Osmanlı Devleti, 1890’da Fransa’da provaları yapılıp sahnelenecek bir piyesi büyük bir diplomasi başarısıyla durdurma teşebbüsünde bulunmuştur. Teşebbüs sonucunda İslamiyet’in mukaddes değerleri, Hz. Muhammed’e ve ailesine atılan iftiralar ve yapılan yakıştırmalar, Batı sanat çevrelerinde herhangi bir karşılık bulamadan tarihe karışmıştır. Bu başarının altında Sultan II. Abdülhamid’in ısrarlı tutumu, meseleyi ciddiye alışı ve kararlılığı önemli ölçüde etkili olmuştur. O günün şartlarında Osmanlı Devleti’nin dünya siyasetindeki durumu ve Avrupalıların Osmanlı üzerindeki oyun, entrika ve devleti içten ve dıştan zayıflatma çabalarının aldığı yol düşünüldüğünde bu diplomatik başarının ne denli büyük olduğu kendiliğinden anlaşılacaktır.
Padişah, tiyatroya karşı mıydı? Tabii ki hayır! Sultanın başmabeyincisi Tahsin Paşa, Yıldız Sarayı’nda küçük fakat güzel bir tiyatronun olduğunu, padişahın tiyatroyu çok sevdiğini, çok çalıştığı ve zihnen yorulduğu zamanlarda bir dinlenme ve eğlence vesilesi olarak tiyatro oynanmasını istediğini söyler. Hatta bu oyunlara elçi ve şehzadeleri de davet ederek onlarla siyasî sohbetlerde bulunduğunu ifade eder[1]. Ama mesele, İslâmiyet ve onun mukaddes değerleri olunca başkadır.
Piyes’in Konusu
Fransız oyun yazarı Bornier (1825-1901), Muhammed (Mahomet) adlı eserinde Hıristiyanlığın İslamiyet’ten üstünlüğünü ve Hz. Muhammed’in de bunun bilincinde olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Piyesin birinci perdesinde Mekke dönemini sergilenerek cahiliye Araplarının durumu tasvir edildikten sonra birliği sağlayıp yarımadaya düzen getirecek güçlü bir lidere olan ihtiyaçtan bahsedilmektedir. Aynı bölümde bir taraftan Hz. Muhammed’in Hira dağında vahiy alışı temsil edilirken diğer taraftan da oryantalistlerin genel iddialarına uygun şekilde bazı keşişlerden Kitab-ı Mukaddes‘i öğrendiği ön plana çıkarılmaktadır. Oyunun diğer dört perdesi Medine dönemini işlemekte ve İslâm’ın önce bu şehre, sonra Arabistan Yarımadası’na hâkim oluşu, Bizans ordularının yenilip Sasani İmparatorluğu’nun sona erdirilişi gibi sosyo-politik olayların yanında Hz. Peygamber’in aile hayatına da yer vermektedir. Bu arada Hz. Safiye, Hz. Ayşe ve Hz. Zeynep’e çeşitli iftiralarda bulunulmakta ve oyun Hz. Peygamber’in bir kadın meselesi yüzünden zehir içerek canına kıyması gibi hayal ürünü bir sahneyle sona ermektedir[2].
