Suriye’de Siyonist İşgal ve Türkiye
Arşiv Duyurular Foto Galeri Genel Gündem Yazarlar

Suriye’de Siyonist İşgal ve Türkiye

Siyonist ırkçı İsrail emperyal güçlerin de desteğiyle kural tanımaksızın bölgedeki işgalini gittikçe genişletmektedir. ABD, Mısır ve Katar ile birlikte Gazze’deki Siyonistlerin yaptığı soykırımı, 19 Ocak 2025’te ateşkes sağlamakla geçici de olsa durdurmuştu. Ancak Siyonist katiller ateşkes başladığı ilk saatlerden itibaren yaptıkları her açıklamada Gazze’ye yeniden saldıracaklarını söylemeye devam etmişlerdir. 20 Ocak 2025’te İslam ve insanlık düşmanı ABD’nin yeni başkanı Trump’ın, yönetimi devralması Siyonist katiller için bu açıklamalarını gerçekleştirme imkânına kavuşmalarını sağlamıştır. Trump tarafından ülke devlet başkanları içerisinde ilk kabul edilen/görüşülen eli kanlı terörist Netanyahu olması Siyonist katilleri daha da umutlandırmıştır. Bu görüşmede, Trump, benim sayemde sağlandı dediği ateşkesin şartlarını yok sayarak bütün rehineler aynı gün bırakılmadığı takdirde Hamas’a, Gazze’de cehennemi yaşatacağı tehdidini savurmuştur. Hamas’a yönelik olarak benzer sert tavrı bebek katili soykırımcı Netanyahu da göstermiştir. Trump bu görüşmede bütün Gazzelileri, Gazze’den sürgün edeceğini, yerine de “Orta Doğu Rivierası” olarak adlandırdığı insanlıktan yoksun planı uygulayacağını belirtmiştir. Daha sonra bu planın uygulanması ile Gazze’nin alacağı yeni şekli bir videoyla dünya kamuoyuna duyurmuştur.
Aslında Trump’ın bu insanlık dışı planı ve Netanyahu’ya destek açıklaması, bölge ülke yönetimlerinin korkaklığı ve ürkekliğinden kaynaklanmıştır. Hatta Gazzelileri kabul etmemeleri halinde Ürdün’e ve Mısır’a yönelik tehditkâr konuşması bile bölge ülke yönetimlerini uyandırmamış, bize bir şey olmaz havasını devam ettirdiklerini göstermiştir. Ama bilinmelidir ki, bu Siyonist ve emperyal güçler hiçbir zaman var olanla yetinmeyecekler, sırasıyla ve birer birer bölge ülkelerinde Gazze’deki vahşi planın benzer(ler)ini devreye sokacakları unutulmamalıdır.
Ama ne yazık ki ABD tetikçisi Siyonist katillerin Lübnan işgali, Suriye işgali ve Türkiye’ye parmak sallamaları bile bölge ülke yönetimlerini kafalarını gömdükleri kumdan hala çıkartmış değildir. Bölge ülke yönetimleri, ırkçı Siyonist İsrail’in işgalleri konusunda sadece sert (!) açıklamalarda bulunma, toplantılar yapma ve diplomatik görüşmelerin dışında ciddi hiçbir adım atmış değillerdir. Bir başka yaptıkları şey de BM, UCM, Uluslararası Adalet Divanı ya da diğer kurum ve kuruluşlarını sürekli göreve çağırmış olmalarıdır. Oysa bu kurum ve kuruluşların hiçbirisi bağımsız ve müstakil kuruluşlar değildir; hatta bu kurum ve kuruluşların her birisi küresel emperyal güçlerin tetikçiliğini yapmalarının dışında hiçbir etkinlikleri de yoktur. Eğer bu kurum ve kuruluşlar bağımsız karar alma iradesine sahip olsalardı, Siyonist İsrail’in ve ABD’nin vahşi kovboyu Trump’ın soykırım ve savaş çığırtkanlığı kararlarına engel olurlardı. Oysa BM (aslında ABD), 1991’de Kuveyt’i işgal eden Saddam’ı, oluşturduğu ortak askeri güçle durdurmuştu. Ama dünya barışını korumak amacıyla kurulmuş olan aynı BM, ne yazık ki 1948’den beri ve özellikle de 7 Ekim 2023’den itibaren dünya halklarında infiale neden olan Gazze’deki soykırım ile ilgili ciddi ve etkili hiçbir adım at(a)mamıştır. Dolayısıyla bu kurum ve kuruluşlardan hala bir beklenti içerisinde olmak bir aymazlıktan başka bir şey değildir.
