Bir Gölgelikte Harlanan İlk İktidar İmtihanında Kardeşliğin Galibiyeti
Arşiv Genel Yazarlar

Bir Gölgelikte Harlanan İlk İktidar İmtihanında Kardeşliğin Galibiyeti

Giriş:

İnsan, tarihin her döneminde, hayatın önemli parçası olan yönetim/siyaset meselesiyle ciddi bir imtihan yaşamıştır. İnanma, evlenme, çoğalma, yeme içme vb. olguları kadar yönetilme konusu da insanın gündeminde devamlı yer edinmiştir. Hem kültürel birikimin hem de inanılan kutsal değerlerin şekillendirmesi sonucu yönetme ve yönetilme işi sürerlik kazanmıştır.

Hz. Peygamber’in (sas) nübüvvetiyle başlayan ve “İslam Tarihi” olarak adlandırılan zaman diliminde, Allah Rasulü hayattayken iktidar olgusu bir sorun teşkil etmemiştir. Çünkü O (sas), peygamberliğinin yanında yöneticiydi. İslam dininin öncüsü olmasıyla Müslümanların da önderi ve lideriydi. Peygamberliğinin başlama süreci, toplumun yönetimini yürütme görevini de beraberinde getirmişti. Yüce Allah tarafından belirlenip gönderilen bir şahsiyet olması dolayısıyla onun muktedirliği tartışmaya mahal bırakmaksızın kabul edilmiştir.

Allah Rasulü’nün vefatının hemen ardından Müslümanların başına kimin geçeceği, özellikle ensar arasında ilk gündem maddesi olmuştur. Bu çalışmada, Hz. Peygamber (sas) sonrası iktidar olmadaki ilk ihtilaf/imtihan özelliğini taşıyan Hz. Ebubekir’in (ra), Ensar’dan Hazrec kabilesinin Saideoğulları gölgeliğinde halife seçilmesindeki Müslüman ahlakına değinilecektir.

1. Ümmetin Başı Kim Olacak?

Hz. Peygamber’in (sas) vefat haberi kesinleşip yayılınca o esnada Benî Saide gölgeliğinde bulunan Ensar’dan bazı Müslümanlar, Muhacir kardeşlerini çağırıp görüşlerine başvurmayı gerek görmeden,[1] Ensar’ın Hazrec kabilesinin ileri gelenlerinden Sa’d b. Ubade’nin (ra) lider olması gerektiğine kanaat getirmişlerdi.[2] Medineliler (Ensar), şehrin yerlileri olarak lideri seçme hakkının öncelikle kendilerine ait olduğunu düşünmüş olmalıdırlar ki bu anlayış, Arapların kabile liderini seçme yöntemleriyle örtüşmekteydi.[3] Hal böyleyken Sa’d b. Ubade, o anda rahatsız olması nedeniyle oğlunun yardımını alarak Ensar’a bir konuşma yaptı. Konuşmasında, Ensar’ın faziletinden, Hz. Peygamber’i (sas), kendi kavmi sahip çıkmamasına rağmen Medineliler olarak kendilerinin kucaklaması vb. konulardan bahsederek[4] liderlik işinde en çok hak sahibinin Ensar olduğunu söyledi.[5]

Ensar’ın gündemlerine aldıkları halife seçme konusunda yaptıkları konuşmalar esnasında ve neredeyse Sa’d b. Ubade’ye biat etmek üzerelerken[6] Hz. Ebubekir, Hz. Ömer (ra) ve Hz. Peygamber’in (sas) diğer yakın arkadaşları, Mescid-i Nebevi’de taziye halindeydiler. Ensar kardeşlerinin halife seçimi meselesini haber alan Hz. Ömer, “Ensar’dan kardeşlerimize gidelim ve üzere olduklarına bakalım”[7] diyerek durumu Hz. Ebubekir’e iletmiş ve ilgilenmesini istemiştir. Bunun üzerine Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) ve bir kısım Muhacirle Benî Saide gölgeliğine gittiler.[8]

2. Muhacirler, Ümera; Ensar, Vüzera

Ensar’dan Hubab b. Münzir’in (ra), kendilerinden ve Muhacirlerden bir halife seçilmesi teklifini,[9] doğru bulmadıklarını ifade babında Hz. Ebubekir şunları söyledi:

“Allah, Muhammed’i (sas) insanlara peygamber olarak gönderdi ve ümmetine karşı şahit kıldı. Allah’a ibadet etsinler ve birliğine iman etsinler. Onlar o zaman çeşitli tanrılara ibadet ederlerdi. Onlar bu tanrıların kendileri için şefaatçi olacaklarını, onlara yardım ve yararlarının dokunacağını ileri sürerlerdi. Oysaki bunlar yontulmuş taşlar, işlenmiş ağaçlardı. Dilerseniz bu ayetleri okuyabilirsiniz: ‘Siz ve Allah’tan başka ibadet ettikleriniz’,[10] ‘Allah’ı bırakıp da kendilerine hiçbir zarar veya fayda vermeyecek olanlara ibadet ediyorlar ve şefaatçi/erimizdir, diyorlardı’,[11] ‘Onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.’[12] Araplara atalarının dinini terk etmek ağır geldi. Bu sebeple Allah, ilk Muhacirlere; Resulullah’ı (sas) tasdik etmek, ona inanmak, ona manevi destek vermek, kavimlerinin kendilerine uyguladıkları şiddet ve zillete duçar etmelerine, yalanlamalarına, bütün insanların muhalefetine, hakaret etmelerine karşı sabır ve sebat göstermek meziyetine mazhar kılmıştır. Onlar sayılarının azlığından ve insanların hakaret ve küçümsemelerinden, kavimlerinin onların üzerine üşüşmelerinden ürkmediler. Onlar yeryüzünde Allah’a ilk ibadet edenlerdir. Allah’a ve peygamberine ilk olarak onlar inandılar. Onlar Peygamber’in dostları ve akrabalarıdır. İnsanların içinde emirlik işlerine en çok hak sahibi olanlar onlardır. Bu hususta ancak zalim olanlar onlarla çekişir. Ey Ensar topluluğu! İslam’da büyük hizmetleri ve üstünlükleri inkâr edilemeyen insanlarsınız. Allah sizi dini ve peygamberi için yardımcı olarak seçti. Hicretini size nasip kıldı. Bizim nezdimizde konumu ilk Muhacirlerden sonra sizinle aynı olan kimse yoktur. Ümera biz, vüzera sizsiniz. Sizin olmadığınız bir meşveret yoktur ve siz olmadan işler rayına girmez.”[13] Bu sözleriyle Hz. Ebubekir, Ensar-Muhacirun kardeşliğinin önemine vurgu yapmıştı. Ensar olmadan Muhacirlerin, Muhacirler olmadan da Ensar’ın gücünün yetersiz olacağını, Hz. Peygamber (sas) sonrası birbirlerine daha çok kenetlenmeleri gerektiğini hatırlatmıştı.

3. Araplar, Kureyş Dışındakilere İtaat Etmez

Halifenin kim ve kimden olacağı meselesi hakkındaki görüşmelerde Muhacirlerin üzerinde durdukları temel fikir, Arapların; ümmetin asıl öncüsü/lideri Hz. Peygamber’in (sas) vefatı gibi böylesi olağanüstü ve dolayısıyla kritik zamanda, Kureyş dışından seçilecek kişiye itaat etmeyecekleriydi. Hz. Peygamber’in (sas) Kureyş’ten olması, en önemli gerekçelerinden biriydi. Evs ve Hazrec kabileleri arasında cahiliye döneminde uzun yıllar devam eden ve Rasulullah’ın Medine’ye hicretiyle birlikte son bulan düşmanlığın bu kabilelerden bir şahsın lider seçilmesi halinde, seçilecek kişinin kabilesini öne çıkarması suretiyle tekrar edeceği korkusu, Ensar açısından bir zaaf noktası olarak görülüyordu. Üzerinde durulan daha önemli bir konuysa Arapların, Kureyş’ten olmayan bir lidere[14] itaat etmeyecek olmalarıydı. Benî Saide gölgeliğindeki hassas buluşmaya katılan Muhacirler, Hz. Peygamber’e (sas) itaatlerinin devamı için halifenin O’nun kabilesinden seçilmesi gerektiğini anlatmaya çalıştılar.[15]

Muhacirlerin toplantıya katılmalarından önce yapılan görüşmeler sırasında Medineli Müslümanlar/Ensar arasında, Hazrecli Sa’d b. Ubade’yi halife kabul etme önerisi genel olarak kabul görmüştü; ancak toplantıdaki hazirundan Evs kabilesine mensup bazı Medineliler, halifenin Ensar’dan seçilmesi noktasında geçmişteki ilişkilerinden de beslenen bazı çekincelere sahipti.[16]

