İlmin ve ulemanın değerine işaret eden ayet ve hadislerin ne kadar çok olduğu, Kur’an ve sünnetle irtibatı olan herkesin malumudur. İlim ve onun kendisiyle anlam bulduğu âlimler, yeryüzüne bağışlanmış en kıymetli armağanlar olarak kabul edilmelidir. Zira her şeyin başı bilgidir, ilimdir ve yeryüzü onunla şekillenir. İlmin taşıyıcısı, bir anlamda harmanlanıp yoğrulduğu ve bir şekille doğrulduğu kapının adı da âlimdir, ulemadır.
Ulemanın, İslam’daki yeri ve fonksiyonu ne kadar önem arz ediyorsa aynı zamanda iktidarla olan ilişkisi de önem arz etmektedir. Gücünü, inancından ve prensiplerinden alan âlimlerle ilmini, iktidar sahiplerinin inisiyatifine bırakan âlimlerin aynı olmayacağı aşikârdır. Sözün gücü ile gücün sözünün ayrışıp açığa kavuştuğu nokta, işte burasıdır. Kim kimi koruyor? Kim kime üstün? Sözün ve ilmin itibarı mı yoksa gücün ve iktidarın ağırlığı mı?
27 Ekim 2024 tarihinde Erdemliler Hareketi – Genç Birikim tarafından organize edilip Ankara TDV Kocatepe konferans salonunda gerçekleşen İslam’da Ulemanın Fonksiyonu üst başlıklı panelin tebliğleri kitaplaştı. Genç Birikim Yayınları etiketiyle çıkan çalışma; her biri kendi alanında yetkin üç konuşmacı ve bir oturum başkanının söz, düşünce ve fikirlerinin ürünü. Bununla birlikte konunun ilgilisi için oldukça doyurucu niteliğe sahip.
Dr. Ethem Karabulut’un oturum başkanlığını yürüttüğü panelin konuşmacıları; Dr. Mehmet Sürmeli, Prof. Dr. Mustafa Ağırman ve araştırmacı yazar Ali Kaçar. Konuşmaların içeriğinin detaylandırıldığı tebliğ metinleri ile okuyucuların konudan daha geniş bir çerçevede istifade etmeleri amaçlanmıştır.
İslam’da ulemanın fonksiyonu nedir?
İslam’da Ulemanın Fonksiyonu başlıklı makalesinde Ethem Karabulut; ana hatlarıyla aziz dinimiz İslam’da âlimlerin görev ve sorumlulukları hakkında şunlara değinmiştir:
İslam medeniyetinde âlimler, dinî bilginin muhafaza edilmesinden nesillere aktarılmasına kadar hayati bir köprü vazifesi görürler. Sadece mevcut bilgiyi korumakla kalmayan ulema; ictihad yoluyla yeni meselelere çözümler üretme, dinî hükümleri açıklama ve adaleti ikame etme gibi fonksiyonlarla toplumsal düzenin manevi inşasını üstlenirler. Bu “bilen” merkezli otorite, topluma rehberlik ve irşad sunarken aynı zamanda büyük bir ahlaki sorumluluğu da beraberinde getirir. İslami ilimlerin teşekkülündeki eşsiz rolleri, onları ilmi gizlememe ve ilmiyle amel etme noktasında çetin bir imtihanla karşı karşıya bırakır. Günümüzde ise modern dönemin getirdiği karmaşık sorunlar karşısında ulemanın misyonu, sahih geleneğin özünü koruyarak çağa yön verecek dinamik bir rehberlik sergilemek haline gelmiştir.
Rabbanî ulemanın vasıfları nelerdir?
Rabbanî Ulemanın Vasıfları başlığını taşıyan tebliğinde Mehmet Sürmeli, özetle şunlardan bahsetmiştir:
Rabbanî (din ve ilim konusunda derinleşen, hem ilim ve amelde hem muallimlikte kemale ermiş kişi) bir âlimin taşıması gereken temel vasıflar; öncelikle Müslüman olması, ilmi sadece Allah rızası için tahsil etmesi, bu ilmi gizlemeyip insanlarla sürekli paylaşması, feraset ve haşyet ehli olarak ayetleri dünya menfaatine satmamasıdır. İslam’ı her şeyden önce kendi hayatında yaşaması gereken bu şahsiyet, bilgisini firavunvari iktidarların hizmetine sunmamalı, inzar ve tebşir görevlerini hakkıyla yerine getirirken adalet ve istikamet üzere olmalıdır. Müslümanların sorunlarına duyarlı olup çözümler üreten, İslami ilimlerin usul ve metodolojisine vakıf olan bu kişi, sadece Müslümanları veli edinip kâfirlerin velayetine tavır koymalı, dini tebliğ etmeyi asla bir ücrete dönüştürmemeli ve aynı zamanda nefisleri terbiye eden bir müzekkî olmalıdır.