Bilindiği gibi Gazze’de katliam devam ederken 27 Kasım 2024 tarihi itibariyle Lübnan ve işgalci İsrail arasında, kalıcı barış ve güvenliğin sağlanması için BM Güvenlik Konseyi’nin Ağustos 2006’da oy birliğiyle kabul ettiği 1701 sayılı kararının önemini kabul ve ihlal edilmeden tam olarak uygulanmasını taahhüt ettikleri, konusunda yeniden anlaşmışlardır. Ama ne yazık ki 13 maddeden oluşan bu ateşkes anlaşmasına rağmen Siyonist ordu Lübnan’ın güneyindeki ihlallerini sürdürmüştür. Oysa bu anlaşma gereğince Siyonist ordu 60 gün içerisinde yani 26 Ocak 2025 tarihine kadar güney Lübnan’dan çekilmesi gerekiyordu, ancak hala çekilmiş değil, üstelik istediği zaman Lübnan’ın her yerine yönelik nokta operasyonlarıyla katliam gerçekleştirmeye devam etmektedir. Siyonist güruhun bu ihlallerini ne aracı ülkeler ne de Lübnan’da görevli UNIFIL (Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü) durdurabilmiştir. Hatta Lübnan Başbakanı Necip Mikati, İsrail’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 sayılı kararını 35 bin kez ihlal ettiğini belirterek, kararın, uluslararası garantilerle tam ve kapsamlı bir şekilde uygulanması çağrısında bulunmuştur. Mikati’nin bu çağrısının hiçbir anlam ifade etmediği, başta kendisi olmak üzere bölgenin bütün ülke yönetimleri tarafından da bilinmektedir. Kısacası BMGK kararına rağmen Lübnan’da da Gazze ve Batı Şeria’da da ihlaller ve katliamlar ateşkes kararlarına rağmen halen devam etmektedir.

Siyonist İsrail, Esad rejiminden memnundu

Kelim Sıddiki’nın deyimiyle Suriye Esad rejimi Siyonist İsrail’in emniyet sibobuydu. 1967’de Golan Tepeleri işgali baba Esad’ın Suriye ordusunun tek sorumlusu iken gerçekleşmişti. Hatta o dönemde Savunma Bakanı olan ve Baas içinde kilit mevkileri elinde tutan Hafız Esad’ın Golan Tepelerini ve cepheyi kardeşi Rıfat Esad aracılığıyla İsrail’e yarım milyar dolar karşılığında sattığı iddia edilmiştir. Esad rejimi ile Siyonist rejim 1973 Yom Kippur savaşı hariç baba oğul gibi geçinmişlerdir. Çünkü Siyonist İsrail açısından Esad rejimi bilinen düşmandı. Dolayısıyla Siyonist İsrail için bilinen düşman bilinmeyen düşmandan her zaman daha iyi ve daha güvenilirdi. Bu durum, oğul Beşşar Esad 8 Aralık 2024’de kaçıp ülkeyi terk edinceye kadar da devam etmiştir. İşte ne oldu ise Beşşar’ın devrilip yerine Ahmed eş-Şara yönetime gelinceye kadar ırkçı yönetim ile Baas yönetimi arasında ciddi hiçbir problem yaşanmamıştır. Beşşar Esad’ın ülkeden kaçmasıyla birlikte işgalci rejim sanki eliyle koymuş gibi 48 saatlik bir süre içerisinde İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Suriye’de “Bashan Oku” olarak adlandırılan ve eski Esad rejiminin stratejik askeri varlıklarını hedef alan ve önemli ölçüde de azaltan büyük bir önleyici harekât yürütmüştür. IDF, Suriye’nin, Şam, Humus, Tartus, Lazkiye ve Palmira gibi birçok yerinde hava üsleri, silah depoları, kimyasal silah sahaları ve deniz araçları da dâhil olmak üzere 350’den fazla stratejik hedefi vurduğunu açıklamıştır. Bu, Suriye’nin eski stratejik askeri yeteneklerinin yaklaşık %70-80’ini yok etmek anlamına gelmekteydi. ABD tetikçisi işgalci İsrail 9 Aralık 2024 tarihi itibariyle bir-iki gün içerisinde 600 civarında saldırı gerçekleşmiştir.
