Günleri, mülkü, güç ve kuvveti, iktidarı insanlar arasında evirip çeviren Allah’ın şanı çok yücedir. İnsanlardan bazıları onu (cc) hakkı ile takdir ederken bazıları Allah’ın güç ve kudretini hafife alır ya da yok sayarlar. Tabi ki bu yok sayma onun şanından bir şey eksiltmez, tam aksine ona yakın olan izzet ve şeref bulur. İnsanı değerli kılan dünyadaki davranışları ve yaşadığı, inandığı hayat şeklidir. Evrendeki yegâne hakikat Allah azze ve celledir. Her şey yaşanır ve biter, geçmez dediğimiz günler unutulur gider, nice zor zamanlar atlatırız, bazen kazanarak bazen de kaybederek. Kim Allah’ın (cc) rızasını gözeterek zorluklara karşı sabır gösterir ve mücadele ederse şüphesiz ki Allah ile karlı bir alışveriş yapmıştır.
En Güzel Alışveriş Allah ile Yapılandır
İnsanlar için en güzel alışveriş, en kârlı yatırım hangisidir? Hem dünyasını hem de ahiretini düşünen insan için en güzel alışveriş ve en kârlı yatırım Allah’ın rızası için maddi manevi yapılan alış veriştir.
“Ey iman sahipleri! Dikkatlerinizi, sizi korkunç bir azaptan kurtaracak bir alışverişe çekeyim mi? Allah’a ve onun resulüne inanır, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla didinirsiniz. İşte bu, sizin için en hayırlısıdır, eğer bilirseniz.” (Saf, 10-11)
Dünya hayatındaki alışveriş ve yatırımlarımızda daima kazançlı olmak ve hiç zarara uğramamak isteriz. Oysa dünyalık yatırımlar daima kendi içinde risk taşırlar. Çok kârlı olmasını umduğumuz bir alışverişimiz ya da yatırımımız bizi hayal kırıklığına uğratabilir. Hiç hayal kırıklığına uğratmasa ve her defasında beklediğimiz gibi sonuçlansa da bu dünyalık kazançlar bu dünyada kalır ve bu dünyayı geldiğimiz gibi terk ederiz, şairin dediği gibi ” Üryan geldim, gene üryan giderim.” Alışverişlerin ve yatırımların en güzeli olan ihlas ve takva üzerine yapılan işler, dünyadayken önden gönderdiklerimiz asla zarar ettirmeyecek bir ticaret olarak hem bu dünyada hem de ahirette bizim için yüz akı olurlar:
“Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık infak edenler (harcayanlar), asla batmayacak bir ticaret umabilirler.” (Fatır, 29)
İnsan kendini mülke malik sanır. Oysa sahip olduğumuz mallar bizden önce kim bilir kaç kişiyi bu dünyadan yolcu etmiştir. Allah bize verdiğini, karşılığında rızasını ve cennetlerini vermek üzere bizden satın almıştır:
“Allah, inananların canlarını (nefislerini) ve mallarını, karşılığında kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır.” (Tövbe, 111)
En akıllı ve vefalı insan, nefsini, Allah’ın hoşnutluğunu elde etmek için satandır:
“İnsanlardan öylesi de vardır ki, nefsini Allah’ın hoşnutluğunu elde etmeye satar. Allah, kullarına karşı şefkat ve esirgemesi sınırsız olandır.” (Bakara, 207)
Değer verdiğimiz şey eğer bizden değerli değilse, o değer kazandıkça biz değerimizi yitiririz. Öyle bir şeye değer vermeliyiz ki onun değeri varlığımıza değer katsın. Aslında bu bir prensiptir. Özellikle İslami açıdan bakıldığında İslam, değer belirleme mercii olarak Allah’ı (cc) tanır. Müslümanlar için bir şeyin değerli olması için ona önce Allah’ın (cc) değer vermiş olması gerekir. Çünkü izzet ve şerefin kaynağı yüce Allah’tır.
“Kim izzet ve şeref istiyorsa bilsin ki izzet ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler Allah’a yükselir. Fakat bunları ona yükseltecek olan da salih amellerdir. Buna karşılık, sinsi sinsi kötü işler tasarlayanlar için ise çetin bir azap vardır. Üstelik böylelerinin kurdukları bütün tuzaklar boşa çıkmaya mahkûmdur.” (Fatır, 10)
İzzeti ve şerefi güçte, makamda veya çoklukta arayanlar ya da sananlar er geç bütün güvendiklerinin boşa çıktığına şahit olacaklardır. Çünkü en güçlüden ve en izzetli olandan yana olanları kesin bir zaferle müjdelemiştir Allah(cc). Tek şart ona hiçbir şeyi ortak koşmamak ve asla ondan ümit kesmeyerek tevekkül etmek.
