Başta eşlerimizle olan ilişkilerimiz olmak üzere insan ilişkilerimize en çok zarar veren, “zan”dır. Hatta kişinin rabbiyle olan bağına dahi zarar verebilir. Çünkü zan, imanın artıp azalmasını etkileyen güçlü bir unsurdur.
Bu nedenle Allah (cc) kullarına hüsnüzanda bulunmalarını ve suizandan uzak durmalarını emretmiştir. Zan dediğimiz şey; kesin olmayan, kişinin düşünüp taşınarak ulaştığı bilgidir. Zanna şekil veren, daha çok insanın deneyimleriyle oluşturduğu algı biçimidir.
Daha önce sadakatsizliğini gördüğü eşinin davranışlarını, şüphe penceresinden yorumlamak gibi…
Şayet zannı etkileyen algılarımızı doğru deneyimlerle şekillendirmezsek hayat bizim için çekilmez ve yorucu hâle gelebilir.
Rabbimizin bizden hüsnüzanda bulunmamızı ve suizandan uzak durmamızı istemesiyle iki konuda kulunun yararını gözettiğini görürüz: Biri bireyin ruhsal durumunu dengede tutmak, diğeri ise toplumsal huzuru sağlamaktır.
Hüsnüzannın psikolojik ve sosyal faydaları vardır.
Psikolojik faydaları:
- Serotonin ve oksitosini arttırır
Beyinde serotonin (mutluluk) ve oksitosin hormonunun salgılanmasını sağlar. Buraya kadar gelmişken eşinden yıllarca dayak yemiş ama yediği dayağı daima “Eşim beni çok sevip kıskandığı için bunu yapıyor.” şeklinde yorumlayan ve yıllardır mutlu olduğunu dile getiren hanımefendinin hüsnüzan penceresini anmadan geçemeyeceğim. Bu hanımefendiyi dinlerken rasyonel duygucu, davranışçı kuramın kuramcısı Albert Ellis’in şu sözü aklıma geldi: “Beni üzen olaylar değil, o olaylar hakkındaki irrasyonel düşüncelerimdir.”
Oksitosin hormonu, güven ve bağlanma duygusunu güçlendirir. Yani hüsnüzanda bulunduğunuz kişiye güvenle bağlanabilirsiniz.
Bu iki hormon, duygusal dayanıklılığı artırır ve depresif düşünceleri hafifletir. Kişinin önce kendi ruhuna zarar veren kin, öfke ve kırgınlığı azaltır.
- Affediciliği ve gönül genişliğini artırır
Hüsnüzanda bulunabilen kişi, kendisinin ve başkalarının hataları karşısında affedici olur. Kendine ve çevresindekilere karşı şefkatli bir farkındalık geliştirir. Buna gönül genişliği diyebiliriz. Gönül genişliğine sahip kişinin ilişkileri güçlenir.
- Kaygı ve stresi azaltır
Hüsnü zanda bulunmak; suizannı (kötü zan), kaygı ve stresi azaltır. Kötü zan; “Ya şöyle olursa?” düşüncesini tetikleyerek kaygı, panik ve vesveseye yol açar. Hüsnüzan ise beynin tehdit algısını düşürür, amigdalayı harekete geçirip kortizol salgılanmasına engel olur.
Olumsuz yorum yapmaya eğilimli (suizan penceresini kullanan) bireylerde kaygı bozuklukları, öfke patlamaları ve psikosomatik (migren, mide ağrısı, gastrit, ülser, bağırsak sorunları, çarpıntı…) şikâyetler daha sık görülür. Hüsnüzan ise tüm bu sorunları azaltan bir etkendir.
Zihinsel huzur arttıkça kaygı ve stres azalır.
- Kişiyi pesimist bakış açısından kurtarır, zihinsel yükü azaltır.
Olayların olumsuz yanını sürekli kurgulayan kişi, gerginlik yaşar. Psikolojide “ruminasyon” olarak adlandırılan aşırı ve takıntılı düşünme hâlinden kurtulmanın yolu, hüsnüzandır. Ruminasyon, yani takıntı, suizanla başlar. Pesimist bakış açısının doğurduğu içsel gerginlikten kurtulmanın tek yolu hüsnüzandır.
- Öz saygıyı ve içsel güveni artırır
Etrafındakiler hakkında iyi düşünen kişi, kendini daha az yargılar. Olumlu bakış açısı geliştiren kişi, kendisi hakkında da olumlu düşünmeye başlar. Böylece özsaygısı ve özgüveni artar.