Esad rejimi yıkıldıktan sonra ortaya saçılan belgelerden baba Esad döneminden beri Siyonist İsrail ile gizli ilişkileri bulunduğu anlaşılmıştır. Gizli ilişkiler yıllarca WhatsApp üzerinden sağlanmıştır. Nitekim bu gizli ilişkilerin varlığını ifşa eden gazetelerden birisinin İsrail’deki Yedioth Ahronoth gazetesinin olması olayın önemini göstermektedir. Ajanların WhatsApp üzerinden aldıkları mesajları Şam’daki üst düzey yetkililere ilettiği öne sürülmüştür. Bu üst düzey yetkiler arasında Suriye’nin eski Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Güvenlik İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ali Memlük de bulunmaktaydı.
İşin ilginç yanı da bu görüşmelerin Esad hükumetinin en önemli müttefiki olan Rusya’nın ara buluculuğu sayesinde yapılıyor olmasıdır.
İsrail ile Suriye arasındaki işbirliği mekanizmasının ortaya konulduğu belgeler, “Musa” kod adlı bir İsrail ajanının Suriye askeri liderlerine gönderdiği mesajları içeriyor ve bu mesajların Suriye İstihbarat Şefi tarafından Ulusal Güvenlik Ofisine iletildiği belirtiliyor. Belgelerin ortaya koyduğu en dikkat çekici husus ise “Suriye ordusu ile İsrail arasında Rusya’nın himayesi altında bir mesajlaşma mekanizması”nın olmasıydı.
Bu belgeler, Esed rejiminin uzun süredir İsrail karşıtı bir “direniş lideri” olarak kendini lanse etmesine rağmen, İsrail ile örtülü bir işbirliği içinde olduğunu göstermesi açısından da önemlidir. Çünkü bu belgeler sadece Esad rejiminin değil aynı zamanda Esad rejiminin direniş ekseninde olduğunu ısrarla söyleyenlerin de foyasını ortaya çıkarmıştır.
“Musa” kod adlı İsrail ajanından Suriye Ulusal Güvenlik Ofisine gönderilen “9 Haziran 2022” tarihli belgede şu ifadeler dikkati çekmektedir:
“Son iki hafta içinde İran’dan gelen sekiz uçağın Humeymim Havalimanı’na indiğini biliyoruz. Bunların arasında “Iran Air” şirketine ait 4 İran uçağı ve 4 Ilyushin 26 uçağı bulunuyor.
İran eksenini güçlendirmek çabalarının ardından Suriye’deki 29. Tugay’a ait Ilyushin 76 uçağıyla Kudüs Gücü ve Hizbullah gruplarına da silah aktarıldığını bildiğimizi vurgulamak istiyorum. Hava Kuvvetleri ve askeri güvenlik güçleri tarafından Lazkiye’den Katife bölgesindeki depolara sevk edildiğini fark ettik. Bu nakliye operasyonları İranlılarla sizin aranızdaki işbirliği ve Rusların sorumluluğunda olan Humeymim Havalimanı kullanılarak gerçekleştiriliyor.”
