Siyonist İsrail Zulmünü Lanetliyoruz
Arşiv Duyurular Foto Galeri Genel Gündem Yazarlar

Siyonist İsrail Zulmünü Lanetliyoruz

Siyonist İsrail terörü, özelde Filistin’de, ama genelde bütünüyle Ortadoğu’da 1940’lı yıllardan beri devam etmektedir. Zaman zaman azalmış gibi görünse de bu, terörden vazgeçtikleri anlamına gelmemektedir. Çünkü terör devleti İsrail, kandan beslenmektedir. Kan dökmeden varlığını devam ettirmesi mümkün değildir. Kuruluş amacı tetikçilik, emperyal devletlerin ileri karakolu görevi görmek olan bu terör aygıtı, bu amaca uygun olarak şimdiye kadar yüz binlerce masum/mazlum Filistinliyi katletmiştir.

Siyonist İsrail, belirli bir süre öncesine kadar Arap ülkeleri ile çevrili bir adaya hapsolmuş olarak kendisini görmekte idi. Hiçbir Arap ülkesinin en azından görünürde Siyonist İsrail ile ilişki kurması asla söz konusu değildi. Ne yazık ki, bu konuda ilk ihaneti, Enver Sedat’ın başında bulunduğu Mısır (26 Mart 1979), ikinci ihaneti ise, Şerif Hüseyin’in oğlu Kral Abdullah’ın torunu -şimdiki kral Abdullah’ın babası- Kral Hüseyin’in başında bulunduğu Ürdün (25 Temmuz 1994) gerçekleştirmiştir. Bu iki ülkenin aleni ihanetinden önce kimi Arap ülke yöneticileri gizli, kapalı kapılar arkasında, tehdit, şantaj ve rüşvet karşılığında bu kirli ilişkilerini devam ettiriyorlardı. Nitekim bu gizli ilişkilerden dolayı Ürdün’ün ilk kralı, -şimdiki kralın babasının dedesi- Kral Abdullah bu ihanetin bedelini, Mescid-i Aksa merdivenlerinde 20 Temmuz 1951 günü bir Filistinli tarafından öldürülerek ödemişti. İkinci hain Enver Sedat’a ise ihanetinin bedeli, şehid Yüzbaşı Halid el-İslâmbûlî tarafından 6 Ekim 1981’de ödetilmişti. Ümit ve temenni ediyoruz ki, başta Muhammed bin Zayed ve Muhammed Bin Selman gibi uşak ruhlu katiller olmak üzere onu takip eden diğer Siyonist uşağı hainler de aynı akıbeti yaşarlar.

Ne yazık ki Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya yönelik ihanet zinciri Şerif Hüseyin ve ailesi ile sona ermemiştir. İhanet, işbirlikçilik bulaşıcı bir virüs gibi başta Körfez’in hasta ruhlu prensleri olmak üzere diğer Arap ülke krallarına, sultanlarına ve şeyhlerine de bulaşmıştır. Çünkü Arap/Körfez ülke yöneticileri de bu ihanet zincirine bir bir eklenerek Siyonist İsrail uydusu olma alçaklığını, onursuzluğunu göstermişlerdir. Bu onursuzluk zincirine Mısır ve Ürdün’den sonra eklenen ülkeler Birleşik Arap Emirlikleri (BAE-13 Ağustos 2020) ve Bahreyn (11 Eylül 2020) olmuştur. BAE’nin baskı, tehdit, şantaj ve rüşvetiyle bu zincire eklenen bir diğer ülke ise rahmetli Hasan Turabi’nin ülkesi Sudan olmuştur. Bölge ülke halkları kendilerine bu onursuzluğu yaşatanlara acilen hem de hiç gecikmeden hesap sormalıdırlar. Aksi halde bu ihanet zincirine eklenecek başka ülkeler de olacaktır.

Siyonist İsrail’i, ABD’yi, İngiltere’yi suçlamak kolaydır. Elbette bunlar suçlu ve ellerinden kan damlayan ve terörün destekçisi hatta bizatihi terörist olan ülkelerdir. Ama sadece bunları suçlamak ne mazlum Filistin halkını ne de zindanlarda çürütülen ya da darağaçlarında idam edilen masum insanların ahını dindirmeye yetmeyecektir. Bölge ülke halkları ayağa kalkıp kendi ülke yöneticilerine bu ihanetlerinin hesabını sormadıkları takdirde bu zulümler, katliamlar ve ihanetler devam edecektir. Dolayısıyla yapılması gereken ilk ve en önemli şey hem kendi ülke yöneticilerine hem de Siyonist İsrail’e ve destekçisi küresel güçlere karşı bölge halklarının mutlaka ayağa kalkmasıdır. Bilinmelidir ki, bölge ülke yöneticilerinin Siyonist İsrail’e destek ve yardımları engellenmedikçe, Siyonist İsrail’in güçlenmesi, etrafa dal ve budak salması genişleyerek devam edecektir. Çünkü bunca katliama ve zulme rağmen bölge ülke yöneticilerinin gerek istihbari olarak ve gerekse ticari olarak ve gerekse de diplomatik olarak ilişkilerini devam ettirmeleri Siyonist İsrail’i pervasızca davranmaya yöneltmektedir.

