Siyonizmin Ortaya Çıkışı I
Arşiv Genel Yazarlar

Siyonizmin Ortaya Çıkışı I

Politik bir hareket olarak siyonizm, XIX. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Modern anlamıyla ilk kez, 19. yüzyılın son çeyreğinde, bir Rus Yahudi’si olan Nathan Birnbaum (1864-1937) tarafından edebiyata sokulmuştur. Birnbaum, kendi çıkardığı Kendi Kendine Kurtuluş (Selbst Emanzipation) adlı derginin 1 Nisan 1890 tarihli sayısında, siyonizmden, Musevileri Filistin’e yerleştirmek amacı güden ve üyelerinin Yahudilerden oluştuğu bir siyasi partinin kurulması olarak anladığını dile getirmişti.
Birnbaum’un dolaşıma soktuğu bu terim, kısa bir süre sonra Yahudi çevrelerce benimsenmiş ve giderek Musevi milliyetçiler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Zamanla “Siyonizm”, Musevileri Filistin’e yerleştirme girişimlerinin -siyasi olsun, olmasın- tümünü kapsayacak bir anlam kazanmıştı.
Yahudilere yönelik ayrımcılığının ve antisemitizmin ilk kıvılcımı ise 1881’de Rus çarı II. Aleksandr’ın öldürülmesi olmuştur. Bu hadise üzerine Rus otoriteleri, Yahudileri şamaroğlanı yapmış ve utanç verici katliamların süratle gerçekleşmesini teşvik etmiştir. Yahudilerin, Rusya’dan ve Polonya’daki yerleşim mıntıkasından toplu göçü, antisemitizmin patlak verdiği bu hadiseyi takip etmiştir. Mültecilerin çoğu, Batı Avrupa ve Amerika’ya yerleşirken üç bine yakın kısmı da Filistin’e göç etmiştir. 1882 yılında üç bine yakın Yahudi’nin, kolonizasyon amacıyla Yafa’ya gelmesi ile başlayan ilk aliyah, 1904’e kadar sürmüş ve toplamda otuz beş bin kadar Yahudi, Filistin’e göç etmiştir. 1928 yılına kadar gerçekleşen ilk dört aliyah ile yaklaşık yüz elli bin Yahudi, Filistin’e göç etmiştir.
1882’de Rusya’da Cihbbath Zion (Zion Sevgisi) olarak bilinen bir hareketin kuruluşuna tanık olunmuştur. Yahudiler, Chibbath Zion (Zion’u Sevenler) ile örgütlenmiş, Filistin’e yerleşme ve İbraniceyi diriltme fikrini ortaya atmışlardır. Siyonizmin ilk tohumları böylece kök salmaya başlamış oldu.