“Son haftalarda, 75. Karadan Havaya Füze Tugayı unsurlarının, Hizbullah’a hava savunma alanında yeniden yardım sağladığını açık bir şekilde gördük. Bu işbirliğini sürdürmenin bize güçlü bir karşılık vermekten başka seçenek bırakmadığını söyleyerek sizleri uyarıyoruz” ifadesine yer verilmiştir. 11 Haziran 2022 tarihli belgede ise bunların Hizbullah’a hizmet ettiği, Suriye’nin ise bundan hiçbir fayda temin etmediği öne sürülmüştür. Bu belgede, “Bilakis, bedelini ödeyen ve tüm sorumluluğu üzerine alan sizler oluyorsunuz. Bu işbirliğini sınırlandırabilir ve Suriye mevzilerinin zarar görmesini önleyebilirsiniz, bu konuda derhal harekete geçmenizi bekliyoruz” denilmiştir.
11 Mayıs 2022 tarihli belgede de “Son günlerde Kudüs Günü nedeniyle Filistinli unsurların topraklarınızdaki faaliyetlerine tanık oluyoruz. Bu unsurlar Halid Meşal ve Salih el-Aruri tarafından, Hamas tarafından görevlendiriliyor. Bu kesimlerin topraklarınızda herhangi bir faaliyette bulunabileceği ihtimaline karşı sizi uyarıyor ve topraklarınızda güç kullanımına yönelik tüm hazırlıkların durdurulmasını talep ediyoruz. Suriye’de olup bitenlerin sorumlusu sizsiniz” ifadesi kullanılmıştır.
Siyonist İsrail’in Suriye’den istihbari bilgileri almadan İsmail Heniyye’ye (31 Temmuz 2024) İran’ın başkentinde ve en korunaklı yerde, Salih el-Aruri (2 Ocak 2024) Beyrut/Lübnan’da ve onlarca Hizbullah komutanının Lübnan’ın çeşitli yerlerinde katletmesi mümkün müydü? Hatta Hizbullah’ın beyni olarak değerlendirilen İmad Mugniyye’nin 12 Şubat 2008’de Şam’da Mossad/CIA tarafından katledilmesi Muhaberat’ın/Esad rejiminden habersiz gerçekleştirildiğini söylemek de mümkün değildir. Siyonist İsrail’in, Beşşar’ın ülkeyi terk ettikten sonra eliyle koymuş gibi Suriye’nin en stratejik yerlerini özellikle de istihbarat merkezini bombalaması bir tesadüf mü? Beşşar Esad koordinatlarını vermemiş olsaydı, Siyonist İsrail bunca yeri bombalayabilir miydi?

Türkiye, İsrail’e Güvenmekle Hata Yapmıştır.

Türkiye, halkı Müslüman olan ülkeler içerisinde Siyonist terör örgütünü, 28 Mart 1949 yılında devlet olarak tanıyan ilk ülke olmuştur. Siyonist İsrail ile 1958 yılında başlayan ilişkiler ilerleyen yıllarda inişli çıkışlı olsa da kesintisiz bir şekilde devam etmiştir. Petrol üreten ülkelerden gelecek ucuz ya da karşılıksız petrol nedeniyle bu ilişkiler ya tamamen gizlenmiş ya da en alt seviyede tutulmuştur. Bu durum, Ermeni terör örgütü Asala’nın yurt dışındaki Dışişleri Bakanlığı mensuplarına yönelik suikastlarına kadar devam etmiştir. Mossad’ın, Asala konusunda Türkiye’ye destek vaadi bahanesiyle ilişkiler normal seviyeye çıkarılmıştır. Oysa Asala örgütünün arkasında Mossad ve CIA bulunmakta idi.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra 2005 yılı itibariyle başlayan ilişkiler 2008 yılında Dökme Kurşun saldırısına kadar normal devam etmiş ve karşılıklı ziyaretler yapılmıştır. Bu dönem de çok uzun sürmemiştir. Nitekim Dökme Kurşun saldırısı (27 Aralık 2008 – 18 Ocak 2009) ve akabinde 29 Ocak 2009’da one munite olayı ilişkileri gerginleştirmiştir. Daha sonra Ocak 2010’da ‘alçak koltuk’ ve 31 Mayıs 2010’da Mavi Marmara olayı, ilişkilerde devam eden krizi daha da derinleştirmiştir. Ancak bu çok uzun sürmemiş ve Obama’nın devreye girmesiyle o dönemde de başbakan olan Netanyahu 22 Mart 2013 tarihinde göstermelik özür dilemesinden sonra iki ülke arasında derinleşerek devam eden kriz aşılmış ve ilişkilerin normale dönmesi girişimlerinde bulunulmaya başlanmıştır. Ancak bu özrün karşılığında IHH’nın Siyonist katillerle ilgili açtığı davaların tamamı Başbakan Erdoğan tarafından durdurulmuştur. C. Başkanı Erdoğan bugün geriye dönüp baktığında IHH’nın açtığı davayı engellediğinden dolayı pişmanlık duyuyor mu acaba? Hiç sanmam!..
