Dilin Afetleri ve Tehlikeleri
Arşiv Yazarlar

Dilin Afetleri ve Tehlikeleri

Bilinmelidir ki dilin tehlikesi büyük olup ondan kurtuluş, ancak hayır konuşmakla mümkündür. Bizlere verilen her türlü nimetten hesaba çekileceğimiz gibi, dilimizle de yapmış veya yapmamış olduklarımızdan da hesaba çekileceğimizin bilincinde olmamız gerekir. Bu konuyla ilgili olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile Muaz b. Cebel (r.a.) arasında şöyle bir konuşma gerçekleşir:
Muaz b. Cebel’in, “Ey Allah’ın Rasulü, bizler, söylediğimiz şeyler sebebiyle sorgulanacak mıyız?” sorusu üzerine Rasulullah (s.a.v.): “Ey Muaz! İnsanları burunları üzeri cehenneme sürükleyip atan ancak dillerinin kötülük ettikleri şeyler olmuştur” buyurmuştur.
Yine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır konuşsun yahut sussun.”
Dil, bazen yıkılmış gönülleri tamir ettiği gibi bazen de nice sağlam kaleleri yıkmıştır. Bunun içindir ki krallar, devlet başkanları, yöneticiler, amirler, memurlar, liderler her zaman insanları dilleriyle ya sakinleştirmişler ya da galeyana getirmişlerdir.
Dilin afetleri oldukça çoktur. Bazen öyle afet oluşturur ki depremlerin, sellerin ve fırtınaların yapamadıklarını yapmışlardır.
Bu yazımızda genel olarak dilin başlıca afetlerine değinmeye çalıştık. Bunlardan bazıları şöyledir:
1. Malayani, boş konuşmak
Bilinmelidir ki kulun sermayesi vakitleridir. Bu nedenle vakitlerini gereksiz ve boş şeylere sarf eden kişi, onda ahirete azık olacak bir sevabı edinmediği için sermayesini zayi etmiş olur. Bu sebeple Rasulullah (s.a.v.): “Malayani/gereksiz şeyleri terk etmek, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir” buyurmuştur.
Malayaninin sebebi, kişinin kendisine ihtiyaç duymadığı şeyleri öğrenmeye duyduğu hırstır. Günümüzde yapılan bir araştırmada, insanların konuşmalarının %80’i ‘olmazsa da olur’ cinsindendir. Yani %20’lik kısımla esas konuşmasını yapar, diğer kalan zamanlarda da havadan, sudan ve kendisini ilgilendirmeyen şeylerden konuşur.
Malayani ve boş konuşmaların tedavisi ve ilacı ise kişinin soluduğu nefesini sermayesi bilip, dilin kendisiyle hayır ve hasenatı avlayabileceği bir ağ mesabesinde görmesi ve ayrıca dili ile de hesaba çekileceğinin bilincinde olmasıdır.
2. Fuzuli, Gereksiz ve uzun konuşmak
Böyle konuşmak da kötüdür. Bu türlü konuşmalar, malayaniye ve ihtiyaçtan fazla konuşmaya gireceğinden kerih görülmüştür. Her ne kadar günah ve zarar içermiyor olsa da çirkin bir durumdur. Bilinmelidir ki fuzuli ve gereksiz konuşmalar, sayılamayacak kadar çoktur.
Ata (r.a.) şöyle demiştir: “Sizden öncekiler fuzuli konuşmayı çirkin görürlerdi. Onlar; Allah’ın kitabı, Rasulullah’ın sünneti, iyiliği emredip kötülükten sakındırma veya zaruri ihtiyaç hakkında konuşmak hariç, bunun dışında kalanları fuzuli konuşmadan sayarlardı. Acaba siz üzerinizde hafaza ve kiramen kâtibin meleklerinin olduğunu, sağ ve solunuzda gözcü meleklerin bulunduğunu kabul etmiyor musunuz?” demiştir.
3. Konuşurken Batıla dalmak
Konuşma esnasında batıla dalmak, günahlar hakkında konuşmak demektir. Tıpkı kadınlardan, içki meclislerinden, fasıkların hallerinden, zorbaların zorbalıklarından, onların çirkin merasim ve hallerinden bahsetmek gibi. Bu gibi durumları anlatıp konuşmak, dile getirmek, bunlara dalmak, kesinlikle helal değildir. Rabbimiz, cehennem ehliyle ilgili şöyle buyuruyor: “Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık” (Müddessir Suresi, 45).
