SDG (Suriye Demokratik Güçleri), ABD’liler tarafından omurgasını PKK/PYD/YPG’nin teşkil ettiği terör örgütüne verdi(rdi)kleri paravan bir isimdir.[1] Bu örgütün içerisinde Arap, Kürt, Süryani, Ermeni ve Türkmenlerin bulunmuş olması, bu gerçeği değiştirmez. Çünkü bu örgütün yönetimi, tamamen PKK/PYD’lilerin elinde bulunmaktadır. Ayrıca bu örgüt, hem Nusayri yönetimi hem de ABD’liler tarafından desteklenmiş ve büyütülmüş bir örgüttür. Bu destek, halen hem ABD’liler hem de Siyonist İsrail tarafından da sağlanmaya devam edilmektedir. Zaten bu bölgede diğer terör örgütlerini destekleyen hatta eğiten ve silahlandıran bu iki devlettir. Bu bölgenin terörden, iç karışıklıktan, halk ayaklanmalarından ve darbelerden kurtulması, ancak bu iki devletin, bu topraklardan/bu bölgeden defedilmesiyle ya da etkinliklerinin azaltılması ile mümkündür.
PKK/PYD terör örgütü, SDG ismiyle faaliyete geçtiği 2015 yılından Beşşar Esad diktatörlüğü yıkılıncaya kadar Nusayri yönetimi tarafından destek ve yardımdan mahrum bırakılmamıştır. Suriye’nin kuzey doğu bölgesinde birçok yerleşim yeri, içindeki ağır silahlarla birlikte adı geçen bu örgüte Esad diktatörlüğü tarafından bırakmıştır. Örgüt, bu yardımdan sonra diğer Kürt örgütlerinden daha güçlü hale gelmiştir. Hatta Erbil’de[2] yapılan toplantılarda bütün örgütlerin üzerinde tek yetkili çatı örgüt olarak kurulan Kürt Yüksek Konseyi (KYK)’ni bile bu nedenle yok sayarak bağımsız davranmaya başlamıştır. PYD/PKK rejimi, bu yardımı karşılığında rejime muhalif olan Geleceğin Partisi lideri Mişel Temo başta olmak üzere birçok muhalif Kürt’ü öldürmüş, bir kısmını dağa kaldırmış, bir kısmını da hapsetmiştir. Mişel Temo, bölgedeki Kürt örgütlerinin içinde rejime karşı Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ile birlikte silahlı mücadele veren tek örgüt lideriydi.[3]
SDG’ye Asla Güvenilmez
SDG; PKK, PJAK ve PÇDK[4] gibi KCK’nın[5] bir koludur. PKK ve türevlerine asla güvenilmeyeceği gibi SDG’ye de asla güvenilmez. KCK’nın Türkiye’de faaliyet gösteren PKK kolu şimdiye kadar defalarca ateşkes ilan etmiş[6] olmasına rağmen, fırsatını buldukça her defasında ateşkesi ihlal ederek saldırı başlatmıştır. Sadece Bingöl’de katledilen sivil giyimli 33 er bile bu örgütün ne kadar cani, fırsatçı ve güvenilmez olduğunu açıkça göstermektedir. Oysa bu olaydan kısa bir süre önce yani 20 Mart 1993 tarihinde PKK tarafından ateşkes ilan edilmişti. Hatta PKK, 15 Nisan 1993 tarihinde bu ateşkesi iki ay daha uzatmıştı. Ancak iki ay dolmadan 24 Mayıs 1993 günü ateşkesin bozulduğunu ilan etmeden Elazığ-Bingöl karayolunda memleketlerine gitmekte olan ve sivil giyimli silahsız 36 askeri kurşuna dizmiş, üçünün dışında diğer 33 asker vahşice katledilmiştir. Askerlerden yaralı olarak kurtulanlar ise öldü diye bırakılmıştır. Muhtemeldir ki bugün hala SDG kadrolarında bu katliamı gerçekleştirmiş teröristler bulunmaktadır. Bu, PKK ya da PYD/SDG’nin fırsatını bulduğu takdirde hiçbir ulusal ve uluslararası kurala uymadan gerçekleştirdiği katliamlardan sadece bir örnektir. Çünkü SDG yöneticileri, şehir ve dağ kadroları, aynı fikirden beslenmiş, gözünü kan bürümüş teröristlerdir.