2016’dan sonra Türkiye İsrail ilişkileri sıkıntılı bir şekilde de olsa devam etmiştir. Çünkü Siyonist İsrail verdiği sözlerde durmamış ve Filistin’de uluslararası kurallara aykırı bir şekilde işgaline devam etmiştir. İşgalci İsrail’in insanlık dışı uygulamalarına rağmen Türkiye ile normalleşme ilişkilerinde hızlı ilerleme olmuş ve en sonunda ABD’de de Türk Evi’nde 20 Eylül 2023’de C. Başkanı Erdoğan, soykırımcı Netanyahu’nun kanlı ellerini güleç bir yüzle sıkmış ve Türkiye’ye de davet etmiştir. Ancak 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı hem Hamas ile ilgili Siyonist planın gerçekleştirilmesini hem de Türkiye’nin İsrail ile normalleşme ilişkilerini engellemiştir.

İsrail’in Suriye İşgali ve Türkiye

Suriye’de, 8 Aralık 2024’de yeni bir rejimin kurulmuş olması Siyonist İsrail açısından kabul edilebilir bir durum değildi. Çünkü Esad rejimi ile ciddi bir problem yaşamıyordu. Yukarıda da belirtildiği gibi iki yönetim arasında gizli iletişim vardı ve bu, Baas rejiminin devrilmesi ile ortaya çıkmıştı. İsrail, Baas rejiminin devrilmesinden sonra Suriye’de yeni kurulmakta olan yönetimi kendisi için tehlikeli görüyordu. Bu nedenle Suriye’de yeni yönetim ülkeye egemen olmadan hem işgal alanını genişletmeliydi hem de Suriye’yi parçalamak için girişimlerini hızlandırmalıydı. Bu nedenle de Golan Tepelerinden itibaren saldırılarını arttırmış ve aynı zamanda da PKK/PYD, Şebbihalar ve Dürzilerle var olan ilişkilerini daha da geliştirmeye çalışmıştır.
Siyonist İsrail’in asıl hedefi zayıf ve parçalanmış bir Suriye idi. Bu hedefinin önünde ise hem yeni rejimi hem de bu yeni rejimle iyi ilişkileri olan Türkiye’yi engel olarak görmekte idi. Özellikle MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın 12 Aralık’ta Suriye’yi ziyaret etmesi Siyonist İsrail açısından kabul edilebilir bir durum değildi. Çünkü İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki varlığını kendisi için tehdit olarak değerlendirmekteydi. Bu ziyarette, MİT Başkanı Kalın ve beraberindeki heyet Şam’da yeni yönetimin lideri Ahmet Hüseyin eş-Şara, Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Suriye İstihbarat Teşkilatı Başkanı Enes Hattap ile görüşmüştür.
MİT Başkanı İbrahim Kalın’dan sonra 22 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Şam’ı ziyaret etmiştir. Hakan Fidan ile Ahmed eş-Şara görüşmesinde Suriye’de ülke bütünlüğü, terör örgütleri, PKK/PYD, IŞİD ve Siyonist İsrail’in saldırıları gündeme gelmiştir. Ayrıca Prof. Dr. Burhan Köroğlu 12 yıl sonra 12 Aralık 2024 tarihi itibariyle Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı olarak tayin edilmiştir.
