Namaz, şehadet kelimesinden sonra farzların en kuvvetlisi ve amellerin en faziletlisidir. Çünkü namaz Allah Teâlâ’ya olan kulluğun bütün yönlerini ve güzelliklerini kapsamaktadır. Onun dindeki yeri, bedendeki başın misali gibidir. Başsız bir vücutta hayat olamayacağı gibi, namazı olmayanın da dini olmaz.
Namaz, kul ile Rab arasında en kuvvetli bağdır. Rab sıfatı olan bir İlah’a iman bunu gerektirir. Çünkü namaz, bu sıfata tabidir. Bundan dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim, namazdan önce bu sıfatlara nail olan Allah’ı tanıtır ve tevhide çağırır.
Akide; amel ve ibadetten önce gelir. Peygamberler başka şeylere davet etmekten önce Allah’ı; isimlerinde, sıfatlarında ve fiillerinde birlemeye, O’nu tenzih ve takdis etmeye ve doğru şekilde tanımaya davet etmişlerdir. Denebilir ki Kur’an-ı Kerim, bunun için inmiştir.
Namaz, Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), “la ilahe illallah”tan sonra şart koştuğu ilk ameldir. O, bedeni ibadetlerin başıdır. O, bir Müslümanın yerine getirmesi “zorunlu” olan bir kulluktur. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İslam, şu beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah Rasulü olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak” (Buhari-Müslim).
Namaz, diğer rükünlerin de yardımcısıdır. Kullara rabbin yüceliğini, kulluğun zilletini, sevap ve cezaya eriştiren işleri hatırlatarak, itaat için boyun eğmesini kolaylaştırır.
Namaz, küfürden, günahlardan nefret ettirir. Kulun tüm bedenini nurlandırır. Hatta denebilir ki namaz ehli bir Müslümanın yüzünde nişaneler görülebilir. Namaz ikame edildiğinde tesiri hayata yansır, ihlası artırır.
Şuayb aleyhisselamın kavmi, üzerinde bulundukları zulüm ve haksızlığa karşı tevhid ile karşılaştıklarında, Şuayb’daki (aleyhisselam) bu değişimin ve farklılığın kaynağını araştırmaya başladılar. Onun hayatında görüp şahit oldukları namazdan daha belirgin bir şey bulamadılar. Namazın güzelliği ve uzunluğuna taaccüp ederek dediler ki:“Ey Şuayb! Babalarımızı taptıklarını (putları) yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!” (Hud, 11/87).
Namaz, İmandır!
Yüce Allah, namazı iman olarak isimlendirmiştir: “Allah imanlarınızı (yani beyt yanındaki namazlarınızı) zayi edecek değildir” (Bakara, 2/143).
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de namazı iman cihetinden açıklamıştır: “Sizlere dört şeyi emrediyor ve dört şeyden yasaklıyorum; sizlere bir olan Allah’a iman etmeyi emrediyorum. Bilir misiniz bir olan Allah’a iman nedir? Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah rasulü olduğuna şahitlik etmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, Ramazan orucunu tutmak ve ganimetlerden beşte bir vermektir” (Buhari ve Müslim).
Yüce Allah, kâfirleri iman ve namaz üzerinden yermiş ve böylece namazın imana has kılındığını da göstermiştir: “İşte o, (Peygamber’in getirdiğini) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı” (Kıyamet, 75/31).
İnsanlarla ilişkilerimize de tevhid ve şirk yön vermelidir. Kardeşliğin ölçüsü tevhide bağlıdır. Şirkin izalesi ve tevhidin varlığı ile birlikte artık zahirde belirmesi gereken İslam ahkâmı da aynı şekilde kardeşliğin belirleyicisidir. Buna binaen diyebiliriz ki -özellikle- Allah Teâlâ’nın en değer verdiği amel olan namaz da kardeşliğimize yön vermesi gereken bir unsur olmalıdır: “Eğer tevbe eder (yani şirkten dönüp tevhide sarılırlarsa), namazı kılar ve zekâtı verirlerse, onlar sizin din kardeşlerinizdir” (Tevbe, 9/11).
Yüce Allah, yalnızca tevbe etmeleriyle yani şirkten teberi etmeleriyle hemen kardeşliği belgelemedi. Devamında namaz ve zekâtı da emretti. Bu silsileyi “İşe giriş evrakları” gibi anlayabiliriz. Nasıl ki gerekli evrakları tamamlamadan o iş yerinin bir parçası olunmaz aynı şekilde imanın gerektirdikleri ifa edilmeden de İslam’a aidiyet problemi ortadan kalkmaz. Ahirete imanın en güzide göstergelerinden biri de Allah’a hakkıyla ibadet etmektir. Bir kişide ibadet yoksa -ki bunlar kat’i farzları da barındırır- ahiret noktasında iman noksanlığı yaşıyor demektir. Hatırlanacağı üzere Kuran’da müşriklerin ve kâfirlerin en çok yerilme sebeplerinden biri de ahirete iman noktasında yaşadıkları küfürleridir. Müminler ise ahirete imanlarında övülüp en büyük amel olan namazı ikame etmeleriyle zikredilirler: “Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler” (En’am, 6/92).
