Kıbrıs’ta Siyonist İşgal II
Arşiv Genel Yazarlar

Kıbrıs’ta Siyonist İşgal II

Geçen sayıda (Nisan 2024) Yahudilerin Kıbrıs’ta toprak alımlarını, koloniler oluşturarak âdeta yeni bir İsrail oluşturduklarını yazmaya çalışmıştık. Ayrıca halkta, Yahudilere karşı oluşan tepkiyi ve Siyonist Chabad örgütünün Kıbrıs’ta yasaklanması gerektiğini de gündeme getirmiştik. Bu sayıda ise Siyonist Chabad (Şabad) suç örgütüne ve faaliyetlerine değinmeye çalışacağız.

USB milletvekili Yasemin Öztürk’ün dışında, yine aynı partiden bir milletvekili (Lefkoşa) ve meclis başkanı Zorlu Töre de “Chabad’ın KKTC’de sızmadığı kurum yok gibi. Bakın iddia ediyorum, bu tehlikenin önüne geçilmezse iki üç seçim sonra, bütün hükûmet üyeleri adına, bu örgüt karar verir hale gelecek. Türksüz bir Kıbrıs, Türkiyesiz bir Doğu Akdeniz istiyorlar. İnançlarına göre burası da onlara vadedilmiş topraklar arasında yer alıyor. Ben, bu faaliyetlerin arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunu düşünüyorum.” demiştir.
KKTC Plandemi Platformu sözcüsü Tuğçehan Ören de “ABD-Biden destekli Chabad Yahudileri, 2008 yılında ülkemize yaklaşık 200 civarında şirket ile geldi, daha sonra da banka açtı. Para transferlerini bu banka üzerinden yaparak KKTC’de gizlice, iş birlikçi avukat ve siyasiler ile topraklarımızı parsel parsel satın aldılar. İlk başta KKTC’nin doğusunda belirgin hâle gelirken şimdi Girne’nin Lapta bölgesine kendi içinde resmî, KKTC’ye göre illegal hahamları ile tarikatlarını genişletiyorlar. Son olarak kurmuş oldukları emlak şirketleri üzerinden aldıkları araziler ve yaptıkları binaları sadece kendi insanlarına satıyorlar. Bizim buradan anlayacağımız, İsrail karşı kıyısı olan KKTC’ye yeni bir Siyonist yapı inşa ediliyor. İkinci bir Yahudi devleti kurma yönünde emin adımlarla ilerliyorlar.” şeklinde konuşmuştur.
Kıbrıs Din Görevlileri Sendikası başkanı Mehmet Dere ise (2008 yılından itibaren) adaya yerleşen İsrailli Yahudi sayısının her geçen gün arttığını, Yahudilerin sistematik bir şekilde adanın belirli alanlarında yoğunlaşmaya başladıklarını ve ekonomik getirileri sebebiyle yetkililerin buna göz yumduğunu söylemiştir. Baskılar yüzünden kendilerinin dinî görevlerini dahi yerine getirmekte zorlandıklarını kaydeden Dere, adaya yerleşen Yahudilerin ise her türlü dinî isteklerini özgürce yerine getirebildiğini belirtmiştir.
Dere, “Bir hayli İsrailli Kıbrıs’a yerleşmiş durumda. Yahudilerin yerleşim için seçtiği alan ise adanın kuzeybatısı, Tatlısu bölgesi. Bu bölge, deniz kıyısı olmasının yanı sıra tıpkı İsrail’in Filistin’de işgal ettiği ilk bölgeleri gibi, tarıma çok elverişli yeşil alanlar. Yahudiler, ambargo yüzünden Kuzey Kıbrıs’ın ciddi bir sıkıntı içinde olduğu bilinciyle hareket ediyor. Satın alma güçleri fazla olduğu için, yetkililer sistematik yerleşim hareketine göz yumuyor.”
Kıbrıs’a yerleşen Yahudilerin rahatça hareket edip dini özgürlüklerini yaşayabildiğini belirten Mehmet Dere, kendilerinin ise Yahudilerle mukayese edildiğinde büyük sıkıntı içinde olduklarını söylemiştir.