8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esad rejimi devrilip yerine Şara yönetimi gelince bir KCK/PKK kuruluşu olan SDG’liler, Şara yönetimini kabul etmedikleri gibi diğer terör örgütleri ya da devletlerle iş birliği yapmışlardır. Suriye yeni yönetiminin başarılı olmaması için her yola başvurmuş; Şebbihaların, Nusayri çapulcularının, Dürzilerin isyanlarını, Siyonist katillerin saldırılarını sadece ellerini ovuşturarak seyretmemişler aynı zamanda kendileri de benzeri saldırılar gerçekleştirerek ülke içinde kaos/kargaşa çıkarmaya çalışmışlardır. Nitekim Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiyye mahallerinde yeni rejimi dar bir alana hapsederek yeni yönetimin Suriye geneline yönelik iddialarını boşa çıkarmak için saldırılarını yoğunlaştırmışlardır. Ancak başarılı olamamışlardır.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Hüseyin Şara’nın üniter ve bölünmez bir Suriye dedikçe SDG’liler adem-i merkeziyetçi (yerel) yönetimde ısrarcı olmuşlardır. Şara yönetimi tarafından bütün silahlı grupların silahlarını bırakıp Savunma Bakanlığı çatısı altına girmeyi kabullenmeleri istenince bunu da reddetmişlerdir. ABD’nin devreye girmesiyle Şam’da 10 Mart 2025 tarihinde Şahin Cilo namıdiğer Mazlum Abdi, Ahmed Şara ile bir araya gelmiştir. Şahin Cilo, bu görüşmeye, ABD Merkez Komutanı (CENTCOM) General Michael Kuril’la görüştükten sonra Humus kırsalındaki bir havaalanından ABD’ye ait bir Apache helikopteriyle Şam’a getirilmiştir.
10 Mart Mutabakatı
Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, SDG yetkilisi Şahin Cilo ile görüşmüş ve 10 Mart 2025 tarihinde 8 maddelik bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma, SDG’nin silah bırakma dahil bütün kurumlarının Şara yönetimindeki yeni yönetime entegrasyonunu kapsamakta idi. Oysa Şahin Cilo, kısa bir süre önce Abdullah Öcalan’ın silah bırakma çağrısının “Suriyeli Kürtleri PYD’yi kapsamadığını” söyleyerek reddetmişti. Reddetme gerekçesi ise Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihindeki çağrısının PKK’ya yönelik olduğunu, kendilerinin ise PKK ile bir bağlantılarının bulunmadığını söyleyerek Öcalan’ın çağrısına uymayacaklarını belirtmişti.[7] Ama ABD bastırınca Mazlum Abdi de denilen Şahin Cilo ABD’nin isteği doğrultusunda helikopterle getirilmiş ve Ahmed Şara ile anlaşmayı imzalamak zorunda bırakılmıştır. Bu mutabakatın uygulanması için yılsonuna kadar süre tanınmıştır.
10 Mart’ta imzalanan anlaşmanın en önemli maddeleri; Kürtlerin haklarını güvence altına almayı, kurumların entegrasyonunu, göçmenlerin dönüşünü, nefret söyleminin reddini ve ortak terörle mücadeleyi öngörmekteydi.