Kur’an-ı Kerim’de Namaz!
Namaz, Kur’an-ı Kerim’de en çok zikredilen ibadettir. Bazen sabırla birlikte zikredilir: “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile yardım isteyin” (Bakara, 2/153). Bazen zekât ile beraber zikredilir: “Namazı kılınız, zekâtı veriniz” (Bakara, 2/53). Bazen de cihad ile beraber zikredilir: “Ey iman edenler! Rükû edin; secdeye kapanın, Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz. Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin” (Hac, 22/77-78).
Allah Teâlâ, namazı diğer farzlarla birlikte andığında namazı hep öne geçirmiştir. Nitekim el-Mü’minun ve el-Mearic surelerinin sonlarında da yalnızca namazın zikredildiğini görmekteyiz. Ayrıca namazın İslam ümmetine Miraç Gecesi semada farz kılınması da onun kıymetini ve ne kadar yüce bir ibadet olduğunu gösterir.
Geçmişten Günümüze Namaz
Allah’ın bütün peygamberleri -Allah’ın salât ve selamı onların ve peygamberimizin üzerine olsun- hep namaza teşvik etmişlerdir. Allah (azze ve celle) İbrahim’in (aleyhisselam) şöyle dua ettiğini bildiriyor: “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle” (İbrahim, 14/40). İsmail (aleyhisselam) hakkında da şöyle buyuruyor: “Halkına namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi” (Meryem, 19/55).
Allah Teâlâ, Musa’ya (aleyhisselam) hitaben şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl” (Taha, 18/14).
Melekler, Meryem’e (aleyhisselam) şöyle nida etmişlerdir: “Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, (O’nun huzurunda) eğilenlerle beraber sen de eğil” (Al-i İmran, 3/43).
İsa (aleyhisselam), noksanlardan münezzeh olan Rabbinin nimetlerini dile getirerek şöyle diyor: “Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.” (Meryem, 19/31).
Yüce Allah, İsrailoğullarından misak aldığında namaz kılmayı en önemli şart kılmıştır: “Vaktiyle biz, İsrail oğullarından: Yalnızca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve ‘İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin’ diye de emretmiştik” (Bakara, 2/83).
Yüce Allah, namazı kat’i bir şekilde emrettiği için O’nun emrine aynı şekilde itaat edilmesi gerekir. Allah Teâlâ, ayetinde şöyle buyuruyor: “Halbuki onlara ancak, dini yalnız O’na has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur” (Beyyine, 5/98).
Günümüz İnsanı ve Namaz
Çok üzücü bir durumdur ki İslam ümmetinin imtihan olduğu bu ikinci gariplik döneminde insanlar, namaz konusunda gevşek davranmakta, dünya hayatının ebedi olmayan süsüne aldanıp oyun ve eğlenceye kapılarak dünya leşi ve enkazına tüm hırsıyla bağlanmaktadır.
Namazı hafife alan ve bu konuda gevşeklik gösteren İslam’ı hafife almış ve onda gevşeklik göstermiş olur. Kişinin İslam’dan nasibi, namazdan nasibi kadardır. İslam’daki nasibini bilmek isteyen namaza olan rağbetine bakmalıdır.
Ne gariptir ki, namaz kılmak için bazıları meşgul oldukları işi bırakmaya çağrıldıkları zaman yüzlerinde bir hoşnutsuzluk görebilirsiniz. Hatta kimileri şöyle tepki verebilir: “Namaz için iş nasıl bırakılır, çalışmak da ibadettir.” Bu ise Allah’ın kulları üzerindeki hakkını -haşa- ciddiye almamaktır. Bu çok çirkin bir yaklaşımdır. Şayet bir iş, Allah’ın farz kıldığı bir ibadetten alıkoyuyorsa Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) da buyurduğu üzere helake sürüklenmiştir: “Altının kulu helak olsun, gümüşün kulu helak olsun.” Başka bir şey nedeniyle bir kimsenin namazı terk etmesi caiz olsaydı; elbette buna insanların en layığı, “mücahitler” olurdu. Onların savaş meşguliyeti, namazın terkine özür kabul edilmemiş ve Allah onlara korku namazını emretmiştir.
Selam ve dua ile…
Sercan AKBAYRAK

Follow