Filistin’e Göç Etmek İstemeyen Yahudiler
Yahudilerin çoğu, siyonistlerin Filistin’e göç hedefine kulak asmamış veya bu amacı tamamen reddetmiştir. Bu muhalefetin sebebi, refahın kaybı tehlikesi olabildiği gibi, dini saikler de olmuştur. Temelde sosyal nedenlerden dolayı ayrılmak istemeyen, ayrılsa da batıya göç etmeyi tercih eden Yahudilerin sesi olarak Bernard Lazere (1865-1903), Filistin’e gitmek istemediklerini, daha geniş bir dünyada, haklarından vazgeçmeden ve bazı şeyleri yitirmeden yaşamak ve kalmak istediklerini vurgulamıştır. Dindar Yahudiler, dini kaygılardan dolayı göç etme teklifine güçlü bir şekilde muhalefet etmişlerdir. Bu muhalefet, kurtuluşun zamansız zorlandığı kanaatine dayanmıştır.
Yahudilerin Örgütlenmeye Başlamaları
Rusya’da başlayan antisemitizm ve göçlerin en mühim sonucu ise diasporadaki Yahudilerin örgütlenmeye başlamasıdır. Bu Yahudi aleyhtarlığının neticesinde Yahudiler, 1881 yılında Odessa’da “Hovevel Zion”, “Zion’u Sevenler” veya “Zion Aşıkları” adı ile bir dernek kurmuşlardır. Bu dernek ile siyonizm, ilk adımını atmış olmaktaydı. Çünkü derneğin amacı, Yahudilerin Filistin’e yerleşmelerini sağlamaktı.
Alfred Dreyfus (1859-1935)
Siyonizm ve Yahudilerin dünya çapında teşkilatlanma hareketini hızlandıran önemli hadiselerden biri de Fransa’da Yahudi düşmanlığının bir gösterisi haline gelen Dreyfus hadisesi ve Theodor Herzl’in ortaya çıkışıdır.
1894 Eylül’ünde bir gün, Fransız ordusunda Almanlar lehine bir casusluk hadisesi meydana gelmiştir. Alfred Dreyfus (1859-1935) adlı Yahudi asıllı Fransız bir yüzbaşı, hadisenin faili olarak yakalanmış ve yeterli delil olmadığı halde, ömür boyu hapse mahkûm edilip ordudan ihraç edilmiştir. Bu olay üzerine Fransa’da Yahudiler aleyhine gösteriler başlamış, Paris sokaklarını dolduran binlerce gösterici, “Yahudilere ölüm!” diye bağırmaya başlamıştır. Bu olay Fransız kamuoyunda uzun süre tartışılmış, Emile Zola dahil birçok kimse, Dreyfus’un suçsuzluğunu savunmuştur. 1899’da af çıkarılmış hatta kendisine “Legion d’Honneur” nişanı bile verilmiştir. İşte bu olay, Fransa’da antisemitizmin patlak vermesine sebep olmuştur. Bu olaydan en çok etkilenen isimlerden biri de Avusturyalı gazeteci Theodor Herzl olmuştur.
Garaudy. Siyonizmi İkiye Ayırır
Garaudy; siyonizmi, dini ve siyasi olmak üzere, iki şekilde değerlendirmiştir. Dini siyonizmin, İsrailli mistikler tarafından savunulduğunu; Yahudiliğin, büyük ümide -Mesih’in gelmesine- bağlı olduğunu söylemiş ve şöyle devam etmiştir: “Buna göre zamanların sonunda Mesih ortaya çıktığında yeryüzünde Allah’ın saltanatı başlayacak ve dünyanın bütün ırkları, tek bir ırka bağlanacaktır. (Tekvin XII, 3) Bütün insanlık, tek bir gerçeğin etrafında toplanacaktır. ‘Bütün ırklar senin önderliğinde takdis edilecektir. Zira sen, benim sesime kulak verdin. Tekvin XXII, 18’ Bütün insanlar Tevrat’ta, İbrahim ve Musa peygamberlerin kıssalarının anlatıldığı yere doğru döneceklerdir.”
