Kemalizm ve Kürtler!
Arşiv Genel Yazarlar

Kemalizm ve Kürtler!

 

Ulusçuluk ve ulus devlet anlayışı, 1789 Fransız ihtilali ile birlikte dünyaya yayılmaya başlayan hastalıklı bir anlayıştır. Osmanlı İmparatorluğunun dağılma sürecini çabuklaştıran nedenlerden biri, beceriksiz ve iş birlikçi yönetimler ise diğer bir nedeni de bu ulusçuluk/milliyetçilik anlayışıdır. Abdülhamid’in bir İttihat ve Terakki darbesi neticesinde görevden alınması, İmparatorlukta bir otorite boşluğu meydana getirmiş, bu da iç kargaşalıkların çıkmasına ve etnik ayrışmanın uluslaşma sürecine zemin hazırlamıştır. Osmanlı İmparatorluğunda ulusçuluk/milliyetçilik anlayışı, Batılılaşma hareketleri ile eş zamanlı olarak meydana gelmiştir. Padişah III. Selim döneminde başlayan, II. Mahmut ve diğer padişahlar dönemi ile devam eden Batıl(ı)laşma hareketi, Batılı ülkelere eğitim amacıyla giden öğrencilerin ülkeye tekrar dönmeleri ile ivme kazanmıştır. Başlangıçta Jön Türkler olarak başlayan, sonraları İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak şekillenerek faaliyetlerine devam eden Kürt ve Türklerden oluşan Osmanlı muhalefeti,[1] Padişah Abdülhamid’e 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyeti ilan ettirmişlerdir.

27 Nisan 1909’da Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile birlikte ülke içerisinde, dış emperyalist güçlerin de kışkırtmasıyla darbeler ve azınlıklar tarafından etnik amaçlı kargaşalıklar birbirini takip etmiştir. Yer yer iç isyanlara dönüşen bu kargaşalıklar, gerek Afrika’da ve gerekse Balkanlar’da etnik kopmalara ve toprak kayıplarına neden olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan Savaşları’nda yenilgiye uğraması ve emperyalist dış güçlerin kışkırtmaları, İmparatorluktaki farklı etnik kökenli halkların uluslaşma sürecini hızlandırmıştır. Bunda İttihat ve Terakki’nin ırkçı, diğer kavimlere karşı düşmanca davranışı ve bütün dünyadaki Türkleri birleştirme amaçlı Turancı tavırları da etkili olmuştur. Bütün bu kargaşalık ve etnik kalkışmalara rağmen Kürtlerin başlangıçta ayrışma, Osmanlı İmparatorluğundan kopma gibi düşünceleri olmamıştır. Dolayısıyla Birinci Dünya Savaşı’na kadar Kürtlerin genelini içine alıcı tarzda bir uluslaşma ya da ulus devleti kurma gibi bir anlayışları yoktu. Lokal bir takım grupların istekleri ise Kürtlerin tamamını kapsayıcı tarzda bir ‘milli kimlik’e dönüşmemişti. Bu nedenledir ki, 1914’de başlayan Birinci Dünya Savaşı dolayısıyla Halife tarafından ilan edilen cihada, Kürtler seferber olmuşlardır.[2]

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle birlikte, işgalci devletler harita üzerinde cetvelle sınırlarını belirledikleri Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşmaya başlamışlardır. Paylaştıkları bu topraklarda kendi mandalarında 20’den fazla devletçik kurmuşlardır. Araplar da kendi aralarında onlarca devlete bölünürken, Türkler de küçültülmüş ve adına Misak-ı Milli sınırları denilen sınırlar içine hapsedilmişlerdir. Kürtler ise Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Sovyetler Birliği arasında pay edilerek, onlara güdümlü de olsa bir devlet olma imkânı bile verilmemiştir. Kurulan bütün bu devletlerin yönetimleri ise, hangi emperyalist devletin hegemonik sahasına giriyorsa, o emperyal devlet tarafından belirlenmiş ve desteklenmişti. Bu durum, Türkiye için de geçerli idi. Irak için de, Suriye için de ve diğer devletçikler için de!

