Kemalizm ve Kürtler II
Arşiv Genel Yazarlar

Kemalizm ve Kürtler II

M. Kemal, 1916 yılında Diyarbakır’da, 2. Kolordu komutanı olarak görev yapmıştır. Görev yaptığı süre içerisinde, Kürt aşiret reisleriyle ve dönemin kanaat önderleriyle iyi ilişkiler kurmuş hatta kendi güvenliğini sağlamak amacıyla Kürt askerlerden oluşan bir Kürt taburu oluşturmuştur. O dönemle ilgili olarak 1950-1954 yılları arasında DP (Demokrat Parti) Diyarbakır milletvekilliği yapan Avukat Mustafa Remzi Bucak, aşağıdaki bilgileri vermiştir:
“Diyarbakır’da kolordu kumandanı sıfat ve salahiyetiyle bulunduğu sırada, Gazi Mustafa Kemal Paşa, emrindeki birliklerde mevcut Kürt askerlerden Kürt taburu teşkil ettirerek milli libaslarını, yani şal şapiki giydirip, bellerine de meşhur Kürt hançerini taktırıp müstakil birlik hâlinde talim ve terbiyeye ettirmiş, daha da ileri giderek kendi muhafızlığını da onlara tevdi ettirmek suretiyle kendisinin en yakını, en mutemedi olduklarını gerek birliğe gerek bütün Kürdistan’a telkin ve ilan etmiş idi. O bölüklerde askerlik eden, halen berhayat şahıslardan bu husus erbabınca tahkik ettirilebilir. Bunlardan bir tanesi, Diyarbekir’de sayın Ethem Ulcay Bey’dir.”
M. Kemal, Kürtlerle kurduğu bu ilişkiyi, Halife Vahdeddin tarafından görevlendirilip Samsun’a gönderildikten sonra bir fırsat, aynı zamanda bir imkân olarak değerlendirmiştir. İlk iş olarak 1916’da dostluk kurduğu Kürt ileri gelenleriyle tekrar ilişkiye geçmiştir. 28 Mayıs 1919’da dört Kürt aşiret reisine çektiği telgraflarda, kendisinin Halife (Sultan) tarafından tayin edildiğinden ve yakın bir zamanda Kürdistan’ı ziyaret etmek istediğinden bahsetmiş ve Osmanlı devletinin, işgalci Avrupalıların elinden kurtuluşu için, mücadelede kendilerinden destek istemiştir. Aynı gün, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı üyesi Diyarbakır’daki Kürt Derneği’nin üyelerinden biri olan Kâmil Bey’e de bir telgraf çekmiştir. Telgrafta, Kürt ve Türk arasındaki her nefret ve düşmanlığın felaketle sonuçlanacağı konusunda Kamil’i uyarmış, bundan dolayı da iki millet arasındaki birlik ve kardeşliğin korunmasını istemiştir.
M. Kemal, daha Samsun’da iken 11 Haziran 1919’da Diyarbakırlı Cemil Paşazade yoluyla Kürtlere de bir mesaj göndermiş ve onlara açıkça şunu yazmıştır: “İngiltere, bağımsız Kürdistan haritasını, Ermenilerin çıkarına kurban ediyor. Kürtler ve Türkler, birbirlerinin gerçek kardeşleridir ve birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Bizim varlığımızın Kürtlerin, Türklerin ve bütün Müslümanların yardımına ihtiyacı var. Genel olarak hepimiz bağımsızlığımızı korumalıyız ve ülkemizin bölünmesine izin vermemeliyiz. Ben Kürtlere, Osmanlı devletinin parçalanmaması şartı ile onların gelişmesine ve ilerlemesine vesile olacak bütün hukuk ve imtiyazın verilmesinin yanındayım.”
M. Kemal bu dönemde, özellikle Lozan Anlaşması’na kadar bu tavrını devam ettirmiştir. Kürtlerin, Türklerle kardeş olduğunu, birbirlerinden ayrılmalarının söz konusu olmadığını, Osmanlının iki asli unsuru olduğunu belirtmeye ve görünürde savunmaya devam etmiştir. Amaç, Kürtlerin ayrılıp bağımsızlıklarını ilan etmelerine engel olmaktı. Aslında aynı amacı İngilizler de gütmekteydi. Çünkü Mahmut Berzenci olayında olduğu gibi, Kürtlerin bağımsız bir devlet hatta özerklik kurmalarını bile istememekteydi. Dolayısıyla İngilizler Kürtleri desteklemektedir sözü, aslında Kürtlerin özgürleşerek bağımsız bir devlet kurmalarını engelleme amaçlıydı. Elbette Kürt bölgesinde bağımsız ya da özerk bir yönetim için İngilizlerle ilişki kurmak isteyen Kürtler, daha doğrusu Kürtçüler bulunmaktaydı. Ama bunlar, Kürtleri temsil etmekten, çok uzaktı. Sonraki yıllarda görüleceği üzere M. Kemal, Kürt-Türk kardeşliği ve ülkenin kuruluşunda iki asli unsur olduğu gerçeğinden uzaklaşarak Türklerin dışında bir ırkın olmadığını, Kürtlerin de Türk olduğunu söylemiş, karşı çıkanları ise Takrir-i Sükûn Kanunu ile istiklal mahkemelerinde yargısız infaza tabi tutmuştur.
M. Kemal, asıl hedefine ulaşmak için, gerçeklikle bağdaşmayan iddialarına devam etmiştir. 17 Haziran 1919’da Erzurum’da bulunan 15. Kolordu kumandanı Kazım Karabekir’e gönderdiği bir telgrafta şöyle demiştir: “Diyarbakır’daki Kürt kulübü; İngilizlerin teşvikiyle İngiliz himayesinde bir Kürdistan kurmak amacını takip ettiği anlaşıldığından kapattırılmıştır. Üyeleri hakkında kanuni takibat yaptırılıyor. Kürdistan’ın tanınmış beylerinden aldığım çeşitli telgraflarla dağıtılan bu Kürt kulübünün hiçbir Kürt’ün hissiyatını temsil etmediği, birkaç serserinin teşebbüsleri neticesi olduğu, vatan ve milletin bütünüyle bağımsız ve hür yaşaması uğrunda her fedakârlığa ve bu konuda emirlerimize amade bulundukları bildirilmektedir…”