Böyle meclislerde de oturmak, konuşmak, onların o hallerine gülmek, eğlenmek de, eğlence konusu etmek de dinimizde uygun görülmemiştir. Kısa bir zaman sonra da onlar gibi olunacağından böyle ortamlardan da uzak durulmalıdır. “Onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz” (Nisa Suresi, 140).
4. Tartışmak, Cedelleşmek ve Husumetli bir şekilde konuşmak
Tartışmak, cedelleşmek ve husumetli bir şekilde konuşmak da dinimizde yasaklanmıştır. Nitekim Allah Rasulü (s.a.v.): “Kardeşinle tartışma ve onunla dalga geçme. Ona bir söz verip de sözüne muhalefet etme” buyurmuştur.
Başkasını susturmak, onu aciz bırakmak, konuşmasını tenkit etmek, onu kusurlu bulmak, cahilliğine nispet ettirmek de uygun görülmemiştir.
Husumet, cedel ve tartışmanın hemen arkasından gelen bir durumdur. Kişinin bir mal veya herhangi bir hak iddiası ile alakalı olarak sözünde diretip inat etmesidir. Nitekim Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah nezdinde erkeklerin en sevimsizi, tartışmada diretip ısrar edenlerdir.”
5. Konuşmada aşırılığa kaçmak, söverek fahiş ve çirkin sözler sarf etmek
Bu şekilde konuşmalar da kötü olup yasaklanmıştır. Kişinin konuşma esnasında, ağzını eğip bükmesi, fasih ve kafiyeli konuşması, yapmacık hareketlerde bulunmasıdır. Bu şekilde konuşmaların kaynağı, adilik ve kötü tabiatlı olmaktır. Nitekim Allah Rasulü (s.a.v.): “Ahlaksızlıktan sakının! Çünkü Yüce Allah, ahlaksızlığı da müstehcen ifadeler kullanmayı da sevmez” buyurmuştur.
Rasulullah (s.a.v.), Bedir’de öldürülen müşriklere küfretmeyi de yasaklayarak şöyle buyurmuştur: “Onlara sövmeyin! Çünkü söylediğiniz şeylerden hiçbirisi onlara gitmez. Ama bununla dirileri (akrabalarını) üzmüş olursunuz. İyi bilin ki fahiş konuşmak adiliktir.”
6. Lanet etmek
Bu lanet, ister bir insana, ister bir hayvana isterse de bir cansıza yapılmış olsun kötüdür. Zira Rasulullah (s.a.v.): “Mümin, lanet edici değildir” buyurmuştur.
7. Müzik ve Şiir söylemek
Bunların kötü olması, haram şeyleri ihtiva etmesi, cinsi içerikli olması, insanları harama teşvik etmesi, isyana, kötülüğe ve fuhşa çağırması gibi nedenlerle insanı, bunları yapmaya veya bunlara davet etmeye sevk ettiği için haram sayılmıştır. Tıpkı bir kimseyi aşırı övmek veya onu başka şeylere benzetmek, insanları galeyana getirmek, ahlaksız adi kimselere özendirmek ve vakti bunlara sarf ettiği için uygun görülmemiştir.
8. Şaka yapmak
Şaka yapmanın kötülenen kısmı ise bunu devamlı surette yapıp bunda aşırıya kaçmaktır. Bu şakalaşmak, sürekli yapıldığında oyun ve eğlenceye kapı araladığı için uygun görülmemiştir. Bu şekilde aşırı ve sürekli şaka yapmak, müslümanın vakar ve heybetini götürmektedir. Ancak bu zikredilen hallerin bulunmadığı mizah, kötülenmiş değildir. Nebi (s.a.v): “Muhakkak ben, şaka yaparım; ama bunda haktan başkasını söylemem” buyurmuştur. Allah Rasulü’nün (s.a.v) yaptığı mizahlardan bazıları şu şekildedir:
O, kendisine gelen yaşlı bir kadına şöyle demiştir: “Yaşlı kimse cennete giremez.” O’nun bu sözü sebebiyle yaşlı kadın ağlayınca kadına şöyle dedi: “Sen, o gün yaşlı olmayacaksın. Yüce Allah, şöyle buyurmuştur: O gün onları öyle bir yaratmışızdır ki onlar hep gençtirler.”