Osmanlı İmparatorluğunda, İslami uygulamalardaki bütün eksikliklerine rağmen ırklar arasında herhangi bir ayırım yapılmamış, hiçbir ırkın kendi dilini, kültürünü yaşaması engellenmemiştir. Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkileri 1500’li yıllara dayanmaktadır. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu ile İran’daki Safevi Devleti arasında devam eden güç mücadelesinde Kürt aşiretlerinin büyük çoğunluğu Osmanlıyı tercih etmişti. Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğunu tercih etmelerinin nedenini Osmanlı tarihçilerinden biri olan Feroz Ahmad şöyle anlatmaktadır: “Osmanlı İmparatorluğu, yönetici sınıfın fethettikleri halkları kültürel yönden de entegre etmeye dair bir girişimde bulunmamaları açısından, diğer premodern imparatorluklardan farklıydı.” Yani Osmanlı, yönetimi altındaki halkların kültürüne karışmıyordu.

MUSTAFA KEMAL VE KÜRTLER

Mustafa Kemal’in Kürtlerle ilişkisi, henüz albay olduğu 1916 yılında başlar. 10 Mart 1916 tarihinde Diyarbakır’da bulunan 16. Kolordu Komutanlığına albay olarak (10 Mart 1916) atanan Mustafa Kemal, karargahını kurduğu Silvan’da bulunduğu süre içerisinde, bazı Kürt ileri gelenleriyle tanışmış ve özel dostluklar kurmuştur.[3] Mustafa Kemal, bu ilişkisini Diyarbakır’da 2. Kolordu Komutanlığına vekâleten (25 Kasım 1916) tayin olmuş[4] ve görev yaptığı zaman da devam ettirmiş, Kürt aşiret reisleriyle adeta kardeşlik derecesinde bir dostluk kurmuştur. Silvan’da, konağında kaldığı toprak ağaları Sadık ve Ali Beyler, Mutki milis kumandanı Hacı Musa Bey ve Garzan mıntıkasında eşkiyalık yapan Cemile Çeto, Mustafa Kemal’in ileride de yararlanacağı ünlü kişilerden bazıları[5] olmuştur. Mustafa Kemal Paşa ile Kürtler arasında o sıralarda kurulan sıcak ilişkileri, Kürt yazar Zinnar Silopi şöyle anlatmıştır:

Mustafa Kemal, Diyarbakır’da II. Kolordu komutanı olarak bulunduğu zaman, Kürt aşiret reisleriyle çok iyi ilişkilerde bulunarak, bunlarla adeta kardeşlik derecesinde bir dostluk kurmuştu… Mustafa Kemal Paşa, karargahının korunması için Kürt milli kıyafetleriyle bezenmiş bir tabur teşkil edilmişti. Bu tabura Dersimli Hasan Bey komuta ediyordu… Mustafa Kemal Paşa, Kürt askeri taburunun giydiği elbise tarzında, temiz giyinmiş sekiz-on yaşlarında iki yetim Kürt çocuğunu da, daima arabasında beraber gezdiriyordu… Mustafa Kemal Paşa’nın aslen Kürt olduğunu söyleyenler bile vardı.[6]

Mustafa Kemal, bu ilişkisini daha sonraki yıllarda yani gücü eline geçirinceye kadar devam ettirmiştir. Kürt aşiret reisleriyle adeta kardeşlik derecesinde bir dostluk kurmuştur. ‘Diyarbekir’deki muhteşem Cemilpaşa Konağı’nı sık sık ziyaret ederek ailenin Avrupa’da eğitim görmüş gençleriyle ve ailenin liderleri Mustafa ve Kasım Beylerle sohbet ediyordu.[7] Aslında Mustafa Kemal’in Kürtlerle kurduğu bu ilişkiler, büyütülecek ve gelecekte henüz düşünce planında bile olmayan bir mücadele düşünülerek kurulan ilişkiler değildir. Çünkü Mustafa Kemal’in kurduğu ilişkiler, bölgede görev yapan her Osmanlı paşasının kurduğu ilişki türünden ilişkilerdi. Zaten bu ilişkiler, ‘tipik bir Osmanlı paşasının bölgede kurduğu ilişkilerden öteye gitmemiştir.’[8]