Osmanlı Makamlarının Teşebbüsü
Paris’te provalarına başlanan oyunun sahnelenmemesi için Sultan II. Abdülhamid’in emriyle Osmanlı Hükümeti bir dizi teşebbüslerde bulunmuştur. Hatta piyes meselesi yüzünden iki ülke arasında mini düzeyde de olsa diplomatik bir kriz ortaya çıkmıştır. Konuyu aydınlatıcı bilgileri Osmanlı arşiv belgeleri şöyle anlatıyor:
İslâmiyet aleyhinde kaleme alınan bir tiyatro eserinin Paris’te Comédie Française’te oynatılmasının yasaklanması için Osmanlı hükümeti tarafından Fransa Dışişleri Bakanlığı’na tebliğde bulunulması için Hariciye Nezareti’ne 6 Ağustos 1888 tarihinde bir yazı gönderilmiştir[3]. Osmanlı Hariciyesi durumu Fransız makamlarına iletmiştir. Fransızlar tiyatro yazarının oyunun icrasına karar vermesi halinde Fransa Hükümeti’nin bunu yasaklamaya hiçbir vasıta ile muktedir olamayacağını Osmanlı Hariciyesine bildirmişlerdir. Bu üzerine Paris Büyükelçiliği 24 Ocak 1890 tarihli yazısıyla oyunun yasaklanmasının “muhal” olduğunu İstanbul’a bildirmiştir[4].
İslâm’ın mukaddes değerleri ve sevgili peygamberi Hz. Muhammed aleyhinde piyes yazan Fransız fanatiklerinden Bornier
Tekrar yapılan bir teşebbüsle Fransız makamları piyesin önce tehir edileceğini söylemiş, ancak bu tehirin kesinlik arz ettiğine dair bir güvence vermemiştir. Israrla bir kez daha yapılan başvuru üzerine Fransa Dışişleri Bakanı, tiyatro müdürünü makamına çağırıp oyunun sahnelenmesinden vazgeçmesini istemiştir[5].
Gösterilen diplomatik çabalar nihayet sonuç vermiş ve Bornier tarafından yazılan “Muhammed” (Mahomet) adlı oyunun sahnelenmesi, Fransa Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararla Fransa’nın bütün tiyatrolarında yasaklanmış, durum Osmanlı makamlarına da bildirilmiştir[6]. (22 Mart 1890)
Bunun üzerine Sultan II. Abdülhamid, Fransa’da icra edilmek istenen Peygamberimizle ilgili piyesi yasaklamak hususunda olağanüstü gayreti görülen Fransa Cumhurbaşkanı Carnot’ya Osmanlı Devleti tarafından İmtiyaz Nişanı verilmesi hususunu Sadaret makamına sorarak bu inceliğinden dolayı cumhurbaşkanını ödüllendirmek istemiştir[7]. Nitekim Paris Büyükelçisi Esad Paşa, Carnot ile yaptığı bir görüşmede söz konusu nişanı teşekkür kabilinden kendisine takdim etmiştir[8].
Hint Müslümanlarının Tepkisi
Konunun nezaketi sebebiyle İslâm dünyasında bir taraftan tepkiler yükselirken diğer taraftan da büyük bir memnuniyet hissi uyanmıştır. Paris’te oynatılan Hz. Peygamber’le ilgili piyesi protesto etmek üzere Hindistan’da Kalküta İslâmî Edebiyat Cemiyeti Kâtibi Abdüllatif Bahadır Efendi tarafından Diplomatic Fly-Sheets gazetesi editörüne 13 Mayıs 1890 tarihinde bir protesto mektubu gönderilmiştir. Mektupta Müslümanların duygularının dikkate alınmadığından dolayı duyulan üzüntü dile getirilmiştir[9].
Benzer şekilde Liverpool İslâm Cemiyeti İkinci Başkanı Hint liderlerinden Ahmed Refiüddin Sahip, Sultan II. Abdülhamid’e yazdığı 25 Ekim 1890 tarihli teşekkür mektubunda Hz. Peygamber adına oynattırılacağı haber alınan tiyatronun padişah tarafından yasaklattırılmasından ötürü duyduğu memnuniyeti ifade ederek[10] gelişmelerin Hindistan Müslümanları üzerinde büyük bir etki meydana getirdiğini söylemiştir[11].