İngilizlerin Bölge Halklarına Yönelik Faaliyetleri

İngilizler, Sykes-Picot Anlaşması gereği, kendi menfaatlerini elde etmek için, Osmanlının doğu ve güneydoğusunda, Irak’ta hiçbir hukuk ve kural tanımaksızın faaliyetlerine devam etmiştir. Bölge halklarını Osmanlıya karşı kışkırtmak için, ırkçı anlayışı öne çıkararak halklar arasında çatışma çıkartmaya da devam etmiştir. Bu amaçla Ermenilerle Kürtler arasında, ta o dönemlerde on yıllarca devam edecek ırkçı tohumları ekmiştir. Kürtleri kendi yanına çekmek için kullandığı en önemli isimlerden biri de binbaşı olan Noel olmuştur. Noel’in bölgedeki faaliyetlerinden rahatsız olan M. Kemal, 24 Haziran 1919 tarihinde Kazım Karabekir’e gönderdiği telgrafta, Binbaşı Noel’in faaliyetlerine ve Kürtlerin tepkisine dair şunları söylemiştir: “Mr. Noel adlı bir İngiliz binbaşısı Urfa’dan, Siverek yoluyla Viranşehir’e giderek millî aşiretlerin başkanlarıyla görüşmüş ve Urfa’ya dönmüştür. Osmanlı hükümeti aleyhinde pek kötü propagandalar yapmıştır. Aşiretlerin başkanlarından aldığı kesin cevaplar, kendisini sevindirmemiştir. Kürtler, devletten ve Türk kardeşlerinden kayıtsız şartsız ayrılmayacaklarını, bu uğurda canlarını vermeye hazır bulunduklarını söylemiştir. Ve adı geçenin vermek istediği çok miktarda parayı kabul etmeyerek namus ve vatanlarını koruma isteklerini göstermişlerdir…”
Bu dönemde İngilizler de Binbaşı Noel kanalıyla Kürtlerle ilişki kurmaya çalışmaktaydı. Noel, bu amaçla Mayıs 1919’da bölgenin birçok yerini -Mardin, Midyat, Savur, Derik, Diyarbakır’ı- dolaşmış, Kürtlerin ileri gelenleriyle görüşmüş ancak Kürtlerin genelinde tepki almış ve eli boş dönmüştür. Noel, sadece Cemilpaşazade ailesinin en etkin kişilerinden biri olan ve Kürtçülük faaliyetlerinde öne çıkan Ekrem Cemilpaşazade’yi etkilemiştir. Ekrem Cemilpaşazade, Noel ile görüşmesinden sonra Kürdistan cemiyetinde heyecanlı bir dille, “Burada Türklük ve Osmanlılık yoktur. Burası müstakil Kürdistan’dır.” şeklinde konuşmaya başlamıştır. Ekrem Cemilpaşazade’nin bu konuşmaları üzerine, orada bulunan bazıları, “Ekrem! Sen kimin namına söz söylüyorsun?” diyerek onun sözünü kesip kendisine hücum etmişler ve onu kürsüden indirmişlerdir. Durumun bu hâle gelmesi üzerine, Diyarbakır sorgu hâkiminin, Ekrem Cemilpaşazade’nin sorgulanması amacı ile müzekkere çıkarması üzerine, bu kişi Diyarbakır dışına çıkmış ve bir süre sonra İngiliz işgalindeki Halep’e kaçmak zorunda kalmıştır.
Noel, Kürtlerden yüz bulamamasına rağmen, faaliyetlerine devam etmiştir. Hatta Kürtlerin İngilizlerce kazanılabilmelerini sağlamak için, müşahhas iki teklifi gündeme getirmiştir. Bu tekliflerden biri, Kürtlere yönelik genel af ilan edilmesiydi. Noel; Kürtlerin, Ermenilere yaptıklarının hesabının sorulacağı korkusunu yaşadıklarını; Kürtlere, Ermenilere karşı işledikleri suçlardan dolayı genel af ilan edileceği ve Kürtlerin el koydukları Ermeni mallarının iade edilmesi dışında bir istekte bulunulmayacağı güvencesi verilirse Kürtlerin kendilerine yaklaşacağı iddiasında bulunmuştur.
