Rabbimizin göklerden üzerimize indirdiği okunan kitabı “Kur’an-ı Mübin”, yerdeki yaşayan kitabı da “insan”dır. Bundan dolayıdır ki Kur’an’ın tabiatıyla insanın tabiatı örtüşür. Allah, o kitabın düsturuna göre hareket edecek olan halifesini yeryüzünde tağyir, tebdil ve icat etmek vasıflarıyla donatmış ve görevli olarak indirmiştir.
Kitabında eşref-i mahlûkat olarak seçilmiş insanoğluna, huzurun kaynağını ve ona ulaşma yollarını, rahat bir ruh haletine sahip olmasının püf noktalarını da öğretmiştir.
İyilik ve kötülük kendisine kodlanan bu varlık, tabiatındaki iki yönlülüğünü nasıl idare edeceği, bu çift yönlülüğünü nasıl kullanacağı, iyi yönlerini karakter haline getirmesini ve kötü yönlerini nasıl törpüleyip Allah’ın istediği yöne kanalize edeceği ayetlerle ona öğretilmiştir. Bu emri yerine getirirse itaat eder, rahat ve huzurlu yaşar.
Şems Suresi’nde Rabbimiz şöyle buyurur halife olan kullarına:
وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙۖفَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖقَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖوَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene and olsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır” (Şems, 7-8-9-10).
Gördüğümüz gibi hem iyilik hem de kötülük kendisine kodlanan insan; aklını, iradesini ve ilmini, onu yaratanın istediği yöne yönlendirmeye kadir kılınmış ve böylece de “elimde değil” türündeki boş mazeretlere yer bırakılmamıştır.
Bugün içinde bulunduğumuz 21. asrın “depresyon” denilen büyük patlamalarına şahit oluyoruz; bu patlamaların asıl sebebi, insanın kendisine geçici olarak verilen ve sadece bu hayatı idame ettirirken kullanacağı araçları amaç haline getirmesidir. Teşbihte hata olmazsa araçlar elinden alınınca işin içinden çıkamaz olup elinden oyuncağı alınan bir çocuk gibi küsüp ağlar. Aslında o araçlar amacına ulaşması için verilmişti ama o, verilen araçları amaç haline getirince hayatı karardı.
Rabbimiz, bize “Allah’a tevekkül edin rahat edin” demişti; elbette ki ahmak tevekkülü değildi bu, bütün gayretimizi sarf ettikten sonra yapılacak eylemdi.
Tüm gayret kullanılacak sonra olana ya da olmayana tevekkül. Musa (aleyhisselam) gibi “asanı vur” dedi Rabbi, “denizi yar” demedi. Sen, sana ait olan gücü kullan, gerisi senin vazifen değil, der gibi. Donanımlı olan insanoğlu! Sana yüklenenlerle emredilenleri yap, yasaklardan kaçın; sonra rahatına bak, her şeye çok kafa yorma, Allah’ın dilediği olacak. Çünkü O, senin seni düşünmenden daha çok seni düşünür. Sen, sana gelen şer gibi görünen şeylere kanarak Allah’a olan hüsnü zannın bozulmasın. Sana zulmedilmiş gibi düşünme. Eğer vakıanın öbür yüzünü görseydin “ya rabbi, sen beni ne kadar seviyormuşsun” derdin. Subhanallah! İşte bunun adı, tevekküldür.
Tevekkül, gayretini sonuna kadar kullandıktan sonra işini Allah’a bırakmanın adıdır. Kimler vekil tayin edilir? Ancak yapacağı işine güvenilen kişiler ya da merciler vekil tayin edilir.
Rabbimiz buyurur ki: “De ki: “Allah’ın yazdığından/takdir ettiğinden başkası başımıza gelmez. O, bizim Mevla’mızdır. (Öyleyse) müminler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” (9/Tevbe, 51). Müminlere yakışan da sınırsız gücüne iman ettikleri rablerine dayanmalarıdır; nakıs yaratılmışlara değil.
İmran’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeden cennete girecektir.” Orada bulunanlar, “Onlar kim ey Allah’ın Resûlü!” dediler. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), “Onlar, (vücutlarını kızgın demirle) dağlamayanlar, üfürükçülük yapmayanlar ve Rablerine tevekkül edenlerdir” buyurdu (Müslim, Îmân, 371).
Bizlerin Müslümanlar olarak yapacağımız şey; Rabbimize güvenmek, bizim için belirlediği kaderin dışında hiçbir şeyin bize ulaşmayacağının bilgisini yakini imana dönüştürmek, bu kısacık hayatımızda kafamızda lüzumlu lüzumsuz her şeyi büyüterek hayatımızı yaşanmaz hale getirmemektir.
“Tevekkül et, rahat et” düsturuyla yaşayacağız. Burada önemli olan rabbimizin öğrettiği gibi tüm gücümüzü kullanıp her şekilde O’na dayanacağız. Huzuru bulacağımız tek yol, budur.
Tevekkül, kişinin kalbini mutmain kılar, ona huzur verir. Dünya ve ahiretteki huzurun sırrı, mütevekkil olmaktan geçer.
En emin’e emanet olunuz.
Sümeyye DEMİRCİ

Follow