Çanakkale Savaşlarında Siyon Katır Birliği
Arşiv Genel Yazarlar

Çanakkale Savaşlarında Siyon Katır Birliği

20. yüzyılın başından itibaren Batılı sömürgeci devletler, Osmanlı Devleti’ni yıkmak amacıyla faaliyetlerini hızlandırmışlar, her türlü oyun ve entrikayı sahneye koyarak katkı ve desteklerini aldıklarını Siyonistleri kullanmaktan utanmamışlardır. Oyunun baş aktörü İngiltere’dir.
Filistin’de Yahudilere toprak vermeyen sultan olarak tarihe geçen II. Abdülhamid’e 1909’da tahttan indirildiğini bildirmek üzere Yıldız Sarayı’na gelen heyet arasında Selanik Milletvekili Musevi Emmanuel Karasu’nun da bulunması ve sultanın bir fesat yuvası olan Selanik’e sürülmesi, üzerinde düşünülmesi değer bir husustur.
Tanzimat’ın ilânından itibaren Osmanlı yönetimine etki eden Batılıların II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile yetinmeyip bu kez devleti ortadan kaldırmak istedikleri çok açıktır. Ortaya çıkarılan suni krizler, meydana getirilen kaos ortamları ve basit problemlerle 1910’da İtalyanların Trablusgarb’ı işgali, 1912’de başlayan Balkan Savaşları ve 1914’de I. Dünya Savaşı’yla devam ettirilen Osmanlı’yı yok etme çaba ve gayretleri maalesef başarılı olmuştur.
Bilindiği üzere Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda Galiçya (Romanya), Dömeke (Bulgaristan), Sarıkamış, Filistin, Medine, Kafkaslar gibi pek çok cephede mücadele etmek zorunda kalmıştı. Bu cephelerden biri ve belki de en önemlisi Çanakkale idi.
Çanakkale’de yapılan çıkartma harekâtına İngiliz ve Fransızlar kendilerinin dışında Osmanlı ile hiçbir alakası olmadığı halde Kanadalılar, Cezayir Berberileri, Senegal zencileri, Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar ve Hintlileri dâhil etmişlerdi. İngiltere, kolonilerinden asker yardımı istemiş, bunun üzerine Avustralya ve Yeni Zelanda devletleri, askerlerini (Anzaklar) İngiltere’nin emrine vermişlerdi.
Diğer taraftan tarih, on binlerce kilometre öteden gelerek: “Halifenizi kurtarmaya gidiyorsunuz” diye kandırılıp Osmanlı askerlerine karşı savaştırılan Cezayirli, Senegalli ve Hintli Müslümanların dramlarına şahit olmuştur.

Jabotinsky Kimdir?
I. Dünya Savaşı’nda gönüllü Yahudi Alayı meydana getirerek Osmanlı Devleti’ne karşı savaşma fikrini ilk ortaya atan şahıs, Rus Yahudisi Wladimir Jabotinsky’dir. Doğu Avrupa ve Rusya’da Yahudi düşmanlığının toplu katliamlara dönüşmesi sebebiyle birçok Siyonist lider gibi o da Musevi olduğunu hatırlamış ve kurtuluşu Theodore Herzl’ın ideolojik fikirlerinde aramaya başlamıştır. O, kısa sürede dünya Siyonist örgütünün en etkileyici hatiplerinden biri olmuş ve faaliyet sahası olarak Rusya’yı seçmişti.

Siyonist bir birlik kurma fikrini ortaya atan Wladimir Jabotinsky. Siyon Katır Birliği’nin içinde yer almasa da daha sonra kurulan Yahudi Lejyonu’na katılan ilk kişidir.
(John Henry Patterson, Sion Katır Birliği Komutanından Çanakkale Savaşı’nda Siyonistler, DBY Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2014, s. 232)

Siyonizm hayali onu 1908’de II. Meşrutiyet sonrası kurulan Siyonist derneğinin propagandacısı olarak İstanbul’a sürüklemiştir. Görünürde bir şirketin yöneticisi, gerçekte ise Siyonizm’in temsilcisi olarak İstanbul’a gelen Dr. Jacobson’un yardımcılığını üstlenmiştir. İstanbul’da kaldığı kısa dönemde özellikle Jön Türkler arasında aktif olarak çalışmış, Türkiye ve Türkleri yakından tanımıştır. 1913’te yazdığı “Irk Üzerine” adlı makalesinde Musevilerin âri ırktan üstün olduğunu ileri sürmüştür. Jabotinsky’nin bu anlayışı, Çanakkale’deki Yahudi alayını hangi hayali ve ırkçı düşünceler üzerine kurduğunu anlak açısından önemlidir.