15 Ocak 2025 tarihinde Suriye’deki geçici hükumetin Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, savunma bakanı Murhaf Ebu Kasra ve istihbarat başkanı Enes Hattab ile birlikte Türkiye’ye gelerek C. Başkanı Erdoğan’la görüşmüşlerdir.
29 Ocak’ta Suriye’deki ‘geçiş döneminin cumhurbaşkanı’ ilan edilen Ahmed eş-Şara ise 4 Şubat’ta Ankara’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşmüştür.
Suriye yönetimi ile Türkiye arasında bu karşılıklı ziyaretler İsrail açısından kabul edilebilir değildi. Çünkü bu ziyaretleşmeler, Gazze’yi ve dolayısıyla Filistin’i insansızlaştırma, Arz-ı Mev’ud, Ben Gurion ve Davut Koridoru, PKK/PYD devletçiğini oluşturma ve Suriye‘ye yönelik Siyonist planların gerçekleştirmesini zorlaştırmakta idi. Bu nedenle Türkiye ile Suriye Yönetimi arasında görüşmelerin bir anlaşmaya dönüşmeden engel olunmalıydı. Bu amaçla bir taraftan Türkiye’nin üs kurabileceği yerleri bombalamaya diğer taraftan da Dürzileri, PKK/PYD’lileri, Nusayrileri, Şebbihaları kışkırtmaya çalışmaktaydı. Bunlarla da yetinmemiş Golan Tepelerinde, çok önemli stratejik önemi haiz Şeyh (Hermon) Dağı’nda, Kuneytra, Dera başta olmak üzere işgal alanlarını daha da genişletmiştir.

İsrail’in, Suriye’de Türkiye Hedeflerine Yönelik Saldırıları

İşgalci İsrail bir taraftan Suriye’nin askeri kapasitesini yok etmeye çalışırken bir taraftan da Türkiye’nin Suriye’de etkili olmasını engellemek için saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Bu çerçevede Türkiye’yi engellemeye yönelik ilk saldırı, 21 Mart’ta Siyonist savaş uçakları, Palmira ve Tiyas (T-4) – Hava Üssü’ndeki askerî noktalara eş zamanlı olarak düzenlemiştir. Bu saldırıdan dört gün sonra 25 Mart’ta, bu defa ‘hava üstünlüğünü koruma’ iddiasıyla T-4 üssünü yeniden hedef almıştır. Saldırının ardından yapılan açıklamada, “Üssün stratejik askerî unsurları içerdiği ve bu tür kapasite inşalarının engellenmesinin İsrail’in güvenliği açısından kritik olduğu” öne sürülmüştür.
En kapsamlı Siyonist saldırı ise 2 Nisan tarihinde gerçekleşmiştir. Siyonist savaş uçakları bu kez yalnızca T-4 hava üssünü değil, aynı zamanda Hama’daki askerî havaalanını ve Şam’daki askerî tesisleri hedef almıştır.
Middle East Eye (MEE)’de 1 Nisan’da çıkan bir analiz haberde “Türkiye’nin, Tiyas (T-4) Hava Üssü’nün kontrolünü ele almak için harekete geçtiği ve üsse hava savunma sistemleri konuşlandırmaya hazırlandığı” öne sürülmüştür. Bu adımla birlikte, Şam yönetimine, ‘hava savunma desteği ve askerî koruma’ ile birlikte bu üsse, Hisar tipi bir hava savunma sistemi konuşlandırılarak üsse hava koruması sağlanacağı belirtilmiştir.
