Gazze’deki Ateşkes, Gazze Halkının Bir Zaferidir
Arşiv Genel Yazarlar

Gazze’deki Ateşkes, Gazze Halkının Bir Zaferidir

Aksa Tufanı, sadece Gazze’de ya da bölgede değil, dünyada bir sarsıntı meydana getirmiştir. Bu sarsıntı, on yıllarca devam edecek ve birçok sistemi de yüksek bir deprem şiddetiyle sarsacak bir sarsıntıdır. Umut ve temennimiz bu sarsıntının, zulmeden bütün sistemleri yerle bir etmesidir.
Aksa Tufanı bir milattır. Çünkü Aksa Tufanı, dünyanın en vahşi ve en güçlü görünen Siyonist terör örgütünün karizmasını da tılsımını da yerle bir etmiştir.
7 Ekim’den bu yana dünyanın süper güçlerinin; gizli, açık, meşru, gayrimeşru bütün imkânlarını Siyonist terör örgütü lehine seferber etmelerine rağmen, Gazze’nin yiğit halkına boyun eğdirememiş ve onları teslim alamamıştır. Üstelik benzerine çok az rastlanan türden, vahşi yöntemler kullanılarak şimdiye kadar denenmemiş modern silahlarla, bombalarla en vahşi katliamları gerçekleştirmiş olmalarına rağmen…
ABD, İngiltere, Fransa, Almanya başta olmak üzere bütün emperyal güçler; deniz altı, deniz üstü, hava ve kara güçleriyle ve diğer her türlü yardım ve destekleriyle 363 km²’ye sıkıştırılmış Gazze’de, tam anlamıyla bir soykırım gerçekleştirmişlerdir. Bu kadar küçük, daracık bir bölgeye, 80 bin tondan fazla bomba atılmış ve bunun 1945’te Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarından daha fazla etkiye sahip olduğu uzmanlarca belirtilmiştir. On binlerce masum insan; çoluk çocuk, yaşlı, kadın demeden katledilmiş olmasına rağmen, bırakın Kassam Tugaylarını ne Gazze halkı teslim alınabilmiştir ne de rehineler kurtarılabilmiştir. Bunca insanlık dışı vahşete ve yendik, bitirdik demelerine rağmen, İzzeddin El-Kassam Tugaylarının direnci kırılamamıştır. Hatta Gazze’nin her yerinde Siyonistleri geri püskürten, zırhlı araçlarını, Merkava tanklarını içindeki askerlerle birlikte paramparça eden İzzeddin El-Kassam Tugaylarının kahramanlıkları da engellenememiştir. Sadece son bir ayda, HAMAS’ı bitirdik dedikleri Gazze’nin kuzeyinde bile 50 civarında Siyonist asker öldürülmüştür.
Aksa Tufanı ile Siyonist İsrail’in karizması çizilmiş, yenilmezlik miti yerle bir edilmiştir. Siyonistlere göre bunun bir bedeli olmalıydı. Bu bedel, defalarca belirtildiği gibi, kısa bir süre içerisinde Gazze’deki direniş imha edilmeli ve Gazze bütünüyle ilhak edilmeliydi. Hatta Gazze’de yapılacak tatil yerleri, yeni yerleşim alanlarında dikilecek binaların planları bile servis edilmişti. Netanyahu ve Siyonist katiller, suç ortakları Biden ve diğer Batılı liderlerin yardım ve desteğiyle amaçlarını şöyle açıklamışlardı:
1- HAMAS, İslami Cihad ve diğer direniş grupları bütünüyle imha edilecek. Gazze halkı, toplu olarak Sina Yarımadası’na ya da ABD tarafından inşa edilen iskele üzerinden, deniz yoluyla başka ülkelere sürgün edilecek,
2- Netzarim Koridoru ile Gazze ikiye bölünerek Gazze’yi kontrol altına alma kolaylaştırılacak, Selahaddin (Philadelphi) Koridoru işgal edilerek Netzarim’den de Selahaddin Koridoru’ndan da asla vazgeçilmeyecek,
3- Rehineler sağ salim kurtarılarak ailelerine teslim edilecek.
