Muhabbetullah
Arşiv Yazarlar

Muhabbetullah

Allah sevgisi: Müslüman, Rabbine, O’nu severek, cezasından korkarak ve sevabını ümit ederek ibadet eder. İbadette üç temel gayenin bulunması şarttır: Kur’an, Sünnet (İttiba) ve İhlas. Bunlardan birisi eksik olursa kabul edilmez. Bununla birlikte Müslüman, korkuda aşırı gidip Allah’ın engin rahmetinden ümit kesecek dereceye varmamalıdır. Aynı şekilde ümitte aşırı giderek günahlarda ısrar etmesine rağmen ve salih amelleri terk etmesine rağmen Allah’ın rahmetine bel bağlamamalıdır.
Rabbimiz buyurur ki: “Onlar, korkarak ve ümit ederek Rablerine dua ederler” (es-Secde, 32/16).
Ayetin akışına bakarsak bize, denge öğretiliyor; iki şeyin arasında olmak, “Havf ve Recâ”. Korkmak, aynı zamanda korkmayla beraber ümit var olmak. Yoksa sadece korkuyla yola çıkarsak Rabbimizi harici zihniyetiyle sever, önümüze ne çıkarsa tarumar ederiz. Sadece ümit var olarak yaşarsak o zaman da mürcie inancıyla yürür, her ne yaparsak yapalım Allah “Mağfiret sahibidir” der, onun “Kahhar” oluşunu göz ardı ederek bugünkü fasıkların yaşadığı gibi yaşarız, Allah muhafaza. Vasat olan, Allah’ı, Rasulullah’ın bize öğrettiği ve ona tabi olanların sevdiği gibi sevmektir.
Dünya ve ahiret hayırlarını bir araya toplayan haslet: “Allah ve peygamber sevgisi”. Ve bu sevginin Masum’a (Rasulullah) ihlasla ittiba ederek gerçekleştirilmesidir (Hilyetu Et-Talip/Bekir bin Abdullah Ebu Zeyd sy: 16).
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de şöyle buyurur: “Müminler, Allah`ın azap ve azabının miktarını bilselerdi hiçbiri Cenneti ümit etmezdi. Kâfirler de Allah`ın rahmetinin ne kadar çok olduğunu bilselerdi hiçbiri O`nun rahmetinden ümit kesmezdi” (Müslim, Tövbe 23).
Bu ve benzeri ayet ve hadisler göz önünde bulundurularak denilmiştir ki: “Kul, sıhhat halinde korkulu ve ümitli bulunmalı, havf ve recâsı birbirine eşit olmalı; hastalığı halinde de recâ (ümit) yönü kuvvetli olmalıdır” (Nevevi, Riyazü`s-Salihîn Tercümesi, I, 479).
Doğru olan, ifrat ve tefritin bulunmadığı orta bir yoldur: “Yeryüzü (Allah tarafından düzenlenip) ıslah edildikten sonra orada bozgunculuk yapmayın. O’na korkarak ve umarak dua edin. Elbette ki Allah’ın rahmeti, muhsinlere/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlara pek yakındır” (7/A’râf, 56).
İnanmış bir yürek için sadece Allah’ı sevmek yeterli değildir; aslında bunu Rabbimiz yeterli görmemiş, sıhhatinin şartını bildirmiştir: “De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafur’dur, Rahîm’dir. Allah’a ve peygambere itaat edin, de. Şayet yüz çevirirlerse şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez” (3/Al-i İmran, 31-32).
Bu ayetin hükmüne göre, Allah’ı sevdiğini iddia ettiği halde Hz. Muhammed’in (sav) yolunda olmayan kişi, her sözünde, halinde Hz. Muhammed’in yoluna ve o’nun getirdiği hak dine uymadığı sürece bu dâvasında yalancıdır. Nitekim sahih bir hadiste Rasulullah -Aleyhisselam- şöyle buyurur: “Bizim emrimiz bulunmayan bir işi işleyenin ameli merduttur.” Bunun içindir ki Allah Teâlâ: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin” buyuruyor.
Sizin istediğiniz olan ona sevgi beslemenizin de üstünde Allah’ın özel olan sevgisi meydana gelsin. Bilgin ve bilge kişilerin: “Mühim olan senin sevmen değil, sevilmendir” dediği gibi bu ikinci yani Allah’ın sizi sevmesi, elbette daha büyük ve önemlidir. Hasan el-Basri ve seleften bazıları şöyle der: Bir grup, Allah’ı sevdiğini zannetti de Allah, onları bu ayetle imtihan etti ve “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin” buyurdu.
İbn Ebu Hatim diyor: Bize babam… Hz. Âişe’den nakletti ki Rasulullah şöyle buyurdu (Aleyhisselam): “Din, sevgi ve öfkeden başka bir şey değildir. Allah “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” Sonra da “(Elçisine uymanız mukabilinde) günahlarınızı bağışlasın. O, çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir.” buyuruyor. Bütün bunlar, O’nun peygamberliğinin bereketi ile olur.
Al-i İmran 32. ayet ile Allah Teâlâ, sonra havâss ve avamdan olan herkese emrederek buyuruyor ki: “Allah’a ve Peygambere itaat edin. Şayet yüz çevirirlerse (O’nun emrine muhalefet ederlerse) şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez.” Bu da delâlet ediyor ki; davranışlarında Rasulullah’a (s.a.v) zıt hareket etmek küfürdür. Bu vasıfta olanları, her ne kadar kendini Allah’ı seviyor ve O’na yakınlaşıyor zannetse de peygamberlerin sonuncusu, cinler ve insanlar âlemine Allah’ın elçisi, ümmî Peygamber Hz. Muhammed’e uyuncaya kadar Allah kat’iyyen sevmeyecektir. O peygamber ki nebiler, resuller hatta Ulü’l-azm peygamberler onun zamanında gelmiş olsalardı ona ve dinine tâbi olmaktan başka bir şey yapamazlardı. Nitekim bunun açıklaması 81. ayettedir (İbn Kesir/İbn Kesir Tefsiri, Tefsiru’l Kur’ani’l-Azim, C: 2, bkz: 398-399).
Bugün Efendimizin -Aleyhisselam- sünnetini yok sayan ya da “sünneti yaşarsak iyi olur” gibi bu uygulamada kendilerine muhayyerlik hakkı tanıyan müslüman kesimin, bu ayetleri çok iyi içselleştirmesi gerekir. Bu konuyu çok iyi anlayabilmemiz için Asrısaadeti, ashabı, çok iyi incelememiz gerekiyor. Onlar ki; Efendimiz yüzüğü sağ eline taksa sağa takıyorlar, sola taksa sola. Onlar, bildi ve bildirdi “ittiba” kapısı, Allah’a açılan kapıdır; oradan girmeyenin iman iddiası boştur.
İmamlarımızdan İmam Malik -Allah rahmet etsin-, ne güzel demiş: “Sünnet, Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur, geriye kalanlar boğulur” (Mecmua tul Feteva 4/57).
Sümeyye DEMİRCİ

GRUBA KATIL