İnanmışlar ordusu gücünü ve kuvvetini Allah’tan (cc) alır ve neticenin ne olduğu ile ilgilenmeden mücadelesinde Allah’ı (cc) razı etmenin yollarını ararlar.
Yaşadığımız ve şahit olduğumuz bu son zamanlarda beşeri gücü arkasına alan zalimler topluluğu, Müslüman ümmetin yüz yıllardır süren uykusunu da fırsat bilip (ya da öncesinde bunu sağlayarak) yeryüzünde fesat çıkararak mazlum bir halk üzerinde soykırım gerçekleştiriyor. Bu soykırımı yaparken hiçbir ahlâkî ve insani ölçüyü dikkate almayan bu azgın topluluk belki de farkında olmadan bütün dünyada bir dirilişin fitilini ateşleyip kendi sonlarını hızlandırmıştır. Dünya halklarının böylesi bir diriliş ve direnişe çok ihtiyacı olduğu bir hakikattir. Kaybedilen kimlikler, yitirilen insani değerler, köleleştirilmiş milyonlarca insanın yeniden özgürlüğü, ülkelerin başına tebelleş olmuş kukla yöneticilerden bıkmış usanmış kitlelerin kendilerini yeniden bulmak için böyle acı ama yapıcı bir direnişe ihtiyacı vardı. Kapitalizme, siyonizme, sömürgeciliğe, feodalizme, köleliğe, faydacılığa ve kitleleri dinsizleştirme projesine karşı böyle izzetli ve onurlu bir direnişe ihtiyacımız vardı. Küçük bir inanmışlar topluluğunun başlattığı bu direnişin adı Aksa tufanı.
Aksa Tufanı öyle bir direniş ki yeryüzündeki en güçlüler ittifakına karşı en zayıf, güçsüz ve yalnızlaştırılmışların direnişi. Güçlü silahlarla donatılmış teknolojik destekli bir orduya karşı, derme çatma el yapımı silahlarla karşı duran inanmışlar ordusunun direnişi. Bütün ahlaki değerleri yerle bir edip köpekçe saldıranlara karşı, savaşında bir ahlakı olduğunu tekrar hatırlatanların direnişi. Kaldı ki bu bir savaş değil, bu bir işgal, soykırım, zorbalık ve hırsızlıktır.
Bir asra yakın zamandır sürekli saldırıya ve gaspa maruz kalan ülke Filistin, öte yanda dünya para piyasalarını ellerinde tutan kapitalist baronların, şantajcı sapıkların, yalancı ve hilebaz sözde siyasetçilerin yuvalandığı ve desteklediği bir topluluk. Bütün veriler ve istatistikler bu azgın topluluğun ne kadar üstün olduğunu gösterirken hesaba katmadıkları bir şey vardı, o da asıl güç olan Allah’ın (cc) safında olmanın vermiş olduğu vakar, güç ve teslimiyet. Mazlum Filistin halkı bir asırdır şanlı ve çelikten bir irade ile direniş gösteriyor. Gücünü Allah’ın (cc) izzet ve şerefinden alan Filistin halkı imkansızlıklar içinde imkanlar ordusuna kök söktürüyor.
Aksa Tufanı bir bakıma Nuh (as) ‘un tufanı ile benzerlikler gösterir. Anlatıldığına göre Nuh (as) gemi yapmak için emir aldığında, önce gemiyi yapacağı ağaçları dikip yetiştirmesi gerekti. Bugün Filistin’ de direniş gösteren yiğitler dünün yetim ve öksüzleridir, bu yiğitlerin önce yetiştirilip bu zulme karşı direnişe hazırlanması gerekiyordu. Uzun yıllardır katledilen bu mazlum halk, her “bitti” denildiği yerden tekrar dirildiler. Tıpkı Nuh’un (as) gemi yapmak için diktiği ağaçlar gibi. Üstelik Filistin halkı ne kadar iman ve takva sahibi ise karşılarındaki güruh bir o kadar zalim ve hırs sahibi.
Diğer bir husus ise denizi olmayan bir yerde gemi inşaa etmek ve kurtuluşun bu gemiye binmekte olduğunu iddia etmek. Buna karşılık Hz. Nuh’un aldığı cevap ise yalanlama ve alay olmuştur.