Allah Rasulü (s.a.v.) den nakledilen şakaların çoğu kadın ve çocuklar için yaptığı şakalardır. Bunları ise aşırılığa kaçmadan, kalplerindeki zaafa bir merhem olsun diye onlara yapıyordu.
9. Alay ve gıybet etmek
Alay ve gıybet etmek, haramdır. Zira Allah’u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ey İman edenler! Bir topluluk, başka bir topluluğu alaya almasın. Belki onlar, alay edenlerden daha hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar. Belki onlar, alay eden kadınlardan daha hayırlıdırlar” (Hucurat Suresi, 11).
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de gıybeti zikrederek kötülemiş ve gıybet yapan kimseyi, ölü eti yiyen bir kimseye benzetmiş olup şöyle buyurmuştur: “Bazınız, bazınızı arkadan çekiştirmesin. Hiç sizden biri ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Bundan tiksindiniz değil mi?” (Hucurat Suresi, 12).
Gıybet, kardeşini, duyduğu vakit hoşuna gitmeyen bir şeyle zikretmen demektir. Velev ki bu zikredilen şey onun bedeni, nesebi, ahlakı, elbisesi, evi ve bineği hakkındaki bir eksikliği belirten şekilde de olsa bu gıybet olur.
Gıybeti tasdik etmek de gıybettir. Hatta susan da gıybetçinin ortağıdır.
10. Sırrı İfşa etmek
Sırrı ifşa etmek, arkadaş ve dostların hakkına karşı gösterilen gevşeklik ve onlara bir türlü eziyet olduğu için dinen yasaklanmıştır. Nitekim Rasulullah (s.a.v.): “Aranızdaki konuşma emanettir” buyurarak sırrı ifşa etmenin, ihanet olduğunu, eğer kendisinde bir zarar söz konusu olursa, haram olacağını bildirir.
11. Yalan vaatte bulunmak
Şüphesiz dil, vaat etme noktasında çok acelecidir. Daha sonra nefis, çoğu zaman bu verilen vaadi yerine getirmek istemez. Böylece kişi vaadine muhalefet etmiş olur ki bu da münafıklığın alametidir. Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Ey İman edenler! Verdiğiniz sözleri yerine getiriniz.” (Maide suresi, 1)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur: “Üç haslet vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse münafıktır; velev ki oruç tutsa, namaz da kılsa ve ‘ben Müslümanım’ da dese böyledir; 1. Konuştuğunda yalan söyler, 2. Söz verince sözünü yerine getirmez, 3. Kendisine güvenildiği halde hıyanet eder.”
12. Yalan söylemek ve yalan yere yemin etmek
Bu ise günahların en çirkinlerinden ve ayıpların da en ahlaksız olanlarındandır. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Üç sınıf vardır ki kıyamet gününde Allah, onlarla konuşmaz ve onlara bakmaz; 1. Sadakasını başa kakan kimse, 2. Yalan yere yemin ederek malını satan kimse, 3. İzarını kibirle yerde sürükleyen kimse.”
13. Dedikodu
Dedikodu ve dedikoduculuk da dinimizde yasaklanmış olup, kötü ve çirkin bir harekettir. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Dedikoducu kimse cennete giremez.”
Hasan el-Basri şöyle demiştir: “Sana başkasının dedikodusunu yapan, başkalarına da senin dedikodunu yapar.”
14. İki yüzlülükle Konuşmak
Bu kimse, düşmanlık güden iki hasım arasında gidip gelerek onlardan her birine muvafık konuşup öven ve yanında olmayan bir kimseyi yerip her birine kendisini destekleyeceğini söyleyen kişidir. Bu ise münafıklık alametidir.
15. Aşırı övmek
Başkalarını övmek, bazı yerlerde yasaklanmıştır. Bazen kişi bu noktada aşırıya kaçar ve bu, onu yalana sürükler. Bazen övgüde bulunan kişiye riya galip gelebilir. Bazen de övülen kişi, zalim veya fasık olur ve övülmekten hoşlanabilir. Oysaki böyle bir şey, dinimizde uygun değildir.
Harun AKÇA

GRUBA KATIL