Kıbrıs’ın Siyonist İsrail Açısından Önemi

Kıbrıs’ın Siyonistler için önemli olmasının nedenlerinden biri -belki de en önemlisi- Kıbrıs’ın da Arz-ı Mev’ud sınırları içerisinde görülmesidir. Bu durum, Siyonist devlet olarak Filistin topraklarında kurulmadan çok önceleri, Theodor Herzl tarafından da gündeme getirilmişti. Herzl, Kıbrıs’ın Siyonistler için önemine, ölmeden önce 1902’de Lord Rothshild’e yazmış olduğu mektubunda değinmişti: “Kıbrıs’ı düzene sokmalıyız. Kıbrıs’tan Müslümanlar gider, Rumlar topraklarını satar. Filistin, Yahudiler için çok küçük, bu nedenle Filistin’e yakın bir yer sağlamamız gerekiyor. Filistin’e Kıbrıs da dahil edilmeli.”
Kıbrıs, Arz-ı Mev’ud sınırları içinde olmasının yanında askerî, ekonomik ve stratejik olarak da büyük bir önemi haizdir. Çünkü Kıbrıs, hem Siyonist İsrail’in işgal ettiği topraklara çok yakın hem de Doğu Akdeniz enerji rezervleri açısından da stratejik bir konumda bulunmaktadır. Kıbrıs’a egemen olan, Akdeniz’e de egemen olur, sözü boşuna söylenmemiştir. Bugün Doğu Akdeniz’deki enerji rezervleri dolayısıyla emperyal ülkelerin bölgeye üşüşmeleri, Kıbrıs’ın konumunu ve stratejik durumunu bir daha gözler önüne sermektedir. Siyonistlerin, dolayısıyla Chabad terör örgütünün Kıbrıs’a yoğun ilgi göstermesi, arazi satın alarak gettolar oluşturmalarının bir nedeni de Kıbrıs’ın bu stratejik önemidir.
Araştırmacı Yazar Prof. Dr. İsmail Şahin, Kıbrıs’ta yer alan Yahudi nüfusun hızlı bir artış gösterdiğine işaret ederek çarpıcı detaylar vermiştir: “İsrail, kurulduğu günden bugüne Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri yakından takip ediyor, özellikle Kuzey Kıbrıs meselesini. İsrail devleti, Kıbrıs sorununu yakından takip ederken Yahudiler de adanın hem kuzeyinde hem de güneyinde mülk satın alarak adaya yerleşiyor. Kıbrıs’a yerleşenler, büyük ölçüde İsrail, Rus ve İngiltere Yahudilerinden oluşuyor. Basında yer alan haberler, son yıllarda Kıbrıs’ta yer alan Yahudi nüfusun hızlı bir artış gösterdiğine işaret ediyor. İsrail’den kalkan bir uçak, yaklaşık bir saatte Kıbrıs’a varıyor. Ayrıca Kıbrıs, İsrail’le mukayese edildiğinde daha ucuz ve daha güvenli. Yaşanan nüfus artışının, vadedilmiş topraklar ile bir ilgisinin olup olmadığına ilişkin, kesin bir şeyler söylemek oldukça güç. Ancak Kıbrıs’ta konuya ilişkin çıkan yazılar, bu hususta güçlü şüpheler olduğuna dikkat çekiyor. Haberler sıklıkla Kıbrıs’ta artan Yahudi nüfusuna, sermayesine, nüfuzuna ve lobisine dikkat çekiyor. Adanın her iki tarafında Yahudilere ait yatırımların arttığı, kültürün ve dinin yayıldığı bir gerçek. Bu durumun manevi ya da siyasi bir motivasyonu var mı, bunu iyice araştırmak gerekiyor.”
Uzmanlar, Kıbrıs’a sahip olanın, Orta Doğu’ya hükmetmede büyük avantaj elde edeceğini söylemektedir. Bu, bir gerçek. Bunun yanı sıra Doğu Akdeniz’deki enerji mücadelesinde de Kıbrıs, çok önemli bir konumda bulunmaktadır. Uluslararası aktörlerin amaçlarından biri de enerji paylaşımını İsrail’i merkeze alarak yapmaktır. Böylece İsrail’in, maksimum kaynağa ulaşmasını istiyorlar. Sözün özü KKTC’de yaşananlar, Doğu Akdeniz’deki enerji mücadelesinden bağımsız değildir. Ve Türkiye, KKTC’yi kaybederse ortada Mavi Vatan diye bir iddiası da davası da kalmayacaktır. Aslında Kıbrıs’ı savunmak, aynı zamanda Türkiye’yi savunmak, dolayısıyla Siyonizmin bölgedeki etkinliğini azaltmak anlamına gelmektedir. Ne yazık ki Türkiye, burnunun dibindeki adaları Lozan’la vermenin, bugün acısını çekmektedir.
Kısacası Kıbrıs, Akdeniz’in en stratejik noktası olmanın yanında, Türkiye’nin de milli güvenlik meselesidir. Çünkü bilinmelidir ki Kıbrıs düşerse Akdeniz de düşer. Akdeniz düşerse Anadolu da düşer. Bu nedenle Türkiye, Siyonist İsrail ile ilişkilerini sadece durdurmakla kalmamalı, aynı zamanda bölgedeki faaliyetlerine yönelik de engelleyici politikalar geliştirmelidir. Aksi hâlde hiçbir ülkede hatta bütünüyle bölgede, rahat ve huzur kalmayacaktır. Bugün Gazze halkı ama on yıllardır Filistin halkı ölümüne, sadece Siyonist katiller güruhuna değil, bütün küresel küfür güçlere karşı bir mücadele vermektedir. Hamas Siyasi Büro başkanı İsmail Haniye’nin, üç oğlu ve 5 torunu aynı gün şehit edilmiş olmasına rağmen “benim çocuklarımın kanı Gazze’de şehit edilen diğer kardeşlerimin kanından daha kırmızı değil.” diyebilmesi ve metanetini koruyabilmesi, toprağını koruma kaygısından öte, daha ulvi bir dava için mücadele azminden kaynaklanmaktadır. Ama ne yazık ki, Türkiye dahil diğer bölgelerde, İsmail Haniye’nin ve aslında bütünüyle Gazze halkının gösterdiği kahramanlığı ve sabrı gösterebilecek, yok denecek kadar az insan çıkacaktır. Çünkü bugün, bütün Müslümanlar için kutsal olan beldeler, Siyonist işgaline karşı sadece bu mazlum ve masum Filistin halkı tarafından korunurken Müslümanların genelinde ya hiç ses yok ya da çok cılız sesler çıkmaktadır.

