Dünyaya, hidayete, rahmete, merhamete, adalete gözlerimizi açtıran Rabbimiz Allah’a (cc) hamd olsun. Mükemmel bir hayatla bizlere numune-i imtisal olan yüce Allah’ın Resulüne salât-u selam olsun.
İnsan, tevekkülü de tereddüdü de hem dünya için hem de ahiret için biriktirir ve yaşar. Tevekkül ki her şeyin yüce Allah’ın ilminde ve emrinde olduğunun bilincinin en açık göstergesi ve ifadesidir. Tereddüt ise ümit ve korku (havf ve reca) sınırlarında dolaşmak olarak insanı kuşatır. Aşırısı, tevekkülün zıddı demektir.
Rabbimiz Allah’ın üzerimize yazdıklarından başkasının başımıza gelmeyeceğini, bize isabet etmeyeceğini, O’nun gerçek dostumuz, sahibimiz, efendimiz olduğunu ve yalnızca O’na dayanıp güvenmemiz gerektiğini en güzel, en açık haliyle öğreniyoruz hayat ve hidayet rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’den (Tevbe, 51).
Her yapıp ettiğimizin ve düşünüp tasarladığımızın bilgisi yüce Allah’ın elinde ve emrindeyse bize düşen ne olmalıdır?
Hayatımızın bütün an ve alanlarına hâkim kılma mücadelesi vereceğimiz inancımızı, yine hayatımızın ve inancımızın maliki ve hükümranı olan rabbimizin belirlediği ilkeler şekillendirmelidir. Sahip Allah, söz Allah’ın, belirleyici yine ve hep Allah, ilkeler de O’ndan sadır olduğuna göre bize düşen, onları uygulamaya geçirmektir. Kötülüğün her şeklini bizlere yaptırmaya çalışan nefse ve yine hem iç hem de dış ezeli-ebedi düşmanımız şeytana rağmen bu uygulama gerçeğini yaşamamız, yaşatmamız gerekmektedir. Dünyaya, imtihan edilmek için gönderildiğimizi ayet ayet bizlere anlatan ve fark ettiren aziz ve kerim kitabımız Kur’an, bu imtihanı nasıl muvaffakiyetle geçireceğimizin yollarını göstermiş, izlerini belletmiştir bizlere.
Nefsimizin hoşuna giden şeyler…
Bir şey nefsimizin hoşuna gitmiyorsa bilmeliyiz ki çoğunlukla o bizim için hayırlıdır, iyidir, gereklidir. Çünkü nefis ve şeytan düşmanlarımız, hakkımızda iyi ve hayırlı olanı bizlere sevimsizleştirirler. Ama tam tersi, bize kötülük ve şer getirecek sözlere ve işlere bütün mesaimizi harcamamız için hiç olmayacak kadar zaman ve iştiyak peyda ettirirler. Bunu hissedip anlayabilen bahtiyar müminler, zor da olsa, isteksiz de olunsa yüce Allah’ın emrine ve Rasulullah’ın (sas) sünnetine sarılmalıdırlar, sarılmak mecburiyetindedirler.
Akl-ı selim olan Müslümanlar, gelip geçici ve çok yaşayanın yüze kadar yaşadığı şu dünya hayatına değil; sonu gelmeyecek ve öldükten sonra bir daha ölmeyeceğimiz bir âlem olan ahirete yatırım yaparlar. En küçük bir sözün, bir düşüncenin, bir bakışın ve bir duyuşun bile hesabının sorulacağı ahiret mi daha değerli ve önemlidir yoksa her an ölümün gelip çatacağı ve ömrümüzün son bulacağı bu dünya mı?
Tereddüdümüz; sonumuz, cennet mi cehennem mi olacak üzerine yoğunlaşmalı. Tevekkülümüz; bilebildiğimiz ve becerebildiğimiz kadarıyla ilahi emirlere uyup, yine ilahi yasaklardan kaçınmamızdan, bu hakikatleri yaygınlaştırmanın çabasını verdikten sonra olmalı.
Üzerimize düşenleri hesabımızdan düşürmeden yapmakla ya da söylemekle yükümlüyüz. Söylememiz gerekirken söylemediklerimizden, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan; söylemememiz gerekirken söylediklerimizden, yapmamamız gerekirken yaptıklarımızdan dolayı hesaba çekileceğimizi, imtihana tabi tutulacağımızı unutmadan bir ömür sürmek ve yüce Allah’ı razı etmenin gayretindeyken son nefesimizi vermek duasıyla…
Fatih PALA
fatihpalafatih@gmail.com

Follow