6) Tükenmişlik ve yorgunluğu azaltır
Tükenmişlik, kişinin stresle başa çıkma yöntemleri geliştirememesi sonucunda yavaş yavaş oluşan bir durumdur. Duygusal tükenme, çevreye karşı duyarsızlaşma, başarı hissinin azalması bir tükenmişlik durumudur. Bu duruma sebep olan birçok etmen vardır ancak en başta gelen, hüsnüzanda bulunmamaktır.
Sosyal faydaları:
- Toplumsal huzuru korur.
Toplumun huzurunun bozulmasına sebep olan, suizandır. Hüsnüzanda bulunana bir kişi, muhatabını yanlış anlamaz; davranışlara karşı olumlu pencere kullanır. Bu durum, o kişi hakkında dedikodu yapılmasına engel olur.
Toplumsal huzuru bozan dedikodu ve laf taşımanın önüne geçen temel unsur, hüsnüzandır.
Hüsnüzan, başkalarının niyetlerinden şüphe duymaya engel olur. Herkes birbirinin niyetinden şüphe duyarsa toplum çöker. Hüsnü zan güveni güçlendirir.
Buraya kadar gelmişken şunu dile getirmek isterim ki toplum olarak birbirimize güven duyamaz bir hâlde olmamızın sebebi, kötü zan beslemek olsa da bu zanna sebebiyet veren, olumsuz olayları manşetleyerek meşrulaştıran sistemin bizi suizanna teşvik etmesidir.
- Hüsnü zan ilişkileri onarır ve bağları kuvvetlendirir
Hüsnüzanda bulunmuş olduğumuz kişiyle daha yakın ve güvenli bir ilişki, iletişim kurarız. Onun davranışlarını şüpheyle yorumlamadığımız için ilişki kalitesi ve güven artar.
- İletişim Kalitesi Yükselir
Hüsnüzan ile iletişim kurduğumuz kişiye karşı daha yumuşak konuşuruz, o kişiyi incitmemeye çalışırız. Beslediğimiz zan, duygularımıza yön verir. Hüsnüzan, sevgi ile iletişim kurmaya vesile olurken suizan, öfke ve kızgınlık ile iletişim kurmamıza sebep olur.
- Ön Yargıyı Azaltır
Hüsnüzan, insanları kalıplara koymayı engeller. Böylece toplumsal ortamlarda adalet ve nezaket artar.
Kendisine karşı hüsnüzanda bulunduğunuz kimseyi bir kalıba koymazsınız ancak hüsnüzanda bulunmadığınız kişiyle ilgili daha önce almış olduğunuz bilgilerle onu bir kalıba koyar ve her davranışını o kalıptan yorumlarsınız. Bu da adalet ve nezaketten uzaklaşmanıza sebep olur.
- Toplumsal barışı ve dayanışmayı güçlendirir
Hüsnüzan, dayanışmaya vesile olur; suizan ise kişileri ayrıştırmaya sebep olur. Böylece çatışmalar artar. Gergin ve kişilerin birbirlerine şüpheyle yaklaştığı bir ortamda, birlik ve beraberlik olmaz.
- maddeyi 4. madde ile birleştirerek yorumladığımızda ortaya şu çıkar: Hüsnüzannı terk edip bir kalıba koyarak yaklaştığımız kişiyi, ötekileştiririz. Bu da bizim barış ve dayanışma içinde yaşamamıza, adil olmamıza engel olur.
Rabbimiz kullarına kötü zanda bulunmayı haram kılmıştır:
Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı (dahi) günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin özelini araştırmayın). Birbirinizin gıybetini yapmayın (arkasından konuşmayın). Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemeyi ister mi? (Nasıl da) tiksindiniz. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz ki Allah, (tövbeye muvaffak kılan ve tövbeleri çokça kabul eden) Tevvâb, (kullarına karşı merhametli olan) rahîmdir. (Hucurat-12)
Allah’ın (cc) bu ayette kaçınmamızı istediği zan, ‘suizandır’ zira ayetin devamında, toplumsal huzuru bozan etmenlerden bahsedip bu eylemlerin ne kadar çirkin olduğunu dile getiriyor. Ancak bu eylemlerin kaynak noktası ise suizandır zira hiç kimse hüsnüzanda bulunduğu bir kardeşi hakkında, bu eylemleri (tecessüs, gıybet, iftira laf taşıma…) gerçekleştirmez.
