Kul, küçük büyük tüm işlerinde Allah’a dayanıp güvenmeli ve teslim olmalıdır. Çünkü Allah, bir şeyi kolaylaştırmadıkça o şey asla kolaylaşmaz. İşlerimizin kolaylaşmasının bir sebebi de O’na tevekkül etmemizdir. Özellikle işlerimizin sıkıştığı, dertlerimizin çoğaldığı ve ihtiyaçlarımızın arttığı zamanlarda O’ndan başka sığınağımız yoktur. Dolayısıyla O’na tevekkül edip dayanmalıyız ki her şeyimize kâfi olsun:
“Hayy ve kayyum olana tevekkül et” (Furkân 25/58).
Tevekkül, yüce Allah’a mutlak surette güven ve ümidi gerektirir. Tevekkül, kâmil ve yakîn bir imanın tezahürüdür.
“Eğer müminler iseniz ancak Allah’a güvenin” (Maide 5/23).
Yüce Allah, tevekkülü Kur’an-ı Kerîm’de yetmiş iki yerde zikreder. Müminler açısından bakıldığında bu, dikkate şayan bir detaydır.
“Müminler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler” (İbrahim 14/11).
“Bir şeye karar verdiğinde Allah’a tevekkül et” (Al-i İmrân 3/159).
“Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığında kalpleri ürpertiyle titrer, O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler” (Enfâl 8/2).
Tevekkül, yakîn imanın meyvelerinden biridir. Yakîn, güçlü ve sarsılmaz bir imandır. Öyle ki insan, yakîn imanının kuvvetiyle Allah ve Rasûlünün haber verdiklerine görüyormuşçasına teslim olur. Ayrıca yakîn, beraberinde hiçbir şek ve şüphe bulunmayan sağlam bir imandır. Bu, imanın en yüksek derecesidir:
“Müminler düşman birliklerini gördüklerinde, ‘İşte Allah ve Rasûlünün bize vâdettiği! Allah ve Rasûlü doğru söylemiştir.’ dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı” (Ahzab 33/22).
Tevekkül, insanın zahirinde ve batınında, iyi şeyleri elde edip kötü şeyleri def etme noktasında Allah’a dayanmasıdır. O, kendisiyle güçlü olmaya çalışana, kendisinden yardım isteyene yardım eder. Çünkü O, cömertlerin en cömerdi, en büyük kerem sahibidir.
Musibetin kaynağı çoğu zaman insanın kendisidir. Çünkü insan, Allah’tan yüz çevirir ve manevi sebeplere göz ardı edip maddi sebeplere daha çok güvenir. Hâlbuki -yine tekrarlamakta fayda var- Allah, işlerinde kendine yönelen kuluna yardım eder, destek verir ve onun işlerini üstlenir:
“Her kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter” (Talak 64/3).
Bu iki mertebe sayesinde insan, dünyevî ve uhrevi kazanımlar elde eder; rahat, sakin ve huzurlu bir hayat sürdürür. Çünkü Allah ve Rasûlünün tüm öğretilerine iman etmekte ve Allah’a güvenip dayanmaktadır. Ancak insan harici etkenlere güvenip dayanırsa Allah, kişiyi onun eline bırakır. Bu durumda da kişi rezil rüsva olabilir ve büyük musibetlere duçar olabilir.