Bir başka kaynak ise, Türkiye’nin konuşlandıracağı hava savunma sistemleri ve İHA’ların, İsrail’i bölgede hava saldırıları düzenlemekten caydırabileceğini belirtmiştir. Zaten Siyonist İsrail de bu nedenle bu üsse saldırılar gerçekleştirmiştir. Nitekim İsrail merkezli bir güvenlik kaynağının Jerusalem Post gazetesine yaptığı açıklamada, “Suriye’de herhangi bir Türk hava üssü, İsrail’in operasyonel özgürlüğünü baltalayacağını çünkü bunun potansiyel bir tehdit” olduğunu, bu nedenle hava operasyonlarıyla bunu engellemek istediklerini ve kendilerine yönelik hiçbir tehdide izin vermeyeceklerini belirtmiştir.
Siyonist Meclis Dış İlişkiler ve Savunma Komisyonu Üyesi ve Dini Siyonizm Partisi Milletvekili Ohad Tal, “Türkiye düşman bir devlettir. Türk Büyükelçiliği derhal kapatılmalıdır” diyerek Türkiye’ye karşı asıl niyetlerini açıklamıştır.
İsrailli bir analist ise, son saldırıların Ankara’ya yönelik “Suriye’de askeri üs kurmayın ve ülkenin hava sahasındaki İsrail faaliyetlerine müdahale etmeyin” şeklinde açık bir “mesaj” olduğunu belirtmiştir.
Siyonist Savunma Bakanı İsrael Katz, 3 Nisan’da yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Şara’yı uyarmış ve “İsrail’e düşman güçlerin Suriye’ye girmesine ve İsrail’in güvenlik çıkarlarını tehlikeye atmasına izin verirseniz, çok ağır bir bedel ödersiniz. Dünkü hava kuvvetleri faaliyeti… geleceğe yönelik açık bir mesaj ve uyarıdır – İsrail Devleti’nin güvenliğinin zarar görmesine izin vermeyeceğiz” şeklinde tehdit etmiştir. Ancak Katz, hangi güçlerin “düşman” olduğunu ayrıntılı olarak açıklamamış, Dışişleri Bakanı Gideon Saar ise, İsrail’in, Türkiye’nin Suriye’de oynadığı “olumsuz rolden” endişe duyduğunu belirterek düşmanın kim olduğu belirtmiştir.
Suriye’de Türkiye ile İsrail arasında tırmanan gerginliği 5 Nisan’da Doç. Dr. Ali Burak Darıcılı, “İsrail’in iki gün önce yaptığı hava saldırılarını İsrail medyasından okursanız, doğrudan Türkiye’nin Suriye’de kalıcı askeri üsler tesis etmesini engellemeye yönelik ve doğrudan Türkiye’nin çıkarlarını hedef alan bir saldırı. Bir de şu açıklama önemli: ‘Suriye’nin Türkiye’nin mandası olmasına izin vermeyeceğiz ya da himayesine girmesine izin vermeyeceğiz’ tabiri” demiştir.
Siyonist hükümet tarafından kurulan ve basına Nagel Komitesi’nin olarak yansıyan bu komisyonun Türkiye’nin Ortadoğu’da artan etkisi ile ilgili hazırladığı raporda; “Türkiye ile savaşa hazır olunması” gerektiği belirtilmiştir. Türkiye’nin Osmanlı dönemindeki nüfuzunu geri kazanma hırsıyla hareket ettiği öne sürülen raporda, söz konusu durumun İsrail ile gerilimin artmasına ve muhtemelen çatışmaya dönüşmesine yol açabileceği iddia edilmiştir.
Raporda, Suriyeli muhalif grupların Türkiye ile ittifak kurarak İsrail’in güvenliğine yönelik yeni ve güçlü bir tehdit oluşturma riski bulunduğu öne sürülürken, “Suriye’den gelen tehdit İran tehdidinden bile daha tehlikeli bir hal alabilir” ifadesine yer verilmiştir.