Noel’in ikinci teklifi ise doğu ve güneydoğudaki valilik, mutasarrıflık, komutanlık gibi bazı kilit konumlara Kürt ileri gelenlerinin atanması şeklindeydi.
Kürt ileri gelenlerinden, bunlara resmî sıfatlar verilerek yararlanma imkânı bulunamayınca bu kez onları Noel’in yanında bölgeye gönderip kışkırtma eylemlerine doğrudan katılmalarını sağlamak gündeme getirilmiştir.
Bu tür çabalarla Noel ve beraberindeki Kürtçüler, Kürtler üzerinde istedikleri etkiyi meydana getirememişlerdir. Sadece Kürt ileri gelenlerinin Erzurum ve Sivas’ta toplanacak kongrelere katılımları engellenmeye çalışılmıştır.

M. Kemal: “Kürtler ve Türkler Öz Kardeştirler”

M. Kemal’in, Diyarbekir mebusu Cemilpaşazade Kasım Bey’e çektiği 16 Haziran 1919 tarihli telgraf, Kürtler ve Kürdistan meselesi ile ilgili düşüncelerine ışık tutmaktadır. Bu telgrafta; “Devletin tam bağımsızlığıyla bekası, saltanat ve hilafetin yok olmaktan korunması uğrunda katlanmaya hazır olduğunuz fedakârlık derecesine ve bana karşı olan sevgi ve itimadınıza emniyetim tamdır. Kürtlerin devletten ayrılarak İngilizlerin himayesinde bağımsız Kürdistan kurmaları teorisini tasvip etmem. Çünkü bu teori, muhakkak Ermenistan lehine, İngilizler tarafından tertip edilmiş bir plandır. Tabii ki bunu reddettim ve reddedeceğim. Kürtler ve Türkler, birbirinden koparılmayı kabul etmez öz kardeşlerdir; bugün için vicdani borcumuz; Kürtler, Türkler, bütün İslami unsurlar tek vücut ve tek yürek olarak bağımsızlığımızı savunmak ve vatanın parçalanmasını önlemektir. Kürt kardeşlerimin hürriyeti, refah ve ilerlemesinin vasıtalarını sağlamak için sahip olmaları gereken her türlü hukuk ve imtiyazların verilmesine tamamen taraftarım.”
Diyarbekir mebusu Kâmil Bey’e çektiği şifreli telgrafta, şark vilayetlerinin Ermenilere verilmesini engellemek için, bölgede asayişin sağlanması ve milletçe tam bir fikir birliği içinde olunması gerektiğini belirtir ve Kürt Kulübü’nün çalışmalarından duyduğu rahatsızlığı anlatır: “İşitilenlere göre, dış düşmanlarımıza karşı din kardeşlerinin el ele vererek sevgili topraklarımızı kurtaracağı bu tehlikeli anda Diyarbekir’de Kürt Kulübü ile Türkler arasında bazı çeşitli muhalefet varmış. Bunun her iki kardeş ırk için ne elim neticelere sebep vereceğini, siz de çok iyi takdir edersiniz. İdare usulü, ırkların haklarının korunması gibi arada halledilecek aile meselelerinin; dış düşmanın, millî haklarımızı ve bağımsızlığımızı ayaklar altına almaya başladığı bugünlerde, ortaya atılmış en büyük hıyanet olacağına, vatanın kurtarılması için millî birliğin hedef alınması bakış açısıyla Kürt Kulübü’ne gerekli öğütlerde bulunulmasını memleket selameti adına rica eder, neticenin yazıyla bildirilmesini beklerim.”
Kuvayi Millîye’ye göre Kürt Kulübü’nün faaliyetleri; Kürdistan’ın, Osmanlı vatanının bir parçası olduğu yönündeki fikirlere zarar vermektedir.
Dolayısıyla çalışmaları önce askıya alınan Kürt Kulübü, bir buçuk ay sonra, 21 Temmuz 1919’da “memleketin selameti” adına tamamen kapatılmıştır.