Dini siyonizm, Filistin’den çıkarılan Yahudilerin bir gün geri döneceğine ve Mesih’in ortaya çıkmasından sonra bütün ırkların bir tek ırkın -İsrailoğullarının- egemenliğine gireceğine inanan dini harekettir. Musevilerin Siyon dedikleri Kudüs ve dolaylarına dönme ve o kutsal topraklarda Süleyman Mescidi’ni yeniden inşa etme hülyası, Eski Ahit’in ana prensibini oluşturur.
Garaudy, siyasi siyonizmin, Theodor Herzl ile başladığını söylemiş ve Herzl’in bu doktrini 1882’den itibaren Viyana’da oluşturmaya başladığını belirtmiştir. Siyasi siyonizmi beynelmilel arenaya taşıyarak onu bir dünya meselesi haline getiren de Theodor Herzl olmuştur. Bu sebeple o, siyonizmin kurucusu veya babası kabul edilmektedir.
Siyonizm, ilk etapta diasporadaki Yahudilerin durumunun iyileştirilmesi ve “geri dönüş” fikrinden doğmuştur. Halkı olmayan bir ülkeyi, ülkesi olmayan bir halka devredin, diyen Israel Zangwill, Filistin’de Arap varlığını inkâr eden Siyonist hareketin tavrını açıkça ortaya koymuştur. Filistin topraklarında hak iddia eden Yahudiler, bölgenin en eski yerleşik toplumunun kendileri olduğunu ve Kitab-ı Mukaddes’in; Yahudilerin, Filistin’e geri dönüşünü haber verdiğini ileri sürerek Filistin’de bir Yahudi devleti kurma hedefiyle yola koyulan Siyonist hareketi meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Asıl uğraşı politika olan Theodor Herzl, siyonizm problemini çok yeni bir biçimde ortaya koymuştur. Dreyfus olayından esinlendiğini söyleyen Herzl, bu hadiseden şu sonuçları çıkarmaktadır:
1) Yahudiler, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, tek bir halktır.
2) Her devirde ve her yerde işkenceye uğramışlardır.
3) Yaşadıkları toplumlar tarafından hiçbir zaman eritilememişlerdir. (Bu konu bütün antisemitik ve ırkçı kişilerce vurgulanmaktadır.)
Theodor Herzl, bu görüşlerin sonucunda bütün bu terslikleri bir hamlede ortadan silmeyi amaçlamakta ve kendisine göre sürekli ve kesin olduğuna inandığı şu çözüm yollarını teklif etmektedir:
1) Başta Rusya olmak üzere, Doğu Avrupa ülkelerinde gerçekleşmeyen fakat Batı’da gittikçe daha fazla su yüzüne çıkan erimeyi reddetmek,
2) Yahudi kültürünü yayacak bir inanç ocağı yaratmayı değil, bir Yahudi devleti kurmayı hedeflemek. Bu devletin sınırları içinde dünyanın bütün Yahudilerini bir araya getirmek…
3) Bu devlet boş bir coğrafyada kurulmalıdır. O çağda geçerli olan sömürgeciliğin bu en karakteristik görüşü, söz konusu devlet kurulurken yerli halkın, hiç göz önünde bulundurulmayacağını haber vermektedir.
Siyonizmin Tanımı
Siyonizmi, arz-ı mev’ud, yani Filistin dışındaki bütün Yahudileri yine orada toplamak, sonrasında Süleyman Mabedi’ni Siyon Dağı üzerinde yeniden inşa etmek şeklinde açıklayabiliriz.

