Çukur Herifler!
Genel Gündem Son Sayımız Yazarlar

Çukur Herifler!

Hilafet, emperyalistler ve yerli işbirlikçileri/kuklaları tarafından kaldırıldıktan sonra, Müslümanlar belki de tarihin hiçbir döneminde görmedikleri bir zulme ve aşağılanmaya maruz kaldılar ve kalmaktadırlar. Müslümanları bir vücuda benzetirsek, hilafet müessesesi, bu vücudun başı mesabesindedir. Hali ile, başı olmayan bir vücud ne kadar sağlıklı bir hayat yaşayabilirse, biz Müslümanların da durumu o kadar sağlıklıdır!

Müslümanların hatta insanlığın muhtaç olduğu adaletin ve huzurun, ancak İslam hükümleri ile mümkün  olduğu, fıtratından tamamen kopmamış kafirler tarafından bile itiraf edilmektedir. Ancak, heva ve hevesini ilah edinen, hedonist ve bencil, ahirete imanı olmayan ve Allah’ın huzurunda hesap vereceğine de –doğal olarak- inanmayan insan(!)ların; dün olduğu gibi, bugün de, mazlumlara kan kusturdukları ve büyük bir terör meydana getirdikleri hepimizin malumudur. Bu durumun en bariz örneği, başta Suriye (aslında tarihte Suriye diye bir devlet yoktur, o bölgenin adı Bilad-ı Şam’dır) olmak üzere, Mısır, Afrika, Myanmar, Çeçenistan, Afganistan, D. Türkistan, Irak vb. ülkelerde gözlerimizin önünde sergilenmektedir. Afrika’nın neredeyse tamamında, özellikle O. Afrika’da çağdaş dünyanın gözleri önünde Müslümanlara yapılan adi ve yamyamca zulümlere dur diyen yok. Hemen yanı başımızda Suriye’de, -özellikle Yermuk Kampı’nda açlıktan ölen kardeşlerimiz- cereyan eden olaylar yüreklerimizi parçalamakta ve tarihte belki eşi benzeri az görülmüş zulümler uygulanmaktadır. Zalim, kafir Esed güçlerinin varil bombaları sürekli yukarıdan bırakılmakta, Müslümanlara hayat hakkı tanınmamaktadır. Peki bu zulümlerin temel sebebi nedir?

uhdud

Bu sorunun cevabını Yüce Rabbimiz tarafından, Kur’an-ı Kerim’de haber verilmektedir:

1. Burçları olan göğe andolsun,

2. O vaat edilen güne,

3. Şahid olana (görene) ve şahid olunana (görülene).

4. Kahrolsun Ashab-ı Uhdûd

5. ‘Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş, ‘

6. Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.

7. Ve Mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

8. Kendileri onlardan, yalnızca ‘üstün ve güçlü olan, ‘ hamd edilen/övülen Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.

9. Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Allah (c.c.) her şeyin üzerinde şahid olandır.

 

Bu vesile ile bu yazımızda, yukarıdaki ayetlerin nuzül sebepleri ve ayetlerden çıkarmamız gereken dersler üzerinde durmak istiyoruz.

Üstad Ebu’l A’la el-Mevdudi ‘Tefhimul Kur’an’ adlı tefsirinde bu ayetlerle ilgili, şu bilgileri vermektedir:

Kâfirlerin Müslümanları ateş dolu hendeklere atarak katletmeleri hakkında bir çok rivayetler nakledilmiştir. Tüm bu rivayetler bu tür hadiselerin insanlık tarihi boyunca birçok kez meydana geldiğini göstermektedir.

1) Bir Hadis-i Şerif’te Süheyb el-Rumî Resulullah’tan (s.a) şöyle bir rivayette bulunmuştur: “Bir Kral ve bir sihirbaz vardı. Sihirbaz çok yaşlandığı için bir gün Kral’a ‘bana bir genç verin de onu yetiştireyim’ diye arz eder ve bunun üzerine Kral da bu iş için bir genç görevlendirir. Ancak bu genç, sihirbazın yanına giderken, yolu üzerindeki bir rahibe (galiba İseviliğe mensup birine) uğradı. Böylece ondan feyz alarak iman ehli olmuştu. Onun elinden körler ve cüzzamlılar -biiznillah- şifa bulmaya başladılar. Fakat Kral’a bu gencin dininden döndüğü haber verilince, Kral öfkelendi ve ilk önce rahibi öldürdü, sonra da genci öldürmek istedi. Ancak gence hiçbir şey tesir etmiyordu. Sonunda genç Kral’a şöyle söyledi: “Şayet beni öldürmek istiyorsan, halkı topla ve bana ok atarken “Bu gencin Rabbinin ismiyle” de. Ben ancak o zaman ölürüm! Kral da böyle yaparak genci öldürdü. Halk tüm olanları gördükten sonra ‘bu gencin Rabbine iman ettik’ dediler. Bunun üzerine Kral’ın müşavirleri ‘korktuğumuz husus başımıza geldi. Bu halk bizim dinimizi bırakarak, o gencin dinini kabul etti.’ deyince Kral oldukça kızdı ve yolların kenarlarına hendekler (Uhdud) kazdırarak, içinde ateş yakmalarını emretti. O gencin Rabbine iman edenlerden dönmeyenleri ateşe attırıyordu. (İmam Ahmet, Müslim, Neseî, Tirmizi, İbn Cerir, Abdurrezzak İbn Ebi Şeybe, Tabarânî, Abd bin Humeyd)