Hadislerde Tevekkül
Bir gün sahabe efendilerimiz kendi aralarında cennetten hasbihal ederken Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onların yanına çıkageldi ve “Ne hakkında konuşuyorsunuz?” dedi. Onlar da: “Hesapsız ve azapsız cennete girecekler hakkında konuşuyoruz.” dediler. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), “Onlar yalnızca Rablerine tevekkül edenlerdir!” buyurdu.[1]
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dua ederdi:
“Allah’ım! Yalnız Sana teslim oldum. Yalnız Sana inandım, yalnız Sana dayandım, yalnız Sana yöneldim. (İslâm düşmanlarıyla) ancak Senin verdiğin güçle mücadele ettim. İlahi! Senden başka hak ilah yoktur. Beni dalalette bırakmaman için Senin üstün kuvvetine sığınıyorum. Hayy ve kayyum olan Sensin. Cinler ve insanlar ise ölürler.”[2]
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) evinden çıkarken şöyle dua ederdi:
“Allah’ın adıyla. Allah’a tevekkül edip dayandım. İlahi! Sapmaktan, saptırılmaktan, (doğru yoldan) kaymaktan, kaydırılmaktan, zulüm yapmaktan, zulme uğramaktan, cahilce davranmaktan, cahilce davranışlara maruz kalmaktan Sana sığınırım.”[3]
İbn Abbas (radıyallahu anhuma) şöyle demiştir: “Hasbunallahu ve ni’me’l-vekil/Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.” sözünü, ateşe atıldığında İbrahim (aleyhisselam); “(Düşmanlar) sizin için toplanmışlar; onlardan korkun!” denildiğinde de Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) söylemiştir. “Bu, onların imanlarını artırdı ve ‘Hasbunallahu ve ni’me’l-vekil’ dediler.”[4]
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Cennete birtakım insanlar girer ki onların gönülleri, kuşların gönülleri gibidir.”[5] Bu hadiste belirtilen kişilerin bir tefsire göre “tevekkül ehli” oldukları; bir başka tefsire göre de “yufka yürekli” oldukları söylenmiştir.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseniz Allah, size de kuşlara rızık verdiği gibi rızık verirdi. Nitekim kuşlar, sabahleyin açlıktan karınları çekilmiş bir halde çıkarlar da akşamleyin karınları doymuş halde dönerler.”[6]
Rızık ve Tevekkül
Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri de rızık noktasındaki endişesidir. Öyle ki hayatın her noktasına sirayet eden bir fitnedir bu. Her ne kadar çağımız dünyasının içinde bulunmuş olduğu problemler, zorluklar buna sürüklese de bir Müslüman buna aldanmamalıdır. Bu noktada Allah’a tevekkül etmelidir. Çünkü bilmeliyiz ki yeryüzünde bulunan tüm canlıların rızkı Allah’a aittir. Havadaki kuşu, orada tutan ve rızıklandıran sadece O’dur. Evet, yeryüzündeki tüm canlıların rızkı Allah’a aittir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur:
“Yeryüzünde kıpırdayan hiçbir canlı yoktur ki, mutlaka onun rızkı Allah’a aittir…” (Hûd 11/6).
Kul, hakkıyla Allah’a tevekkül ettikten sonra sebeplere sarılmalıdır. Böyle davrandığı ölçüde rızık endişesi ondan uzaklaşacaktır. Ancak kulun, sebeplere sarılmadan “Ben, Allah’a tevekkül ediyorum” anlayışına sahip olması da doğru değildir. Zira gerçek tevekkül sahibi, Allah’a dayanarak sebeplere sarılan kişidir. Ancak bu teslimiyet de sebepleri tek etken olarak görmemiz anlamına gelmemelidir.
Gerçek Bir Tevekkül Nasıl Olmalıdır?
Gerçek bir tevekkülün şu şartları taşıması gerekmektedir:
- Yüce Allah’a uluhiyet noktasında tam bir teslimiyet olmalıdır.
- Tevekkül edilen şey hususunda gereken tüm gayretin gösterilmesi gerekmektedir.
- Sarf ettiği güç ölçüsünde beklenti içerisinde olmalıdır. Oluşabilecek her türlü sonuç için kanaat sahibi olmalıdır. Tabii fazlası ya da beklenti üstü bir şey, yüce Allah’ın fazlındandır.
- Kişi, beklenti içerisinde olduğu sonuca yönelik olarak yüce Allah’ın kendisini muvaffak kılacağı inancını korumalıdır. Kötü bir son düşüncesinden uzak durup hüsnü zan beslemelidir.
- Tevekkül ettiği iş için olumlu/olumsuz her türlü sonuç için kaza ve kader üzeredir, düşüncesinde olmalıdır.
- Sonuca binaen şükretmesi ve sabretmesi gerektiği bilincinde olmalıdır.[7]
Velhamdülillahi rabbilâlemin. Selam ve dua ile…
Sercan AKBAYRAK
[1] Buhari, (No: 6541): Müslim, (Hadis No: 220). Birkaç özellik daha bulunmakla beraber biz konumuzla ilgili olanı zikrettik.
[2] Buhârí, (No: 7383); Müslim, (No: 2717). Lafız Müslim’e aittir.
[3] Ebû Dâvûd, (No: 5094); Tirmizi, (No: 3427): İbn Mâce, (No: 3884); Nesai, (No: 5486); Ahmed, 6/306, 318, 322.
[4] Buhâri, (No: 4563).
[5] Müslim, (No: 2840).
[6] Tirmizi, (No: 2344); Ibn Mâce, (No: 4164); Ahmed, 1/30, 52.
[7] Bu maddeler, 2024 yılının “Allah’ın Razı Olduğu Tevekkül” konu başlıklı Ekim sayısından alıntılanmıştır.

Follow