İslam’ın Muhafızı Olmak
Arşiv Genel Yazarlar

İslam’ın Muhafızı Olmak

“O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Bakara 29).
Ezici bir karmaşadan mutlak bir düzen zuhura getirmek, ne derece bir yüceliği mecbur kılar? Yeryüzünün renklerini sonsuza dek korumak, göğün ihtişamını kusursuzca inşa etmek ve canlılara ebedi bir hayata hazırlık için fırsat vermek, hangi kudretin eliyle mümkün olur? Rabbe boyun eğmek için, kulluğu kabul için daha ne kadar delil gerekli?
Şüphesiz İslam, aklı olana hitap eder. Aklı olan ve onu kullanabilen ise dünyadan firakını tefekkürle taçlandırıp kâinatı seyreyler. Her detayı bir ayete mukabil olan bu amansız dünya, düşünen için bir felah kapısıdır aslında. Hakikaten iman eden, rabbini görmek için ispat aramaz. Aldığı her nefes; kul olduğunun, o yüce ilaha ulaşmak için yaşadığının, ruhuna diken saplayanları yok edecek bir güce eriştiğinin ispatıdır çünkü.
İnanmayı, “sorgulamak” diye tercüme etmek ne derece doğrudur, bilinmez. Bu kavram aslında önümüze iki başlık koymaktadır: sorgulayarak inkârı artırmak ya da sorgulayarak imana kuvvet katmak. Bu ikisinden biri tercih edildiği vakit, kişinin akıbeti de yoluna oturtulmuş olur. Sorguyu inkâra teslim etmek, cahilliği de peşinden sürükleyecektir. Zira var olanı inatla buruşturarak, özünü çürüterek içine sindirmek, kalbe verilecek en büyük zarardır ve cahillik de Allah’a giden yolda en büyük risktir. Müslüman ise risk alamaz. Risk aldığı takdirde imanının en hassas yerini bıçaklamış, derinlere inen uçsuz yaralar açmış olur. Bu nedenle Müslüman, Rabbine giden yolda karşısına çıkan engelleri kaldırmakla sorumludur. Bu engelleri kaldırmak ise ancak belli başlı hasletleri ruhuna giydirirse mümkün olur:
İnsanın gayesi, hakikaten mensup olduğu dini ve bu dinin şiarlarını samimiyetle korumak ise evvela bulunduğu ortamlarda dinine, peygamberine veya kitabına yöneltilen iftiraları çürütmelidir. Aslı olmayan cümleler ve temeli küf kokan iddialar, bilinir ki çoğunlukla İslam’a layık görülür. İmanını kendine kalkan edinmiş Müslüman, şüphesiz bunun farkındadır ve bilgi dağarcığını bu ithamları yok etmek için doldurup taşırmalıdır. Bunu da ancak okuyarak, dinleyerek, nasihat duvarlarına yaslanarak gerçekleştirebilir. Aksi takdirde üzerine yapışan vebal, kolay kolay yakasından düşmeyecektir.
İkinci olarak insan, sükûnet bulduğu ortamları tercih etmeli, çevresini sürekli kontrol altında tutmalı, her daldan insana muhabbet kollarını açmamalıdır. İçinin dinginliğini bozan, kalbinde yatıştırdığı ahenkli dalgaları hortumlarla perişan eden muhitlerden köşe bucak kaçmalıdır. Eğer özünü bu yerlerden sakınmazsa ömrünü birlik olan, masmavi okyanusların özgürlüğünü tatmak isteyen bir ümmet için yaşarken bir anda kendini çarpık ilişkilerin, sonsuz cehaletlerin ve daima kanayan dostlukların içerisinde bulacaktır. Velhasıl hedefi olan Müslüman, istisnasız her şeye dikkatle, kontrolle ve ihtimamla yaklaşmalıdır.
Allah’a giden yoldaki engelleri kaldırmak için üçüncü olarak Müslüman’ın, dininden aldığı bir cesareti olmalıdır. Konuşmayı, gerekirse haykırmayı; çekinmeden, gerilmeden, küçülmeden dinine dair bildiği bütün gerçekleri aktarmayı becerebilmelidir. Bunu yapabilmek içinse yüreğine bahşedilen imanını içselleştirmeli, güneşin açacağı sabahları umut ederek ay ışığında yetişecek fidanlar dikmelidir.
Ve son olarak Müslüman, kalbindeki nefret/öfke/aşağılama/buğz damarlarını sürekli canlı tutmalıdır. Bize gereken, soylu bir öfkeyken pusuya düşmüşçesine garip kalmak, sessiz olmak ve çekinmek İslam’a yaraşır bir hâl değildir. Zalime karşı nefreti, kâfire karşı öfkeyi, müşrike karşı aşağılamayı ve tüm Allah düşmanlarına karşı buğz etmeyi kalbimize şart koşmalıyız.
Müslüman’ın aldığı riskler sadece kendisine değil, mensup olduğu dinin oluşturduğu çemberdeki bütün noktalara zarar verecektir. O nedenle bu ve bunun gibi hususları ara sıra tefekkürüne ilave edip düşünmeli, kendisiyle tartışmalı ve daha iyiye yönelmek için ruhuna tecdidi hatırlatmalıdır.
Her şeyi hakkıyla bilen, mümin kullarına cahilliği, suskunca yaşamayı, Allah’ın adının anılmadığı ortamlarda bulunmayı, umutsuzluğu ve dinsize karşı muhabbet beslemeyi yasaklamıştır. Bize düşen, İslam’a zarar veren her şeyden göklerin Rabbine sığınmaktır.
Rüveyde Bera PALA

GRUBA KATIL