Tevekkül, İmanın İzharı ve İspatıdır
Arşiv Genel Yazarlar

Tevekkül, İmanın İzharı ve İspatıdır

Tevekkül, elinden geleni yapıp sonucunu Allah’a bırakmak demektir. Bu, pasif bir bekleyiş değil, inancın hayatla el ele verdiği, emeğin ve teslimiyetin aynı anda durduğu bir tavırdır. Tavır, nettir aslında: Tevekkül, imanını ispatlamaktır.

İnsanın aklıyla, emeğiyle ve planıyla ortaya koyduğu çabayı tevekkülle harmanladığı yerde, bir zarafet doğar. Hazırlık yapılır, tedbir alınır, yollar hesaplanır; sonra insan o ihtimalleri dua ile teslim eder. “Atını bağla, sonra tevekkül et.” öğüdü, tevekkülü tembellikten ayırır: Önce bağlamak, sonra gönül huzuruyla güvenebilmek gerekir.

Günümüzün telaşlı ruhu ise bu ayrımı, çoğu zaman bulanıklaştırdı. Maddeci ve pragmatik olmaya doğru dörtnala koşan yeni bir birey tipi çıktı; sebeplerin, sonuçlar üzerinde mutlak belirleyici olduğuna inanıyor. Onlar için dünya, hesaplanabilir neden‑sonuç zincirlerinden ibaret; strateji, optimizasyon ve veri, her şeyin anahtarı. Bu bakış, tevekkülün ince dokusunu gölgeler. Zira tevekkül, sebepleri yok saymak değil, sebeplere rağmen nihai hükmün, insanın ötesinde olduğunu kabullenmektir.

Sebeplere aşırı güven, kibir ve kontrol yanılsaması doğurur. Her şeyin insan elinde olduğuna inanmak, hata payını ve belirsizliği yok saymak demektir; başarısızlıklar daha sarsıcı, panik daha derin olur. Asrın insanı, tevekkülü tedbirsizlik saymaya başladığında aslında imanının bir parçasını yitirmiş demektir. Kim tevekkülü “işe yaramayan bir bekleyiş” sayarsa hem eylemin hem de teslimiyetin derinliğini kaçırır.

Gerçek tevekkül, sebeplerle sonuçlar arasındaki ilişkiyi yok saymaz, tam tersine onu hakikatle yüzleştirir. İnsan; sebebi arar, tedbir alır, elinden geleni yapar ama her hesap oyununu bitiren bir ihtimalin, her planı aşan bir gerçeğin varlığını yüreğinde taşır. İnanç, sebeplere yatırım yapmaktan vazgeçmeyi değil, sebeplerin son söz olmadığını bilerek onlara ruh vermeyi emreder.

Tevekkülün iç dünyaya dokunan bir yüzü vardır: neticelere dair bir tür rahatlama. Elinden geleni yapmış olan, başarısızlık karşısında kırılmak yerine ders alır; zafer anında kibirlenmez. Bu sakinlik, başıboş bir kabullenme değil, yeniden ayağa kalkmayı kolaylaştıran bir kuvvettir. Tevekkül, insana “yine de dene” deme cesaretini verir çünkü sonucu değil, samimi çabayı merkeze koyan bir ahlaki perspektifi besler.

Toplumsal açıdan da tevekkül önem taşır. İmanla yoğrulmuş tevekkül, bireyin haklarına saygı göstermesini, emeğe hürmet etmesini ve adaleti savunmasını ister. Tevekkülü bahaneye çevirip sorumluluktan kaçan bir tutum, toplumsal dokuda gedikler açar. Bu yüzden tevekkül, yalnız bireysel bir mesele değil, ortak hayatın adalet terazisinde bir nirengi noktasıdır.

Elini taşın altına koymadan “tevekkül” etmek kolaydır. Sahici olan, çalışıp üzüntüyü, sevinci, umudu ve teslimiyeti bir arada taşıyabilmektir. Akıl ve emekle çalışmak, tedbirle hazırlamak ve nihayetinde tevazu ile neticeyi Rabbine havale etmek… İşte hem insanı ayakta tutan hem de imanın anlamını koruyan duruş budur.

Taşkın ÖNEL

GRUBA KATIL