Siyonist katiller, bu hedeflerini gerçekleştirmeden işgali sona erdirmeyeceklerini defalarca belirtmişler, bu nedenle de bir taraftan Netzarim Koridoru’nu inşa ederken diğer yandan da Selahaddin Koridoru ve Refah sınırını işgal etmişlerdir. Gazze halkı; kuzeyden güneye, oradan da başka yerlere sürülmüş ve güvenli dedikleri her yeri de bombalamaya devam etmişlerdir. Bununla da yetinmemişler, yardım tırlarını da engelleyerek Gazze halkını aç bırakarak teslim olmalarını sağlamaya çalışmışlardır. Hastaneleri bombalamışlar, doktorları ve sağlıkçıların kimilerini katletmişler, kimilerini de zindanlara atmışlardır. 471 gün; gece gündüz, yaz kış demeden aklın, havsalanın alamayacağı türden saldırılar yapmışlar ve katliamlar gerçekleştirmişlerdir. Buna rağmen, ne halka boyun eğdirmişler ne de Kassam Tugaylarının karşı saldırılarını engelleyebilmişlerdir.
HAMAS ve diğer direniş grupları ise soykırımın başladığı ilk günlerden itibaren, belirledikleri hedefler gerçekleşmeden hiçbir anlaşmayı imzalamayacaklarını, dolayısıyla rehineleri de teslim etmeyeceklerini açıklamışlardı. Gazze mücahitlerinin hedefleri ise şöyleydi:
1- Kalıcı bir ateşkes ve savaşın sona ermesi,
2- Siyonist İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi,
3- Gazze’nin acı çeken halkına önemli miktarda yardım ulaştırılması ve yaralıların tahliye edilmesi,
4- Gazze’nin rehabilitasyonu ve yeniden inşası,
5- İsrail hapishanelerinde ve işkence odalarına dönüşen gözaltı merkezlerinde tutulan ve korkunç acılar çeken binlerce Filistinlinin, onurlu bir şekilde evlerine dönmeleri.
İsmail Heniye, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf ve Mervan İsa gibi önde gelen liderleri, şehit edilmelerine rağmen, bu hedeflerinden vazgeçmemişlerdir.

İsrail, ateşkesi kabul etmek zorunda kalmıştır.

Trump’ın yeniden ABD başkanı seçilmesinden sonra Gazze ile ilgili yaptığı bir açıklamada, resmen göreve başlayacağı 20 Ocak 2025 tarihine kadar bir anlaşma gerçekleşmezse Orta Doğu cehenneme döner, demişti. Bu sözlerin HAMAS’a yönelik olduğunu söyleyenler olduğu gibi, Netanyahu’ya yönelik olduğunu söyleyenler de olmuştur. Çünkü Siyonist terör örgütü, başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin ve bölge ülke yöneticilerinin yardım ve desteklerine rağmen, hiçbir amacını gerçekleştirememişti. Sadece ABD, son 15 ayda 22 milyar dolar askerî yardım yapmış; Gazze, Lübnan ve daha geniş bir bölgeye saldırması için de en gelişmiş silahları vermiştir. Ayrıca ABD’nin bunak başkanı Biden, giderayak Kongre’den İsrail’e, eşi benzeri görülmemiş 8 milyar dolarlık ilave askerî yardım talep etmiştir. Netanyahu, Batılı suç ortaklarıyla birlikte Gazze’nin ne kuzeyinde ne güneyinde ne de orta bölgesinde sağlam bir bina, okul, cami, hastane bırakmıştır. Ayrıca savaş uçaklarıyla ve ölüm kusan diğer silahlarıyla bebek, çocuk, yaşlı, kadın ve erkek ayrımı yapmaksızın on binlerce masum sivil Gazzeliyi katletmiştir. Hatta HAMAS’ın elindeki rehineleri kurtaracağız, diye kendi vatandaşlarını öldürmekten çekinmemiştir.