CHABAD (ŞABAD) ÖRGÜTÜ

CHABAD, başta Rusya, Ukrayna, İsrail, İran, Türkiye, Kıbrıs olmak üzere, en az 100 ülkede 4972 şubesiyle örgütlü olan, kökten dinci, Siyonist, Mesihçi, takiyeci, gizli istihbarat tekniği kullanan ve mafya tipi faaliyet gösteren bir Yahudi örgütü, tarikatıdır.
Ocak 2024’te New York/Brooklyn’de aynı zamanda sinagog olarak da kullanılan CHABAD genel merkezinde bulunan gizli tüneller, kanlı şilteler ve ABD polisi ile çatışma görüntüleri, bu mafyatik suç örgütünün sapıklığının ulaştığı boyutu göstermektedir.
Bir yardım kuruluşu görünümünde olan bu suç örgütü, kara para aklama, organ kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, çocuk kaçırma, suikast vb. eylemler yapan bir Siyonist mafya örgütü olarak faaliyet göstermektedir. Genel merkezlerindeki gizli tünellerde bulunan kanlı şilteler, çocuk arabası, oyuncaklar ve kanalizasyon mazgallarından gizli kaçış yolları, çocuk kurban etme gibi dinî ritüeller yaptıkları konusundaki iddiaları doğrulamaktadır.
Dünyanın birçok ülkesinde merkezleri bulunan Chabad terör örgütü, özellikle sosyal yardım faaliyetleri nedeniyle dünyanın en tanınmış Hasidik hareketi ve en büyük Hasidik Yahudi dinî örgütü olarak da gösterilmektedir. Bu örgüt, Amerikan Yahudileri arasında da Mesihçi Yahudiliğin en aşırı kesimini temsil etmektedir.

Kuruluşu

ABD ve İsrail başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde kolları bulunan bu Yahudi tarikatının kuruluşu, 18. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Temelleri Beyaz Rusya’da atılan tarikat, adını Rusya’nın Smolensk bölgesinde küçük bir kasaba olan Lubavitch’den almaktadır. Yahudi tarihçilerin verdiği bilgilere göre Chabad; bilgelik, anlayış ve bilgi için kullanılan İbranice kelimelerin ilk harflerinden oluşan bir kısaltmadan ibarettir. “Chabad”, tarikatın kurucusu olarak bilinen Haham Shneur Zalman’ın “Tanya” isimli kitabından esinlenilerek isimlendirilmiştir.
CHABAD LUBAVITCH tarikatı, özellikle sosyal yardım faaliyetleri sayesinde, dünyanın en tanınmış, en çok yayılan ve en büyük Hasidik Hareketlerinden biridir. Çıkış yeri Polonya asıllı Haham Liadili Shneur Zalman Baruchovitch (1745-1812) tarafından, 1775 yılında Rusya’da kurulmuş ve bütün Rusya’yı etkisi altına almıştır. Chabad, 1930’larda hareket merkezini Rusya’dan Polanya’ya, II. Dünya Savaşı’nın başlaması ile bu sefer de merkezini Amerika Birleşik Devletleri’ne taşımıştır. Günümüzde ise merkez olarak ABD ve İsrail’i kullanmaktadır.