Kamışlı’da Kürt Birlik ve Ortak Tutum Konferansı
10 Mart’ta kabul edilen maddelere rağmen Şahin Cilo, attığı imzanın mürekkebi bile kurumadan bu anlaşmaya aykırı davranmaya başlamıştır. 26 Nisan 2025 tarihinde Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi (ENKS)[8] ve Demokratik Birlik Partisi (PYD) öncülüğünde Suriye’nin Kamışlı kentinde Suriye’deki Kürtlerin geleceği gündemiyle Kürt Birlik ve Ortak Tutum Konferansı düzenlenmiştir. Konferansa; Irak, Suriye, İran ve Türkiye’den Kürt siyasi partileri, sivil toplum örgütleri ve toplumun ileri gelenlerinden 400 kişi katılmıştır. Katılımcıların arasında -20 milyon ödülle arananlar dahil- kırmızı bültenle aranan 7 kişi de bulunmaktaydı. Şahin Cilo, bu konferansın açılış konuşmasında; “… bu konferans, parçalanmak ve bölünmek için değil, aksine birlik içindir. Kürtlerin birliği, aynı zamanda Suriye’nin de birliğidir, Kürtlerin güçlenmesi Suriye’nin de güçlenmesidir. Suriye’de birçok halk yaşıyor. Merkezi olmayan, demokratik, herkesi kucaklayan bir Suriye istiyoruz… Bu konferansın Rojava’nın birliğini sağlayacağına ve tüm Kürdistan’da, ulusal birlik için ön adım olacağına inanıyorum.” diyerek 10 Mart mutabakatını yok saymıştır.
ENKS yetkilisi de söz konusu konferansı, “Rojava Kürtlerinin özlemlerini yansıtan, önemli bir adım ve siyasi bir başarı” olarak nitelemiştir. Ayrıca “Kürt birliği, ulusları kapsayan demokratik ve kapsayıcı bir Suriye’nin geleceğini şekillendirmede gerçek bir ortaklığa ulaşma yolunda temel bir adımdır.” demiştir.
Sonuç Bildirgesi
Konferansın sonuç bildirgesini 20 milyon TL ödülle kırmızı kategoride aranan Fawza el-Yusuf okumuştur. Adı geçen bu terörist, 1991’de PKK’ya katılmış ve pek çok kanlı saldırıda görev almıştır. Bildirgeyi okurken arkasında ise PKK’nın çatı yapılanması olan KCK’nın sözde bayrağının olduğu görülmüştür. Bir taraftan PYD-YPG ve SDG uluslararası kamuoyuna, sık sık PKK-KCK’dan ayrı olduklarını vurgularken bu konferansta KCK bayrağının önünde konuşarak PKK’nın çatı örgütüne bağlı olduğunu göstermiştir.
Konferansta anayasa gibi yazılan 26 maddelik bir belge oy birliği ile imzalanmıştır. Bu belgede, Kürt bölgelerinin federal bir Suriye çatısı altında bütünleştirilmesi yer almış, ayrıca “federasyon” ve “iki ayrı meclis” talepleri dile getirilmiştir. Bu belgede istenen talepler, 10 Mart mutabakatına aykırı taleplerdir. Çünkü bu belgede;
– Suriye’nin federal ve ademi merkeziyetçi bir sistemle yönetilmesi,
– Kürt bölgelerinin birleşik bir siyasi ve idari birim olarak kabul edilmesi,
– Suriye’de “Tüm bileşenleri içeren yeni bir ademi merkeziyetçi anayasa”nın hazırlanması,
– Herkesi kucaklayan ademi merkeziyetçi demokratik bir Suriye inşa edebilmek için tüm Suriyeli bileşenlerin anayasadaki haklarını almalarının gerektiği, oy birliğiyle kabul edilmiştir.
Bu talepler, 10 Mart mutabakatında verilen sözlerin henüz mürekkebi bile kurumadan inkâr edilerek yok sayılmış, ABD ve Fransa’nın gözetiminde bağımsız/özerk/federal bir yönetim talep edilmiştir.
Suriye Cumhurbaşkanlığı, Rojava’da düzenlenen Kürt Birliği ve Ortak Tutum Konferansının ardından yazılı bir açıklama yayımlamıştır. Bu açıklamada, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) liderliğinden yapılan son açıklamaların “federalizm talebinin, sahada ayrılıkçı bir gerçeklik yaratarak anlaşmanın ruhuyla ters düştüğü” öne sürülmüştür.