SİYONİZME YURT ARANMASI

Siyonizme merkez olarak önce Asya düşünülmüştü. Ruslar tarafından işgal edilmiş Asya topraklarının, Yahudiler için üzerinde yaşayacakları bir Siyon olması uygun ve mümkündü. Siyonizm, kendinden bekleneni burada yerine getirebilirdi. Bu fikrin uygun olmadığının görülmesi üzerine, siyonist liderlerin İngiliz İmparatorluğuna olan bağlılıkları nedeniyle Uganda gündeme getirilmiştir. Uganda’nın siyah halkının, Avrupalılığın çok uzağında kaldığının görülmesi üzerine bu fikirden de vazgeçilmiştir. Gözler Osmanlının bir parçası olan Filistin’e çevrilmiştir. Herzl, daha önce Arjantin’de bir Yahudi devleti kurulabileceğini düşünmüştür. Herzl, kitabının sonlarına doğru, Filistin üzerinde karara varmış görünümünü verir: “… Yahudiler, devletlerine sahip olmak emelindedirler. Bize, er veya geç kendi toprağımız üzerinde, hür insanlar olarak yaşamak ve ana vatanımızda sükûn içerisinde ölmek izninin verilmesini istiyoruz.” Herzl, bu görüşüne rağmen, yurdun Arjantin mi, Filistin mi olacağı hususunda kesin kararı Yahudi cemiyetinin vereceğini belirtmiştir. Herzl’in kaygısı, antisemitizm problemine bir çözüm bulmaktı yoksa Museviliğin kehanetlerinin ifası gibi bir niyeti yoktu. Çünkü zaten politik siyonizm, seküler bir hareketti ve temel karakteri daima seküler olarak kalmıştır. Siyonist hareket; bir ırkın, dini idealin yüceltilmesini değil, spesifik bir probleme, spesifik bir çözüm bulma yolunu araştırmaktır.
Herzl, İngiltere Sömürgeler Bakanı Joesph Chamberlain ile görüşmesinde, Sina Yarımadasındaki El-Arish’in Yahudi yerleşim yurdu olmasını teklif etmiştir. Çünkü burası, Filistin’e bitişikti. Chamberlain bu teklifi kabul etmemiş, Mısır topraklarında başka bir yer teklif etmiştir. Bunu da Herzl, “Sayın Bakan, biz oraya gitmeyiz. Zaten daha önce orada bulunduk.” diyerek İsrailoğullarının, Mısır dönemine atıfta bulunmuştur. Fakat Yahudilerin El-Ariş’i istediğini duyan Mısır hükumeti ve Osmanlı devleti, buna şiddetle itiraz ettiler ve El-Ariş meselesi de böylece suya düştü.
İngilizler, Arap muhalefetiyle karşılaşmamak için Herzl’e Uganda’yı teklif etmişlerdi. Herzl, Uganda önerisinin kabulünü geçici bir çözüm olarak desteklese de VI. Siyonist Kongre, Uganda’yı tetkik etmek üzere bir komisyon göndermekten başka somut bir harekete niyetlenmemiştir.
1904’te Herzl’in ölümüyle birlikte siyonistler ikiye bölünmüştür. Gruplardan biri, esas problemin uluslararası bir onayın sağlanması ve Yahudi sorununa -Filistin veya herhangi bir yerde- acil bir çözümün bulunması olduğu yolundaki Herzl’in görüşünü savunmuştur. Bu grup, politikler diye tanınmaya başlanmıştır. Pratikler diye anılan diğer grup ise yurt olarak Filistin’in dışında başka bir yeri kabul etmeyen hizip idi.

THEODOR HERZL

Aslen Macar Yahudi’si olan Theodor Herzl, 21 Mayıs 1860 tarihinde Budapeşte’de doğmuş, sonra Avusturya’ya geçmiştir. Milyoner bir banker olan babasının, 1873 krizinde her şeyini kaybettiği Herzl ortaöğretimden sonra Viyana Üniversitesinde Hukuk Fakültesine girmiş, mezuniyetten sonra 1884’de Roma hukukunda doktorasını tamamlamıştır. Bir süre avukatlık yapmıştır. Gönlü edebiyat ve güzel sanatlarda olan Herzl, kısa öyküler, piyesler yazmaya başlamıştır. Bir milyonerin kızı ile evlenmiş, edebiyatla uğraşmaya başlamıştır. 1891’de Avrupa’nın en tanınmış günlük gazetelerinden olan Neve Freie Presse’nin (Yeni Hür Basım) Paris temsilciliğine tayin olmuştur. Ailesi dindar olsa da kendi dindar değildir. İbranice bilmez hatta seküler fikirlere sahiptir. Zaten o, bir inanç ocağı kurmayı değil, bir Yahudi devleti kurmayı amaçlamaktadır. Garaudy, Theodor Herzl’i şöyle tanımlamaktadır: “Siyasi siyonizmin babası olan Theodor Herzl’in kendisi, dinsizdi. Tanrıya inanmazdı. Dini kitaplara, sadece kendi güç politikasını destekledikleri ölçüde yakınlık gösteriyordu.”
Herzl’in Yahudi sorunu ile tanışması, Viyana yıllarına rastlar. Leuger ve Schönerer’in kışkırtıcılığını yaptığı antisemitizmin yabancısı değildi. 1885’te yayımlanan ve Fransa’da “antisemitizmin İncil’i” sayılan Edouard Drumont’un “Yahudi Fransa” isimli kitabını okuması, onu siyonizm lehine iyice etkilemişti. Bir gün bira içmeye gittiği bir kahvede aşağılanmıştı. Herzl’in özellikle tüm enerjisiyle Yahudi sorununa eğilmesine yol açan durum Paris’te gerçekleşmişti. Suçsuz olan Yüzbaşı Dreyfus’un idamla yargılandığı davayı izlemiş ve Yahudilerin dünya üzerinde kıyamete kadar böylesine ezilmeyeceklerini savunmuştur.
Herzl’e göre Yahudi sorunu, antisemitizmin bir sonucuydu. Antisemitizm ise yadsınmayacak bir gerçekti: “Musevilerin içinde aralarında yaşadıkları bütün milletler, gizliden gizliye ya da açıktan açığa antisemitisttirler.

