalamalarına rağmen hedeflerine ulaşamamışlardır. Siyonist Genelkurmay Başkanı tarafından azarlansa da Kuzey Cephesi Komutanı Tümgeneral Rafi Milo, yerleşimcilere karşı Hizbullah’ın gücü karşısında ordunun şaşkına döndüğü itirafında bulunmak zorunda kalmıştır.
Siyonist katiller, Litani, sonrasında Zahrani Nehrine kadar olan yeri işgal ederlerse, Golan tepelerinden sonra yeni su kaynaklarına ulaşmış olacaklar, aynı zamanda Lübnan halkını da Litani suyundan mahrum bırakmış olacaklardır. Bir diğer hedefleri ise İsrail’in, Lübnan’ın güneyindeki Litani Nehri’ne kadar olan bölgeyi işgal ederek, bu alanı Suriye’deki Hermon Dağı (Cebel eş-Şeyh) hattını birleştirerek, yaklaşık 4 bin kilometrekarelik bir alanı kapsayan, stratejik bir “güvenlik kuşağı” veya tampon bölge oluşturmayı hedeflemektedir. Böylece Suriye’nin güneyini de içine alan bir “Dürzi hattı/tampon bölge” kurmuş olacaktır. Bu nedenle gerek 10 günlük (17 Nisan 2026) gerekse 3 hafta daha uzatılan ateşkes sürecinde Siyonist katiller bu amaçlarını gerçekleştirmek için Lübnan’ın güneyini bombalamaktan, köyleri ve beldeleri yakıp yıkmaktan vazgeçmiş değillerdir.
ABD/Siyonist İsrail Hedefleri
Bu iki işgalci korsan terör devletinin hedefi neydi? Başlangıca göre süreç içerisinde arttırdıkları ve bağımsız bir devlet tarafından yerine getirilmesi imkânsız olan yeni/ilave hedefler/şartlar koşmaya başlamışlardır. Bu şartlar yerine getirilmediği takdirde de İran’ın elektrik santrallerinin, petrol tesislerinin ve temel altyapısının yerle bir edileceği tehdidinde bulunmuşlardır. Neydi bu hedefler? ABD önce hedef olarak sadece nükleer silah üretimini sona erdirmek ve İran’ın bundan sonra da böyle bir teşebbüse kalkışmamasını sağlamak olarak belirlemişti. Bu isteğe bağlantılı olarak zenginleştirilmiş 470 kg uranyumu ya imha ya da kendilerine teslim etmelerini şart koşmaktaydı. Trump, bir konuşmasında “Oraya gidip onlarla birlikte alacağız, sonra da götüreceğiz. Birlikte alacağız çünkü o zamana kadar bir anlaşma yapmış olacağız ve anlaşma varken savaşmaya gerek yok. Bizim adamlarımız İranlılarla birlikte çalışarak uranyumu alacaklar, sonra da onu ABD’ye götüreceğiz” demişti. Gerçi Trump’ın sabahleyin söylediğinin tersini akşam, akşam da söylediğinin tam tersini sabah söylediğine ilişkin birçok konuşması bulunmaktaydı. İran Meclis Başkanı Kalibaf’ın da ifadesiyle Trump’ın bir saat içerisinde 7 yalan söylediğini belirtmesi de Trump’ın konuşmalarına/sözlerine güvenilmeyeceğini göstermekteydi. Trump’ın, bu tutarsız konuşmalarından dolayı artık ne kendi ülkesinde ne de dünya kamuoyunda inandırıcılığı kalmamıştır.
Gerek ABD’nin gerekse Siyonist İsrail’in –şu günlerde bu talepler çok gündeme gelmese de- İran’dan talepleri şu şekilde idi:
1- Uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurması,
2- Balistik füze üretim kapasitesini Siyonist İsrail için tehlike oluşturmayacak tarzda menzili düşük tutacak tarzda üretmesi,
3- Ürettiği nükleer maddeleri imha etmesi ya da kendilerine teslim etmesi,
4- Orta Doğu’daki silahlı vekil güçlerini desteklemekten vazgeçmesi.
