Bazı kıyamlar gereklidir İslam için. Sürekli olacağına inanılan, sahte söylemlerle kirletilmeyen, diri ve hür kıyamlar… Zincirlerinden kurtulmuş, sayısız ölümü eskitmiş, tüm parçalanmışlığına rağmen, gözünü kırpmadan her hedefe kendini siper eden kıyamlar.
Kıyamla kendini yücelten insan, soğuk şehirlere güneşi indirme gayretindedir ancak. Kabul edilmiş batılı, dininin tezatıyla alaşağı eder. Kalbinin hafızası yolunu çizdiğinde tüm varlığı artık, plastik zamanlardan sıyrılmıştır. Yontulmuş cesaretler, inancıyla yoğrulan ömründe yer almaz. Dininin yaşatılması gereken her merhalesini, batılın dehlizlerine dalmadan, fıskın kuyularına düşmeden aşar.
İnsan, bilgisiyle elde ettiği her şeye kıymetle yaklaşır. Çünkü bilgi değerlidir, öğrenmek değerlidir. Dünyayı kurcalayan safsatalara karşı hafızasında cevaplar bulunması, kişiye kıymet kazandırır. Bildiğiyle hareket eden, bildiğini cesurca söyleyebilen herkes, arzın karmaşasına güçlü bir yumruk indirir. Kıyıda köşede biriken öfkeleri toparlayıp her birini aşağılık güçlerin üzerine salar. Bilgiyi üzerinde taşımak, insanı doğru ile yanlışın ayırdına vardıran bir kuvvete ulaştırır. Uçurumda yer alan karanlıkları, ebabillerle müjdeleyip Nur‘un eteklerine taşır. En önemlisi bu bilgi, inancının izini taşıyan bir bilgiyse eğer; okuyup yazmak, okuduğunu haykırmak ve yazdıklarının çığlıklarını her yere duyurabilmek, çağları aşan bir sedayı da beraberinde getirir. Güneş, her doğuşunda önce o kutlu ümmete selam verir. Vahyin bilgisini kuşanmış topraklara sayısız sevinçler uçurur. Selametle dolup taşar İslam’ın yeşerdiği her belde. İşte bilgi ve bilgiyi doğuran okuma eylemi, fıskın kelepçelerinden kurtulması için, fırsatların en yücesidir Müslüman’a. Sonsuzluğunu dahi kurtaran bu fırsatı, inancını kemale erdirme arzusunda olan hangi mümin reddeder ki?
Korkuları yenen, perişanlığı yutan kutlu bir davanın emrindeyiz. Gökyüzünde uçuşan her kuş, bizi ummana sürüklerken düşüncemiz, her daim imanımıza yönelik. İnancımıza sıkılan her kurşun, sanki can damarımıza isabet etmekte. İslam, yalnızca bizim İslam’ımız. Ona sahip olmayan, emirlerini tanımayan, ehemmiyetini kavrayamayan, ona layık olmamanın aczini apaçık üzerinde taşıyan insan artıkları yerlerinde duramazken adımlarımız hızlanmıyorsa eğer bırakın bilgiyi kuşanmayı, bu sevdanın kıyısından bile geçememişiz demektir.
Gücünü Nebi’den (sas) alan her yürek, kara bulutları yeryüzünden çekecek
İslam, değersiz kılınmaya çalışılan, yok sayılan, ezilen bir dine dönüştürülmenin eşiğine yaklaşıyor zaman zaman. Sözünü ettiğimiz insan artıkları, her fırsatta feri alınmış zekâlarıyla dinimizin kutsiyet bahşettiği her şeye kazık çakıyorlar. Haykırdığımız, haykırmaya mecbur olduğumuz her cümle, onların keyiflerini kaçırıyor. Elde ettikleri her şeyin gökten zembille indiğini sanan bu necis nefisler, Allah’ın nurunu söndüreceklerini, Kur’an’ı susturacaklarını; dini, yalnızca kültür kalıntısı hâline getireceklerini sanadursunlar bakalım. Gücünü Nebi’den (sas) alan her yürek, bu kara bulutları yeryüzünden bir bir çekecek. O zaman önünü kapatmaya çalıştıkları, çarpıtmaktan çekinmedikleri her ayet, azapların en yücesiyle yüzlerine çarpacak.
Zamanın tanığı olmak, biraz da yalnızlığı gerektiriyor. Yalnız olmak ise dert sahibi olmayı. İslam, nasıl ki peygamberine, bir başınalığı öğrettiyse biz, mümin kimliğini korumaya çalışanlar da onun izini takip ederken terk edilmenin ne demek olduğunu öğrenecek; taşlanmanın, işkence görmenin, kendi yurdunda aciz kalmanın kaçınılmaz zehrini tadacağız. Bize öğütlenen bilgiyi öğütecek, o zehir, vücudumuza yayılmadan iyileşecek ve iyileştireceğiz. Yüzümüz çizgilerle dolmadan, Hira‘yı arzulayacak raddeye gelmeden terk etmeyeceğiz cepheyi. Çelme takanlara inat, zamanın çarkını tersine çevireceğiz. İnşallah…
“De ki dosdoğru yol, Allah’ın gösterdiği İslam yoludur.” (Bakara, 120).
Rüveyde Bera PALA

Follow