Erzurum Kongresi ve Kürtler

M. Kemal, henüz Samsun ve çevresinde faaliyetlerini sürdürürken Vilâyât-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk-ı Millîye Cemiyetinin gayretleri sonucu 17-21 Haziran 1919 tarihleri arasında Erzurum’da bir “Vilayet Kongresi” toplanmıştır. Bu kongreye, 21 delege katılmıştır. Bu kongrede, Osmanlı devletinden kopmamak için her türlü fedakârlığa katlanma ve Ermeni istilasına karşı şiddetle karşı koyma kararı alınmıştır. Cemiyetin “Heyet-i Faale” adı verilen idarecileri ayrıca, 10 Temmuz 1919’da Erzurum’da doğu illeri adına bir kongre toplama kararı almışlardı.
Cemiyet bu ilk toplantısında, Ermenilerin Doğu Anadolu üzerindeki iddialarını reddeden bir bildiri yayınlayarak bunu bütün Doğu Anadolu şehirlerine göndermiştir. Bir müddet sonra da cemiyetin yönetim kurulu oluşturulmuştur. Başkanlığa Hoca Raif Efendi, kâtipliğe Cevat Dursunoğlu, muhasipliğe emekli binbaşı Süleyman Bey getirilmiştir.
Erzurum Kongresi, 10 Temmuz’da toplanması kararlaştırılmış olmasına rağmen ancak 23 Temmuz’da toplanabilmiştir. Bunun nedeni ise delegelerin Erzurum’a geç gelmeleri olarak belirtilmiştir. Netice itibariyle kongre gecikmeli de olsa 23 Temmuz günü toplanarak çalışmalarına başlamıştır. Kongreye Türklerin ağırlıklı olduğu Erzurum vilayetinden 24 (bazı kaynaklara göre 26) kişi, Sivas vilayetinden 12 (bazı kaynaklara göre 10) kişi, Trabzon vilayetinden 18 (bazı kaynaklara göre 16) kişi katılırken Kürtlerin ağırlıklı olduğu Bitlis vilayetinden dört kişi, Van vilayetinden iki kişi katılmıştır. Toplam sayı, çeşitli kaynaklara göre 57 ila 62 arasında değişmekte idi. Kongreye katılanlardan 33’ü (bazı kaynaklara göre 53’ü) İttihatçı, ikisi Hürriyet ve İtilafçı idi. Delegelerin 22’si Kürt asıllıydı ama Kürtleri temsil etmiyorlardı. Aksine, İttihatçıların Türkçülük ideolojisini benimsemiş kimselerdi.
M. Kemal’in kongre başkanlığına aday gösterilmesi ve yapılan seçim sonucu başkan seçilmesine Trabzon delegeleri karşı çıkmıştır. Bu delegeler, M. Kemal’in eski bir İttihatçı asker olduğunu, sivillerden oluşan bir kongreye, askerlikten yeni ayrılmış birinin başkan olmasının doğru olmayacağını iddia etmişlerdir. Kazım Karabekir Paşa ve diğer ileri gelenlerin araya girmesiyle bu mesele halledilebilmiştir.
Mahmut Goloğlu bu konuyu, “Mustafa Kemal Paşa’nın kongre başkanlığına getirilmesinden doğacak sakıncalar hakkındaki düşünce, delegeler arasında yayılmaya ve taraftar bulmaya başlamıştı. Kimden ve nasıl geldiği bilinemeyen bu cereyan, Mustafa Kemal Paşa ile yakın arkadaşlarını kuşkulandırmıştı. Kâzım Karabekir Paşa’ya başvuruldu. Kâzım Karabekir Paşa işe el koydu.” şeklinde izah etmiştir. Kazım Karabekir’in tavassutu neticesinde M. Kemal Paşa’nın şahsına olan muhalefet, umulandan daha kolay bir şekilde ortadan kaldırılmış ve riyasete giden yoldaki pürüzler de ortadan kaldırılmıştır.
