Endişe kelimesinin bilinenin dışında bir anlamı daha vardır ki o da “düşünce, tefekkür”dür. Buradan, düşünmeyen bir aklın, endişe etmeyen bir kalbi doğuracağı ve endişesizliğin, düşüncesizliği de beraberinde getireceği sunucu çıkarılabilir.
Endişe, yaşamak silsilesinin getirdiği mecburi bir hadise. Durulmayan sulara yönelmenin, üzerinde yüzen atıkları bir bir yok etme çabasının gerektirdiği yüce bir dayanıklılık ve bastırılamayan gürültülere rağmen, susmamanın verdiği dimdik bir heyecan.
Kırılgan yüreklerin taşıyamayacağı bir duygu olan endişe, sonu görünmeyen patikaların tam da içinde var olabilmenin öksüz sevincini taşıyanlara has. Zafer sahiplerinin kalbine sığmayan nezih duyguları da beraberinde getiriyor. İnancını, bu kirli iklimde savrulmadan yaşayabilen herkesin içine yavaş yavaş yerleşiyor. Kuytulara saklanmadan konuşabilmeyi sağlıyor. Gönlü amaçsız fırtınalara kaptırmamayı öğretiyor. En önemlisi, ayırt ediyor; sağlam ile kırık olanı, aydınlık ile pespaye olanı, hak ile cehaleti…
Ayrımları kalbine nakşeden herkese rableri hangi izleri takip edeceğini gösteriyor. Yeryüzünü ayaklarının altına seriyor. Kuşları, kelimelerinin ahengiyle uçuruyor. Derdine çare olarak gönderiyor ebabilleri. Ruhu titreten ayrılıklar sardığında bedenleri, yavuz bir fırtına yok ettiğinde tüm umutları ve güçler derdest ettiğinde berrak fikirleri, yüce bir seda imdada yetişiyor. Yarattıklarına aydınlığın sayısız tablosunu gösteren ilah, endişeyi gözlerinin her zerresinde yaşatan kuluna ne diye korkuyu tattırsın ki? O’na yaslanan, kurtuluşu O’na kaçmakta bulan yürekler, ne diye esefle dolsun?
Endişe ile sığınmayı, endişe ile ümit etmeyi aynı anda yüklenen bir insana ulaşan mükâfat da sırtındaki izlerin sayısı kadar olacaktır şüphesiz. Koşan, koştuğu ayak izi sayısınca; konuşan, sarf ettiği kelimeler ağırlığınca ve savaşan, savurduğu darbelerce karşılığını alacak. Endişe, ne yolla olursa olsun sahibine misliyle dönecek ve derdini rabbine arz eden sonsuz umutlara yöneltilecek. Allah, kullarının halini ve akıbetini en iyi bilendir.
Hadiselerin kuvveti, insanın tepkisinde değişen manevi duyguları belirler. Dönüşün O’na olduğuna inanan her yüreğin nasibi vardır endişeden. “İnanç” denen karmaşa (!) dindiği vakit rahata ereceğine inananlara karşı, dört elle hakikate sarılıp haktan yana olmayı tercih edenler vardır ki bu yüce savaşı kazanan, aynı zamanda kendi felahına yatırım yapmış olandır.
Kurumuş topraklara aheste aheste dokunan sular, gökten yere inen çelimsiz damlalar tevekkülle doymayan insanlara seslenir gibidir her daim. Güzelliklerin er geç yola koyulacağını bilen, bunu bildiği için yolda olmayı gaye edinenler, endişe çağını sürdürenlerdir. Bu çağın mensupları, kurumaya yüz tutmuş her fidanı, vekillerin en yücesine uzanan elleriyle toprağa yerleştirirler ve can suyunu endişe kuyusundan çıkarırlar. Neticede büyüyüp serpilen her dava, yıpranması mümkün olmayan inançlar üzerine kurulur.
Rüveyde Bera PALA

Follow