Ulemanın toplumsal rolü ve ilmin değeri nasıldır?
Ulemanın Toplumsal Rolü – İlmin Değeri ve Alimin Rolü başlığı altında Mustafa Ağırman, özetle şu noktaların altını çizmiştir:
İlim, sadece teorik bir bilgi yığını değil; kişinin önce kendisini, ardından kainatı ve nihayetinde Yaratan’ı tanıması (marifetullah) sürecidir. Okumanın asıl amacı, Hakk’ı bilmek ve adaleti gözetmektir. Hedefi ve ameli olmayan bir ilim, “kuru bir emek”ten ibaret kalacaktır. İlim, cehaletin zıddı ve Allah’ın bir sıfatı olarak, hem dünyayı hem de ahireti imar eden ilahî ve nebevî bir hazinedir. İlim, sadece bilgi sahibi olmak değil, bir işin işleyişini en ince ayrıntısına kadar kavramak ve zihinde doğru şekilde şekillendirmektir; eğer bilgi gerçeğe uygun değilse bu ilim değil, cehalettir. Hz. Peygamber’in (sas) ilmi bereketiyle toprağı yeşerten “yağmura” benzetmesi, ilmin hem öğrenen hem de öğreten kişi aracılığıyla toplumu canlandıran bir âb-ı hayat (can suyu) olduğunu simgeler. Tarih boyunca İslam şehirlerini birer ışık gibi aydınlatan ilim; medreseler aracılığıyla yayılmış, Hz. Yusuf (as) örneğinde olduğu gibi ehliyetli kişileri yüksek makamlara taşımış ve Avrupa medeniyetini dahi etkilemiştir. Peygamberlerin varisleri olan gerçek âlimler; dünyevi menfaatlerden uzak duran, halkla iç içe yaşayan, yönetime nasihat eden ve toplumun ihyası için hem bilgi, ilim hem de Allah korkusu taşıyan rehberlerdir.
Cumhuriyetten günümüze ulema–iktidar ilişkisi nasıldı, nasıl olmalıydı?
Cumhuriyet’ten Günümüze Ulema – İktidar İlişkisi başlığıyla son tebliğin sahibi olan Ali Kaçar, öz olarak şunları gündem etmiştir:
Milli Mücadele döneminde halka öncülük eden ve başlangıçta Mustafa Kemal ile ortak hedeflere sahip olan âlimlerin çoğu, saltanatın kaldırılması ve hilafetin ilgasıyla başlayan sekülerleşme sürecine karşı Ebu Hanife veya Şeyh Said gibi dirençli bir duruş sergileyememişlerdir. İstiklal Mahkemeleri ve baskı ortamının etkisiyle birçok âlim sessizliğe gömülmüş; Elmalılı Hamdi Yazır ve Mehmet Akif Ersoy gibi isimler ise rejimin “dini kontrol altına alma” amacıyla kurguladığı Kur’an meali ve tefsiri gibi projelerde yer alarak sistemin çizdiği sınırlar dahilinde kalmışlardır. Ahmet Hamdi Akseki gibi isimler, “daha büyük kötülükleri engellemek” gerekçesiyle Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumlarda görev almalarına rağmen, medreselerin kapatılması ve ezanın Türkçeleştirilmesi gibi uygulamalara engel olamamışlardır. Bu dönemin uleması, İslami değerlerin hayatın (resmi – gayri resmi) bütün alanlarından silinmesine ve dinin kavmiyetçi ideolojiye eklemlenmesine karşı ya sessiz kalarak ya da sistemin içerisinde görev alarak bu dönüşüme -isteyerek veya istemeyerek- zemin hazırlamışlardır.
Fatih PALA
fatihpalafatih@gmail.com
Arşiv
Genel
Yazarlar
“İslam’da Ulemanın Fonksiyonu” Kitabı Üzerine
- by Fatih Pala
- 22 Şubat 2026
- 0 Comments
- 0 Views

Follow