Siyonistler Şer Güçlere Destek Veriyor
Rusya’da sakin bir hayat yaşayan Wladimir Jabotinsky, Osmanlıların I. Dünya Savaşı’na katılmasıyla birlikte hayalini kurduğu devletin teoriden pratiğe geçirilmesi için Filistin cephesinde Osmanlılara karşı savaşmayı düşünmüş, bu amaçla İstanbul’a gelmiş ve Jön Türklerle temasa geçerek düşüncelerini yaymak üzere İstanbul’da bir gazete satın almıştı.
Filistin’de cephe açmak isteyen Jabotinsky, Aralık 1914’te Mısır’da Gabbari göçmen kampında yine bir Rus Yahudisi olan Joseph Trumpeldor’la tanışmıştı. Trumpeldor, ona:
“Osmanlı’yı yıkmak için Filistin’de savaşmamıza gerek yok. İngilizler ve Ruslar aralarında anlaştılar. Çanakkale Boğazı’ndan geçip Osmanlı’yı tarih sahnesinden silecekler. Filistin’e giden yol, Çanakkale’den geçer. Oraya göndereceğimiz bir birlik, Filistin’in kapılarını Yahudilere ardına kadar açar” demişti ki son derece haklıydı.

Siyon Katır Birliğinin Kuruluşu
1915 başlarında Mısır, özellikle de İskenderiye Limanı Rusya idaresinden kaçan ve Osmanlı Hükümeti tarafından Siyonist faaliyetlerinden ötürü Filistin’den çıkarılan Yahudilerin toplanma yeri olması bakımından önem taşıyordu. Bu yüzden 19 Mart’ta İngiliz ordusundan Albay John Henry Patterson, gönüllü Musevi birliklerini eğitmek amacıyla Mısır’a gönderilmiştir. 650’yi aşan gönüllüyü eğitecek olan Patterson 1916’da yazdığı Siyonistlerle Gelibolu’da (With the Zionist in Gallipoli, Londra 1916) adlı eserinde belirttiğine göre gençliğinden beri Musevi tarihi gelenek ve inançlarını yakından incelemiş, bir başka ifadeyle bu tür görevler için önceden yetiştirilmiş biriydi. Patterson’un Siyonistlerle ilgisi 1915 Çanakkale Savaşı’ndan sonra da sürmüş, üç yıl sonra da onlarla beraber Filistin’e giren askerî birliklerde yer almıştı.

With the Zionist in Gallipoli adlı kitabın Türkçede yayınlanan kapağı

Patterson’un üç hafta gibi kısa bir sürede Gibbori Kampı’nda eğittiği asker, subay ve 750 katırdan oluşan Siyon Alayı, savaş için gerekli teçhizatı da kuşanmış ve yakalarında sarı renkli Davut Yıldızı işlenmiş bir halde İngiliz gemilerine binerek 17 Nisan 1915’te Gelibolu’ya hareket etmiştir.
Jabotinsky’ye göre savaşta yük taşımak onur kırıcı olsa da Filistin hayalinin gerçekleşebilmesi için mecburen buna katlanmak gerekiyordu. Siyon Katır Alayı, Seddülbahir’e ayak basar basmaz asıl görevi müttefik askerlere askerî malzeme ve yemek taşımak olduğu halde, kendisini savaşın içinde bulmuş ve Osmanlı ordusuna kurşun sıkma becerisini de göstermiştir. Açılan ateş sonucu ürken katırlar düşman süvarileri sanılarak Osmanlı askerleri tarafından kurşunla durdurulmuştur. Çanakkale’de 8 Yahudi askeri ve 47 katırını kaybeden Siyon Katır Alayı, her ne kadar Hamilton’ın yazılı takdirine mazhar olup madalyayla taltif edilse de İngilizleri yenilgiden kurtaramamıştır. Albay Patterson’un diliyle “Gelibolu harekâtı, İngilizlerin silâhlarının konuştuğu en büyük yenilgi olarak tarihe geçmiştir.” Yenilgiye rağmen Jabotinsky, Siyonizm açısından mutludur. Ona göre Balfour Bildirisi, ilânını Çanakkale’deki Siyon Katır Alayı’na borçludur. Bir başka ifadeyle Filistin’in işgalinin temelinde Çanakkale’de Osmanlı askerlerine karşı savaşan Siyon Katır Birliği’nin az da olsa rolü vardır.
Jabotinsky’nin şu ifadesi konuya daha çok netlik kazandırır:
“Eğer biz Siyon Katır Birliği olarak 2 Kasım 1917’de Balfour Bildirisi ile Filistin’de yurt edinme hususunda söz aldıksa, buna ulaşan yol Gelibolu’dan geçmiştir.”