Ancak bunca katliama ve yıkıma rağmen, HAMAS’a boyun eğdirememiştir. Trump’ın tehdit içeren açıklamasından sonra Netahyahu, mayıs ayında kabul etmediği ateşkes şartlarını, kabul etmek zorunda kalmıştır. Oysa mayıs ayındaki ateşkes şartlarını HAMAS kabul etmiş, bunak Biden ise bunu müjdeli haber olarak dünya kamuoyuna duyurmuştu. İşte mayıstaki bu ateşkes şartları, 7-8 ay gecikmeli olarak Netahyahu ve hükumeti tarafından 19 Ocak 2025 itibariyle kabul edilmiştir. Üç aşamadan ibaret olan bu ateşkesin maddeleri şöyledir:
Birinci Aşama
42 gün sürecek bu aşamada, şu hususlar uygulanacak:
1- Taraflar arasındaki askerî operasyonlar, geçici olarak durdurulacak. İsrail işgal güçleri, yerleşim yerlerinden doğuya ve sınır yakınındaki alanlara doğru çekilecek. Bu geri çekilme, 7 Ekim 2023 öncesi haritalara dayanılarak sınırdan 700 metre uzaklığa kadar gerçekleştirilecek.
2- İsrail’in askerî ve keşif amaçlı hava faaliyetleri, Gazze şeridinde, günlük 10 saat süreyle askıya alınacak. Esirlerin serbest bırakıldığı günlerde ise bu süre 12 saate çıkarılacak.
3- İsrail, birinci aşamada 250’si müebbet hapis cezasına çarptırılmış ve 7 Ekim 2023 sonrası tutuklanan yaklaşık 1000 kişiyi kapsayacak şekilde, toplamda 2000 Filistinli esiri serbest bırakacak.
4- Göçmenler, evlerine dönecek, işgal güçleri Gazze vadisinden çekilecek.
5- İsrail’in 7 esiri serbest bırakmasının ardından, anlaşmanın 7. gününde işgal güçleri, Reşid Caddesi’nden Salahaddin Caddesi’ne kadar olan bölgeden tamamen çekilecek. Bu bölgede bulunan tüm askerî noktalar kaldırılacak ve göçmenlerin evlerine dönme süreci başlayacak. Yardım malzemelerinin Reşid Caddesi üzerinden engelsiz geçişine izin verilecek.
6- Anlaşmanın 22. gününde işgal güçleri, Gazze şeridinin ortasındaki “Netzarim Ekseni” ve “Kuveyt Kavşağı” gibi bölgelerden, sınır yakınlarına çekilecek ve askerî tesisler tamamen kaldırılacak.
7- Refah Sınır Kapısı, birinci aşamanın başlamasından 7 gün sonra açılacak ve günlük 600 kamyonla yardım malzemesi getirilecek.
Esir ve Tutuklu Değişimleri
8- HAMAS, 33 İsrailli esiri serbest bırakacak. İsrail de her İsrailli esir karşılığında, 30 Filistinli çocuk ve kadını serbest bırakacak.
9- Esir değişimi, anlaşmanın ilk gününden başlayarak haftalık olarak planlanacak.
Ek Önlemler
1- BM ve uluslararası kuruluşlar, Gazze şeridinde, insani yardım çalışmalarını sürdürecek.
2- Altyapı yeniden inşa edilmeye başlanacak, geçici barınma merkezleri oluşturulacak.
3- Refah Sınır Kapısı’ndan hasta geçişlerine ve ticari faaliyetlere kolaylık sağlanacak.
İkinci Aşama
42 gün sürecek bu aşamada:
1- Kalıcı bir barışın sağlanması hedeflenecek.
2- İsrail, Gazze şeridinden tamamen çekilecek.
3- Esir değişimi devam edecek.
Üçüncü Aşama
42 gün sürecek bu aşamada:
1- Taraflar, ölülerin naaşlarını ve kalıntılarını değiş tokuş edecek.
2- Gazze’nin yeniden inşası için 3 ila 5 yıl sürecek bir plan uygulanacak. Bu süreçte evler, altyapı ve binalar yeniden inşa edilecek, zarar görenlere tazminat sağlanacak.
3- Tüm sınırlar açılacak ve mal ile insan hareketliliği serbest hâle getirilecek.