  1. Kemal’in Samsun’a Gidişi ve Kürtlerle İlişki

Ancak Mustafa Kemal’in bu tarihlerde Kürtlerle kurduğu bu ilişkiler, gelecekte Halife tarafından görevli olarak Anadolu’ya gönderildiğinde işine çok yarayacaktı. Nitekim Mustafa Kemal, Anadolu’ya Halife Vahdeddin tarafından görevlendirildiğinde kendisine verilen yetki sadece askeri kesimi ya da belirli bir bölgeyi kapsamıyordu; sivil-askeri kesim dâhil ve Doğu, Güneydoğu Anadolu’nun tamamını kapsıyordu. Kısacası Mustafa Kemal, Anadolu’ya gönderilirken çok geniş yetkilerle ‘Halife vekili’ olarak görevlendirilmişti. İşte Mustafa Kemal, bu yetki çerçevesinde 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gelir gelmez yaptığı ilk işlerden birisi daha önce tanıştığı, dostluk kurduğu Diyarbakır’daki Kürtlerle temas kurmak olmuştur. Bu çerçevede Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki bazı Kürt aşiret reislerine telgraflar çekmiş, bu telgraflarda kendisinin Sultan tarafından atandığını, yakın bir zamanda Kürdistan’ı ziyaret etmek istediğini söylüyor, aynı zamanda ülkenin işgalci güçlerden kurtuluşu için onlardan destek istiyordu. Nitekim çektiği telgrafların birinde: “Bizim varlığımızın Kürtlerin, Türklerin ve bütün Müslümanların yardımına ihtiyacı var. Genel olarak hepimiz bağımsızlığımızı korumalıyız ve ülkemizin bölünmesine izin vermemeliyiz. Ben Kürtlere, Osmanlı Devletinin parçalanmaması şartı ile onların gelişmesine ve ilerlemesine vesile olacak bütün hukuk ve imtiyazın verilmesinin yanındayım.”[9] diyordu.

  1. Kemal, Samsun’a gittiği günden itibaren “Türk ve Kürt milleti” bağımsızlık ve bütünlük için birleştirmeyi ve silahlı mücadeleye seferber etmeyi düşünmüştür. Nitekim Samsun’a gittikten bir ay sonra Kazım Karabekir Paşa’ya 16 Haziran 1916’da çektiği telgraftaki şifrede: “Diyarbakır’daki Kürt Kulübü’nün İngilizlerin kışkırtmasıyla İngiliz himayesinde bir Kürdistan kurulması amacı güttüğü için kapatıldığını,” nitekim çok sayıda mahalli Kürt liderlerden aldığı telgrafların da bu Kulübün Kürtleri temsil etmediğini gösterdiğini belirtir. Aynı telgrafta Mustafa Kemal, şunları ifade eder:

“Doğu vilayetleri halkının, Ermeni çetelerinin acımasızlığına ve taarruzlarına hedef olmuş, en büyük felaketi görmüş bir unsur olmak sıfatıyla birlik ve fedakârlık lüzumunu en önce takdir ettikleri iftiharla görülmektedir. Fakat Anadolu’nun öteki tarafları böyle değildir…

Bu sebeple ben, Kürtleri de bir öz kardeş olarak ağuşumuza (bağrımıza) katıp tekmil milleti bir nokta etrafında birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuku Milliye cemiyetleri vasıtasıyla göstermek karar ve azmindeyim. Esasen milli vicdandan doğan bu kudrete karşı koyacak hiçbir kuvvet tasavvur etmiyorum.”