Ancak Kazım Karabekir’in devreye girmesiyle M. Kemal ve Rauf Bey’in kongreye katılabilmeleri sağlanmıştır. Emekli binbaşı Kazım (Yurdalan) Bey’le Cevat (Dursunoğlu) delegelikten istifa etmişleridir. Kendileri de daha sonra Pasinler ve Tortum’dan delege seçilmişlerdir.
M. Kemal, kongrede yapılan seçimde hazır bulunan 45 delegeden, 38’inin oylarıyla başkan seçilmiştir. Oylamada aday olmadığı halde Raif Efendi’ye 2, Trabzonlu Servet Bey’e 1 oy çıkmıştır. 4 delege de çekimser kalmıştır.
Kongre, padişaha da bağlılık telgrafı çekmiştir. Ayrıca sadrazamlık makamına ve vilayetlere de telgraf gönderilmiştir. Telgrafların özü saltanata sadakat, vatanın ve hilafetin, milletin istiklalinin kurtarılmasıdır.
Başkan seçilmesi üzerine kürsüye çıkarak delegelere teşekkür eden M. Kemal, “besmeleyle” başlayan uzun bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmasının sonunda, “Cenab-ı vahibü’l-âmâl hazretleri”ne, yani emellerimizin gerçekleşmesini sağlayıcı olan Cenab-ı Allah’ın, “habib-i ekremi (Peygamber) hürmetine bu mübarek vatanı ve saltanat ve hilafet-i kübra makamlarını koruması için” dua etmiş ve “âmin” diyerek bitirmiştir.
M. Kemal, üzerinde mirliva üniforması ile padişah kordonu bulunması dolayısıyla eleştirilere maruz kalmıştır. Gümüşhane delegesi Zeki (Kadirbeyoğlu) Bey, M. Kemal’e hitaben “Paşa! Evvela üniforma ve kordonunu at, ondan sonra kürsüye gel! Milli kuvvet, askeri tahakküm şekline girmesin.” diyerek tepkisini göstermiştir.
Erzurum Kongresi’ne, bölgesel katılımda temsiliyet sağlanamamıştır. Listede Van bölgesi delegesi olarak adı geçen Cazım Bey, Bitlis’i temsilen katıldığı bildirilen Süleyman Bey ile Siirt delegesi olarak gösterilen Hacı Hafız Efendi Erzurum Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti kurucu üyesidirler. Bu kişilerin Van, Bitlis ve Siirt ile bir ilgileri yoktur. Erzurum Kongresi’ne ‘doğu illeri’ kongresi süsü vermek için Van, Bitlis ve Siirt delegeleri olarak yazılmışlardır. Bitlis’ten katıldıkları bildirilen diğer bir delege, Sadullah Efendi ve Mutkili Hacı Musa Bey kongreye katılmamışlardır. Savaş delegesi olarak adı geçen Mumcuoğlu Cemal Bey, o sıralarda Erzurum’da bulaşıcı hastalıklar doktorudur. Genel olarak bakıldığında delegelerin %90’ını Erzurum ve Trabzon’dan katılan delegeler oluşturmaktadır. O dönem Kürdistan’ın iki büyük merkezi olan Diyarbakır ve Elazığ ise hiç delege göndermemiştir. Diyarbakır, Elazığ, Siirt, Bitlis, Malatya, Dersim’de örgütlü bulunan Kürdistan Teali Cemiyeti, Erzurum Kongresi’ne delege gönderilmesine karşı çıkmış ve bunu da büyük ölçüde başarmıştır.

GRUBA KATIL