Mevcut anlaşmada ABD, Mısır ve Katar ile birlikte, ölü ya da diri, tüm rehinelerin serbest bırakılmasından sonra kalıcı bir ateşkes sağlama sözü vermiştir.

Siyonist İsrail Ateşkesle Mağlup Olduğunu Kabullenmiştir.

Yahudi Netanyahu ve hükûmetinin, bu ateşkesle hedef olarak belirlediği hiçbir amacını gerçekleştiremediği ortaya çıkmıştır. Netanyahu, tam anlamıyla bir fiyaskoyla karşı karşıya kalmıştır. Çünkü bebekler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar katledilmiş, Gazze yerle bir edilmiş ama HAMAS, İzzeddin El-Kassam Tugayları ve diğer direniş örgütleri, hâlâ dimdik ayaktadır. Elbette çok güzel insanlar; İsmail Heniye, Salih Aruri, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf ve beraberindekiler şehit edilmiştir. Bu, hiçbir zaman HAMAS’ın bittiği, çökertildiği anlamına da gelmez. Nitekim HAMAS’ın kurucusu, ilk lideri Şeyh Ahmet Yasin, 22 Mart 2004’te şehit edildiği hatta Şeyh Ahmet Yasin’den hemen sonra yerine gelen Abdülaziz Rantisi bir ay bile geçmeden 17 Nisan 2004’te şehit edildiği zaman da HAMAS bitti, artık ayağa kalkamaz denilmişti. HAMAS, dolayısıyla Gazze, dökülen şehit kanlarıyla yeniden ayağa kalkmış ve sadece Siyonistlere değil, doğulu ve batılı bütün küfür güçlerinin suç ortaklığıyla 471 gün devam eden soykırıma rağmen, yenilmezliğini dünya âleme bir daha göstermiştir.
Bu, rehinelerin görkemli takasında açıkça görülmüştür. Ne muhteşem görüntülerdi. Nitekim her bir takas, stratejik bir aklın eseri olarak ortaya konulmuştur. O arabalar, düzenlenen platformlar, Siyonistlerden ele geçirilen silahlar, özellikle de Yahya Sinvar’ın evinin ve Muhammed Dayf’ın fotoğrafının önünde takasın gerçekleştirilmesi, sadece Siyonist katillere değil, aynı zamanda destekçisi, küresel güçlere de bir meydan okumaydı. Biz yenilmedik, ayaktayız, korkmuyoruz tavırları, düşmana korku verirken Müslümanların da göğsünü kabartmıştır. Üstelik havada emperyal güçlerin keşif uçakları, Siyonistlerin dronları, karada Şin Bet ve MOSSAD başta olmak üzere, eli kanlı Batılı istihbarat örgütlerine rağmen, o teslim törenlerini gerçekleştirmeleri, sadece Müslümanların değil, bütün mazlumların takdirini kazanmıştır.
Ya rehinelerin teşekkürleri, giyimleri, duruşları? Sanki bir eğlence yerinden ya da bir tatil beldesinden dönmüş gibiydiler. Rehinelerin rahat tavırları, Kassam Tugaylarıyla selamlaşmaları, onlara teşekkür edişleri Siyonist İsrail’in ve destekçisi Batılıların, dünya kamuoyuna sundukları değerler sistemini yerle bir etmiştir. Ayrıca Kassam Tugaylarının rehinelere davranışı ile Siyonistlerin Filistinli mahkûmlara davranışı arasındaki fark, Batılıların karanlık yüzünü de açığa çıkarmıştır.