Mustafa Kemal’in bu şifresi, üç maddede özetlenebilir:

  1. Doğu halkına güven,
  2. Kürtleri bağrımıza katarak, tekmil milleti birleştirmek ve örgütlemek,
  3. Böylece zaferi sağlayacak kuvveti yaratmak.[10]

Aslında Kürtler, sadece Ermenilere değil İngiliz emperyalizmine de karşıydı.[11] Nitekim M. Kemal de, Kazım Karabekir Paşa’ya çektiği şifreden iki gün sonra Edirne’deki 1. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar’a “Kürtler de Türklerle birleşti” haberini verdiği telgrafta şu bilgiyi de vermiştir:

“İngiliz himayesinde bir bağımsız Kürdistan teşkili hakkındaki İngiliz propagandası ve bunun taraftarları da bertaraf edildi.”[12]

Bu telgrafın tarihi, 18 Haziran’dır. Mustafa Kemal Paşa, bir ay gibi kısa bir sürede, daha Kürdistan’ın hiçbir iline ayak basmamışken, “Bağımsız Kürdistan yönündeki propagandanın ve bu propaganda taraftarlarının bertaraf edildiğini, Kürtlerin de Türklerle birleştiğini” söylüyor. Hiçbir somut gerçeğe dayanmayan, hayal ürünü bu sözler şu amaçlara yöneliktir: 1. Osmanlı asker ve sivil yöneticilerindeki Kürtlere ilişkin endişeleri yok etmek, onlara cesaret vermek. 2. Sözde kalan ‘Kürt-Türk’ birliğini tek taraflı bir irade beyanına dayandırarak Kürt milli haklarını reddetmek. Tek taraflı bir irade beyanı olan “Kürtlerin de Türklerle birleştiği” sözü, özünde Kürtlerin hiç kaale alınmadığını göstermektedir.

Anadolu İhtilali kitabının yazarı Sabahattin Selek, söz konusu telgrafı şöyle yorumlamaktadır:

“Mustafa Kemal Paşa, çok defa, olmasını istediği şeyi kumandanlara olmuş gibi göstermeye dikkat etmiştir. Mesela, 18 Haziran 1919 günü Edirne’de 1. Kolordu Kumandanına yazdığı telgrafta; tekmil Anadolu ahalisinin milli istiklali kurtarmak için baştan aşağı bir vücut haline getirildiğini, istisnasız bütün kumanda heyetleri ve subaylar ile ortak bir karara vardıklarını, vali ve mutasarrıfların hemen tamamının milli harekete katıldığını, Kürtlerin de Türklerle birleştiğini kesin ifadelerle söylemektedir. Şüphesiz bu taktik, ihtilalin bir gereği idi… 1. Kolordu Kumandanına ‘Kürtler de Türklerle birleşti’ derken, o zamanın en büyük endişelerinden birinin, Kürtlerin İngiliz propaganda ve tahriklerine aldanarak Türk milli hareketine tehlike teşkil edecek bir tutum takip etmesi ihtimalinin kalmadığı telkinini istemiştir.”[13]

Sabahattin Selek, ‘olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermeyi’ ihtilalin bir taktiği olarak değerlendirmektedir. ‘Olmayan bir şeyin olmuş gibi gösterilmesi’ yalan üretmek demektir. İletişimin zayıf, kamuoyunun çok küçük olduğu o günkü şartlarda, kabul etmek gerekir ki yalana dayalı bu politikalar oldukça etkili olmuştur. Kürtlerin de Osmanlı İmparatorluğundan ayrılacağı yönündeki endişeleri gidermek amacıyla bu yalana dayalı politikalara başvuran Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı hâkim sınıfları ile aynı doğrultuda, Kürtlerin ve Kürdistan’ın Türk hâkimiyetinde olması gerektiğini savunmaktadır.[14]

Kürtlerin arkasında İngilizlerin olduğuna, İngilizlerin bağımsız bir Kürdistan kurmak istediklerine dair bir politikaları olmadığını hatta Kürdistan’a ve Kürtlere karşı olduklarını söyleyen Abdurrahman Arslan, şöyle devam etmiştir:

Mustafa Kemal Paşa, gerekse Osmanlı yöneticileri Kürtlerin özgürlük mücadelelerinin arkasında İngilizlerin bulunduğunu söylemektedirler. Gerçeklere dayanmayan ve tamamen yalan olan bu suçlamalar, Mustafa Kemal Paşa’ya, Kürt milli haklarını red ve inkârda önemli bir gerekçe olacaktır. İngilizlerin Güney Kürdistan’da Kürt özgürlüğü için mücadele eden Şeyh Mahmude Berzenci hareketini kanla bastırdıkları bilinmektedir. Ayrıca İngilizlerin ‘Bağımsız Kürdistan’ fikrini hiçbir zaman gündeme dahi getirmedikleri ve bu fikri desteklemedikleri de bilinmektedir. Kaldı ki, İngilizler gerçekten bir Kürt özerkliğinden bile yana değillerdir. Sevr anlaşmasındaki Kürt özerkliğini nasıl bir yılan hikâyesine dönüştürdükleri ve Kuzey Kürdistan’ı Türk yönetimine bıraktıkları da göz önüne getirdiklerinde, ‘Kürt özgürlük hareketinin arkasında İngilizlerin bulunduğunu’ iddia etmek hiç de inandırıcı olmamaktadır. Bu gerçeklere rağmen “Kürtlerin arkasında hep bir yabancı parmağı aramak”, Kürt milli haklarını red ve inkâr etmenin uyduruk bir gerekçesi olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.

Mustafa Kemal Paşa’nın rahatsızlık duyduğu “Kürt özgürlük hareketi”nin arkasında Kürdistan Teali Cemiyeti ve yurtsever Kürt aydınları vardır. Kemalistlerin ‘İngiliz işbirlikçisi’ diye nitelendirdikleri Kürdistan Teali Cemiyeti, 17 Aralık 1918 tarihinde Seyit Abdulkadir Efendi başkanlığında kurulan yurtsever bir Kürt örgütüdür.[15] (Devam edecek…)

Ali KAÇAR

[1]

[2] Ali Rıza Şeyh Atar, Kürtler Bölgesel ve Bölge Dışı Güçler, Anka Yayınları. 1.bsk. Kasım 2004, İstanbul, sh.86

[3] Abdurrahman Arslan, Samsun’dan Lozan’a Mustafa Kemal ve Kürtler (1919-1923), Doz Yayınları, 1 bsk. Haziran 1991, İstanbul, s.15; ayrıca bkz. Altan Tan, Kürt Sorunu, Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik, Timaş Yayınları, 3.bsk, Mayıs 2009, İstanbul, s.175

[4] Şaban İba, Sevr’den Lozan’a-Kürt Sorunu Ve Kemalist Hareket, Özgün Üniversite Yayınları, 1. bsk. Ekim 2008, Ankara, s.234

[5] Abdurrahman Arslan, Samsun’dan Lozan’a Mustafa Kemal ve Kürtler (1919-1923), Doz Yayınları, 1 bsk. Haziran 1991, İstanbul, s.15; ayrıca bkz. Altan Tan, Kürt Sorunu, Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik, Timaş Yayınları, 3.bsk, Mayıs 2009, İstanbul, s.175

[6] Mustafa Akyol, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek, Doğan Kitap yay. 5.bsk. Kasım 2007, İstanbul, s.77-78; Altan Tan, Kürt Sorunu, Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik, Timaş Yayınları, 3.bsk, Mayıs 2009, İstanbul, s.176

[7] M. Kemal’in karargâhını koruyan tabura Dersimli Hayri Bey komuta etmekteydi. Bkz; Altan Tan, age. s.176

[8] Arslan, age. s.15

[9] Ayşe Hür, Taraf Gazetesi, 21.10.2008 (http://www.taraf.com.tr/haber/osmanlidan-bugune-kurtler-ve-devlet-2.htm)

[10] Doğu Perinçek, Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası, Kaynak Yayınları, 2.bsk. Aralık 1999 İstanbul, s.105-106

[11] Perinçek, age. s.107

[12] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. 2 (1915-1919), Kaynak Yayınları, 2.bsk. Aralık 1999, İstanbul, s.394

[13] Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, Cem Yayınevi, 6.bsk. 1976, İstanbul, s.258-259, ayrıca 31 nolu dipnot.

[14] Abdurrahman Arslan, age. s.21-22

[15] Arslan, age. s.22-23

GRUBA KATIL