Bu talepler, aslında İran’a teslim olmasını, ülke zenginliklerini kendilerine peşkeş çekmesini ve Siyonist katillerin bölgede istedikleri gibi katliamlarına ve işgallerine ses çıkarmaması anlamına gelmekteydi. Yani tıpkı Mısır firavunu Sisi gibi, Ürdün Kralı II. Abdullah gibi, Suud kralı ya da diğer Körfez ülkelerinin işbirlikçi yöneticileri gibi!.. Bunu bağımsız olduğunu söyleyen onurlu hiçbir ülke yap(a)mazdı. İşte İran’dan, bu iki terör devletinin istedikleri bunlardı! Elbette İran haklı olarak bu şartları kabul etmemiş ve saldırılar da bu nedenle devam ettirilmişti.
Ama savaş istedikleri gibi gitmemiştir. Çünkü İran, dini lideri ve önde gelen komutanları öldürülmelerine rağmen beklenmedik bir direniş göstermiştir. Gerek bürokraside ve gerekse orduda katledilen birinci/ikinci konumda yöneticilerin yerine yenilerini getirerek savaşa devam etmiştir. Siyonist İsrail, ilk kez bombaların hedefi olmuş ve halkı günlerce sığınaklardan burunlarını bile çıkaramaz hale getirilmiştir. Demir Kubbe, Davud Sapanı ve Arrow’dan oluşan katmanlı hava savunma sistemleri İran bombaları karşısında kevgire dönmüştür. Kassam Tugaylarından sonra İran tarafından da Siyonist İsrail’in yenilmeyeceği, baş edilemeyeceği karizması yerle bir edilmiştir.
28 Şubat’tan bu yana 60 gün geçmiş olmasına rağmen ABD istediklerini elde edemediği gibi ülke olarak bir çıkmaza girmiştir. Zaman zaman tehditler savursa da bir an önce savaşı bitirmek için bin dereden su getirmeye çalışmaktadır. Çünkü hem kendi, hem de dünya ekonomisi tam anlamıyla krize girmiştir. Eğer savaş daha da devam ederse iç karışıklıklar, isyanlar başlayacak ülkeler iflas bayrağını çekeceklerdir. Çünkü küresel enerji/petrol ve doğal gaz ihtiyacı Hürmüz’ün kapalı olmasından dolayı karşılanamaz hale gelmiştir. Kimi ülkeler yakıtsızlıktan dolayı fabrikalarını kapatmış, çalışma gün sayılarını azaltmış, bazı ülkeler uzaktan çalışma yöntemini uygulamaya başlamışlardır. Küresel enerji arz kısıtlanması ve petrol yokluğu endişeleri daha da arttırmış, alternatif enerji kaynaklarına yönelmeye ve enerji tüketimini kısıtlamak için sert tedbirler almaya başlamışlardır. Bu kapsamda, araç trafiğinin kısıtlanması, kömür kullanımının artırılması ve zorunlu enerji tasarrufu politikaları yer almaktadır.
Hürmüz Çıkmazı
İran yönetimi, 28 Şubat’ta ülkeyi hedef alan ABD – İsrail saldırıları sonrası 2 Mart’ta Hürmüz Boğazı’nı kapatmıştır. Boğazı kapatmayla ilgili İran devlet televizyonuna konuşan Tuğgeneral Cebbari, ABD ve İsrail’in saldırılarına karşılık olarak Hürmüz Boğazı’ndan geçişlere izin vermeyeceklerini belirtmiştir.
Tuğgeneral Cebbari, bu konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştır:
“Hürmüz Boğazı kapatıldı. Geçmeye çalışan her gemiye saldıracağız ve ateşe vereceğiz. Gemiler Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ve Kara Kuvvetleri’ndeki kahramanlarımız tarafından yakılacaktır. Bu bölgeye gelmeyin. Petrolün fiyatı 82 dolara ulaştı ve dünya kesinlikle en az 200 dolara ulaşmasını bekliyor. Petrol boru hatlarına da saldıracağız ve bölgeden tek bir damla petrolün çıkmasına izin vermeyeceğiz.”