İzzeddin El-Kassam Tugayları sözcüsü Ebu Ubeyde, ateşkesle ilgili şu açıklamada bulunmuştur: “Halkımız, 471 gün boyunca hürriyeti ve kutsal değerleri için benzeri görülmemiş fedakârlıklar yaptı. Aksa Tufanı Harekâtı, Gazze’nin eteklerinde başladı ancak tüm bölgenin çehresini değiştirdi ve işgalle olan çatışmada, ortaya yeni denklemler çıkardı. Gazze’nin dört bir yanında, tüm direniş gruplarıyla tek vücut hâlinde işgale karşı cihat ettik ve onlara ölümcül darbeler indirdik. Mücahitlerimiz, cihadın son saatlerine kadar büyük bir kahramanlık ve cesaretle savaştı. Şüphesiz biz, imkânsız şartlarda mücadele ediyoruz. Askerî yeteneklerin ve savaş ahlakının eşit olmadığı bir savaşla karşı karşıyaydık. Bu cihadın büyüklüğü; liderleri İsmail Heniye, Salih El-Aruri ve Yahya Sinvar’ın başını çektikleri şehit konvoylarının, şehadete yürüyüşleriyle açıkça görülüyor. Bu cani düşman, bölgedeki belanın köküdür. Tüm çabalar ve hedefler, bu belanın nasıl engellenebileceğine dönük olmalı. Biz ve diğer direniş grupları, ateşkes anlaşmasına tam bağlılığımızı ilan ederken tüm bu bağlılığın düşmanın taahhüdüne bağlı olduğunu da vurguluyoruz. Ümmetimizin her kesiminden milyonlarca destek mesajı alıyoruz. Biliyoruz ki biz, sizden; siz de bizdensiniz. Halkımızın çektiği büyük acıları hissediyoruz. Tüm fedakârlıklar, bu toprakları, insanları ve mukaddes mekânları hürriyete kavuşturmanın bedelidir. 15 aydan fazla bir süredir, yeryüzü ile gökyüzü arasında, muazzam bir şehit kafilesi sunduk. Ticaretiniz kazandı, ey şehitlerimiz, ey sabırlı ve kararlı halkımız. Bu büyük fedakârlıklar ve kanların bir amacı var, boşa gitmeyecek, asla zayi olmayacak…” Uzun açıklamanın bazı bölümlerini aldık. Ebu Ubeyde, bu açıklamasıyla muzaffer bir komutanın, sahabe tavırlı bir mücahidin tavrını göstermiş olması açısından çok önemlidir. Çünkü bu açıklamasını kibirden/gururdan uzak mütevazi bir tavırla yapmıştır.
Ya kuzeye doğru giden on binlerce Gazzeli Müslüman’ın sergilediği tavır? Sanki düğüne gidiyor, sanki en sevdiğine kavuşmaya giden âşık gibi gidiyorlardı. Ne muhteşem bir yürüyüş; kucağında yeni doğmuş çocuğuyla, yaralı ve iki kişi arasında gitmek zorunda kalanıyla, yürüyemeyecek kadar yaşlı olanıyla, sırtına bir parça aldığı eşyasıyla velhasıl kızıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla km’lerce devam eden bir yürüyüş… Tarih, zorla değil, sevinçle giden bir halkın böyle bir yürüyüşünü göstermiş midir acaba? Bu halk; dayalı döşeli, kaloriferli, bağı, bahçesi olan bir yere mi gidiyor? Hayır. Onlar da çok iyi biliyorlar ki evlerinin yerinde moloz yığınlarını bile bulmaları mümkün değil. Çünkü Siyonist çapulcular, kıymetli neleri varsa çalıp çırpmışlar, evlerinden geriye kalan molozları da bir başka yere taşıyarak evlerinin yerini belli belirsiz hâle getirmişlerdir. Ama onlar, bunu bile bile, güle oynaya gidiyorlar. Ve şunu da diyorlar, bizler evlerimizden kalan molozların üzerine kuracağımız derme çatma çadıra benzer yerlerde kalacağız ama buna rağmen, topraklarımızı asla terk etmeyeceğiz, öleceksek de topraklarımızda öleceğiz.