Mesih’in Ölmediğine ve Geleceğine İnanırlar

Bu örgütün lideri Mendel Schneerson’ın 12 Haziran 1994’te ölmüş olmasına rağmen takipçileri, onun ‘beklenen Mesih’ olduğuna ve geri döneceğine inanmaktadırlar. Brooklyn’in Crown Heights bölgesindeki 770 Eastern Parkway’de bulunan Yahudiler, aynı inanca mensup Siyonistlerdi. Ortodoks Yahudiler ise ölmüş bir hahamın Mesih olamayacağı gerekçesiyle tarikatın iddialarını kabul etmemektedirler. Hasidikler ise Schneerson’ın ölmediğini, sinagogda yaşadığını ileri sürerek bu itirazları kabul etmemektedirler. Hasidiklerin New York’taki sinagogun civarında Schneerson’ın resminin de yer aldığı “Mesih, burada.” yazılı afişler asmaları da dikkatleri çekmektedir. Kısacası New York’taki bu sinagog, bağlıları nezdinde ‘kutsal’ bir makam olarak görülmektedir.
Bu örgütün merkezi, halen ABD’de bulunmaktadır. 2024 yılının başlarında dünya kamuoyunda infial uyandıran ve ortaya saçılan pisliklerden herkesin rahatsız olduğu Hasidik Yahudi hareketi Şabad-Habad-Lubaviç merkezi ABD’nin New York şehrinde, Brooklyn bölgesinde bulunmaktadır. Brooklyn’de tarihi bir sinagogun altında, gizli bir tünel inşa edildiği ortaya çıkmıştır. Tüneli kapatmak isteyen polis ile kararı protesto eden Yahudi cemaati arasında arbede yaşanmıştır. Şabad-Lubaviç hareketi tarafından kullanılan bu tünel; insanların, evlerinin altından garip sesler geldiğini polise bildirmesinin ardından keşfedilmiştir. Tünelin, terk edilmiş bir “mikve”ye çıktığı belirtilmiştir. Yahudilerin belli zamanlarda, arınma inancıyla banyo yaptığı hamamlara ‘mikve’ denmektedir. Sinagogların bodrum katında küçük bir havuz olan mikve, Yahudilerin ritüellerinden biridir. Kadınlar, âdet dönemlerinden sonra ve düğün öncesinde, ayrıca da din değiştirirken mikveye girmektedirler.
Bazıları tarafından “modern tarihin en etkili hahamı” olarak kabul edilen Şabat-Lubavitch hareketinin lideri Menachem Mendel Schneerson, 12 Haziran 1994’teki ölümünden önce, 40 yıldan fazla bir süre boyunca cemaat ile bu binada bir araya gelmekteydi.
CHABAD’ın ABD’deki lobi örgütü ise “American Friends of Lubavitch” adlı kuruluştur. Bu kuruluşun başkan yardımcısı Levi Shemtov, lobi çalışmalarında başı çeken hahamdır. Netenyahu’nun da mensubu olduğu CHABAD, İsrail hükûmeti, MOSSAD, İsrail ordusu ve polisi içinde de yaygın şekilde örgütlüdür.

Chabad’ın/Şabad’ın Amacı

CHABAD‘ın amacı, bir Yahudi olan son mesihin, dünyaya gelişini hızlandırmak ve Dünyayı Yahudilerin yönetmesini sağlamaktır. Chabad’ın son Rebbe’si Menachem Mendel Schneerson, Benyamin Netahyahu’yu, tarikatın Brooklyn’deki merkezinde ağırlayıp “MESİH henüz gelmedi. Gelmesi için bir şeyler yapın.” demiş ve ondan “Bunun için çalışıyoruz efendim.” yanıtı almış ancak Rebbe’si, bunun yeterli olmadığını söylemiştir. İşte Netanyahu, kendisi gibi sapkın olan Rebbe/Mesih olarak bilinen bu sapkına tabiidir. Netanyahu’nun bu sapkın Rebbe ile ilk görüşmesi 1984 yılında, ikinci görüşmesi ise 18 Kasım 1988’de olmuştur.