“Federalizm veya özerk yönetim gibi isimler altında, kapsamlı bir ulusal uzlaşı olmadan bölücü bir gerçeklik dayatma veya ayrı yapılar oluşturma girişimlerini açıkça reddettikleri, Suriye’nin toprak ve halk olarak birliğinin kırmızıçizgi” olduğu belirtilmiştir.[9]
Haseke Toplantısı
SDG, Kamışlı’da yapılan konferansla da yetinmemiş ikinci bir konferansı 8 Ağustos 2025 tarihinde Haseke kentinde düzenlemiştir. “Ortak Tutum” adıyla toplanan bu konferansa; bölgenin tüm kesimlerinden siyasetçiler, aydınlar, Arap ve Kürt aşiret şeyhleri, Süryani-Asuri-Keldani, Ermeni, Türkmen ve Çerkez temsilcilerinin yanı sıra Kuzey ve Doğu Suriye defacto özerk yönetimi eş başkanları, Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Demokratik Suriye Meclisi (MSD), siyasi partiler ve kadın örgütleri temsilcileri katılmıştır.
500 delegenin katıldığı bu konferansın açılış konuşmasını İlham Ahmed[10] yapmıştır. İlham Ahmed, konuşmasında “… Tek taraflı yönetim zihniyeti, krizleri derinleştirir. Gerçek iş birliği, birbirini tanıma, adil temsiliyet, gerçek vatandaşlık, çoğulculuk, ademi merkeziyetçilik ve ülkenin birliği ile istikrarının garantisi olan demokrasi… Tüm bileşenlerin haklarını tanımadan, aktif katılımlarını sağlamadan yeni Suriye inşa edilemez…” konularına değinmiştir.
İlham Ahmed’in dışında konferansa katılan bileşenlerin sorumluları da ayrı ayrı konuşmuşlardır. En sert konuşmayı, Suriye ve Diaspora Alevileri Yüksek İslam Konseyi başkanı Xezal Xezal yapmıştır. Konuşması şöyledir:
“Karşı karşıya kaldığımız zulüm ve yüreklerimizi yakan ayrımcılığa karşı birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Karanlık fikirler Suriye’yi birbirine düşürdü, onurunu çiğnedi, kutsallarını talan etti. Kıyıda (bölgelerinde) acı olaylara tanık olduk ve halen devam ediyor. Ardından Mar İlyas Kilisesi’nde patlama oldu ve Siweyda’ya karşı saldırı başlatıldı. Kürtlere yapılanları unutmuyoruz. Kan aynıdır, eylem aynıdır ve siviller ağır bedeller ödemiştir. Tüm bileşenlerin haklarını garantiye almayan siyasi çözüm olmadan güvenli bir gelecek mümkün değildir. Bileşenlerin dini, kültürel özelliklerini ve mekanlarını koruyan ademi merkeziyetçilik veya federalizmin doğru olduğuna inanıyoruz.”
Konferansın sonuç bildirisinde ise alınan kararlar, 26 Nisan’da yapılan konferanstaki kararların daha da pekiştirilmiş halidir.
– Kuzey ve Doğu Suriye Bileşenleri Ortak Tutum Konferansı’nın belgeleri ve içeriği özgür iradeyi, ortak genel iradeyi, özgür, demokratik, çoğulcu ve ademi merkeziyetçi bir Suriye inşasındaki ısrarı yansıtmaktadır.
– Mevcut anayasa bildirgesi, Suriye halklarının özgürlük ve insanlık onuru taleplerine karşılamamaktadır. Geçiş döneminde geniş katılım ve adil temsiliyet için bir yenilenme, güncelleme yapılmalıdır.
YPG’nin (Halk Koruma Birlikleri veya Halk Savunma Birlikleri) sözde komutanlığının önde gelen isimlerinden Siban Hamo, 8 Ağustos tarihinde yaptığı açıklamada; “Orduya katılmayacaklarını, Şara’nın tiran olduğunu, Ahmed el-Şara hükümetinin, isimler değişse de zihniyet aynı eski tiranlık yapısının devamı olduğunu, hükümetin, ülkeyi yabancı milisler aracılığıyla yönettiğini ve Suriye halkının iradesini temsil etmediğini”[11] belirtmiştir.
