Yeryüzünün Halifesi Olmak
Arşiv Genel Yazarlar

Yeryüzünün Halifesi Olmak

Bismillahirrahmanirrahim.

İnsan…

Yeryüzüne her çeşidinden serpilmiş; kıyamete dek çeşitli renk, ırk, dil ve kavimlere ayrılmış bir şekilde varlığına devam edecek olan; aklıselim, zeki, anormal, nahif, agresif, tuhaf, deli, bunamış vb. özellikleri de barındırabilen; yaratılış açısından çok yönlü, harikulade bir varlık…

Kimi zaman Allah tealaya karşı asi olur, kimi zaman zulmeder, kimi zaman da özünü yitirir ve esfelü’s-safilin mertebesine inebilir. Genel itibariyle çok cahil ve zalim bir varlıktır.

Âlem, onun hizmeti için yaratılmış ve çok şerefli bir varlık da olsa bu gerçekle arasında engellerin oluşabildiği, bu gerçeği gölgeleyen bir vasfa da dönüşebilmektedir. Ne yazık ki bazı hallerde seviye o kadar düşer ki bir insana “hayvan” dendiğinde hayvana hakaret ediliyor, diye düşünülebilir. En şerefli varlık için, acı bir tablo!

Bu görüntüye bürünmüş “insan yaratıkları” fazlasıyla artmaktadır. İnsanlık, karakteristik ve ahlaki olarak zirveye koşmaktadır. Neden? Neden, apaçık bellidir. Allah tealanın çizmiş olduğu hudutları zorlayan, fıtratından uzaklaşan insanın böyle olması kaçınılmazdır. İnsan, Yaradan’dan uzaklaştıkça hayvan seviyesinin aşağısına doğru sürüklenir. Müslümanların oluşturduğu topluluk ve devlet yapısında dahi bu hudut aşıldığında gerçek değişmeyecektir. Ki tarihi serüven içerisinde, İslam ümmetine bir göz gezdirildiğinde Müslümanların hudutları koruduğunda ya da aştığında hangi duruma geldikleri görülecektir. Tarih, bu noktada bizlere en büyük ders olacaktır.

İnsan…

Aslında konumuza burada giriş yapmak üzereyiz. Günümüzde varlığını yitirmiş olan halife kavramına ve ona aday olabilecek insana, değineceğimiz asıl konumuza… İnsan ne yaparsa ya da nasıl bir hale bürünürse yeryüzünde Allah tealanın indirmiş olduğu hakkın halifesi olabilir? Bu sorunun cevabını Allah teala, Nur suresinin 55-56. ayetlerinde şöyle veriyor: “(Resulüm!) Allah, sizden iman edip de salih amel işleyenlere vadetti ki kendilerinden öncekileri (kâfirlerin yerine) hükümran kıldığı gibi, elbette onları da (dinlerini ve kitaplarını tahrif edenlerin yerine) yeryüzünde hükümran yapacak (devlet-hilafet verecek), onlar için beğendiği dinlerini (İslam’ı) mutlaka kendileri için iktidar yapıp sağlam temellere oturtacak ve korkularının ardından onları kesinlikle tam bir güvene erdirecektir. (Çünkü onlar) hiçbir şeyi bana ortak koşmadan kulluk ederler. Artık kim bundan sonra kafir olursa işte onlar, yoldan çıkanların (fasıkların) ta kendileridir. Namazı dosdoğru (gereğine uygun) kılın, zekâtı verin ve Peygamber’e itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.”

Başka milletlere stratejik birçok toprak parçasının kapılarını açan, onları hükümdar kılan Allah teala, Müslümanlara da ümit veren bir buyrukla hitap etmektedir: “Korkmayın! Ümitsizliğe kapılmayın! Çünkü sizler son din İslam’ın savunucuları olarak Allah’ın veli kullarısınız!”

Sanki şöyle de denmektedir: “Diğer milletlerin birçok olumsuz tavrına rağmen bu kapılar açılmışsa eğer siz Müslümanlar, bu makama daha layıksınız! Sizlere neler bahşedilmez ki!”

Müslümanlar, İslam’ı tahrif etmeye yeltenmeyip hakiki imana sahip olursa; Allah’a şirk koşmaz, tevhidi muhafaza ederse; kulluğun hakikatini kavrayıp salih amel işler ve ibadetleri hakkıyla gözetirlerse; bidatlere karşı mücadele edip sünnete tam anlamıyla ittiba ederse; gereğince sakınırlarsa; yani muttaki bir topluluğu oluşturabilirse Allah teala onlara, halifeliği vadetmektedir. Kuşkuya yer yok. Çünkü vadeden, Allah’tır.