Bu açıklamalar göstermektedir ki Siyonist İsrail Türkiye ile savaşı göze almış ve buna ilişkin de hazırlık yapmaktadır. Türkiye’de yapılan açıklamalar ise İsrail’in Türkiye karşısında duramayacağı, Türkiye’nin bir Arap ülkesi olmadığı, güçlü ordusu olduğu ve NATO üyesi bir güçlü bir devlet olduğu şeklinde açıklamaların dışında ciddi bir hazırlık yapılmadığı görülmektedir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın gerek NATO toplantısı dolayısıyla yurt dışında ve gerekse çeşitli vesilelerle ‘Türkiye, Suriye’de İsrail’le karşı karşıya gelme niyetinde değil. Ancak İsrail Türkiye ile karşı karşıya gelmek için elinden geleni yapıyor. Türkiye’nin sırf İsrail istiyor diye Suriye’deki varlığını bitirmesi mümkün değil’ şeklinde açıklamada bulunmuştur.
Türkiye, Trump’ın “ben Erdoğan’ı seviyorum, o da beni seviyor” tarzı yaptığı övgülere güvenmemelidir. Trump’ın Gazze ile Suriye ile daha doğrusu bölge ile ilgili bir takım planları vardır. Bu planların bir kısmını Türkiye üzerinden gerçekleştirmek istiyor. Eğer Türkiye, Trump’ın dediğini yaparsa bir problem olmaz. Ama ya kabul etmezse işte o zaman Zelenski’nin, Putin’nin ve Kral Abdullah’ın başına gelenler Erdoğan’ın da başına gelecektir.
İsrail adım adım ilerliyor, istediği yeri istediği zaman bombalamaktan çekinmiyor. Türkiye’yi de hedefine koymuş ve düşman olarak görüyor. Türkiye’nin Trump’a güvenmesinin ya da biz İsrail ile karşı karşıya gelmek istemiyoruz sözlerinin hiçbir anlamının olmadığını –gereğini yapmazsa- çok yakında görecektir.
Bunu söylemekle Türkiye’nin, hemen İsrail’le savaşa girsin demek istemiyoruz. Çünkü biliyoruz ki Türkiye’nin Siyonist İsrail’le savaşabilecek gücü yoktur. Eğer olsaydı, Mavi Marmara dolayısıyla üstelik uluslararası kara sularında Siyonist katillerce şehid edilen 10 vatandaşının intikamını alırdı.
Türkiye’nin, Siyonist İsrail ile savaşa girmeden İsrail’i bölgede yalnızlaştıracak politikaları devreye sokmalıdır. Ama ne yazık ki Türkiye, Siyonist İsrail’in bunca katliamına ve Türkiye’ye yönelik düşmanca tavrına ve tehditlerine rağmen bu politik tedbirleri al(a)mamıştır. Bugüne kadar Türkiye tarafından yapılan sert konuşmalar, çeşitli ülkelerde devam ettirilen diplomatik görüşmeler, Siyonist İsrail’e geri adım attırmamıştır. Çünkü Siyonist İsrail sadece güçten anlar.
Dolayısıyla Türkiye, Siyonist İsrail’in gerek Gazze’de işlemeye devam ettiği soykırıma ve gerekse Suriye’de Türkiye’yi de hedef alan saldırılarına karşılık olarak;
1- Siyonist Büyükelçiliği kapatarak diplomatik ilişkileri bir an önce kesmelidir.
2- Türkiye üzerinden İsrail’e giden Azeri petrol musluğunu ve limanlarını, Malezya’nın yaptığı gibi Siyonist İsrail’e gidecek bütün gemilere kapatmalıdır.
3- Suriye ile savunma işbirliği anlaşmasını bir an önce yapmalı ve Şara yönetimiyle işbirliğini artırmalıdır. Aralık 2024 ayından bu yana konuşulmasına rağmen Suriye’de hala üs kurulmamış ve savunma işbirliği anlaşması da yapılmamıştır. T-4’de üs kurulmuş olsaydı Siyonist İsrail bu kadar rahat davranamazdı.
4- Siyonist İsrail’e karşı caydırıcı ve daha müşahhas adımlar mutlaka ve gecikmeden atılmalıdır. Aksi halde yarın çok geç kalınacaktır.

 

GRUBA KATIL