Müşterekte Birleşmek
Arşiv Genel Yazarlar

Müşterekte Birleşmek

Kalpleri evirip çeviren Allah’ın (c.c) şanı çok yücedir. O’na (c.c) hamd olsun. O (c.c) ki insanı bir kan pıhtısından yaratıp, şekil verendir. İnsan anılmaya değecek bir varlık değilken yeryüzünde halife kılan yine O’dur (c.c). İnsan ise bu hilafetin kıymetini ve ne demek olduğunu bilmiyor. Aslında insan birçok şeyi bilmiyor, fakat her şeyi biliyormuş gibi davranıyor. Günümüz insanının en büyük sorunlarından biridir maddeye, eşyaya, doğaya ve kendine hak ettiği yorumu yapıp ona göre değer biçememesi. Değersiz olana hak ettiğinden fazla değer verirken hakikaten değerli olanı ise ya görmezden geliyor ya da gereğinin çok altında değer veriyor. Değerli olana değer vermemesi, o şeyden bir şey eksiltmezken, değersiz olana yüklediği aşırı değer insanı değersizleştirip bayağılaştırıyor. Bayağılaşan insan tehlikeli bir canlıya dönüşerek akla, vicdana ve insanlığa sığmayacak eylemlere girişerek hayvanlaşıyor ve hatta hayvandan çok daha aşağılara düşebiliyor. Yüce Allah (c.c) gönderdiği kitaplar ve peygamberlerle insanın, bu aşağılık durumdan korunması için yol göstermiştir.
Bugün yeryüzünde hâkim olan azgın ve haddi aşmış sistemler, değersiz ve bayağı olanı değerliymiş gibi insanlara servis ederek bütün insanları sıradan ve değersiz topluluklar haline getirdi. Elinde kurtarıcı olabilecek argümanı olmayan topluluklar çoktan bu azgınların kervanına takılıp kendilerini zayi etmişler. Öyle ki artık iyilik ve kötülük iç içe girerek ciddi bir kafa karışıklığına neden oluyor. Yaptıkları hiçbir kötülükten pişman olmadıkları gibi, üstüne süsleyip püsleyip toplumun seyrine sunuyorlar.
Öte yandan kurtarıcı argümanı olan toplumlar, ya bu değerin içinde yaşadıklarından dolayı farkında değiller ya da sahip oldukları bu değerin hakkını teslim etmiyorlar.
Dünya içindekiler ile birlikte karanlık bir çağdan geçerken, bu karanlığa ışık tutabilecek olan inancı ve enerjiyi de içinde barındırıyor. İslam bu karanlığa ışık tutabilecek kapasitede ki yegâne inanç ve yaşam sistemidir. Tarih boyunca tepetaklak olan insanlık ve sosyal hayat defalarca çürümenin eşiğine gelmiş, yüce Allah (c.c) insanlar arasından seçtiği peygamberleri ve gönderdiği kitaplar ile bu çürümeye müdahale etmiştir.
Son elçi Hz. Muhammed (s.a.v) önderliğinde İslam geldiği çağdan beri karanlık ve çürümüş zihinlerle mücadelesine devam ediyor. Bu öyle bir mücadele ki bir tarafta hâlihazırda bulunanı hiçbir sınır çizmeden ve tanımadan insanlığa sunan azgınlar topluluğu, diğer tarafta ölçülü, bilinçli, vicdanlı, paylaşımcı, toplumun imarı için çabalayan, adaletli ve ıslah edici İslam. Her fırsatta toplumu bölüp sınıflandıran, insanlar arasına fitne sokanlara karşı, her ne kadar farklı düşüncede ve inançta olsalar da insanları ortak bir noktada birleşmeye davet eden İslam. Kurdukları faiz sistemi ve kapitalist mantıkla azınlık bir grubu zenginleştirip, çoğunluğu sefalet ve köleliğe sürükleyenlere karşı, paylaşımı ön planda tutup, yığıp biriktirmeyi hoş görmeyen ve getirdiği ekonomik düzenle adaletli ve paylaşımcı olmayı emreden İslam.
İnsanları yalnızlığa mahkûm ederek aile, akrabalık, komşuluk, arkadaşlık gibi birçok toplumsal değeri kaybetmemize neden olan bu zihniyete karşı, “Allah’a kulluk edin, O’na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez.” (Nisa, 36) deyip, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturu ile öğüt veren İslam.
İslam, hemen hemen bütün ibadetlerin topluca yapılmasını teşvik ederek herkesin aynı duygu içinde olmasını, omuz omuza, gönül gönüle ümmet olmayı överken toplum bilincini canlı tutmayı hedefler. Sadece fiziki olarak bir arada olmak değildir amaç. İslam, gönülleri birleştirerek, iyilikte ve Allah’ı (c.c) razı etmede bir yarış başlatarak, yarını bugün den daha ileri taşır. Sevinçler, mutluluklar, hüzünler ve zorluklar hep birlikte yaşansın, aşılması gereken bir engel varsa el birliği ile aşılsın, düşkün birileri varsa hep beraber ayağa kaldırılsın ister.
İçinde bulunduğumuz mübarek ramazan ayı aynı duyguyu yaşadığımız, paylaşmanın, Allah yolunda infak etmenin ve ümmet olmanın ne demek olduğunu anlatan eşsiz bir örnektir. Ramazanda milyarlarca insan hep birlikte aç-susuz kalır, hep birlikte aynı duyguları yaşar ve yine hep birlikte bir olan ilahi makamdan komut alır.