Çatışmaların Yeniden Başlaması
Siyonist İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları, Dürzilerin bağımsızlıklarını ilan etmesi PKK/PYD/SDG’yi harekete geçirmiştir. Yer yer çatışmalar olsa da asıl çatışmaların yoğunlaştığı yerler, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiyye mahalleleri olmuştur. 6 Ekim’de şiddetli çatışmalar başlamış, karşılıklı suçlamalarla daha da alevlenmiştir. Bu çatışmalar üzerine ABD devreye girmiş ve ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack ile ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Mazlum Abdi, İlham Ahmed, Rohilat Efrin’in 6 Ekim’de görüşmek üzere Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne (Rojava) gitmişlerdir. Yapılan görüşmenin sonucunda Barrack şu açıklamayı yapmıştır:
“Bugün, CENTCOM komutanı Amiral Cooper ile birlikte Suriye’nin kuzeydoğusunu ziyaret ederek Mazlum Abdi ve SDG ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdik. Görüşmelerde, Suriyelilerin bir araya gelerek iş birliğine dayalı barış ve refah için yeniden çaba göstermelerini sağlayarak, Başkan Trump’ın ‘Suriye’ye bir şans verin’ vizyonunu ilerletme yolları ele alındı.”
Bu görüşmenin ertesi günü yani 7 Ekim günü Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nden bir heyet, Suriye hükümeti ile bir araya gelmek üzere Şam’a ziyaret gerçekleştirmiştir. Heyette SDG genel komutanı Mazlum Abdi’nin yanı sıra Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Dış İlişkiler Komitesi eş başkanı İlham Ahmed ve Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) komutanı Rohilat Efrin yer almıştır. Suriye hükümeti cephesinden ise Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve dışişleri bakanı Esad Şeybani görüşmeye katılmıştır.
Suriye devlet televizyonu, 7 Ekim’deki haberinde, taraflar arasında ateşkese varıldığını açıklamıştır. Suriye Savunma Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, ordunun Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusundaki adımlarının planlı bir yeniden intikalin parçası olduğunu, yeni askeri operasyonların başlangıcı olmadığını belirtmiştir.
SDG yetkilisi Mazlum Abdi, Şam’da, Suriye’nin yeni yönetimi ile 7 Ekim’de görüşüp ateşkes dahil entegrasyon konusunda anlaştıklarına dair açıklamada bulunmuştur. Benzeri açıklama Şam yönetimi tarafından da yapılmıştır. Aslında bu tür açıklamalar, 10 Mart mutabakatından sonra da yapılmıştı ama SDG tarafından taahhüt edilen sözler yerine getirilmemişti. Hatta bu mutabakata rağmen Siyonist İsrail işbirlikçisi Hikmet el-Hicri başta olmak üzere Şara yönetimini tiranlıkla suçlayan ve asla Şara yönetimini kabul etmeyecek olan özerklik/federalizm yanlısı muhaliflerle ‘birlik ve ortak konum’ belirleme konferansları düzenlenmiştir. 10 Mart mutabakatını yok sayarak yapılan toplantıların ABD’nin bilgisi haricinde yapılması mümkün değildir. Üstelik Haseke’de yapılan toplantıya hem ABD hem de Fransız yetkili katılmıştır.
7 Ekim’de ve sonrasında yapılan ve basına yansıyan açıklamalar şayet doğru ise bu anlaşma hem Türkiye’nin hem de Şam yönetiminin kırmızıçizgilerini aşındırmıştır. Çünkü hem Türkiye hem de Şam yönetimi tarafından; SDG’nin özerklik, ademimerkeziyet gibi federalizm anlamına gelecek hiçbir şartının asla kabul edilmeyeceği daha önce en yetkili ağızlarca üstelik defalarca açıklanmıştı. Oysa 7 Ekim’de ve sonrasında yapılan açıklamalarda ise;
- SDG’nin ısrarla istediği ademimerkeziyet teklifinin şeklen olmasa da bazı yönleriyle kabul edildiği belirtilmiştir. Çünkü bu anlaşma ile Suriye Savunma Bakanlığı çatısı altında Fırat’ın doğusunda konuşlu ve kendi komuta düzenini koruyan bir askerî otonomi sözü verilmiştir.
- SDG, kuzey ve doğu Suriye bölgelerindeki güvenlik güçlerinde liderlik pozisyonlarını koruyacak.
- Suriye hükümeti, mutabakatla bölge sakinlerinden, sivil ve askerî kurumlara yetkililer atayacak.