Siyonist İsrail ile ticari, askeri ve diplomatik ilişkiler kesilmeden Siyonist İsrail’e geri adım attırmak mümkün değildir. Siyonist İsrail’in anlayacağı tek şey, güçtür. Güç gösterilmeden, her ülke halkı Siyonistlere karşı gücünü göstermeden Siyonist zulmün durdurulması mümkün olmayacaktır. İlişkiler bütünüyle kesilmeden ve terör yuvasına dönmüş büyükelçilik binası kapatılmadan ve Siyonist unsurlar sınır dışı edilmeden sadece açıklamaların yeterli olmadığı defalarca görülmüştür. Askeri, ticari, istihbari ve diplomatik ilişkileri en alt seviyede de olsa devam ettiren ülke yöneticilerinin Siyonist İsrail’in katliamlarına katkı sundukları unutulmamalıdır.

Türkiye yetkilileri, Siyonist İsrail’den bu tür baskınlar olduğu zaman sert açıklamalar yapmaktadırlar. Belki en güçlü ses Türkiye’den çıkmaktadır. Bu defa da aynısı olmuştur. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, zalim İsrail, terör devleti İsrail; TBMM Başkanı Şentop’un, bu, devlet terörüdür; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın, insanlık ve savaş suçudur, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun şiddetle baskını kınadığı ve Filistin halkının haklı davasının her daim yanında oldukları; Numan Kurtulmuş’un, Siyonist katil İsrail, Mescid-i Aksa’yı derhal terk etmeli ve bu alçak saldırıları sona erdirmelidir türü açıklamaları Siyonist İsrail’in her baskınından sonra söylenmiştir. Peki bu açıklamalar etkili olmuş mudur? Yani Siyonist katillere geri adım attırmış mıdır? Hayır! Ayrıca sadece açıklama yapmak, ama sonrasında da hiçbir şey olmamış gibi davranmak ne kadar doğrudur? İki ülke arasındaki ilişkilerde gelişme oluyorsa, istihbari görüşmeler en üst seviyede yapılmaya devam ediliyorsa, ticari ilişkilerde bir sıkıntı yaşanmıyorsa, hatta bunca zulüm ve katliamdan sonra büyükelçi bile atanıyorsa, yapılan bu açıklamaların samimiyet derecesini tartışmalı hale getirmez mi?

Bu açıklamalarından sonra;

1- Terör yuvasına dönüşmüş Büyükelçilik ve konsolosluk binaları kapatılarak Siyonist İsrail’in diplomatik bütün unsurlarının sınır dışı edilmesi,

2- Ufuk Ulutaş’ın Büyükelçi olarak tayin edildiği doğru ise, derhal bundan vazgeçilmesi,

3- Ticari, istihbari ve varsa askeri bütün ilişkiler mutlaka sona erdirilmesine yönelik adımların atılması

yapılan açıklamaları anlamlı hale gelecektir.

Bunlar yapıl(a)mıyorsa, ki şimdiye kadar bunca katliama rağmen yapıl(a)mamıştır. O zaman;

Türkiye’ye hiçbir faydası olmayan hatta bölge ülkelerinin aleyhine tetikçilik anlamına gelen Malatya’da kurulu Kürecik üssü kapatılmalıdır. Çünkü bu üssün kuruluş amacı Siyonist İsrail’i korumak ve ABD’ye, İran ve Rusya ile ilgili istihbari bilgi sağlamaktır. Üstelik bu üs, 2012’de bu hükümet döneminde açılmıştır. ABD’nin sadece Siyonist İsrail’i değil aynı zamanda PKK/PYD terör örgütüne bu üsten destek sağlamakta olduğu da bilinmektedir. Siyonist İsrail’e terör devleti diyen yetkililerin açıklamaları, ancak, Siyonist terör devletini korumaya dönük olarak faaliyet gösteren Kürecik üssünün kapatılması ile anlamlı hale gelecektir. Aksi halde yapılan açıklamalar ne kadar sert olursa olsun, geçmiş baskınlarda yapılan açıklamalar gibi tarihin tozlu rafları arasında kaybolup gidecektir. Çünkü Siyonist İsrail, sadece güçten anlar. Güç ortaya konulmadan, yapılan açıklamalar ve eylemler -şimdiye kadar görüldüğü üzere- Siyonist İsrail’e geri adım attırmayacaktır.

Filistinli Müslümanlar ümmetin onurunu, şerefini kurtarmaktadırlar. Kadınıyla erkeğiyle, genci ve yaşlısı ile ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı canları pahasına korumaktadırlar. Ne mutlu onlara! Rabbim yar ve yardımcıları olsun.

Kadir gecesi gerçekleştirilen baskın ne ilktir ne de son olacağa benzemektedir. Siyonist İsrail, Kudüs’ü ve hatta bütünüyle Filistin’i işgal ederek ele geçirinceye ve Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine Süleyman Mabedini kurana kadar bu vahşet devam edecektir. Ama bilinmelidir ki küfür devam eder ama zulüm asla devam etmez. Bu gidişat aynı zamanda Siyonist İsrail’in de sonunu hazırlayacaktır. İnşaallah bu son, Müslümanların eliyle ve çok vakit geçmeden gerçekleşmiş olur.

“(Ey Muhammed,) Allah’ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.” (14/42)

GRUBA KATIL