Esad Paşa’nın Tavrı
Fransa’da Hz. Muhammed aleyhinde oynatılması tasarlanan 5 bölümlük tiyatro oyunu Paris Büyükelçisi Esad Paşa tarafından protesto edilmiş ve dünya Müslümanları için mukaddes olan Hz. Peygamber aleyhinde böyle bir piyesin oynatılmasının hem İslâm halifesi hem de bütün Müslümanlar için hakaret anlamı taşıdığını ifade etmiştir. Fransız Dışişleri Bakanı Jacques Eugène Spuller, Esad Paşa’nın bu açıklamasına cevaben Fransa tiyatrolarında çoğu zaman Hz. İsa’nın oynatıldığını söylemiş ise de Esat Paşa’nın:
“-Hıristiyanların dinlerine ve onun kurucusu olan Hz. İsa’ya saygıları yok ise ne diyebilirim, ama Müslümanlar bunu asla kabul edemezler. Bu yüzden de Fransa Devleti tarafından bu oyunun yasaklanmasını istiyoruz” diye cevap vermesi önemli bir çıkış olmuştur. Bu açıklamadan sonra Fransa kesin bir karar verememiş olsa da Osmanlı Devleti bu hususta ciddi bir duruş sergilemiştir[12].
Yapılan karşılıklı görüşmeler sırasında Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın, Paris Büyükelçisi Esad Paşa’ya oyunun İslâm’ın peygamberi ve mukaddes değerleri aleyhine bir unsur ihtiva etmediğini söylemesine ve Fransa’nın yönetimindeki Cezayir ve Tunus’ta sahneye konulmayacağı hususlarında güvence vermesine rağmen Osmanlı Hükümeti yoğun baskılarını sürdürmüştür. Sonuçta dönemin başbakanı Freycinet eserin oynanmasını tamamen yasaklamak zorunda kalmıştır[13].
Esad Paşa
(https://tr.wikipedia.org/wiki/Mahmud_Esad_Pa%C5%9Fa)
Esad Paşa piyesin Fransa’nın hiçbir tiyatrosunda oynatılmayacağına dair alınan kararı 25 Ekim 1890 tarihli telgrafla İstanbul’a bildirmiştir[14] Maarif Nezareti de ele geçirilen bir nüshasından hareketle, Mahomet adıyla Fransızca yayınlanan tiyatro eserinin “zararlı yayınlar” listesine dâhil edilmesini ve Gümrük Nezareti’yle de görüşülüp ülkeye sokulmamasını Kasım 1892’de bir emirle ilgili müdürlüklerden istemiştir[15].
Bu hadiseden yedi yıl sonra Paris’te bir tiyatronun “Muhammed’in Cenneti” (Le Paradis de Mahomet) isimli bir piyesi oynamak hazırlığında bulunduğunun basına yansıması üzerine Hariciye Nâzırı Tevfik Paşa, Paris Büyükelçisi Nabi Bey’e çektiği 21 Ekim 1900 tarihli telgrafında gerekli engelleme teşebbüslerinde bulunulmasını istemiştir. Teşebbüsler sonuç vermiş ve söz konusu piyes sahnelenememiştir[16].
Sonraki yıllarda da benzer hadiseler yaşanmıştır. Bu olaylardan on beş sene sonra, Mayıs 1906’da Planquette adlı yazarın Muhammed’in Cenneti adlı eserinin varyete tiyatrosunda oynatılacağı haber alınmıştır. Eserin yasaklanması için çalışma başlatılmış ve bu amaçla hem Osmanlı’nın Paris Büyükelçiliği’ne emir gönderilmiş hem de özel görevli gönderilmek suretiyle Fransa Sefareti’ne tebliğde bulunulmuştur[17].