Şimdi Gazze’nin direnişi Hz. Nuh (as) un gemisinin görevini üstlenmiş gibi. Bu gemiye binen kurtuluşa gidecek binmeyenler ise tufanda boğulup helak olacak. Çünkü Gazze izzetin ve şerefin hâlihazırda yeryüzünde vücut bulmuş hâli.
Bu izzetli direnişe sessiz kalabiliriz, destek verebiliriz ya da karşı çıkabiliriz. Bu üç seçenek içinde istediğimiz yerde durabiliriz bunu yaşadığımız hayat, inancımız ve karakterimiz belirleyecek. Yaşadığımız hayatta konfor alanından vazgeçemeyip hiçbir lüksümüzden ödün vermeden bakarsak bu direnişe, hangi dinden olduğumuzun pek bir önemi kalmayacaktır. Aynı şekilde konfor alanını terk edip insanlık adına, merhamet ve adalet adına bu direnişe gönül verenlerin kazandığı “insanlık” apoleti bir mertebe olarak omuzlarına kazınacaktır. Bunun yanı sıra sessiz kalıp tepki göstermeden hayatlarını olağan akışında devam ettirenlerde var, bu grup için Cemil Meriç’in bir sözü kâfi gelir “Zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur.”
1940’lı yıllardan bugüne, hep kandan beslenen siyonist İsrail’in, yıllardır uluslararası hukuku hiçe sayarak ablukaya aldığı, dünyanın en büyük açık hava hapishanesine çevirdiği Gazze’de kundaktaki bebekler, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar başta olmak üzere milyonlarca insan temel gıda, su, ilaç tıbbi gereçler, akaryakıt ve enerji kaynaklarına erişemiyor. Bu drama seyirci kalan, ses çıkarmayan herkes de bu soykırıma ortak oluyor.
Dünya liderlerinin acizliğine karşın halkların bu izzetli direnişe destek veriyor olmaları gelecek için oldukça umut verici. Uzun yıllardır bozmaya çalıştıkları ve büyük ölçüde başardıkları insani ayarlarımıza yeniden dönüşün sinyallerini veriyor. Bu yol ayrımıdır. İnsanlık zaman zaman dehşet verici bazı olaylarla karşı karşıya gelir. Aslında bu yüce Allah’ın (cc) imtihanıdır. Gazze halkı malıyla, canıyla, evladıyla, anne babasıyla, eviyle, açlık ve susuzlukla kısacası normalde bir insanın doğal olarak sahip olması gereken her şeyi ile ağır bir imtihan veriyorken, diğer geri kalan insanların bu imtihandan payının olmadığını düşünmek en basitinden saflıktır. Şimdi başta Müslümanlar olmak üzere bütün insanlar kendilerini muhasebe etsinler “Biz bu imtihanın neresindeyiz”. Cahit Zarifoğlu’nun dediği gibi “Kudüs… Bir sınav kâğıdı… Her mümin kulun önünde…”
Bütün dünyanın gözü önünde açlıktan ölen çocuklar, paramparça olmuş bedenler, açlığa ve susuzluğa mahkûm edilmiş milyonlarca masum insan akıttıkları kan ve göz yaşları ile insanlığı Nuh’un gemisine davet ediyor. Gemiye binmekten imtina ederek alaya alan inkarcılara gelince.
“Daha önce Nuh kavmini de o, helâk etmişti. Doğrusu onlar hem çok zalim hem de çok azgın idiler.” (Necm, 52) O kadar azgın bir topluluk ki bütün uyarılara rağmen yine sırt çevirdiler.
“Nuh, şöyle dedi: Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim. Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı. Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler. Sonra ben onları açık açık davet ettim. Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.” (Nuh, 5-9)
İşte böyle İsrailoğulları da tarihleri boyunca inkâr, yalanlama ve peygamberini öldürme gibi birçok aşağılık fiile imza atmış bir kavim. Bu azgın kavme karşı bu kez çelikten bir irade duruyor.
Aksa tufanı büyük bir ivme ile amacına doğru esiyor inşallah. Bütün dünyada ses getirip zalimin maskesini alaşağı ederek gerçek yüzünü herkese gösteriyor.
Bu mücadeleyi veren mücahitlerde mücadeleye destek verenlerde gücün mutlak sahibine şüphe duymadan ve ye’se kapılmadan teslim olmalılar. Tıpkı denizi olmayan bir yerde gemi yapmakla emrolunan Hz. Nuh (as) ve ona inanan müminler gibi. Gemiyi yaptıran kudret elbette denizi oraya getirmeye muktedirdir.
Erdal TUĞRUL

Follow