Hayat yuvarlayıp duruyor mu bizleri azgın sular misali yoksa bizler, hayatın bu azgın temposunda adrenalin mi buluyoruz, bilinmez. Yaşama karşı hissettiğimiz bu sonu gelmez arzunun sebebi ne olabilir ki? Durup düşünsek bir yol, belki de anlamlı bir cevap karşısında bulabiliriz kendimizi ama işte durmak, yetmiyormuş gibi bir de üzerine düşünmeyi eklemek, biz Âdemoğlu için katlanılmaz bir hâl alıyor herhalde. Zira böyle olmasaydı hayatın bu anlamsız, hızlı ve birbirini tekrar eden sefihlikleri karşısında bu kadar iştahlı, düşüncesiz davranmazdık. Gün geçmiyor ki her gün yeni bir aptallık, izansızlık karşısında bulmayalım kendimizi? Bütün hayvanattan ayrıldığımızı iddia ettiğimiz ve övündüğümüz aklımız, uzunca bir tatile çıkmış olmalı. Bize hiçbir fayda sağlamıyor artık.
Ahlakın hiç bu kadar çöktüğüne şahit olmamıştır bu millet, ümmet. Allah’ın hiçbir şekilde hayata dahil edilmediği, nefislerin her şeyin üstünde tutulduğu bir ahir zaman içerisine yuvarlanıp gittik. Kendi ahlaksızlıklarımız yetmiyormuş gibi garbın da ahlaksızlıklarını ha gayret alıyoruz. Parti kültürü, alkol, dans, uyuşturucu insanların azgın nefislerine yeterli gelmemiş olmalı ki Cadılar Bayramı, Paskalya, Noel derken Hristiyanlığın cümle yortularını sahiplendi toplum. Söz konusu İslam ve Müslümanlar olunca dini vecibeler itici gelirken başka dinlerin her türlü vecibesi büyük bir iştahla kutlanmaya çalışılıyor. Yeter ki içinde Allah, peygamber olmasın, geri kalan tüm ayinler, yortular, ritüeller ilgi çekici oluyor. Hristiyan âleminden çok önce başlayan hazırlıklar, toplumun bir İslam beldesinde yaşadığı hakikatini örtüyor. Kimsenin aynı zamanlara denk gelen üç aylar ya da oruçla ilgilendiği filan yok. Ancak Noel’in kırmızısı, çamları ve çanları her yerde. Kamu hizmeti için ayak sürüyen belediyeler, söz konusu Batı’nın dini, eğlencesi, yortusu, ahlaksızlığı olunca inanılmaz bir istek ve hız sergiliyor; her yeri ışıklarla, çam ağaçlarıyla, çanlarla süslemeyi süratle yapıyor, tüm bunları da halkı Müslüman olan bu toplumun vergileriyle yapıyorlar. Ancak garibanlar, ihtiyaç sahipleri yahut başka bir ihtiyaç karşısında çok daha isteksiz duruyorlar.
Savaştan kaçan din kardeşlerimizin çektikleri acılar, yoksulluk hiçbirinin gündeminde olmuyor. Gazze’de katledilen, aç ve susuz bırakılan, zindanlarda işkenceler altında inim inim inletilen Müslümanların gündemde tutulmasından dahi rahatsızlık duyan bu eğlence düşkünü, ilim ve irfandan yoksun, vicdansız ve ahlaksız güruhun tek derdi eğlenmek, hayattan kam almak, rezilce yaşamak. Başka bir gayeleri olmayan kitlenin, çok da derin bir düsturları vardır kendilerini avuttukları: Bir daha mı geleceğiz dünyaya?
Allah’ı bilmezler, yoksulu görmezler, mülteciyi sevmezler, kendileri gibi düşünmeyenleri beğenmezler ve başka ülkelere göndermeye çalışırlar. Ölümü hatırlatan hiçbir şeyi hayatlarında görmek istemezler.
İşte hayat böyle olsun ki dünyanın eğlencesinden mahrum kalmayalım, diye ellerinden gelenden daha fazlasını yapıyorlar ve yapmaya devam ediyorlar. Bu ahlaki bir çöküş değil, insanlığın büyük bir kesimini oluşturan ahlaksızların yükselişine işaret ediyor zira ekonomik gücü ellerinde tuttukları zamanlardan farklı olarak gücü de medyayı da ellerine geçirdiler. Bu ahlaksızlık bombardımanına maruz kalan geniş kitlenin de bundan pek şikayetçi olduğu yok. Çünkü nefislere hoş gelen her türlü fuhşiyatın, maddenin bu kadar kolay ulaşılabilir olması, insanların arayıp da bulamadıkları bir durum. Şayet durumdan şikayetçi olsaydı insanlar ya seslerini yükseltirlerdi, bu ahlaksız gidişatı durdurun diye ya da bu fahşadan uzak durmak için gayret sarf eder. Maalesef alan ve verenin razı olduğu bir durumla karşı karşıyayız. Ne kimsenin lağım çukuruna dönüşen ekranlardan şikayetçi olduğu var ne de insan etinin fütursuzca sergilendiği sokaklardan rahatsız olduğu. Ses çıkaranların suçlandığı, çağ dışı ilan edildiği garip bir zamanın içine hapsolmuş gibiyiz.
Ahir zaman olsa gerek, deyip kendimizi teselli etmeli ve kendi imanımızı korumaya mı çalışmalıyız yoksa en azından bir bireyin elinden tutup kurtuluşuna vesile mi olmalıyız? Elbette davetçi bir peygamberin, davetçi ümmeti olarak bize düşen, Allah’ın nurunu ne kadar çok nasipli kimseye ulaştırabilirsek ulaştırmak, hidayet Allah’ın ellerinde. Dileyene, dilediği kadar rahmet bahsetmek yine ona ait.
Allah’ın izniyle tarih boyunca tevhit nuruyla yok edilen müptezellik, ahlaksızlık yeniden yok olacaktır inşallah.
Taşkın Önel
Akhisar
28.12.2025

Follow