General Ian Hamilton’ın Yorumları
Yahudilerin Filistin’e yerleşmeleri hususundaki duygularından faydalanmak isteyen İngilizler, gönüllü bir Yahudi birliğinin kurulmasında herhangi bir sakınca görmemişlerdir. İngilizlerin konuya yaklaşımları ilginçtir. Akdeniz Seferî Kuvvetler Başkomutanı General Ian Hamilton’ın hatıratının 7 Nisan 1915 tarihli notlarına bakılırsa, söz konusu birliğin kurulması sonucunda İngilizler çok kârlı çıkabilirlerdi. Hamilton kitabında aynen şunları yazıyordu:
“…Denetimlerimin sonunda Yahudilerden faydalanacağımıza inandım. Gerçi bu birlikler Siyonist Alayları haline getirilmeye çalışılıyorsa da biz Yahudilerden menfaatlerimize uygun olacak şekilde istifade edebilirdik. Şöyle ki, onları kendi çıkarlarımız için istismar edip Yahudi gazetecilerin ve bankerlerin desteklerini alır, böylece Yahudi gazeteciler davamıza renk katar, Yahudi bankerler de kesemize para yağdırırdı.”
Her zaman olduğu gibi İngilizlerin ikiyüzlülüğü işte burada yine kendini göstermiştir! İngiliz çıkarları, bu olayda da Yahudileri kullanmaktan çekinmemiştir. Tıpkı daha önce de Ermeni ve Rumları Osmanlı’ya karşı kışkırtıp kullandıkları gibi.

İsrail tarafından 14 Nisan 2015’te Siyon Katır Birliği’nin 100. yıldönümü için bastırılan posta pulu
(Sümeyye Bozkurt, Siyon Katır Birliği, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Bolu 2020, s. 76)

Bütün bu ikiyüzlülüklere rağmen yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Çanakkale’de görev alan Siyon Katırcılarına Hamilton tarafından takdirname verilmesi ihmal edilmemiştir. Bu takdirnameler, ilerleyen yıllarda büyük bir ihtimalle İsrail’in kurulmasında güçlü bir Batı desteğine yol açacaktır.

Çanakkale’den Sonra İbre Filistin’e Dönüyor
Jabotinsky, Çanakkale Savaşları’ndaki yenilgiye rağmen davasından vazgeçmemiş, 1917 baharında İngiliz Savaş Bakanı Lord Derby’i ikna ederek yeni hazırlıklara teşebbüs etmiştir. Filistin’de Yahudi Lejyonu oluşturma görevi, Çanakkale’de olduğu gibi yine Albay Patterson’a verilmiştir. Lejyonun çekirdeğini, Çanakkale’deki Siyonist Katır Alayı’nın gönüllüleri meydana getirmiştir. Arap dünyası ve Rusya’dan gelen gönüllülerle takviye edilen lejyonda Jabotinsky, teğmen rütbesiyle Patterson’un kurmay başkanlığını üstlenmiştir. Ekibe Ben Zvi ve Ben Gurion da onbaşı olarak katılmışlardır. Şubat 1918’de Londra’da düzenlenen törenden sonra 5 bin kişilik lejyon, Japon destroyerleriyle İskenderiye’den Filistin’e gönderilmiştir. İngiliz General Edmund Allenby’nin Filistin’i işgalindeki birliklerinde aktif görev alan Yahudi Lejyonu Osmanlı ordusunu doğusundan vurmuştur. Lejyonu sevinç içinde Filistin’de karşılayan Yahudiler “Çanakkale’deki Siyon Katır Alayı oğlumuzdu, bu ise torunumuz” demişlerdi.
İngilizler Aralık 1917’de Kudüs’ü işgal edip İngiliz Krallığı’na Noel hediyesi olarak gönderdikten sonra Yahudi Lejyonu da Filistin’in kuzey bölgeleri ile bugünkü Ürdün ve Suriye sınırlarının kontrol altına alınmasında kullanılmıştır.