2) Hz. Ali’den (r. a) rivayet olunduğuna göre, İran Kisrâsı, bir gün içkiden dolayı sarhoşken, kendi kız kardeşi ile zina etmiş ve ikisi arasındaki ilişki devam etmişti. Bu haber halk arasında yayılınca, Kisrâ, ‘Tanrı kız kardeşlerle evlenmeyi helâl etti. ‘ diye ilan etmiş, halk da buna karşı çıkınca azap etmeye, hatta onları ateş dolu hendeklere atarak öldürmeye başlamıştı. Hz. Ali, Mecusilerde, kız kardeşle evlenmenin o zamandan başladığını söyler. (İbn Cerir)

3) İbn Abbas da buna benzer bir olayı (galiba İsrâiliyata dayanarak) şöyle nakletmiştir: “Babilliler, İsrailoğulları’nı Hz. Musa’nın dininden dönmeleri için zorladılar ve dinlerinden dönmeyenleri ateş dolu hendeklere attılar. (İbn Cerir, Abd bin Humeyd)

4) Bu olaylar içinde en meşhuru Necran Hristiyanlarının başına gelendir. Bunu İbn Hişam, Taberî, İbn Haldun ve Mu’cem-ul-Buldan’ın sahibi ile diğer Müslüman tarihçiler rivayet ederler. Bu olayın özeti şöyledir:

Himyer (Yemen) Kral’ı Tuban Esed Ebu Karib, bir defasında Medine’yi ziyaret etti. Orada Yahudilerle temas ederek, dinini değiştirdi ve Yahudi oldu. Beni Kurayza’dan (Yahudilerin Medine’deki kollarından biri) iki Yahudi alim alarak Yemen’e getirdi. Böylece orada Yahudiliği yaymaya başladılar. Daha sonra oğlu Zûnuvas tahta geçer ve Necrân’ı (Arabistan’ın güneyinde Hristiyanların en kuvvetli merkezlerinden biriydi) ortadan kaldırmak için hücum ederek oranın halkını Yahudi olmaları için zorlar. (İbn Hişam bunların Hz. İsa’nın gerçek dini üzerinde bulunduklarını söyler) Zûnuvas Necran’ı ele geçirdikten sonra halkı Yahudiliğe davet edince, halk bu daveti reddetti. O da bundan dolayı birçok kimseyi, ateş dolu hendeklere atarak yaktı ve bir çoğunu da katletti. Toplam 20.000 kişi öldürüldü. Necran ahalisinden bir şahıs, dost Zûsaliban’a gitmeyi başardı. Bir rivayete göre Rum Kayseri’ne gitti, yine bir başka rivayete göre ise Habeşistan Kral’ı Necaşi’ye giderek, bu zulmü ona anlattı. Birinci rivayete göre Rum Kayseri Habeşistan Kralı’na mektup yazdı. İkinci rivayete göre ise, Necaşi, Rum Kayseri’ne deniz kuvvetleri göndermesi için ricada bulundu. Sonunda Habeşistan, Uryat isimli bir komutanın emri altında 20.000 askeri Yemen’e gönderdi. Zûnuvas öldürülerek Yahudi hakimiyeti ortadan kaldırıldı ve Yemen Habeşistan sınırlarına dahil edildi.

İslâm tarihçilerinin açıklamaları bu olayı sadece tasdik etmekle kalmaz, ayrıca ayrıntılı bir biçimde bilgi de verirler. Yemen ilkin M. 340 Yılında Hristiyanların eline geçti ve M. 378’e kadar hakimiyetleri devam etti. O zaman Hristiyan misyonerler Yemen’e geldiler. Bu dönemde zahid, mücahid ve iman sahibi bir Hristiyan seyyah olan Faymiyun, Necran’a geldi ve halka putlara tapmaktan vazgeçmeleri için tebliğ etmeye başladı. Bu tebliğ sayesinde Necran halkı Hristiyanlığı kabul etti. Necran’ı üç kişi idare ediyordu. Biri o kabilenin başkanlığını, dışişlerini ve askeri işlerini yürüten Seyyid, ikincisi içişlerini yürüten Akib, üçüncüsü dini işleri idare eden Papaz. Güney Arabistan’da Necran önemli bir stratejik konuma sahipti. Aynı zamanda ticaret ve sanayi merkeziydi. Sûnî ipek, deri ve silah sanatları revaçtaydı, ayrıca Yemen cübbesi de meşhurdu. Bundan da anlaşılıyor ki Zûnuvas, sadece dinî endişelerle değil siyasi ve ekonomik nedenlerle Necran’ı işgal etmek için yola çıkmıştı. Necran’ın Seyyidi Harise hakkında bir Süryâni tarihçisi olan Haritas şöyle yazar: “Zûnuvas onu katletti ve onun iki kızını öldürdükten sonra, kızlarının kanını içmesi için karısı Roma’yı zorladı. Sonra onu da katletti. Papaz Paul’un mezarını kazdırdı ve kemiklerini ateşe attırdı. Ateş dolu hendekler içinde kadınları, erkekleri, çocukları, papaz ve rahipleri yaktılar. Toplam 20.000’den 40.000’e kadar insan telef oldu. “Bu olay M. Ekim 523’de vukû buldu. Nihayet M. 525’de Habeşistan Yemen’e saldırarak Zûnuvas’ın Himyer saltanatına son verdi. Hüsni Gurap’ta (Yemen’de bir bölge) yapılan arkeolojik araştırmalar sırasında birtakım levhalar bulunmuş ve bunların üzerindeki yazılardan bu olayları aydınlatıcı bilgiler elde edilmiştir.