İşte bu yerle yeksan olan insanlık için kurtuluşun reçetesidir. İhtiyaç duyduğumuz birliktelik, yardımlaşma, gönüldaşlık, merhamet gibi nice güzel duyguları tekrardan gün yüzüne çıkaran kutlu bir zamandır. Dünyanın karmaşası içinde yoğrulup biriktirdiğimiz hırslardan, pisliklerden temizlenmenin fırsatıdır ramazan.
Sosyal statüyü ortadan kaldırarak en zenginden en yoksula kadar, makam sahiplerinden sıradan insanlara, herkesin aynı safta ve aynı duygularla hareket ettiği zamandır ramazan. Zenginlik verilen anlar ki sahip olduğu malın gerçek sahibi Allah’tır. Yoksul olan bilir ki varlıkta yoklukta Allah’ın imtihanıdır. Ramazan temizlik ayıdır. Mallarımıza, gözlerimize, gönüllerimize, kalplerimize, zihinlerimize, ellerimize ve ayaklarımıza, evimize, aşımıza, yolumuza ve dahi birçok şeye bulaşmış olan pislik ve necislerden temizlik ayıdır.
Ümmet olma bilincinin bütünüyle hissedildiği mübarek bir zamandır ramazan. Farklı coğrafyalarda, farklı dillerde ve iklimlerde yaşamamıza rağmen aynı coşkuyla ve duygularla karşıladığımız aydır.
Ümmet olmanın, birbirimize sahip çıkmanın ne demek olduğunu, bölünüp parçalanırsak başımıza nelerin gelebileceğini çok acı bir şekilde tecrübe ediyoruz. Oysa yüce Rabbimiz birçok ayeti kerimede uyarmıştı: “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar” (Al-i İmran, 103).
İslam ümmeti birlik olduğu zaman, nasıl bir güce ulaştığına tarih şahitlik ediyor. Zalim ve haddi aşan müstekbirler, ümmetin birlik içinde olup, aynı duygularla hareket ettiğinde nasıl bir güce ulaştıklarının farkında varmış olacak ki ilk fırsatta hedef aldıkları kurum (ağır aksak işlese de) hilafet makamı olmuştur. Siyasi birliğini kaybeden İslam ümmeti, yıllardır araya atılan nifak tohumlarıyla enerjisini tüketmektedir. Kimi milliyetçi söyleme tutunurken, kimi coğrafyasıyla, kimi de atalarının yaptıklarıyla övündü. Ümmet parçalara bölünürken, şer ittifakı güçlenerek toplumları etkisi altına aldı.
Birçok müşterek noktamız var ama ümmet olarak tefrikaya düşeceğimiz küçük ayrıntıları arayıp buluyoruz. Müşterek noktalarımız, daha kuşatıcı olmasına rağmen ayrılıkta direnç göstererek zalimin ekmeğin yağ sürüyoruz. Kanaatimce bilinçli ve organize bir şekilde birbiri ile düşmanlık varmış gibi gösterdikleri toplumlar arasına periyodik şekilde provakatif söylemlerle gerilim oluşturup nefreti kökleştiriyorlar.
İşte oruç, hac, zekât ve namaz gibi ibadetler bizi bu tuzaklardan korumak için var. Çok bilindik bir olaydır, Malcolm X’in hac ibadetini yerine getirirken gördükleri karşısındaki şaşkınlığı ve mutluluğu. Mekke’den ABD’deki siyahi Müslümanlara yazdığı mektupta iki paragraf paylaşıyorum:
“Hz. İbrahim’in ve Hz. Muhammed’in (asm), Kur’an’da adı geçen bütün peygamberlerin diyarı olan kadim Mukaddes Belde’de bütün renklere ve bütün ırklara mensup insanlar arasında görülen sarsılmaz, gerçek kardeşlik ruhunun bir eşine daha rastlamadım. Geçtiğimiz hafta, her renkten insanın bana gösterdiği cana yakınlık karşısında büyülenmiştim, dilim tutulmuştu sanki.
İslâm dünyasına (Mekke’ye) geldim geleli on bir gün oluyor; o gün bugündür, gözleri maviler mavisi ve saçları sarılar sarısı ve tenleri beyazlar beyazı olan Müslüman kardeşlerle aynı Allah’a inandığımız için aynı tabaklardan yemekteyiz, aynı bardaklardan içmekteyiz, aynı halılarda uyumaktayız. Ve gene ‘beyaz’ Müslümanların sözlerinde, davranışlarında, tutumlarında; Nijerya’dan, Sudan’dan, Gana’dan gelen Afrikalı siyah Müslümanların gösterdikleri samimiyetin aynısını bulmaktayım.”
İslam’ın birleştirici unsurları baktığımız her yerde karşımıza çıkıyor. Yeter ki bakmasını bilelim ve görmek isteyelim. Ramazan ayını bayramla uğurlayacağız. Ümmetin bayramlarından biridir ramazan bayramı. Genç yaşlı, çoluk çocuk bütün ümmetin aynı duygularla yaşadığımız ikramdır bayramlarımız. Ümmetin bir bölümü çadırlarda, yağmur altında çamur içinde girerken bayrama, bir kısmı gökdelenlerde, petrol havuzlarında altın kaplamalı lüks araçlarını sürecekler bayram namazına. Güdümlü liderlerin tebelleş olduğu ümmet-i Muhammed kurtuluşu için gönül bağlarını kurup, sadece Allahtan sakınırsa kuzu postuna bürünmüş bu kurtlardan Allahın izni ile kurtulacaktır.
“Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir” (Enfal, 29).
Erdal TUĞRUL

GRUBA KATIL