İslâm âleminde Müslümanlar tarafından önemli kabul edilen ve Ramazan Bayramı ile sona eren üç aylar; Müslümanlara dinlerine daha fazla yönelme, ibadet yoğunluğu eşliğinde Allah’ı anma, Peygamber’i tanıma, hayatlarını sorgulama, bir nevi muhasebe yapma ve manevi olarak zenginleşme fırsatı sunmaktadır. Bu aylar; Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır.
Toplumda, farz gibi değer verilen fakat aslında farz olmayan uygulamaların başında “üç aylar orucu” gelmektedir. İslâm’da “üç aylar orucu” diye bir oruç yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabe efendilerimiz üç aylar adı altında bir oruç tutmamışlardır. Efendimiz Recep ve Şaban aylarında oruç tutmuştur; ancak bu oruçları hiçbir zaman farz gibi görmemiştir. Hatta Şaban ayının son yarısında oruç tutmayı men etmiştir. Bunun sebebi, ümmetinin Ramazan ayına güçlü ve hazırlıklı girmesini istemesidir.
Ne yazık ki günümüzde sünnet, bid‘at ve hurafelere değer veren bazı Müslümanlar, farzlara yeterince önem vermemektedir. Ramazan ayı girdiğinde birçok kimsenin oruç tutmadığını görmekteyiz. Bahane olarak da iş yoğunluğunu veya ufak tefek hastalıkları sebep göstermektedirler. Ayrıca Efendimiz’e dayandırılan bazı rivayetlerin ya zayıf olduğu ya da aslının bulunmadığı ortaya çıkmıştır.
Bu rivayetlerden bazıları şöyledir:
“Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır!” şeklindeki dua rivayeti (Taberânî, el-Muʿcemü’l-evsaṭ, IV, 189; Ebû Nuaym, VI, 269; ayrıca bk. Müsned, I, 259), zayıf kabul edilmektedir.
Resûlullah’a isnat edilen, “Recep Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır.” rivayetinin ise aslının bulunmadığı ifade edilmiştir (Süyûtî, s. 114). Ayrıca hiçbir insan kafasına göre İslâm hakkında kural koyamaz. Üç aylar orucu veya buna benzer farklı ibadetler ihdas edilemez. Bu hususta Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
Âişe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa, o reddedilir.” Müslim’in bir rivayetinde ise: “Kim bizim dinimizde olmayan bir amel yaparsa, o merduttur, kabul edilmez.” (Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17–18; ayrıca bk. İbn Mâce, Mukaddime 2).
Günümüzde maalesef bazı Müslümanlar farzları terk etmekte, İslâm’da olmayan ibadetleri uygulamakta ve bunları gündemleştirmektedir. Bunlardan bazıları da kandil geceleridir: Regaip, Miraç ve Berat kandilleri gibi. Bu gecelerde Müslümanlar camileri doldurmakta, mevlid ve anma törenleri düzenlemekte ve İslâm’ı belirli günlere sıkıştırmaya çalışmaktadır.
Bu tür gün ve gecelerin dinî bir zorunluluk olmadığı, Diyanet’in İslâm Ansiklopedisi’nde de yer almaktadır. İnsanlar farz olan ibadetleri bırakıp bu günlerden medet ummakta, bu günlere has namazlar ve zikirler ihdas etmektedirler. Bu durum, hadis inkârcılarına ve İslâm’a kin besleyen kimselere de fırsat vermektedir. Dini doğru bilmeyen Müslümanlar üzerinden İslâm ve Kur’an alaya alınmakta, bu da gelecek nesillerin İslâm’dan uzaklaşmasına sebep olmaktadır.
Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” (Mâide, 3)
Dinimizin kuralları bellidir. Ne ekleme yapılabilir ne de çıkarma. Bu sebeple hiçbir kimse İslâm adına özel günler ve geceler tahsis edemez. Allah’ın dinine dil uzatanlar hakkında ise Rabbimiz şöyle buyurur:
“Onlar, ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff, 8)
Üç aylar girdiğinde bazı Müslümanlar ayrıca farklı şehirlerdeki camileri, türbeleri ziyaret etmeyi, oralarda adaklar adamayı ve dualar etmeyi adet hâline getirmiştir. Bu tür uygulamalar da İslâm’da yoktur. Bir cami veya mescide özel bir kutsiyet atfederek, sırf ziyaret amacıyla yolculuk yapmak İslâm’a göre caiz değildir. Ancak bir iş veya akraba ziyareti sebebiyle gidilen bir yerde cami ya da mescit varsa, gezme ve ibadet amacıyla girilebilir.
İslâm’da özel olarak ziyaret edilebilecek yalnızca üç mescit vardır. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ancak üç mescit için yolculuk yapılır: Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ ve benim şu mescidim.” (Buhârî; Müslim; Tirmizî).
Hadisler, açık ve nettir. Hiç kimsenin yeni kurallar ve ibadetler ihdas etmesi doğru değildir. Üç aylarda oruç tutmayı farz gibi görmek hatadır. Üç aylarda ve senenin diğer günlerinde oruç tutulabilir; Pazartesi ve Perşembe oruçları gibi. Ancak bunlar nafile oruçlardır. Ramazan ayında tutulan oruç ise farz ve mecburidir.
Peygamberimiz (s.a.v.), Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son on gününde aranmasını tavsiye etmiştir. Ramazan’ın yirmi yedinci gecesinde Kadir Gecesi’nin olduğu yönünde ise kuvvetli görüşler vardır. Ramazan orucu ve Kadir Gecesi haktır; bunların inkârı mümkün değildir.
Yanlış anlaşılmaması için tekrar vurgulamak gerekir ki: Nafile ibadetler, farzların önüne geçirilmemelidir. Önce farzlar yerine getirilmeli, ardından nafilelerle amel edilmelidir. Aksi hâlde kişi Allah’a hesap vermekte zorlanır.
Kur’an ve sünnette olmayan gün ve geceleri gündemleştirmekten uzak durmalıyız. Çünkü zamanla bu nafileler farz gibi algılanır ve farzların unutulmasına sebep olur.
Rabbim, bizleri hesabını veremeyeceğimiz amellerden uzak tutsun, hesabını kolay vereceğimiz amellere yaklaştırsın. Âmin.
Üç Aylar Takvimi
21 Aralık: Recep Ayı başlangıcı
20 Ocak: Şaban Ayı başlangıcı
19 Şubat: Ramazan Ayı başlangıcı
16 Mart: Kadir Gecesi
19 Mart: Arefe Günü
20 Mart: Ramazan Bayramı
Emrah DOĞRU

Follow