“Cennet, Anaların Ayakları Altındadır”
Arşiv Yazarlar

“Cennet, Anaların Ayakları Altındadır”

Eski çağlarda ve hemen hemen bütün toplumlarda, İslamiyet’in haricinde kadının hiçbir hak ve değere sahip olmadığı yaygın bir görüştür. Eski Çinlilerde kadın, kocasının kölesi sayılırdı. Kocası ve çocuklarıyla birlikte yemeğe oturmazdı. Ayakta durur, onlara hizmet ederdi. Mısır’da başlangıçta kadınlar erkeklerle aynı haklara sahip idiyseler de bu fazla uzun sürmemiş, Firavun’un emriyle yine köleleştirilmişlerdir. Uygarlığın beşiği olarak gösterilmek istenen Yunan’da ise kadının kölelerle bir tutulduğunu görüyoruz. Eski Roma’da ise kadın, babasından kocasına aktarılan bir maldı. Yahudilikte de kadının hiçbir değeri yoktur. Yahudilerin her sabahki dualarında şu cümleler geçmektedir: “Ezeli ilahımız, kâinatın kralı, beni kadın yaratmadığın için sana hamd olsun.” Kadını aşağılama geleneğinin Hıristiyanlıkta daha da güçlendiğini görüyoruz. Batı ve Avrupa’da bunların örneklerini fazlasıyla görüyoruz. Cahiliyede de kadının yaşam hakkı yoktur. Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiği zaman, kederlenerek yüzü simsiyah kesilirdi. Kız çocuklarına en kötü muamelede bulunulur, mirastan pay verilmez, evlilik konusunda seçim hakkı tanınmazdı ve daha birçok örnek zikredebiliriz.
Hiçbir değere sahip olmayan kadının, İslam ile yüzü gülmüş, hak ettiği değer verilerek, hakları ayetlerle güvence altına alınmıştır. İslam ile kadın hak ettiği değere ulaşmıştır.
Bazen çağdaşlıkla, bazen feministlikle kandırdılar kadınları. Modern çağ dediler adına, yeniden ölçü belirlemeye kalktılar. Demokrasi dayatması yaptılar. “Sen özgürsün!” diye fısıldadılar kulağına. “Eşitsin” dediler, erkeğe boyun eğmek zorunda değilsin, dediler. Ekonomik özgürlüğün olmalı, dediler. Dediler de dediler…
Aslında kadına, kendi belirledikleri ölçüleri kabullendirme derdindeydiler. Allah’ın emrettiği ilahi sistemde kadının izzet ve iffeti vardı. Allah’ın belirlediği haklar ve verilen görevler, hiç kuşkusuz kadın için dünya ve ahiret saadeti sağlar. Bütün bunlar, kadınların dünyada sömürülmemesi, istismara uğramaması, ezilmemesi ve hak ettiği değerin verilmesi içindir.
Kadın dediğimiz zaman, elbette herhangi bir kadından bahsetmiyoruz. İman eden ve imanının gereğini yerine getiren kadındır aslında bahsimize konu olan. İman; kalbin kesin tasdiki, dilin ikrarı ve azaların da şahitliği ile meydana gelen bir olgudur. Mümin kadın da Peygamberimizin (s.a.v) çağrısını duymuş, anlamış, kabul etmiş ve gereği için çalışan, gayret sarf eden ve gereğini yaşayan kadındır.
Mümin kadın, sıradan bir kadın değildir. Onun ayrıcalıklı olduğunu Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Siz, herhangi bir kadın gibi değilsiniz.”
“Sizin farkınız var” diyor Allah (cc). Bu farklılık, davranışta, ahlakta, kültürde, yaşam tarzında, düşünce dünyasında, bakış açısında kendini gösterir. Mümince bakar hayata. Mümince değerlendirir meseleleri. Mümince çözer sorunları. Mümince halleder işlerini. Hayatı ciddiye alır. Mümin kadın, tercih ettiği kimlik sayesinde birtakım vasıflar kazanır. Birtakım sorumluluklar yüklenir omuzlarına. Kulluğunun gereğini yapar.
