Yine, Yeniden ve Yenilmeden
Arşiv Genel Yazarlar

Yine, Yeniden ve Yenilmeden

 

Dünyaya, hidayete, rahmete, merhamete, adalete ve davete gözlerimizi açtıran rabbimiz Allah’a (cc) hamd olsun. Hayatıyla ve davetçiliğiyle bizlere mükemmel bir numune-i imtisal olan Resulullah’a (sav) salat u selam olsun.

Neden, güzel başlandığı gibi daha güzel yol alınmasın?

Neden, Allah (cc) için çıkılan yolda, yapılan işlerde önceki gibi, daha iyi ve daha dirayetli olunmasın?

Neden, Müslüman sanatçılarımız ve yazarlarımız önceki gibi değer görmesin, önemsenmesin, takip edilmesin, sorulmasın?

Neden, dava merkezli yazılan kitaplar yeniden elden ele dolaşmasın, baskı üstüne baskı yapmasın, insanlar o kitapları konuşmasın?

Neden, ruhumuzu hareketlendiren, bizlere cihad ve şehadet noktasında şevk veren ezgilerimiz-marşlarımız önceki gibi bir yoğunlukla çıkmasın, dinlenmesin, dinletilmesin, mevcutlara da kıymet verilmesin?

Neden, isimlerini anamayacağımız kadar fazla olan, inancının derdinde olan Müslüman sanatçılar, daha çok programlarda, konserlerde görülmesin, dinlenmesin, onların renklendirdiği nitelikli organizasyonlar daha sık oluşturulmasın?

Neden, dergilerimiz “hür tefekkürün kaleleri” olma vasfının gereğini daha ileriye götürerek korumasın; çıkan bunca dergimize rağmen, ülke ve dünya çapında yazar, çizer, şair, mütefekkir insan yetiştirilmesin, oluşturulmasın?

Neden; fikir, yaklaşım, öneri ve tecrübeleriyle bir ömür örnek ve önder olmuş adamlarımız, önceden olduğu gibi yine günlük gazetelerde yazmasın, yazamasın ve gençlere, insanlara oradan yön vermesin?

Neden, sadece yüce Allah’ın rızası için, ümmetin kurtuluşu ve dünyada söz sahibi olması için, yeni yeni kitaplar yazılmasın; gençliğe umut, sevda, dava, cihat yayan yeni yeni romanlar kaleme alınmasın?

Neden, kıymetleri kelamlara sığmayacak değerlerimizin derin bilinç ve tefekküründen doğan düşünceleri, hikmetli sözleri dikkate alınıp önemsenmesin?

Neden, ümmetin içinden çıkan dava ve davet adamlarının oluşturduğu davet konulu eserlerin yenileri, günümüze uyarlanarak yeniden ve daha fazla yazılmasın?

Neden, Fî Zilali’l-Kur’an, Tefhîmu’l-Kur’an, Hak Dini Kur’an Dili gibi, yazıldıkları günden bu yana okunmaktan ve faydalanılmaktan usanılmayan tefsirler, bugün de oluşturulup toplum nazarına sunulmasın?

Neden, bundan en az yirmi, otuz hatta kırk yıl evvel, okunacak kitap bulunamadığı hâlde insanlar okuma sevdalısıyken şimdilerde bu kadar çok imkâna rağmen kitap, dergi okumak boş zamanların uğraşısı olarak kabul görülsün de “En kıymetli vakitler, kitaba verilen vakitlerdir.” anlayışı hâkim olmasın?

Neden, önceleri toplumun nabzını tutan ve gündem belirleyenler üniversiteli gençler, Müslümanlar iken şimdi başkaları ortalıkta cirit atsın da iman edenler nöbet yerlerine geri dönmesin?

Neden, önceden olduğu gibi erkeklerimizin sakallı olanları, toplum içinde çoğunlukta olmasın; güzel sakallı gençlerin üniversitelere renk katan varlıkları yine aynı minvalde yürümesin?

Neden, kızlarımız, kadınlarımız önceden daha çok başörtüsünün, tesettürün içeriğinde kendilerini kıymetlendirirken şimdi yine ve daha büyük hassasiyetle bu içerik burçlara çıkarılmasın?

Neden, internet üzerinde, sosyal medya mecralarında insanlar her şeylerini paylaşırken, her şeyden haberdar iken yanı başlarındakilerden daha fazla haber sahibi olmasın?

Neden, dünya nüfusu her geçen zaman içerisinde çoğaldığı hâlde ve teknolojinin tüm ileriliğiyle her şey gözler önündeyken, zalimler hâlâ zulmüne hoyratça, hunharca devam edebilsin ve yalnızca Allah’tan korkması gerekenler, bu bilinçlerinin verdiği sorumlulukla yeryüzünün cümle zalimlerine hakkı haykırmasın?

Neden, önceleri Müslümanlar bir araya geldiklerinde konuştukları konular, İslam ve Müslümanların durumu ve cihat meydanları iken şimdilerde yine bu konulara öncelik verilerek gündemler oluşturulmasın?

Neden, önceden zihinlerde ve gündemlerde olan kavramlar tevhid, şirk, tağut, rejim, şehadet vb. iken şimdilerde onların yerini “demokrasi”nin, “liberalizm”in, “hoşgörü”nün, “tatil”in, “borsa”nın vb. alınmasına izin verilsin; neden olması ve konuşulması gerekenler Müslümanlar için ne ise öyle olmasın?

Neden; yirmi, yirmi beş yıl öncesine kadar meydanlar hak ve adalet arayan seslerle yankılanırken, “Böyle olmaz.” derken şimdi daha gür ve kavi seslerle bu erdemli gelenek sürdürülüyor olunmasın?

Neden, şimdilerde yapılan güzel, iyi, hayırlı işlerin ucundan tutma ve onları yayma erdemini gösterenleri mumla aramak yerine, daima hayırda yarışanlar olarak temayüz edilmesin?

Neden; kötünün, çirkinin ve şerrin karşısında olma mücadelesini sürdürenlere burun kıvırmayı tercih etmektense iyinin, güzelin ve hayrın temsilcileri olarak anılmaya aday olunmasın?

Neden; şu kısacık ömür sermayesi içerisinde yine, yeniden ve yenilmeden Müslümanlığımızın gereklerini yerine getirmek için daha çok çalışmayalım?

Ve neden, ben bu kadar soruyu sormak yerine, sorumluluklarımı kuşanmak için harekete geçmeyeyim? (Ve tabi bu, bütün şuur ehli Müslümanlar için de geçerli olan bir hareketlenmedir.)

Fatih PALA

fatihpalafatih@gmail.com

GRUBA KATIL