“Muhammed” ünvanlı piyesin Fransa’da yasaklandığına dair Osmanlı’nın Fransa büyükelçisi tarafından Hariciye Nezareti’ne gönderilen yazı
(BOA, Y. PRK. HR, 12/77)
Bornier’nin İngiltere Emeli
Sultan II. Abdülhamid’in müdahalesiyle piyesin sadece Comédie Française’de yasaklatmakla kalmayıp Fransa’daki bütün tiyatrolarda da sahnelenmesinin men edildiğini yukarıda söylemiştik. İslâmiyet’e karşı beslediği düşmanlık duygularını ve dini taassubunu edebî bir kılığa bürüyerek açığa vurmak isteyen yazar, gayesine ulaşamayınca bu kez piyesini İngiltere’de oynatmak yolunu aramış ve Londra’nın Lyceum Tiyatrosu’nda sahneletmek için harekete geçmiştir. Sultan II. Abdülhamid derhal buraya da müdahale etmiş ve piyesin bütün İngiltere tiyatrolarında oynatılmasını yasaklatmıştır[18]. İngiliz siyaset adamları da meselenin önemini fark ederek konuya ciddiyetle eğilmişlerdir[19].
Amerika’da Osmanlı Rüzgârı
Meselenin ne kadar hassas ve ciddi olduğunun bir başka göstergesi, Amerika tiyatrolarında Hz. Peygamber adına sahnelenecek bir oyunla ilgilidir. Osmanlı Arşivi’nde tahminen 1893 tarihli bir evrakta, Amerika’da sahnelenecek oyunun haber alınması üzerine yerel maslahatgüzarla iletişime geçilmiş ve söz konusu oyunun engellenmesi yolunda Sultan II. Abdülhamid tarafından emir verilmiştir. Osmanlı’nın Washington Sefiri Aleksander Mavroyeni konuyla ilgili bir bilgisinin olmadığını, ancak konuyu en kısa zamanda araştıracağını söylemiştir[20]. Ayrıca New York veya Şikago’da oynanması muhtemel piyesin oynatılmaması Osmanlı idarecilerince teşebbüste bulunulmuştur.
İtalya da Sıraya Giriyor
Sultanın hassasiyetinin sadece dinî konularla sınırlı kalmayıp ecdadımız hususunda da aynı titizliği gösterdiği anlaşılmaktadır. Konuyla ilgili bir örnek İtalya kaynaklıdır: Roma’da “İkinci Mehmet” isimli lirik bir dramın sahneye konulacağının Osmanlı makamları tarafından haber alınması üzerine 1893 Ağustosu’nda hemen Roma Büyükelçiliği’ne bir talimat gönderilerek böyle bir girişime izin verilmemesi istenmiştir. Nitekim yapılan teşebbüsler sonucunda piyesin oynanmaması için çaba harcanmıştır[21].
Benzer şekilde Mart 1908’de Roma tiyatrolarından birinde sahnelenmeye çalışılan “Muhammed’in Cenneti” adlı oyun da Osmanlı makamları tarafından engellenmiştir[22].
Sonuç
Yüzyıllar boyunca Müslümanları hep koyu bir taassubun esiri, acayip varlıklar olarak göstermeyi büyük bir maharet bilen Batılıların bilim adamı, siyasetçi, yazar, sanatçı, gazeteci vb. sözde aydınları geçmişte var oldu, bugün de varlar. Ancak onlara “dur” diyebilen Abdülhamid’ler dün vardı, bugün de varlar, yarın da olacaklar.
Osmanlı makamları, Avrupa mahfillerinde üzerine basa basa şu gerçeği dile getirmişlerdir:
“-Eğer Avrupa’da kamuoyu, dinî inançlarla ilgili konuları tiyatro sahnelerinde gördüğünde kayıtsız kalıyorsa bu durum kendilerini ilgilendirir. Ancak Müslüman toplumların son derece güçlü olan dinî duyarlıkları, bu gibi durumları inançlarına karşı yapılmış saygısızlık olarak kabul ederler ve bundan da büyük ölçüde rahatsız olurlar. Bu yüzden bizim hislerimizi dikkate almanızda fayda vardır” demişlerdir.