Hürmüz Boğazı kapatılınca petrol fiyatları fırlamış, piyasalar allak bullak olmuş, halkta panik oluşmaya başlamıştır. Halktaki paniğin nedeni ya bu devam eder ve petrol fiyatı 130-140 dolara hatta daha yükseğe çıkarsa diye! İran Boğazı kapatma kararını, ABD ve Siyonist İsrail ölçü ve kural tanımaksızın saldırarak ülkesinin yetişmiş zihin yapısını, enerji hatlarını, hastanelerini, okullarını, sivil yerleşim alanlarını kısacası ülkenin geleceğini bombalaması nedeniyle almıştır. Özellikle saldırının ilk günü yani 28 Şubat günü dini liderlerinin katledilmiş olması ve gözü dönmüşçesine aynı gün ilkokulda okuyan 168 masum kız çocuğunun Minab’da katledilmesi bardağı taşıran son damla olmuştur. İran, kuralı olmayan ahlaksız savaşı ülkesinin varoluşuna, rejimin temel yapısına yönelik olduğunu görmüş ve 47 yıllık rejim için varoluşsal bir savaş (hayatta kalma mücadelesi) vermeye başlamıştır. Çünkü bu savaş, İran tarafından ölüm kalım savaşı olarak görülmüştür. Dolayısıyla Boğazı kapatmak dâhil bölgedeki ABD askeri üslerine hatta bölgede ABD’nin var olmasını sağlayan ülkelerin enerji kaynaklarına saldırmayı bir hak olarak görmüştür.
İşte çok tehlikeli olmakla birlikte bu yüzden Hürmüz Boğazını kapatmıştır. Boğazın kapatılması, küresel enerji akışını sekteye uğratınca, Trump tehdit üstüne tehdit savurmaya başlamıştır. Nitekim bir tehdidinde, lanet olası Hürmüz’ü açın. “Boğaz’ı açın yoksa cehennemi yaşayacaksınız” demiştir. Ya da “Anlaşmaya varmazlarsa onları Taş Devri’ne döndüreceğiz” gibi birçok tehdit! Aslında bu tehditler, aynı zamanda Trump’ın içine girdiği çıkmazı da göstermektedir.
Özellikle de 7 Nisan günü ABD saatiyle 08.06’da “Bu gece İran’da koca bir medeniyet yok olacak” tehdidinde bulunmuştur. Ancak çok geçmeden aynı gün (7 Nisan) yine ABD saatiyle 18.32’de iki haftalık ateşkes ilan edildiğini duyurmak zorunda kalmıştır. Gerekçe olarak da, Pakistan’ın, bu gece olası saldırıların durdurulmasını ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasını kapsayan önerisini göstermiştir. Kendisinin de Pakistan’ın bu önerisini kabul ettiğini ifade ederek “İran’ın Hürmüz Boğazı’nı tamamen, derhal ve güvenli biçimde açmayı kabul etmesi şartıyla İran’a yönelik bombardıman ve saldırıları iki hafta boyunca askıya almayı kabul ediyorum. Bu, iki taraflı bir ateşkes olacak” demiştir.
Ancak bu ateşkese rağmen Siyonist İsrail, Lübnan’a saldırılarını yoğunlaştırarak devam ettirince, İran, İsrail’in bu saldırganlığını ateşkesin ihlal ettiği anlamına geldiğini söylemiştir. Ve Siyonist İsrail’in saldırılarını durdurmaması halinde Hürmüz’ü açmayacağını belirtmiştir. Trump bunun üzerine Netanyahu’yu arayarak saldırılarını durdurmasını ve Lübnan’la ateşkes yapılmasını istemiştir. Hatta sert bir şekilde “İsrail artık Lübnan’ı bombalamayacak. ABD bunu yapmalarını YASAKLADI. Yetti artık!!!” demiştir. Daha sonra da 16 Nisan’ı 17 Nisan’a bağlayan akşam saat: 00.00’dan itibaren Lübnan’da da 10 günlük ateşkes ilan edildiğini duyurmuştur. Birçok Siyonist yetkili de ateşkesi Trump’ın duyurusundan duyduklarını söyleyerek Netanyahu’yu eleştirmişlerdir. Nitekim İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre, ismi paylaşılmayan bir İsrailli yetkili, ABD ile İran arasındaki 2 haftalık ateşkes kararının kendilerini şaşırttığını dile getirmiştir.