M. 6. yüzyılda Hristiyanların çeşitli kitaplarında Ashab-ı Uhdud hadisesi zikredilmiş ve bizzat görenler tarafından ayrıntılı bir biçimde nakledilmiştir.

Günümüzde, Filistin’de, Mısır’da, Suriye’de, Afrika vb. yerlerde yapılan en adi zulüm ve işkencelerin kaynağını görmek için, aşağıdaki satırları birlikte okuyalım:

“Ele geçirilen her adamın gövdesi delik deşik edilecek. Tutulan her adam kılıçla düşecektir. Çocukları gözleri önünde yere çarpılacak, evleri yağma edilecek, kadınları kirletilecek, ırzlarına tecavüz edilecek. Çocukları tutup kayaya çarpan ne mübarektir. ” (Tevratin İşaya  13-14, Mezamirler 137-9, Zekeriyya 14-2 bölümleri )

Şu anda İsrail’de binlerce Müslümanın kanına giren, kolunu kıran, evini yakan, çocuğunun önünde annesine tecavüz eden, babasını ateşe veren Yahudi ile, 1700 yıl önce Necran’lı Hristiyanları yakan Zünuvas arasında fark görebiliyor musunuz? (Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Yayınları)

 

ALINACAK DERSLER

Bu kıssada hem kâfirlerin hem Müminlerin ibret almaları için dersler vardır.

1)Ashab-ı Uhdud (çukur herifler)  Müslümanlara, sadece iman ettikleri için zulüm etmiş, onları diri diri yakmış ve nasıl Allah (cc) tarafından lanetlenerek azaba müstehak olmuşlarsa, günümüzün çukur herifleri (Esed vb zalimler) de, bu azaptan kurtulamayacaklardır.

2)O zamanki Müslümanlar ateşin içinde yanmayı kabul etmişler ama nasıl imanlarından dönmeyi kabul etmemişler ise, aynı sabır ve metaneti günümüz Müslümanları da göstermeli ve hiçbir zulüm, işkence onları davalarından vazgeçirmemeli, hiçbir surette zaaf içine düşmemelidir. Başta Ehl-i Şam olmak üzere ümmetin yiğit mücahidleri de, bunca işkencelere rağmen dinlerinden dönmemektedirler ve bundan sonra da dönmemelidirler.

3)Kâfirler, sırf Bir ve Kahhar olan Allah’a iman ettikleri için Müslümanlardan nefret etmektedirler ve Müslümanlar ise imanlarında ısrarla diretmektedirler. İki grup da bilmelidir ki, Allah (cc) her şeye kâdirdir, yeryüzünün ve gökyüzünün sahibidir ve hamd edilmeye layıktır. İki grubun da tüm davranışlarını görmektedir. Şüphesiz kâfirlerin gideceği yer cehennemdir. Ancak bu yaptıklarından ötürü, ayrıca onlar için bir ateş azabı daha vardır. Şu da kesindir ki, Müslümanların gideceği yer de cennettir ve bu onlar için büyük bir başarıdır. Bugün de Suriye, Mısır, Filistin, Afganistan, Myanmar vb. ülkelerde sırf Allah’a iman edip Allah’ın kanunlarının hakim olmasını isteyen, bu uğurda cihad eden kardeşlerimize zulmeden, işkence eden tağutlar ve işbirlikçileri cehennemi boylayacaklar, İslam davası uğrunda canlarını feda eden yiğit erler ve mazlumlar inşallah, cennet ile müşerref olacaklardır.

4)İman başlı başına büyük bir güçtür. Bu azim gücün karşısında ne Amerika, ne Rusya, ne İsrail ne de herhangi bir güç durabilir. Yeter ki biz Müslüman olarak imanımızda istikamet üzere olalım ve zalimlere hiçbir zaman meyletmeyelim. İslam Davası uğrunda cihad edip Rabbimizi razı etmek için çabalayalım.

Rabbimizden niyazımız, Bizleri kendi davası uğrunda çok çalışan ve ömrünü şehadet ile süsleyen kullarının arasına katmasıdır. Duamızın sonu Alemlerin Rabbi Allah’a hamd etmektir.

 

NOT: Bu yazı Genç Birikim dergisinin Mart-2014 sayısında yayımlanmıştır.

GRUBA KATIL