CHABAD/ŞABAT KKTC’DE

Yahudiler için Kıbrıs adasının önemi, İngiltere başbakanı Benjamin Disraeli (21 Aralık 1804-19 Nisan 1881) döneminde başlamış, Theodor Herzl (2 Mayıs 1860-3 Temmuz 1904) ile siyasallaşmıştır. İsrail devletinin kuruluşu ile de olmazsa olmaz bir duruma gelmiştir. Son yıllarda ise bu Siyonist yayılma görevi, Chabad üzerinden devam etmektedir.
Bu örgüt, Kıbrıs adasının güneyinde -Rum bölgesinde- 2003, kuzeyinde -KKTC’de- ise 2008 yılında fiili olarak faaliyete geçmiş, henüz KKTC’ye haham olarak atanmadığı hâlde, 27 Haziran 2007 Çarşamba tarihinde yazılan bir raporda, “Larnaka, Ayia Napa, Girne, Limasol, Lefkoşa ve Baf’ı kapsayan altı haftalık” bir görevlendirme sonucu Chaim Hillel Azimov’un iş başı yaptığı bilgisi yer almıştır.
Chabad-Lubavitch tarikatının KKTC’deki varlığı, Annan Planı sonrasında, KKTC’de aniden binlerce inşaatın yapılmaya başlanması ve çoğu Yahudi olan Rusya, Ukrayna, İran, İngiltere vatandaşlarının KKTC’ye akın etmesi ile fark edilmiştir.
Özellikle de Siyonistlerin, KKTC ile ilgisi, eski (24 Nisan 2005- 23 Nisan 2010) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, başbakanlık (13 Ocak 2004- 23 Nisan 2005) dönemine dayanmaktadır.
Güney Rum yönetiminin AB’ye girmesinden sonra, AB’nin dayatması ile banka mevduatlarının yüzde 35’i tıraşlanmıştır. Kara paraya karşı çok ciddi önlemler alınmak zorunda kalınmıştır. Offshore şirketler kapatılmıştır. Bu gelişmeler üzerine Rusya ve Ukrayna Yahudileri, güneyden KKTC’ye geçmiştir. KKTC’de yüzlerce şirket kurmuşlar, döviz büroları açmışlar, onlarca inşaat şirketi kurarak binlerce dönüm arazi satın almışlar, on binlerce konut yapmışlar ve bu konutları İsraillilere, Rusya, Ukrayna, İran, İngiltere, Azerbaycan, Almanya, Polonya, Romanya, Moldova Yahudilerine satmaya başlamışlardır. Bu satış kampanyasında fiilen rol alanlardan biri de Chabad tarikatı ve KKTC’ye tayin ettikleri Haham Azimov ile haham olan eşi idi.
Kıbrıs’ta bir kamu görevlisi, bu dönem itibariyle çok sayıda Yahudi’ye, yasal olmadığı hâlde, KKTC vatandaşlığı verildiğini belirterek “Faaliyetleri yasal değil. Herhangi bir izinleri yok. Ben bunlarla mücadele ettim ancak polis beni uyardı ve öldürülmemin dahi olası olabileceğini söyledi. Chabad, mafya ile çalışıyor.” ifadelerini kullandı. Chabad’ın LGBT’yi de desteklediğini kaydeden kamu görevlisi, “Chabad birçok suç işliyor. Kara para aklıyor ve MOSSAD’a bilgi sızdırıyor. Tüm askerî noktaları deşifre ediyorlar. Geçitkale’de olduğu gibi, askerî alanların yakınlarından toprak alıyorlar.” diye konuştu.
Kıbrıs’taki Siyonistleri bir araya getiren oluşum olan Chabad’ın başını ise kendisini “KKTC hahambaşı” olarak tanıtan Chaim Azimov çekmektedir. Merkezi Girne’de yer alan Chabad, ABD Devlet Başkanı Joe Biden ve ekibi tarafından da destekleniyor. KKTC’de bir de bankası bulunan Chabad’ın, para transferlerini bu banka üzerinden yaptığı ifade ediliyor. KKTC’deki iş birlikçilerini paraya boğan Chabad’ın yavru vatandaki nüfuzunu gitgide genişlettiği biliniyor. (devam edecek)

GRUBA KATIL