İslami Çalışmada Eğitimin Önemi
Arşiv Genel Yazarlar

İslami Çalışmada Eğitimin Önemi

Bismillahirrahmanirrahim

İslam’ın en çok önem verdiği konulardan biri de eğitimdir. Eğitim dediğimiz şeyin her şeyden önce “kariyer sahibi bir birey yetiştirmek” olmadığının altını çizmek gerekir. Bu da elbette önemlidir ancak en ulvî görevimiz değildir.

İslami eğitimin öncelikli hedeflerinden biri “salih insan”ı inşa etmektir. Kişi ister erkek ister kadın, toplumdaki görevi ne olursa olsun ister yönetici ister yönetilen ister mühendis ister doktor ister çöpçü isterse de bir inşaatçı olsun fark etmez. Hedefimiz, salih bir insan ve salihlerden kurulu bir topluluğun ortaya çıkabilmesi için mücadele etmektir.

İslami eğitimin en önemli hedeflerinden biri de “yalnız Allah için yaşamak” unsurudur. Bu unsurla beraber yeşeren nesillerimizin, yaşadığı her ihtilaf ve farklılıkları, bir kusur olmaktan ziyade rengarenk bir çiçek bahçesi misali görünecektir.

Sahabeler (radıyallahu anhum), kendi aralarında ihtilaflar yaşıyordu fakat onlar aldıkları o “yalnız Allah için yaşamak” eğitimi ile ayrılığa düşmüyorlardı. Bugün Müslümanların yaşamış olduğu problemlerin temelinde ise bu eğitim yoksunluğunun da etkisi bulunmaktadır.

Eğitimde Gayri İslami Atılımlar

İslam dışındaki tüm ideolojilerin hedefi, kendisine sürekli halde itaat eden iyi bir vatandaş yaratmaktır. Salt olarak sadece iyi bir vatandaş profili ortaya çıkarmak düşüncesi ise gayri İslami olarak bir “ulus devlet” idealidir. Bu, bir hedef olarak sınırlı ve yetersizdir. Bu eğitimle birlikte -Türkiyeli Müslümanlar olarak bizim de çok iyi müşahede ettiğimiz üzere- her daim içerisinde yaşadığı devletin ya da toplumun karakterini taşıyacak bir birey ortaya çıkacaktır. Böylece kişi, hayırlı da şerli de olsa “iyi bir vatandaş olarak devletini sever, devlet düşmanı değildir; iyi biri ancak devlete düşman fikirleri var, vatan haini” vs. ölçü dahilinde değerlendirilecektir. Bunlar, tamamen İslam nazarından uzak yaklaşımlardır.

Bir devletin en büyük amacı, ideolojik dayatmayla birlikte bir “yığınlar” ordusu oluşturacak “mankurt” yetiştirmektir. Devlet için, öl deyince ölecek, git dediğinde gidecek, konuşmayacak, yorum yapmayacak vs. muhafazakâr yığınların varlığı gereklidir. Bu hedeflerinde de genel anlamda başarılı oldukları görülmektedir. Türkiye özelinde var olan portrenin yorumunu ve tefekkürünü, siz okurlara bırakıyorum.

Devlet, bu hedefini, okulları ele geçirerek sağlamaktadır. Bunun en canlı örneği, batıdaki yenilik hareketleriyle beraber eğitim sisteminin kilisenin kontrolünden çıkıp laik ve seküler devletin kontrolüne geçmesinde ve Türkiye gibi devletlerin batılılaşma çabalarıyla birlikte yaşamış olduğu değişimlerde görmekteyiz. Bu değişen eğitim tekelliğiyle birlikte batıda ve batıyı taklit eden topraklarda yasalara ve kanunlara tam bağlı, toplumsal etiği önceleyen ancak laik, seküler, haya duygusundan yoksun, ateist bir toplum türemiştir. Çünkü ortada birçok ulvi hassasiyetten soyutlanmış eğitim bulunmaktadır.

Gayri İslami olan tüm ideolojiler -yetersiz de olsa- iyi bir vatandaş ve iyi bir insan yetiştirebilme gayesini eğitim programları ve caydırıcı kanunlar ile başarabilmiştir. İslam ise zaten tüm öğretilerinde bunu öğütlemektedir. Çünkü İslami hassasiyeti olan bir Müslüman, pratikte iyiliği de prensip edinmiş olmalıdır. Müslüman şuuru dediğimiz şey otomatik olarak devreye girer. Allah’a yakınlaşan bir kalp, yalnızca hayra odaklı olmalıdır. Salih bir kalp ile şer bir arada yaşayamaz.