Çanakkale’de Bizimle Beraber Savaşan Yahudiler
Bütün bunlar yanında İstanbul’daki bir takım Osmanlı Yahudi vatandaşları başta Balkan Savaşları olmak üzere Çanakkale Savaşlarında da özellikle geri hizmetlerde Osmanlı saflarında savaşa katılmışlardır. Savaşta ölenler olmuştur. Tabii ki bunları yukarıda ifade ettiğimiz Siyonistlerden ayırt etmek gerekir. Osmanlı’ya sadık kalan, Osmanlı ülkesini seven ve onu kendi vatanı olarak gören Yahudiler bunlardan müstesnadır.

Balkan Savaşı’na katılan gönüllü Musevi vatandaşlardan Yako oğlu Mordhay Sirkeci’den hareket etmeden önce
(Resimli Kitap, c. VIII, sayı 43, İstanbul 1912, s. 552)

Sonuç
Museviler, Osmanlı topraklarında asırlarca güven ve huzur içinde yaşadılar. Dünyada hiçbir devletin göstermediği hoşgörü, yardım ve desteği Osmanlılardan gördüler. Sosyal ve iktisadî hayatta, dinlerini yaşamada hiçbir sıkıntı çekmediler. Devlet tarafından korundular, halk tarafından hiçbir baskı ve eziyete tabi tutulmadılar. Osmanlı onlar için tam bir sığınma mekânı oldu. Ancak zayıfladığını fark ettikleri andan itibaren Osmanlı’yı arkasından vurmaktan çekinmediler. Yüzyıllarca Musevi dedelerine kol kanat geren Müslümanlara karşı 1915’te Çanakkale’de İngilizlerin emri altında Siyonist Katır Birliği adı altında savaştılar. Rüşvetle, tehditle, şantajla, sahtekârlıkla ele geçiremedikleri Filistin topraklarına İngiltere’nin himayesi altına girerek sahip olmak istediler. Siyon Katır Birliği’yle İsrail Devleti’ne giden yolda askerî başarı göstermekten öte sembolik de olsa bir çaba harcadılar.
Siyonistlerin Osmanlı askerine kurşun sıktıkları tek yer Çanakkale değildi. Özellikle Filistin’de İngilizlere karşı mukaddes toprakları koruma mücadelesi veren Osmanlı askerleri karşılarında Batılı güçleri gördükleri gibi Yahudileri de gördüler. Bu durum bizim için şaşırtıcı değildi. Tarih yeniden tecelli ediyor, Kurʼân-ı Kerim’in haklılığı: “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları yardımcılar edinmeyin. Onlar birbirlerinin yardımcılarıdır…” (Mâide Suresi, 51. ayet) ifadesiyle tekrar ortaya çıkıyordu.
Benzer olaylar günümüzde de yaşanmıyor mu? Batılı sömürgeciler dini, mezhebi, milleti, bayrağı, rengi, ulusu, devleti fark etmeksizin hepsi bir araya toplanıp İslâm ümmeti aleyhinde adeta yeni “Haçlı İttifakları” kurmuyorlar mı? Dün el ele veren Hıristiyan-Yahudi ortaklığı bugün de aynı şekilde devam ediyor.
Türkiye’de bazı çevrelerin zaman zaman ortaya çıkıp “Türkiye neresi, Gazze neresi? Bizim orada ne işimiz var?” demelerinin arka planında aslında onlara bu sözleri söyleten Batılı sömürgecilerin elleri, kolları, payları var. Paslanmış yüreklere şunu tekrar hatırlatmakta yarar görüyoruz:
Geçmişte yaşanan hadiseler bize geleceğimiz hakkında çokça ipuçları veriyor. Ortadoğu’da huzuru sağlamanın yolu, Siyonistlerin yok alacakları günü beklemekten geçiyor.
Yakındır…

GRUBA KATIL