Sultan II. Abdülhamid, batı ülkelerinde gerek dinî gerekse millî hislerimizi incitecek yayınlara karşı son derece duyarlı davranan ve icap eden tepkiyi şiddetle gösteren, müdahalesinde ısrar eden ve olumlu sonuç almadan işin peşini bırakmayan bir hükümdardı. Osmanlı’nın yurt içinde ve dışında pek çok meseleyle uğraştığı bir dönemde, Sultan, Hz. Muhammed’e dil uzatılmasına ve isminin tiyatro sahnesine dahi konu yapılmasına izin vermemiştir. İzin vermemiş diyoruz, çünkü meseleyi basit bir şekilde kınamakla geçiştirmemiştir, sonuna kadar takip ederek sonuçlandırmıştır.
Dünya Müslümanlarının dinî inançlarını koruma konusundaki açık tavrı, duruşu ve ciddiyetiyle bilinip tanınan Sultan II. Abdülhamid’in Avrupa diplomasisinde İslâmiyet’e ve onun biricik Peygamber’i Hz. Muhammed’e karşı yapılan saygısızlığı önleme başarısı, maalesef Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Müslüman halkları yöneten devlet idarecileri tarafından devam ettirilememiştir. İslâmiyet aleyhine ve onun mukaddes değerlerine karşı yürütülen asılsız, esassız ve seviyesiz propagandalar artık devlet düzeyinde değil, Müslüman toplumların “kendi imkânları” ve “özgür iradeleri” çerçevesinde sürdürülebilmektedir. “Nimetin kıymeti, gittikten sonra anlaşılır” diye boşuna dememiş atalarımız.
Sultan’ın piyesin oynanmasını yasaklatmakta o tarihlerde ne kadar haklı olduğunu ve batılı devletlerin ise ne ölçüde taassup içinde bulunduklarını Filistin’de yaşanan hadiselerden sonra bugün çok daha iyi anlıyoruz.
[1] Tahsin Paşa, Yıldız Hatıraları, Haz: Ahmet Zeki İzgöer, İz Yayıncılık, İstanbul 2014, s. 42-43, 377.
[2] Cengiz Kallek, “Bornier, Vicomte Henri de”, DİA, c. VI, İstanbul 1992, s. 292.
[3] BOA, DH-MKT, 1529/96; HR-SYS, 1827/3
[4] BOA, HR-TO, 83/107
[5] BOA, Y. A. HUS, 233/11.
[6] BOA, HR-TO, 208/9
[7] BOA, Y. EE. KP, 3/264
[8] Mahmut Akpınar, “Osmanlı Hariciyesinde Yaklaşık Kırk Yıl: Mahmud Esad Paşa (1837-1895), İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, sayı 5, İstanbul 2015, s. 45.
[9] BOA, HR-ŞFR. 3, 370/2; HR-ŞFR. 3, 371/36
[10] BOA, Y. PRK. EŞA, 12/28
[11] BOA, HR-SYS, 216/9
[12] BOA, Y. PRK. TKM, 16/10
[13] Kallek, a.g.md., c. VI, s. 292-293.
[14] BOA, HR-SYS, 1827/36
[15] BOA, MF-MKT, 155/67
[16] Ziyad Ebüzziya, “Sultan II. Abdülhamid’in Dinî ve Millî Konulardaki Hassasiyeti. Fransa, İngiltere ve İtalya’da Oynanmasını Yasaklattığı Piyesler”, Beşinci Milletler Arası Türkoloji Kongresi, İstanbul 23-28 Eylül 1985, Tebliğler: II. Türk Edebiyatı, Edebiyat Fakültesi Basımevi, c. II, İstanbul 1988, s. 345-346.
[17] BOA, Y. A. HUS, 502/145
[18] Ziyad Ebüzziya, a.g.m., s. 329.
[19] BOA, Y. A. HUS, 237/50
[20] BOA, Y. PRK. EŞA, 18/12
[21] BOA, HR-SYS, 1827/41
[22] BOA, Y. A. HUS, 519/19.
Ahmet Zeki İZGÖER

Follow