4. Sahabe, Örnek Kur’an Neslidir

Sahabe toplumunun, içine düştükleri sorun ve problemleri Kur’an ve Sünnet çerçevesinde çözüme kavuşturmaya gayret edecekleri bir hakikattir. Çünkü sahabe nesli, İslam ve insanlık tarihinin tümü için numune-i imtisaldir, örnek bir Kur’an neslidir.[17]

Toplantıda bulunanlar içerisinde çekincelerinden dolayı Sa’d b. Ubade’ye muhalif davrananlar, Mekkeli Müslümanların/Muhacirlerin, İslam’dan önce Evs ve Hazrec kabileleri arasında yıllarca kan dökülmesine neden olan düşmanlığı engelleyici ve barış sağlayıcı bir unsur olarak görüyorlardı. Bu sebeple, Hazrec’den seçilecek şahsın; dengeyi, akrabalarının lehine değiştireceği düşüncesinden yola çıkarak hareket ettikleri akla gelebilir. Bununla birlikte İslam’ın gelişinden sonra küllenmiş olan kabile rekabetinin de Medineli olmayan birisinin yönetimine razı gelinmesinde etkili olduğu söylenebilir.[18]

5. Hz. Ebubekir’in Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde’yi Teklif Etmesi

Ensar’ın ve Muhacirlerin faziletlerinden, İslam’a bağlılıklarından ve hizmetlerinden bahsettiği sözlerinden sonra Hz. Ebubekir, yönetim/hilafet makamına en uygun kişiler olarak yanı başındaki Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde’yi teklif etmişti.[19] Yönetim meraklısı ve sevdalısı olmadığını, benzerine az rastlanacak hareketiyle göstermişti. Önemli olan Müslümanların başsız kalmaması ve karmaşa yaşamamasıydı. Gerek Ensar’ın gerekse Muhacirlerin belli başlılarından biat etmeyen olduysa da sonuç itibariyle genel kabul ile Hz. Ebubekir, hilafet vazifesine layık görülmüştü. Çünkü Hz. Peygamber’in (sas) mağarada arkadaşı, hicrette yoldaşı, hastalığının ağırlaştığı vakitlerde namaz imametini layık gördüğü şahsiyetti. Kimi rivayetlerde Ensar’dan Beşir el-Ensari (ra),[20] kimi rivayetlerde de Muhacirlerden Hz. Ömer’in[21] ilk biat eden olduğu belirtilmiştir.

6. Hz. Ömer’in Konuşması

Benî Saide gölgeliğindeki küçük biatleşmeden bir gün sonra Mescid-i Nebevi’de, Medine’deki bütün Müslümanlar bir araya gelmişti. Hz. Ebubekir, burada bir konuşma yapacaktı ki ondan önce sözü, minbere geçip Hz. Ömer aldı ve şöyle konuştu:

“Ey insanlar, ben size dün bir konuşma yaptım ki o, Allah’ın kitabında bulduğum şeylerden değildi. Resulullah’ın bana ahdetmiş olduğu bir ahit de değildi. Fakat şunu biliyordum ki Resulullah, yakında bizim işimizi düzene sokar. Ve bu, bizim son halimiz olur. Şüphesiz Allah ve Resul’ünün kendisiyle hidâyet edip doğru yolu gösterdikleri kitabını size bırakmıştır. Eğer ona sımsıkı bağlanırsanız Allah ona hidâyet olarak verdiği şeyi size de vermiştir. Allah sizin işinizi, en hayırlınızın eline vermiştir. O, Resulullah’ın arkadaşıdır. İkisi de mağarada bulundukları zaman ikinin ikincisidir. O hâlde kalkınız ve ona biat ediniz.” Bu sözler üzerine insanlar, Ebubekir’e Sakife/gölgelik biatinden sonra Biat-i âmme ile biat ettiler.[22] İstisnalar hariç Müslümanların tümü Hz. Ebubekir’e orada biat etti.[23]

7. Hz. Ebubekir’in Konuşması

Hz. Ömer’in mescitteki hitabından sonra Hz. Ebubekir minbere çıktı. Allah’a hamd etti ve O’na, senada bulundu, övdü. Sonra şu sözleri sarf etti:

“Ey insanlar! Ben sizin üzerinize veli kılındım, hâlbuki sizin en hayırlınız değilim. Eğer iyilik yaparsam bana yardımcı olunuz. Eğer kötülük yaparsam beni doğrultunuz. Doğruluk emanettir, yalan hıyanettir. Zayıfınız hakkını alıncaya kadar bana göre kuvvetlidir. Kuvvetliniz de hakkı ondan alıncaya kadar zayıftır. Bir kavim Allah yolunda cihadı terk etmez ki Allah onlara zillet boyunduruğunu vurmasın. Şimdiye kadar hiçbir kavimde fahişelik yaygınlaşmamıştır ki Allah onlara belayı umumileştirmesin. Allah ve Resul’üne itaat ettiğim müddetçe bana itaat ediniz. Allah ve Resulüne isyan ettiğim zaman bana itaat etmeniz gerekmez. Namazınıza kalkınız. Allah sizi bağışlasın.”[24]

8. Sahabe, Model Bir Toplum Değil midir?

Hz. Ebubekir, konuşmasının başında tevazu göstererek kendisine biat edenler arasında bu işi yapabilecek kimseler olduğunu hatta bunların kendisinden daha hayırlı oldukları halde halife olarak seçildiğini ifade ederek bulunduğu konumun anlam ve değerini hatırlatmıştır. Yönetici olarak doğruluktan ayrılmayacağı sözünü vermiş ve bunu hedef olarak ifade etmiştir. Sarf ettiği bu sözleriyle, kendisinden sonra gelecek bütün Müslüman idare sahipleri için önemli bir prensibi miras olarak bırakmıştır, denilebilir.[25]

Eşine az rastlanacak türden insani ve İslamî tavırları sergileyen Sahabe toplumu için model bir toplum değil de belki ibret alınabilecek bir toplum oldukları[26] savunusunda bulunma talihsizliğini gündemlerine alıp sayfalarına taşıyan müellifler olmuştur.[27]

Sonuç

İnsan olmaları nedeniyle hata yapmalarının kaçınılmazlığı hakikatinden yola çıkarak sahabiler içerisinde ilk iktidar imtihanı denilebilecek Saideoğulları çardağında Hz. Ebubekir (ra) ile Sa’d b. Ubade (ra) özelindeki halife seçimi, örnek ve ibret alma hüviyetine sahiptir. Beşerin şaştığına, tarih, çokça şahit olmuştur ve dünya dönüp durduğu müddetçe de şahit olunacaktır. İş, bile isteye hataya düşmemektir. İslam’ın ilkleri, örnek Kur’an nesli olan sahabe, Kur’an ve Sünnet çeşmesinden kana kana içen bir topluluk olmuştur. En zorlu ve sıkıntılı zamanlarda rehber ve liderleri olan Hz. Peygamber’in (sas) yanında duran, peşinden bir an olsun ayrılıp onu yalnız bırakmayan, nice işkencelere göğüs geren, doğup büyüdükleri topraklarından davaları için hicret eden bu çilekeş insanları, Allah Rasulü’nün vefatı anında yaşadıkları iyi veya kötü denebilecek tecrübeden dolayı küçümsemek, itibarsızlaştırmak insaf dışıdır.

Vahiyle dirilen, yine vahiyle doğrulup vahiyle yürüyen bir toplumun yaşadığı ilk halifelik imtihanı, Müslüman bakış açısıyla hayırla yâd edilmeyi gerektirir. Yüce Allah, onlardan razı olsun.

Fatih PALA

fatihpalafatih@gmail.com

Kaynakça

Adnan Demircan. Haricilik Mezhebinin Doğuşu Bağlamında Din-Siyaset İlişkisi. 2. bs. Beyan, 2015.

Adnan Demircan. Hilafetin Hikâyesi. Beyan, 2021.

Adnan Demircan. İslam Tarihi’nin İlk Döneminde Önderler ve İhtilaflar. 2. bs. Beyan, 2019.

Adnan Demircan. Râşid Halifeler. 6. bs. Beyan, 2024.

Ahmet Ziya Akbulut. Sahabe Devri Siyasi Hadiselerinin Kelami Problemlere Etkileri. Birleşik Yayıncılık, 1992.

Ali Muhammed Sallabi. Birinci Halife Hz. Ebubekir. 3. bs. Ravza Yayınları, 2016.

Belâzürî. Ensâbu’l-Eşrâf, İslam Tarihinde Öncü Şahsiyetler. 1. bs. C. 1. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2020.

İbn Cerir et-Taberi. Taberi Tarihi. Birinci Baskı: Eylül 2019. C. 3. Ankara Okulu yayınları 272/3. Ankara Okulu Basım Yayın, 2019.

İbn Kuteybe. el-İmâme ve’s-Siyâse. çev. Cemalettin Saylık. Ankara Okulu Yayınları, 2017.

İbn-i Hişam. Siret-i İbn-i Hişam, İslam Tarihi. C. 4. Kahraman Yayınları, 2006.