Herzl’in Hatıra Defteri

Avrupa’da uyanan Yahudi aleyhtarlığı ile ortaya çıkan “Yahudi meselesi”ne bir hal yolu bulmak için, 1895’te daha 35 yaşında iken harekete geçen Herzl, ölümüne kadar bütün faaliyet ve düşüncelerini hatıra defterine geçirmiştir. Halen Kudüs’te İsrail kesiminde Merkez Siyonist Arşivinde muhafaza edilmekte olan bu hatıraların tamamı, iki bin kitap sahifesi tutacak genişliktedir. Rusya, Almanya, Avusturya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Türkiye devlet adamları ile yaptığı muhabereler, müzakereler, teklifler ve aldığı sonuçlar günbegün bu deftere işlenmiş bulunmaktadır.
Bu hatıraların yayımlanması, Avrupa’da bazı skandallara sebebiyet verecek nitelikte olduğu için, yayımlanırken bazı bölümleri çıkarılmış, ancak son on yıl içerisinde tamamı yayımlanmıştır.
Herzl’in düşüncesi yavaş yavaş oluşmuştu. Olgunlaşan fikirlerini, 1895 yılında yayımladığı Yahudi Devleti (der Judenstaat) isimli (Almanca) kitabında toplamıştır. 1882’de Viyana’da üzerinde çalışmaya başladığı doktrinini, tüm dünya ile paylaşan Herzl’e göre, Yahudi sorunun altında yatan etken, Yahudilerin ülkesinin bulunmaması değil, özellikle Avrupa’da yaygın bir şekilde görülen antisemitist hareketlerdir.

İki Cemiyetin Olması Gerekiyor

Herzl’in, kitabında çizdiği plana göre iki cemiyetin kurulması gerekmekteydi. Bu cemiyetlerden biri Yahudi cemiyeti, diğeri ise ticari bir şirket idi. Yahudi cemiyetiyle, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulabilmesi için Batılı devletlerle diplomatik temas kurmak ve desteklerini sağlamayı; ticari şirketle ise göçmenlerin terk ettikleri ülkelerdeki öz varlıklarını likidite edeceğini ve karşılığında aynı göçmenlere Filistin’de toprak ve konut satacağını ve Filistin’de ticareti ve sanayileşmeyi de teşvik edebileceğini düşünmekteydi.
Herzl için Yahudi devletinin kurulacağı yerin hiçbir değeri yoktur. Bu noktada da dini teamülden farklı bir felsefe ile yola çıkan Herzl’e göre, böyle bir devlet, her yerde kurulabilirdi. Yahudi ulusunun, dünyanın herhangi bir coğrafyasında bir devlet kurulabilecek nitelikte olduğu inancı o denli tam ve kesindi ki şöyle diyordu: “Biz bir devlet hem de örnek bir devlet kurabilecek kadar güçlüyüz. Bu amaç için gerekli beşerî ve maddi malzemeye sahibiz. Bir ülkenin bütün haklı ihtiyaçlarını tatmin edecek büyüklükte, dünya üzerinde bir yörede bize egemenlik verin, gerisini biz tamamlarız.” (Devam edecek)

GRUBA KATIL