Yukarıda saymış olduğumuz hasletlere ek olarak genelde Müslümanların, özelde yeryüzünün halifesinin en büyük vasıflarından birinin de “ilim ehli” ve “mücahit bir birey” olması gerektiğini hatırlatmak mecburiyetindeyiz.

Hatırlayalım ve tefekkür edelim ki Bakara suresinin 30. ayetinde Allah teala, Adem (aleyhisselam)’i halife göstermiş Melekler de mealen, “Ya Rab! Böyle bozguncular, nasıl halife olabilir.” diye karşılık vermişti. Allah teala da “Ben sizin bilmeyeceklerinizi bilirim.” diyerek her iki tarafı sınava tabi tutmuş, sınav sonucunda da Adem (aleyhisselam) ilim ve irfanla meleklere galip gelmiştir. Yüce bir haslet olan ilme şahit olan melekler de hemen secdeye kapanmışlardı.

Üzülerek belirtmeliyiz ki günümüzde Müslümanlar olarak ilim ve irfandan uzak kaldık. Gafletin her yanımızı sardığı noktalardan biri olarak ilim de nasibini aldı. Hilafet makamının elimizden gitmesi, yukarıda saydığımız vasıflardan yoksun olmanın yanında, İslami ilimlerden kopuş ve dünyadaki gelişmeleri hak ölçüsünde, tam anlamıyla okuyamamaktan kaynaklandı.

Bu durumu iyi kavrayan bir zat, konuyla alakalı ne güzel söylemiş: “Bana; çağını iyi bilen, Kur’an ve sünnet nuruyla donatılmış kırk kişi verin, sizlere dünyanın hâkimiyetini getireyim.” Yerinde bir tespit. Vakıayı tam anlamıyla açıklayan acı bir gerçek. Rabbimiz teala bizi bu gafletten kurtarsın.

O yüzden diyoruz ki artık uyanmalı ve ayette belirtilen hakka dikkat kesilmeliyiz! Bir insanı meleklerden üstün kılan Allah, yeryüzünde insana neler bahşetmez ki! Değil mi? Kayser, Kisra, Endülüs, İstanbul vs. hâkimiyetlerini hatırlayalım. Bu hakikati detaylı olarak görmek için, tarih sayfalarına bakmalı, tefekkür etmeli ve Allah’ın neler bahşettiğine şahit olmalıyız.

İnsanı halife olarak yaratan Allah teala, insanlar azgınlaştığı ve hakikatten yüz çevirdiğinde insana nasıl bir muameleyi reva görmekte, ona da değinelim. Çünkü her şey zıddıyla kaimdir.
Araf suresinin 67. ayetinde Allah teala bu durumu şöyle dile getiriyor: “And olsun ki biz, cin ve insanlardan birçoğunu cehennemlik kıldık çünkü onların kalpleri vardır, onlarla (ilahi hakikatleri) anlamazlar; gözleri vardır, onlarla (İslam’a ait gerçekleri) görmezler; kulakları vardır, onlarla (İslam’a dair emirleri) işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler hatta daha aşağı, daha şaşkındırlar. İşte onlar, (düşünce, inanç ve yaratılış gayesinden ve Allah’a kulluktan) gafil olanların ta kendileridir.”

Cehennem üzerinden bir aşağılama ile karşı karşıyayız. Hem aşağılama var hem de tehdit. Neden? Ayetin devamında herkesin anlayabileceği şekilde yer verilmiş. Tek amacı madde, dünya, şehvet vb. olanların göreceği muamele, başka ne olabilirdi ki zaten? Kanun koyma noktasında ilah tanımayan hatta ilaha kin ve düşmanlık besleyen, insanları saptıran, Allah’a ibadetten alıkoyanları bekleyen sonuç, kuşkusuz bu olmalıdır. Allah onları kahretmiş ki nasıl da döndürülmüşler!

Ayette öncelikle girilecek yer ve muamele söylenmiş, sonra da vasıflar sıralanmış. Kör, sağır, kalpleri mühürlenmiş, hayvan kadar bile değeri olmayan, aşağılık varlıklar!
Özellikle günümüz tağutları ve onların yardakçıları olan mürtedleri, münafıkları betimleyen ayete muhatap olmaktan âlemlerin Rabbi olan Allah’a sığınırız!

Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

GRUBA KATIL