İbnu’l-Esîr. el-Kâmil fi’t-Târih. C. 2. Bahar Yayınları, 1991.

Mehmed Said Hatiboğlu. Hilafetin Kureyşliliği. 7. baskı: Kasım 2022. OTTO 12. OTTO, 2022.

Mehmet Azimli. Dört Halifeyi Farklı Okumak-1 Hz. Ebu Bekir. 8. bs. Ankara Okulu Yayınları, 2022.

Mustafa Fayda. Hulefâ-yı Râşidîn. 15. bs. Kubbealtı, 2026.

Seyyid Kutub. Yoldaki İşaretler. çev. Kamil M. Çetiner. Beka Yayınları, 2017.

Şefaettin Severcan. Din-Siyaset İlişkisi Asr-ı Saadet Dönemi. 2. bs. Fecr, 2023.

[1] Adnan Demircan, Râşid Halifeler. s. 24

[2] İbnu’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târih, c. 2., s. 298

[3] Adnan Demircan, Haricilik Mezhebinin Doğuşu Bağlamında Din-Siyaset İlişkisi. s. 18; Mustafa Fayda, Hulefâ-yı Râşidîn. s. 112

[4] İbn Kuteybe, el-İmâme ve’s-Siyâse. s. 27-28.

[5] Adnan Demircan, Râşid Halifeler. s. 24.

[6] İbn-i Hişam, Siret-i İbn-i Hişam, İslam Tarihi, c. 4., s. 413.

[7] İbn-i Hişam, Siret-i İbn-i Hişam, İslam Tarihi, c. 4., s. 414.

[8] Şefaettin Severcan, Din-Siyaset İlişkisi Asr-ı Saadet Dönemi. s. 178-179.

[9] Belâzürî, Ensâbu’l-Eşrâf, İslam Tarihinde Öncü Şahsiyetler, c. 1. s. 661; İbn Cerir et-Taberi, Taberi Tarihi, c. 3., s. 204.

[10] Enbiya, 21/98.

[11] Yunus, 10/18.

[12] Zümer, 39/3.

[13] İbn Kuteybe, el-İmâme ve’s-Siyâse., s. 30.

[14] Mustafa Fayda, Hulefâ-yı Râşidîn., s. 115. “İmamlar Kureyş’tendir” sözü, halife seçiminde gündeme getirilmiştir. Hadis olduğu da, Hz. Ebubekir’in sözü olduğu da söylenmiştir. Hadis olduğunu söyleyen İslam tarihçileri, Hz. Ebubekir’in halife seçilmesini ilahi bir dayanağa bağlamışlardır. Konuyla ilgili detay için bkz.: Ali Muhammed Sallabi, Birinci Halife Hz. Ebubekir., s. 154-156. Hilafetin Kureyşliliği konusunun ilgilileri için bkz.: Mehmed Said Hatiboğlu, Hilafetin Kureyşliliği.

[15] Adnan Demircan, İslam Tarihi’nin İlk Döneminde Önderler ve İhtilaflar., s. 31.

[16] Adnan Demircan, Hilafetin Hikâyesi., s. 53.

[17] Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler., s. 15.

[18] Adnan Demircan, Hilafetin Hikâyesi., s. 53.

[19] İbn-i Hişam, Siret-i İbn-i Hişam, İslam Tarihi, c. 4., s. 416; İbn Kuteybe, el-İmâme ve’s-Siyâse., s. 32; İbnu’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târih, c. 2., s. 298; İbn Cerir et-Taberi, Taberi Tarihi, c. 3., s. 203.

[20] İbn Kuteybe, el-İmâme ve’s-Siyâse., s. 33.

[21] İbn Cerir et-Taberi, Taberi Tarihi, c. 3., s. 204.

[22] İbn-i Hişam, Siret-i İbn-i Hişam, İslam Tarihi, c. 4., s. 418.

[23] İbn Kuteybe, el-İmâme ve’s-Siyâse., s. 35.

[24] İbn-i Hişam, Siret-i İbn-i Hişam, İslam Tarihi, c. 4., s. 418.

[25] Adnan Demircan, İslam Tarihi’nin İlk Döneminde Önderler ve İhtilaflar., s. 33.

[26] Ahmet Ziya Akbulut, Sahabe Devri Siyasi Hadiselerinin Kelami Problemlere Etkileri. s. 345.

[27] Mehmet Azimli, Dört Halifeyi Farklı Okumak-1 Hz. Ebu Bekir. s. 52.

GRUBA KATIL