- Terörle Mücadele Birlikleri (YAT) sadece kuzeydoğu Suriye’de değil, bütün Suriye’de Suriye ordusuyla birlikte çalışacak.
- Deyrizor, Rakka, sınır kapılarının devri ya da hükümete teslimi meselesi Suriye’nin nasıl yönetileceği meselesine bağlıdır.
Anlaşmaların ve atılan imzaların ABD için de SDG için de hiçbir önemi yoktur. Çünkü ABD için önemli olan, sadece kendi menfaatleridir. Menfaatleri söz konusu olduğu zaman anlaşmalar da mutabakatlar da anlamsız hâle gelir. Bunlar, Mekke dönemindeki müşrikler gibi önce taparlar, ihtiyaç duydukları zaman da yemekten asla çekinmezler. Tom Barrack, eskilerin deyimiyle “hem nalına hem mıhına” vurarak hem Şam yönetimini hem de Türkiye’yi oyalamaktadır. Sonuç, yine hem Türkiye’nin hem de Şam yönetiminin aleyhine olacaktır. Görünen köy, kılavuz istemez.
Ali KAÇAR
[1] Daha geniş bilgi için bkz. Ali Kaçar, BAAS Darbesinden PYD/PKK’ya Suriye Kürtleri, Genç Birikim Yy., 1. bsk. Nisan 2025 Ankara, s. 184 vd.
[2] Suriye’deki Kürt örgütlerini tek çatı altında toplamak için ilki Kamışlı’da (26-27 Ekim 2011), ikincisi (28-29 Ocak 2012) ve üçüncüsü (9-10 Temmuz 2012) Erbil (Hewlêr)’de yapılmıştır. Erbil’de yapılan toplantılar Irak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani’nin gözetiminde yapılmıştır. Daha geniş bilgi için bkz. Kaçar, age. s.167 vd.
[3] Mişel Temo’nun Kardeşi ve Geleceğin Partisi (Şepela Peşeroje) dış ilişkiler sorumlusu Abdülhamit Temo’nun açıklamaları için bkz. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/suriyede-kantonlar-rejimin-elinde-pyd-formalite/531372; ayrıca Yıldıray Oğur’un “Mişel Temo’yu kim öldürdü?” yazısı için bkz. https://t24.com.tr/haber/yildiray-ogur-mesal-temoyu-kim-oldurdu,174242
[4] PKK: Kürdistan İşçi Partisi (Türkiye), PJAK: Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (İran) ve PÇDK: Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (Irak)
[5] KCK: Kürdistan Topluluklar Birliği
[6] PKK Türkiye’de çeşitli tarihlerde; 1993, 1995, 1998, 1999, 2006, 2009, 2013 ateşkes ilan etmiştir. Daha geniş bilgi için bkz. https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/pkknin-sozde-ateskes-aldatmacasi/437506
[7]https://www.kurdistan24.net/tr/story/827169/mazlum-abdi-%C3%B6calan%C4%B1n-%C3%A7a%C4%9Fr%C4%B1s%C4%B1-pkkye-bize-de%C4%9Fil
[8] Kürt Ulusal Konseyi (KUK) diğer adıyla ENKS, 26-27 Ekim 2011 tarihlerinde Kamışlı’da yapılan bir toplantıdan sonra oluşan bir çatı örgüttür. 15 bileşen örgütten oluşmaktadır. İçlerinde en güçlü bileşeni ise Barzani yanlısı Suriye Kürdistan Demokrat Partisidir. Diğer bileşenleri için bkz. Kaçar, age. s. 165, 6 no’lu dipnot.
[9] https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/syria/27042025
[10] Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi (KDSDÖY), Suriye’nin kuzeydoğu kesimindeki Suriye Kürdistanı’nda Arap, Çerkes, Kürt, Süryani ve Türkmenlerin yaşadığı, Ekim 2019 itibarıyla defacto özerk olan yönetim alanı. İlham Ahmed ise, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin Dış İlişkiler Komitesi eş başkanı.
[11] https://www.odatv.com/guncel/suriyeyi-bolme-konferansinda-birlestiler-ypg-alevi-ve-durzi-ayrilikcilar-alevi-seyhi-gazal-tek-yol-federasyon-120110122


Follow