Batı, eğitim sistemindeki bu değişim ile sınırlı kalmamış ve emperyalist niyetle işgal ettiği topraklara da bunu dayatmıştır. Fiili işgalin olmadığı yerlerde dahi zihin kodlarıyla oynayarak işgal etmeye çalışmıştır.

Haçlı emperyalizminin, özelde İslam dünyasına yönelik ortaya koyduğu eğitim faaliyetlerindeki hedefi, İslam adına, batının İslam ile ilgili gündem ettiği ve körüklediği şüphelerden sarılı, öğrenim görmüş cahil ve düşman bir nesil yetiştirmek idi. Batılı emperyalistler, yetişen bu neslin zihnine, Batı medeniyetinin gerçek hayatı temsil ettiğini, bunun tek gerçek ve ideal örnek olduğunu, Müslümanların ise içinde bulundukları bu geri kalmış sendromu ve daha iyi ilerleme (muasır medeniyet) noktasındaki hedeflerinin başarısı için İslam’ı terk edip Batı’ya yüzlerine dönmeleri gerekiyor, düşüncesini iyice empoze etmiştir.

Başta Hindistan ve Mısır ülkeleri olmak üzere Pakistan, Suriye, Türkiye ve sair ülkelerde ortaya çıkan fırkaların ortaya attıkları düşünce ve yorumlara dikkat ettiğimizde, emperyalistlerin bu gerçeği nasıl da lehlerine çevirdiklerini ve ne kadar da başarılı olduklarını müşahede edebiliriz.

Hindistan ve Mısır, bu işgali en acıklı ve en etkili bir şekilde tadan iki ülke olarak nelerin ortaya çıkabildiğine iki yüz yılda şahit olmuştur. Haçlı emperyalistler, her bölgeye gönderdikleri silahsız askerleri “oryantalistler” vasıtasıyla bunu gerçekleştirdi. Haçlılar, eğitim eksikliğinin olduğu her toprağı oryantalist sihirbazlar eliyle ve kurumlarıyla doldurarak bu işgali başardılar.

Türkiye’de, son yüzyılda gelinen nokta, ortadadır. On yılda, on beş milyon gencin tebcil etmesi, bu haçlı emperyalistlerin metotlarıyla baskılanarak gerçekleştirildi. Ancak buna rağmen nuru tam anlamıyla söküp atabilmiş değillerdi. Ne kadar uğraşsalar da didinseler de tam olarak emellerine ulaşabilmiş değiller.

Eğitim Noksanlığı ve Eğitimde Yapılması Gerekenler

Ne yazık ki ahiret bilinci zayıf anne babaya sahip olan evlatlarımız, İslam’a odaklanma noktasında biraz bocalamakta ve Allah için yaşama duygusuna erişebilme de zorluk yaşamaktadır. Anne babanın İslam üzere idame ettikleri yaşamları doğru eğitim metoduyla bir tohumun yeşermesine vesile olduğu gibi; yanlış eğitimle o tohumun filizden yoksun kalıp kurumasına neden olabilir.

Müslümanlar mümkün olduğunca birçok ortak noktada buluşabilirken eğitim noktasında “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” havasında olması üzücü bir durumdur. Halbuki evlatlarımıza yönelik okul eğitimi, bizler için mitinglerden, konferanslardan, vakıflaşmaktan daha mühimdir. Ortak bir paydada buluşup bu noktada -ne kadar geç kalınmış da olsa- devamı olabilecek adımlar atmamız gerekmektedir.

Bugün eğitimin önemi daha da artmıştır. Günümüz davetçilerinin önündeki en büyük engel, “La ilahe illallah” demekle birlikte bu hakikatin tam tersi olan hatta bunu reddedebilen bir toplum ile yaşamalarıdır. Ondandır ki bu gerçeğe yönelik eğitim ortaya konmalıdır.

Şunu unutmamalıyız ki İslami eğitim, bazı erdemleri, hikmetleri, nasihatleri gençlerin önüne seren ve bununla yetinen değil; nurdan bir iplik misali bunları bireylerin bilincine, fikir dünyasına, kalbine nakşeden bir sistemdir.