İsrailli Rehineler

Peki ya serbest bırakılan İsrailli rehineler? Rehinelerin bir kısmı, Kassam Tugaylarına evlerine gittikten sonra teşekkür mektubu yazmışlardır. Bu mektuplarında HAMAS’lıların kendilerine çok iyi baktıklarını ama kendi hükûmetlerinin kendilerini öldürmeye çalıştığını belirtmişlerdir. Siyonist İsrail’in zindanlarında bırakılan mazlum Filistinli mahkûmlar ile HAMAS’ın bıraktığı rehineler arasında yapılacak bir mukayese bile Siyonistlerin esirlere karşı davranışlarının, insanlıkla bağdaşmadığını gösterecektir. İşte bu nedenle, bırakılan rehinelerin yazdıkları mektuplar sadece Siyonistlerin değil, bütün küresel küfür güçlerinin de kirli ve kanlı yüzlerini göstermesi açısından çok önemlidir. Gelecekte dünya siyasi tarihinde yer alacak bu mektuplar, Siyonistlerin ve arkasındaki küresel güçlerin karanlık yüzlerini göstermesi açısından da önemlidir.
Bu mektuplardan birisi, ABD-İsrail çifte vatandaşı Kieth Siegel’e aittir. Siegel’in mektubu şöyle:
“Kassam Mücahitlerine
Benim adım Keith Siegel ve Gazze’de esir tutulan İsrailliyim. 7 Ekim 2023’ten, 1 Şubat 2025’e kadar Gazze’de esir olarak bulundum.
Beni esir tutan mücahitler, bu süre boyunca bütün temel ihtiyaçlarımı karşılamaya özen gösterdiler. Yiyecek, içecek, ilaç, vitamin, göz tedavisi ve tansiyon ölçüm cihazı gibi birçok ihtiyacımı sağladılar.
Ayrıca kendimi kötü hissettiğimde bana bir doktor getirdiler ve tedavi görmemi sağladılar.
Gıda ve beslenme konusundaki taleplerime titizlikle cevap verdiler. Hatta bana sağlık durumuma uygun yiyecekler (bitkisel beslenme, zeytinyağı gibi) temin ettiler.
Gardiyanlar bana, son derece iyi davrandılar. İsrail hükûmeti ve ordusunun, eğer Kassam mücahitlerinden biri, eline esir düşseydi ona aynı insani muameleyi göstereceğini sanmıyorum.
Beni özgürlüğüme kavuşturmak için bir anlaşmaya varılmadı fakat yeniden aileme ve ülkeme dönebildiğim için mutluyum. Esaret sürecinde hiçbir fiziki işkenceye veya şiddete maruz kalmadım.
Bu süre boyunca bana insanca davranan mücahitlere teşekkür etmek istiyorum.”
Diğer rehineler de benzer mektuplar yayınlamışlar. Bunlardan birisi de Danielle Aloni idi. HAMAS tarafından bırakılan bu rehine de HAMAS’a teşekkür eden ve kendi ülkesini suçlayan, iki sayfalık mektup yazmıştır.
Serbest bırakılan İsrailli 4 kadın asker, Siyonist katillerin gözlerinin içine bakarak dünya kamuoyuna Arapça olarak Kassam Tugaylarına teşekkür etmişlerdir. Mücahitlerin kendilerini, İsrail bombalarından koruduklarını söyleyen İsrailli askerler, şu ifadeleri kullanmışlardır:
“Bize iyi davrandılar. Yiyecek, içecek, elbiseler iyiydi. Bizi bombalamalardan korudukları için, onlara teşekkür ediyoruz.”
Refah Sınır Kapısı üzerinden serbest bırakılan iki kadın esirden Lifshitz, HAMAS tarafından rehin olarak götürüldükleri yerleri ve kendilerine davranışlarını şöyle anlatmıştır: “Önce 25 kişinin toplandığı büyük bir salona vardık ve birkaç saat sonra insanları ayırıp ayrı bir odaya koydular. Bize bağlı bir doktor vardı ve birkaç günde bir, neler olup bittiğini görmeye geliyordu. Doktor, mutlaka ilaç getiriyordu. Toplamda beş kişiydik ve her birimizin başında bir koruma vardı. Davranışları iyiydi, bizimle tüm ayrıntılarıyla ilgilendiler.”
Lifshitz, “(Kassam Tugayları) Bize Kur’an’a inanan insanlar olduklarını ve bize zarar vermeyeceklerini söylediler. Tünellerdeki kendi koşullarının aynısını bize de sağladılar. Biz de tıpkı onlar gibi, ekmekle beyaz peynir ve salatalık yedik.” diye konuşmuştur.
