Ezgi ve Marşlarla Yağmurun İzini Sürerken…
Arşiv Genel Yazarlar

Ezgi ve Marşlarla Yağmurun İzini Sürerken…

Yüce Allah’a, hamd u sena; biricik örneğimiz, rehberimiz ve öğretmenimiz Rasulullah’a salât u selam olsun.
Yağmur… Rahmetin toprağa hayat veren o ıslak, o tertemiz yüzü.
Nisan ayındayız. Baharın tam da ortasında. Yağmurun adıyla birlikte anıldığı bahar ayıdır nisan. Ve o meşhur isim tamlaması: Nisan yağmurları. Başka aylarda yağmur yağmaz mı ki yağmur, nisan ayına hasredilmiş! Yağmur, asıl anlamını nisanda kavrıyor işte.
Şimdi dışarıda ince ince, tel tel, nokta nokta tanelerini düşürüyor yeryüzünün bağrına yağmur. Onu izlemekle insan, ferahlık hisseder, huzura erer. İzlerken, dalar da gider. Daldığı yerden göl göl dirilişe geçer. Tefekküre sevk etme özelliğine sahiptir yağmur. Rahmet desenli düşünce tomurcukları nükseder damla damla.
Toprağa verdiği neşeyi seyre koyulmuşken, aklıma; yağmurla anlam bulan, yağmura anlam sunan ezgiler/marşlar akın etti birer birer. Düşen tanecikleri ezgiyle selamlamak, yağmuru da mest etmiş olsa gerek. Belki de pek karşılaşmadığı bir durumdur bu. Sanırım, bugünkü yağış mesaisinden ayrı bir lezzet alarak çekilmiştir göklerdeki yuvasına.
“Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım”
Öncelikle zihnimde hareketlenip dilime düşen, “Yağmur seni bekleyen bir taş da ben olsaydım/ Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım/ Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım/ Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım” ezgisi oldu Esat Aydoğan’ın yorumuyla. Aynı zamanda, aynı şiirin farklı iki yorumu daha var benim bildiğim: biri Taner Yüncüoğlu ustanın “Serzeniş” albümünde gazel şeklinde okuduğu ‘yağmur’ ve bir diğeri de Said Yıldız ve Abdusselam Bilgin’in “Arayışın Türküsü/Nevbahar” albümlerinde seslendirdikleri ‘yağmur’. Malumdur ki şiirin şairi Nurullah Genç. Yazan güzel yazmış, iyi yazmış, doğru yazmış; ya okuyanlar? Okuyanlara da en az yazan kadar diyecek çok söz var; yüreklerinden yükselttikleri samimiyetleriyle seslerine ses vermişler. Yağmur şiiri, Rasulullah’a (sav) yazılmış, ona doğru yöneltilen özlem yağmurlarını bildiren en soylu naatlardandır.
“Nisan yağmurları gibi yağar üstümüze rahmet”
“Nisan yağmurları gibi yağar üstümüze rahmet/ Gelir kuşlar kanadında şehadet müjdemiz bizim” sözlerinin olduğu ezgiyi, doksanların ortalarında çıkardığı “Cihad Eri” albümünde söylemişti Muhammed Ali ve dinleyenlerinin umudunu hala diri tutmaya devam ediyor. (Muhammed Ali, Özlem Ajans çatısı altında Müslümanca duyarlılıkla ezgi/marş çalışmaları yapan bir sanatçıdır.) Andığımız ezgi çalışmasında da belirgin bir yağmur kokusu, rahmet koşusu hâkim. Bu gidiş şehadete ayarlı; ne güzel!
“Yağmurlardan sonra büyürmüş başak”
Gelelim, Selçuk Küpçük’ün “Tebessüm Provaları” albümünde seslendirdiği ‘İstanbul’ ezgisinin arasına ustalıkla serpiştirilen Abdullah Çevik’in yorumladığı Sezai Karakoç’un Monna Rosa’sına ve ondaki “yağmurlardan sonra büyürmüş başak”a. Dinleyenlerini düşüncelerle ıslatan yılların ezgisi ve şiiri. Küpçük, kendisiyle yapılan bir söyleşide, -anımsadığım kadarıyla- Monna Rosa şiirinin albüme alındığından habersiz olduğunu belirtiyordu. Ama hem albüme hem de ezgiye iyi yakışmış; haber vermeyenler sağ olsunlar! Bilgisi dâhilinde olsaydı, kabul etmezdi belki Küpçük, üstad Sezai Karakoç’a olan saygısından ötürü.
“Yağmur yağmur yetimiz gittiğin günden beri”
Son olarak, anmadan geçilmeyecek yağmur motifli bir ezgiyi daha sözlerimize katalım: Ahmet Savran’ın Grup Özlem (Selami Güneş, Muhammed Ali ile birlikte) olarak çıkardıkları “Bu Ne Sessizlik” isimli albümlerindeki Kokusu Muhammed Olsun ezgisi. O ezgide “Yağmur yağmur yetimiz gittiğin günden beri/ Keşke nurlu doğumun bir daha oluverse/ Sarıvermiş bu ehvan âlemi göğü yeri/ Duam Hira’ya melek bir daha iniverse’ diyerek Allah’ın Rasulü Hz. Muhammed’e (aleyhi’s-salât u ve’s-selam) olan özlemlerini bildiriyor. Öyle bir bildiriş ki o yağışı hücrelerinizde hissedip yüce Allah’ın rahmetinden kaçmamaya; bilakis bizzat sırılsıklam onu kuşanmaya dalıyorsunuz, kandıkça kanıyorsunuz ve öylece kalakalıyorsunuz.
Yağmurun izini, ezgi ve marşlarla sürmeyi, onu bir de böyle ve buradan anmayı, anlamayı yeğledik. Söz konusu eserler, andıklarımızla sınırlı değil elbette. Hatırımıza getiremediklerimizi de konunun ilgilisi ekleyip eksiğimizi tamamlamış olursa kendimizi bahtiyar sayarız.
Sözümüzün sonu; bu güzel bahar vakitleri, Müslüman’ım diyenlerin yeniden dirilip direnişe geçişi, mazlum-mustazaf kardeşlerimizin kurtuluşu, azgın zalim ve kâfirlerin ebediyen yok oluşu olsun. Âmin.
Fatih PALA
fatihpalafatih@gmail.com

GRUBA KATIL