Madem suizan, bu kadar tehlikeli hem psikolojik hem sosyolojik zararları var madem Hüsnüzan, bu kadar iyi hem psikolojik hem sosyolojik faydaları var, öyleyse hüsnüzanla hareket edip suizandan kaçınmanın yolları nelerdir?
Hüsnüzanda bulunabilmek için iki şeye dikkat etmeliyiz:
- Empati
Muhatabının yerine kendini koyarak olayı değerlendiren bir kişi, muhatabının niyetini okumaya kalkmaz. Niyet okumaya kalkmak, kişiyi suizanna iter oysa kendimizi onun yerine koyduğumuzda kendimize yapılmasına razı olmadığımız bir şeyi, muhatabımıza da yapmayız.
Hüsnüzan da suizan da kişinin duygularını harekete geçirir. Suizan, olumsuz duyguları harekete geçirip kişiyi huzursuz ederken hüsnüzan, olumlu duyguları harekete geçirip kişiyi içsel ve dışsal olarak huzurlu kılar. Bu huzuru elde edebilmenin tek yolu, hüsnüzan; hüsnüzannı elde etmenin tek yolu ise empatidir.
- Olay Çerçevesini Doğru Şekillendirmek
Yaşadığımız her olayda, her zaman iki farklı pencere oluşur. Biri olumlu, diğeri olumsuzdur. Her olayı, fıtratımızdaki “iç mahkeme” ile tartarız.
İç mahkemede; nefis (id), vicdan (süper ego) ve akıl (ego) vardır. Nefis, bu mahkemede avukat rolünü oynar, her zaman kendini haklı gösterir. Vicdan ise savcıdır, yanlışını yüzüne vurur. Akıl (ego) hâkimdir, yani karar verendir.
Yaşanan her olayda, insanın içinde bir mahkeme kurulur ve bu mahkeme sonrasında aklın aldığı karar hangi yönde ise çoğunlukla o yönde davranış kalıbı belirlenir. Bu davranış kalıbı, olay sırasında otomatik olarak devreye girer. Yapmamız gereken, davranış kalıbını değiştirmektir. Bu davranış kalıbı ebeveynler aracılığı ile “öğrenilmiş bir davranış” olabilir:
- Sürekli eleştirilen, küçümsenen “Aman kötü bir şey olur.” denerek büyütülen çocuklar, ileride olayların olumsuz yanını görüp sürekli suizan penceresine meyledici davranış kalıpları geliştirirler.
- Kişilik gelişimi anında güven sarsıcı olaylar yaşayan (cinsel taciz, değer verdiği bir eşyasının çalınması…) çocuklarda, güven sorunu olduğu için suizan penceresine meyledici davranış kalıpları gelişir.
- “Ne yaparsa yapsın sonucun değişmediği ortamlarda yetişen çocuklarda karamsarlık geliştiği için suizan penceresine meyledici davranış kalıpları gelişir.
Bu tarz bir bakış açısına sahip olmak, karakterin bir parçası değildir ancak bir davranış kalıbı, alışkanlık olur. Bunu değiştirebilmenin yolları:
- Bilişsel farkındalık geliştirmek
O an aklımıza gelen durumun gerçekliğe uyup uymadığını kontrol edebiliriz.
- Delilsiz gelen kötü düşünceyi onaylamamak
- Maruz bırakmak
Gelen olumsuz zan ile yüzleşmek. Hakikatler ile yüzleşerek olumsuz zanları zayıflatabiliriz.
- Güven inşa etmek
Bu güven duygusunu Allah’ın (cc) takdirine karşı geliştirebiliriz, tefekkür ile duaya sarılabiliriz.
- Pozitif çevre edinmek
Yani hüsnüzanda bulunan, umut ve güven veren kişilerle arkadaşlık kurabiliriz.
النَّبِيُّ ﷺ قَالَ: “الْمَرْءُعَلَىدِينِخَلِيلِهِ، فَلْيَنْظُرْأَحَدُكُمْمَنْيُخَالِلُ”
Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki “Kişi, dostunun dini üzeredir. O hâlde, sizden her biri kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.” Tirmizî, Zühd 45; Ebû Dâvûd, Edeb 16
Suizan ve hüsnüzan, ahlakın bir parçasıdır, ahlak ise dinin bir parçasıdır.
Oturup kalktığımız kimseler, olayları değerlendirme edinimlerimizin en büyük etmenidir.
- Geçmişte edindiğimiz deneyimleri dönüştürmek için uzman desteği almak
Psk . İmren Şahin Büyüköz

Follow