Rehinelerin mektupları ve konuşmaları, Siyonist katilleri kudurtmuştu. Nitekim Uluslararası Ceza Mahkemesinde soykırım suçuyla yargılanan Yahudi eski, savunma bakanı Yoav Gallant’ın “İşkence gibi, seyredilecek gibi değil.” dediği esir tahliye görüntüleri ile Kassam Tugaylarının dünya kamuoyuna, “Biz burada güçlüyüz ve hak, hukuk temelinde işimizi yürütüyoruz. Esirlere çok iyi davranıyoruz. İsrail, Gazze’yi tonlarca bombayla hedef alırken biz bu esirleri hem hayatta tuttuk hem de sağlık durumuna dikkat ettik.” mesajı vermişlerdir.
Kassam’ın İsrail’e ise “Siz burayı, Hiroşima’dan daha fazla bombaladınız ama biz, bu esirleri sağ salim buraya getirebiliyoruz, bunun da propagandasını yapıyoruz. Size yenik düşmeyeceğiz.” mesajını iletmişlerdir.
Sonuç olarak
İmzalanan bu ateşkeste, Yahudilere asla güvenilmemelidir. Bunu en iyi bilen Filistin halkı ve İzzeddin El-Kassam Tugaylarıdır. Ancak ateşkes olsa da olmasa da bundan sonra devam etse de etmese de galip gelenler; katledilmelerine, sığınacak evleri, yiyecek ekmekleri, tedavi olacakları hastaneleri olmamasına rağmen, Gazze halkıdır, İzzeddin El-Kassam Tugaylarıdır. Çünkü onlar, sadece Allah’a dayandılar ve ona sığındılar. Ondan yardım dilediler. Allah da “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.” diyenleri yardımsız bırakmamıştır.
Gazze halkını tebrik etmek için, hiçbir cümle kifayet etmez. Sabırlarının ve direnişlerinin karşılığını Rabbim, elbette kat kat verecektir, inşallah! Ama bilinmelidir ki Gazze halkı, bu direnişi ile sadece Müslümanlara değil, bütün dünyaya çok önemli bir ders vermiştir. Bu ders, nesillerden nesillere anlatılacak ve asla unutulmayacak, unutturulmayacak bir derstir. Ne mutlu onlara!
Gazze halkının, bu duruşunun sonucunda elde ettiği, bir zafer midir? Elbette bir zaferdir. Zaferin, ille de dünyevi anlamda bir sonucu olmak zorunda değildir. Çünkü bugünleri görmeyen İzzeddin El-Kassam, Şeyh Ahmet Yasin, Abdülaziz Rantisi, Yahya Ayyaş, İsmail Heniye, Yahya Sinvar, Muhammed Dayf ve sayısız Filistinli Müslüman, bu zaferi zaten kazanmıştır. 7 Ekim’den sonra da bedenleri parçalanmış; bebekler, çocuklar, yaşlılar ve bu masumların parçalarını toplayan analar, babalar, kardeşler de bu zaferi çoktan hak etmişlerdir.
Arap Baharı ile yarım kalan ve Aksa Tufanı ile başlayan bu sarsıntıyla Sisi’den başlayarak Muhammed Bin Selman, Muhammed Bin Zayed gibi diğer iş birlikçi, hain yöneticilere, diktatör Beşşar Esad gibi sıra gelecektir. Muhtemeldir ki bu iş birlikçi hainler, şimdiden kaçış için hazırlık bile yapmaya başlamışlardır.
Aksa Tufanı ile Gazze halkı, ümmetin uyanışına vesile olmuştur. Zaten Gazze, dolayısıyla Filistin halkı –iş birlikçi Mahmut Abbas ve taraftarları hariç- on yıllardır ümmetin onuru ve haysiyetini kurtarmak için mücadele etmekteydi. İlk kıblemiz, Mescid-i Aksamız, Siyonistler tarafından halen bütünüyle kirletilememişse bu, Filistin’in yiğit mücahit ve mücahideleri sayesinde olmuştur.
Ne mutlu onlara!

Ali KAÇAR

GRUBA KATIL