Eğitim kalitesi olmayan topluluklar, gelişemeyen bir insana benzer. Pratik olarak istenen sonucu vermeyen bir eğitim, yok olmaya mahkumdur. Bu eğitim yetersiz olup hep sorunlarla boğuşacaktır.
Evlatlarımız, yumuşacık bir hamur gibidir. Her halde ve her nitelikte rahatlıkla şekillenebilir. Dolayısıyla idrak etmeye başladığı andan itibaren eğitimine önem verilmelidir.

İslami eğitimin güzel sonuçları için ilk şart, salih ve saliha eş seçimidir. Çünkü eğitime muhatap olacak nesil, bu seçimin bir sonucudur. Sonuçları daha hayırlı kılacak öncelik evlilikteki kriterler ve seçimler olacaktır.

Ebeveynlerin İslami duyarlılığı, bir evladın salih bir kalbe sahip olması için olmazsa olmazdır. İstisnalar olmakla beraber, ebeveynlerin İslam’dan yoksunluğu rabbani bir kalpten uzak olan evladın doğuşuna sebebiyet verecektir. Hayata dair her şeyin ilk olarak tecrübe edildiği yer olan aile mefhumu, tabii olarak İslami hassasiyetin de ilk filizlendiği yerdir. O yüzden ebeveynlerin Allah’a yöneliş noktasında daha şuurlu olması gerekir.

İlk olarak ebeveynlerin atması gereken bu hassasiyetin, kolay kolay yıkılamayacağını bilmeliyiz. Evlatlarımız, aile içerisinde İslam’ın hudutlarını, havasını o kadar net tatmalıdır ki ileriye dönük atılan adımlar daha bilinçli bir hal alabilsin. Unutmayalım ki o “hassasiyet kırıntısı”, her zaman kalpte var olacaktır. Yanlışı gösteren, hatadan döndüren, pişmanlığı getiren o kırıntılar olacaktır.

Evlatlarımızı ilk kucaklayan ortam içinde bulunduğu yuvasıdır. O yüzden yuvanın etrafını hayırlarla çevrelememiz gerekir. En büyük hayır da “La ilahe illallah” olduğu için ebeveynin bu sözü çokça zikretmesi gerekir. Böylece evladımızın ilk söylediği, ilk konuştuğu sözler “kelime-i tevhit” olabilsin. Böylece bu kelimenin bereket haznesi tüm benliğine işlemiş olacaktır.

Sunacağımız eğitim, kültürü sünnet olan nesil ortaya çıkarmalıdır. Yoksa kültürel anlamda kapitalist yaşama yönelmiş bir nesil değil.

Eğitimde bireysel farklılıklar göz ardı edilmemelidir, Allah teala hiçbir insanı %100 olarak aynı potansiyelde yaratmamıştır. Dolayısıyla herkesin sahip olduğu yetkinlikler iyi analiz edilip ona göre yön verilmelidir. Genel eğitim ise “iman edip salih amel işleyenler” ayetinde belirtildiği üzere olabilir.

Aykırı olarak gördüğümüz her Müslüman, özelde ise gençlerimiz diyelim, bizim ortaya koyduğumuz eğitim sisteminin bir eksikliği, yetersizliğinin kurbanı olabilir. O yüzden bizim eğitim metodumuz, şifalı bir bitki gibi olmalı ki böylece kalplerde var olan hastalıklara tedavi olabilsin.

Son Olarak

Hatırlatmakta fayda var ki eğitimin aktarıldığı en önemli yer, ailedir. Okul, aileden sonra gelir. Ama bugün ebeveynler, bu asli ve ulvi görevi ihmal etmektedir. Son dönemlerde daha fazla artan Müslüman nesillerdeki İslam’dan uzaklaşma görüntüsü ebeveynlerin de çöküşünün bir göstergesidir. Bu açığı bir nebze kapatabilmesi açısından okullaşma süreci dikkate alınmalıdır.

Evlatlarımız, kıblesi batı olanların hazırladığı müfredat ile laik, seküler, pozitivist, hümanist beyinlere dönüştürülmektedir. Sistem bununla da yetinmeyip hayatın her noktasını buna göre şekillendirmektedir. Gelinen raddede dünyevileşmiş ve materyalist bir dünya algısı oluşmuştur.

Davamızın sonu, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir. Selam ve dua ile…
Sercan AKBAYRAK

GRUBA KATIL