Mümin kadın, ailesini göz ardı etmez. Aile, toplumun en küçük fakat en önemli birimidir. Aile bozuksa toplum bozuktur. Toplum bozuksa, devlet bozuk olur. Bu nedenle ‘beşik sallayan eller, dünyayı sallar’ denmiştir. Çünkü o eller, toplumun önüne düşecek, uyuyan ümmeti ayağa kaldıracak yiğitleri yetiştirir. Hele bir de şu söze kulak verin: “Söyleyin anama ölecek çocuklar doğursun…”
Mümin kadının kurduğu ailenin temelinde, tevhid vardır ve o evde yalnızca Allah’ın dediği olur: “Hüküm yalnız Allah’a aittir.”
Mümin kadının kurduğu ailede, takva vardır. Allah’ın koyduğu sınırlar o evde titizlikle korunur.
Mümin kadının evinde, teslimiyet vardır. Allah’ın “dur” dediği yerde durulur o evde.
Mümin kadının evinde, terbiye vardır. Allah’ın koyduğu haklar, edepler, ifa edilir o evde.
Tevekkül vardır. İmtihan gereği başa gelen musibetlere karşı sabır vardır o evde.
İslam’ın öngördüğü aile modeli; huzur yeridir, kıblegah yeridir, karargâh yeridir.
Mümin kadının ilimsiz olması düşünülemez. İlim ehli olması için önünde o kadar çok örnek vardır ki… İlimsiz bir kadının elinde yetişen nesil, tam bir felakettir. ‘Analık ilmi’ gibi dava kadınına lazım olacak ilimleri tahsil eder. Faydasız ilimlerden Allah’a sığınarak faydalı ilimlere yönelir. “Fakat onlardan ilimde derinleşip sana indirilene, senden önce indirilene iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren müminlere, Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş olanlara; işte onlara, çok büyük bir mükâfat vereceğiz.”
Mümin kadının hayatı programlıdır. Hayatı programlarken de davet çalışması birinci sırada olmalıdır. Zira hesap günü el becerilerinden, yemek tariflerinden, örgüden, kazaktan değil de davette yer alıp almadığından, hayatını, gençliğini, ömrünü nelere, nerelere harcadığından hesaba çekilecektir. Mümin kadının davet çalışması, hayatın birinci gündem maddesidir ve her halde, her fırsatta çaba sarf etmek zorundadır.
Her ne kadar modern dünya bunun tam tersini söylese de Mümin kadın, öncelikli yerinin evi olduğunu unutmamalıdır: “Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp saçıldığı gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Peygamber’ine itaat edin. Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Allah, sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister.”
Modern dünya, kadına asiliği dayatsa da Mümin kadının, iyi kadınlardan olduğunu Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Saliha kadınlar, itaatkârlardır. Allah’ın kendilerini koruması sayesinde onlar da gaybı (namusu, eşinin malını-mülkünü ve haklarını) korurlar.”
İslam’da kadın, haddini Allah’tan alan, huzuru yuvasında arayan, evinde vakarlı oturan, dışarı hayat ile ev arasında denge kuran bir kadındır.
Cennet, anaların ayakları altındadır. Çünkü onların eğitiminden geçen nesiller, adaletin yeryüzündeki temsilcileri olarak zulmün başına bela olurlar.
Cennet, anaların ayakları altındadır. Çünkü onların elleriyle mücahitler yetişir. Ve onlar da küfrün korkulu rüyası olurlar.
Cennet, anaların ayakları altındadır. Çünkü onlar, önce cennetlerini yüreklerinde taşırlar.
Kısaca ‘Cennet, anaların ayakları altındadır.’ Çünkü onların elleriyle kul yetişmektedir.
Cennetleri yüreklerinde taşıyanlara selam olsun…
Harun AKÇA

GRUBA KATIL