“Trump’ın kararı bizi şaşırttı. Her şeyin sonuçlanmış gibi göründüğü son anda yeni bilgiler aldık” ifadelerini kullanan İsrailli yetkili, buna karşın İsrail’in ateşkese bağlı olduğunu belirtmiştir.
Hürmüz’ün Önemi
Hürmüz Boğazı, Ortadoğu’daki petrol üreticilerinin, Pasifik Asya, Avrupa, Kuzey Amerika pazarlarına bağlayan stratejik bir ana damar olma özelliğini taşımaktadır. Dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün üçte biri her gün Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi olan Suudi Arabistan, İran, BAE, Irak ve Kuveyt’in ihraç ettiği ham petrol, Hürmüz Boğazı’ndan geçerek dünyaya ulaştırılmaktadır.
Hürmüz Boğazı aynı zamanda, dünyanın en büyük LNG üreticisi Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgazını neredeyse tamamını bu hat üzerinden dünyaya ihraç etmektedir. Hürmüz’ün dışında Hürmüz’e alternatif olabilecek güzergâhlarda taşınan petrol miktarı ise çok sınırlıdır.
İran ve Umman’ı ayıran Hürmüz Boğazı, ayrıca Arap Denizi ile Umman’ı ve burayla da Körfez’i birbirine bağlıyor. Boğazın en dar noktası 33 kilometredir.
Küresel petrol üretimi yaklaşık 103 milyon varil/gün düzeyinde olup, bunun yaklaşık 21 milyon varil/günlük kısmı Körfez Bölgesi’nden ihraç edilmektedir.
İşte böylesine önemli olan Hürmüz Boğazı 2 Mart 2026’da İsrail ve ABD gemilerinin girişine yasaklanmış ve aynı zamanda İran tarafından boğaz mayınlanmıştır. Hürmüz’ün kapatılması sadece dünya ekonomisini etkilememiş aynı zamanda Hürmüz Boğazından petrol ve LNG ihraç eden Körfez ülkelerini de etkilemiştir. Petrol ihraç edememelerinden dolayı Körfez ülkeleri günde 2 milyar dolar zarar etmeye başlamıştır. Savaşın üçüncü haftasında bölge ülkelerinin petrol ihracatı yüzde 60’tan fazla azalarak günlük 25,1 milyon varilden 9,7 milyon varile gerilemiştir. Bu düşüş, modern tarihin en büyük arz kesintilerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Başkanı Oğuzhan Akyener, bölgedeki ekonomik kaybın boyutuna dikkat çekerek, “Bu ülkeyi, 140 milyar dolarla BAE, 120 milyar dolarla Katar, 100 milyar dolarla Kuveyt, 55 milyar dolarla Umman ve 15 milyar dolarla Bahreyn takip ediyor. Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) lideri konumunda bulunan Suudi Arabistan’ın devlet gelirinin yüzde 60’ını petrol gelirleri oluşturuyor. Son iki haftada yaşanan gelişmelerle Suudi Arabistan’ın günlük kaybının 1 milyar dolara yaklaştığı hesaplanıyor.” ifadelerini kullanmıştır.
Akyener ayrıca BAE’nin günlük kaybının 350 milyon dolar, Katar’ın 300 milyon dolar, Kuveyt’in 200 milyon dolar, Bahreyn’in ise yaklaşık 40 milyon dolar seviyesinde olduğunu belirtmiştir.
Irak’ın da krizden en ağır etkilenen ülkelerden biri olduğu vurgulanırken, ülkenin petrol üretiminin günlük 4,2 milyon varilden 1,2 milyon varile gerilediği ve günlük kaybın yaklaşık 300 milyon dolar olduğu ifade edildi.
Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmasından ABD hariç bütün ülkeler zarar etmektedir. ABD’nin, Nisan ayında günlük petrol ihracatı 5,2 milyon varile ulaşmıştır. Bu, ABD için bir rekor olmuştur. Özellikle Körfez petrolüne erişimi kesilen Asyalı alıcıların talebiyle yaşanan bu rekor, ABD limanlarına doğru adeta bir tanker filosunun harekete geçmesine neden olmuştur. Savaş öncesine kıyasla ABD’ye petrol yüklemeye giden tanker sayısının üç katına çıktığı gözlemleniyor. ABD’li şirketler bu süreçte kazançlarını katlamışlardır. Ama ABD halkı ise tam tersine ekonomik sıkıntının yükünün ağırlığını gittikçe daha çok hissetmeye başlamışlardır. Global Petrol Prices verilerine göre çatışmaların başlamasından nisan ayı başına kadar ABD’de petrol fiyatları yüzde 31, motorin fiyatları ise yüzde 41 oranında artmıştır. Ama Nisan ayının sonlarında bu artış daha da yükselmiştir. Bu, ABD’de, benzin kuyruklarındaki ABD vatandaşlarının yüksek sesle Trump’ı eleştirmelerinden anlaşılmaktadır.
Babü’l-Mendeb Boğazı
Babü’l-Mendeb Boğazı, Siyonist İsrail’in 8 Ekim 2023’ten sonra Gazze’de gerçekleştirdiği katliamlardan sonra dünya kamuoyunun gündemine gelmişti. Yemen’de Husilerin (Ensarullah) Gazze’ye yönelik Siyonist saldırılar bitinceye kadar Kızıldeniz ve Babü’l-Mendeb Boğazı’nda İsrail’e yük taşıyan gemilerle İsrail gemilerine saldıracaklarını açıklamışlardır. Husiler sadece Kızıldeniz ya da Babü’l-Mendeb boğazını kapatmakla kalmamış aynı zamanda Siyonist İsrail’e savaş da açmışlardır. Husileri engellemek için ABD öncülüğünde 20’den fazla ülkeyle Refah Muhafız gücü (18 Aralık 2023) oluşturulmuştur. Bu güçle, özellikle de ABD ile İngiltere Yemen’e yoğun saldırılar gerçekleştirmelerine ve binlerce masum sivil katledilmesine rağmen Husileri engelleyememişlerdir. Benzeri bir güç de daha önce (26 Mart 2015) Suud ve BAE öncülüğünde oluşturulmuş ve Kararlılık Fırtınası operasyonu ile Husilere yönelik saldırılar gerçekleştirmişler, ama bu güçler de masum sivilleri katletmenin dışında Husileri engelleyememiştir.
Hürmüz Boğazı ile birlikte Babü’l-Mendeb boğazı tekrar gündeme gelmeye başlamıştır. Çünkü Husiler, İran’a yönelik savaş devam ettiği müddetçe kendileri de yine Babü’l-Mendeb Boğazını kapatarak, Kızıldeniz’i de ABD ve İsrail gemilerine yasaklayarak savaşa dâhil olacaklarını açıklamışlardır. Şayet Hürmüz Boğazı ile birlikte bu boğaz da kapanırsa dünyada birçok ülke iflasın eşiğine gelecektir. Çünkü Babü’l Mendeb Boğazı küresel ticaret açısından çok önemli bir boğazdır.
Çünkü Babü’l-Mendeb Boğazında küresel ticaretin %10’u, Avrupa ticaretinin ise %40’ı gerçekleşmektedir. Buranın kapanması durumunda küresel ticaret Afrika’nın güneyinde Ümit Burnu’ndan sağlanmaya çalışılacaktır. Bu ise, hem maliyetin artmasına hem de emtianın ulaşımının gecikmesine neden olacaktır. Bu da hem fiyatların artmasına hem de ticari malların gecikmesine neden olacaktır. Çünkü Babü’l-Mendeb Boğazı, emtianın ilgili ülkelere yani Asya’dan Avrupa’ya ulaşmasını, Ümit Burnuna göre 14 gün kısaltmaktadır. Hürmüz’le birlikte bu boğazın da kapanması dünya ticaretinin durması ve hayatın da durması anlamına gelecektir. (Devam edecek…)
Ali KAÇAR

GRUBA KATIL