Yaşadığımız topraklarda aziz ve yüce dinimiz İslam’ın neşv u nema bulmasının serüveni, hemen hemen bütün Müslümanların gündeminde zaman zaman yer edinmiştir. Kendisiyle izzet ve şeref bulduğumuz dinimiz İslam’ın hayatın her anında ve her alanında söz ve hüküm sahibi olması için mücadele vermenin, bu derdi taşımanın bir ifadesi olan İslami Hareket, Türkiye sathında kimlerin gönüllerinde gerçek manada yer edindiğinin, kimlerin omuzlarında gerçek manasıyla taşındığının bir göstergesidir.
İslami hareket, daha çok amaçlı olan, birlikteliği olan, gelişigüzel olmayan bir oluşum, bir hareket içeriğine sahiptir. İslami hareket, Kur’an ve sünnet kaynaklıdır. Buna dayanır, bunun üzerine hareket eder, İslami hareket mensupları. İnsanları kullara kulluktan, sadece yüce Allah’a kulluğu ifade eder, İslami hareket. Ve bunun peşindedir, İslami hareket mensubu Müslümanlar. Özümüzle, sözümüzle bir olmak ve vasat ümmetliği gerçekleştirmenin bir adıdır, İslami hareket. İlkelerimizden ve taviz verilmemesi gereken bütün güzelliklerimizden taviz vermeden yürümenin, büyümenin adıdır İslami hareket. İnancımızı, İslam davasını son nefesimize kadar bir dava olarak, bir inanç olarak sürdürmenin adıdır, ta kendisidir İslami hareket. Son nefesimize kadar ve asla mevsimlik, belirli bir süreye kadar olmayan bir anlamın, bir ahkâmın adıdır, sanıdır, şanıdır İslami hareket.
Dilden kalbe, kalpten hayatın ta kendisine dokunan “İslami hareket”i, başka bir deyişle “İslami, tevhidi uyanış”ı, 14 Aralık 2025 Pazar günü Ankara’da bir grup dertli Müslüman, akıllara yeniden getirdi, gündeme tekrardan taşıdı. TDV Kocatepe Konferans Salonunda iki oturum hâlinde gerçekleşen Türkiye’de İslami Uyanış ve Problemleri üst başlıklı panel programının organizesi, Erdemliler Hareketi – Genç Birikim dergisine aitti. Alanlarında yetkin dört değerli ismin konuşmacı olarak katıldığı program, uzaktan yakından konunun ilgilisi pek çok kişi tarafından dikkatle dinlendi ve takdirle karşılandı.
Araştırmacı yazar Ali Kaçar, Prof. Dr. Celaleddin Vatandaş, Prof. Dr. Abdurrahman Ateş ve Doç. Dr. Vahdettin Işık’ın konuştuğu panelde; sunuculuğu, Yasin Topal; Kur’an-ı Kerim tilavetini, İbrahim Arslantaş; birinci oturumun başkanlığını, Dr. Ethem Karabulut; ikinci oturumun başkanlığını, Fatih Pala üstlendi.
İslami Hareket Engellenemez
Birinci oturumun ilk konuşmacısı olan Ali Kaçar, Tevhidi Uyanış ve Bilinçlenme Süreci başlıklı konuşmasında şunları ifade etti:
“1960’lı yıllara hatta 1950’li yıllara kadar İslam’ın ortadan kaldırılması, yani bireysel hayattan da uzaklaştırılması yönünde bir politika izlendi. Özellikle tek parti döneminde ve 1930’lu yıllardan itibaren uygulanan politikalara baktığımızda İslam’ın bireysel hayattan uzaklaştırılmasına dönük bir politika söz konusuydu. 1950’lerden sonra kontrol altında tutulabilecek bir İslami anlayışa izin verildi. Ama ilerleyen süreçte, özellikle 1970’li yılların ortalarından 1980’e doğru, yani 12 Eylül darbesine doğru o süreçte; artık kontrol edilemeyeceği anlaşılınca bu sefer İslam’dan nasıl yararlanabiliriz, nasıl istifade edebiliriz anlamında Türk-İslam sentezi, ılımlı İslam, İslamizasyon tarzındaki anlayışlar gelişti.
Asıl tevhidi uyanışın ya da İslami bilincin biraz daha gündeme gelmeye başlaması, dergilerle olmuştur. 1976 itibariyle ilk çıkan dergilerden biri, Düşünce dergisidir. Bu dergi, o dönemde, ilk olarak partiyle İslami mücadele verilmez anlayışını gündeme getirdi. Bu dönem, Düşünce dergisi ile birlikte artık bağımsız, müstakil, parti dışı bir çalışmanın bir de vatan, millet, darülharp, darülislam, İslam’da devlet gibi kavramların da yavaş yavaş gündeme getirildiği bir dönemdir. O dönem, yabancısı olduğumuz kavramlardı bunlar. Ama bu kavramları bugün kullanmıyor oluşumuzdan dolayı kavramların içinin boşaltılması ve gittikçe bu anlayıştan uzaklaşma durumu söz konusudur.
Daha sonra Hüsnü Aktaş’ın çıkardığı Yeni Ölçü dergisi, Sedat Yenigün’ün İslami Hareket dergisi var. İslami Hareket dergisi, İslami hareket engellenemez gibi bugün bile söylemekte neredeyse sıkıntı duyar hâle geldiğimiz sözleri, o dönemde çokça kullanırdı.”
Kavramsal netliği oluşturamazsak…
İkinci konuşmacı Celaleddin Vatandaş, İslami Harekette Kitleselleşme ve Toplumsallaşma başlığına sahip konuşmasında şunlara değindi:
“Müslüman olduğunu hâlbuki İslami noktada ciddi sorunları olmasına rağmen Müslüman olduğunu söyleme ihtiyacı hissedenlerin olduğu bir coğrafyada, bir toplumda bence İslami dediğimiz şey, kitleselleşmiştir. Ama o dönemde, kendi adıma söyleyeyim, Vahiyden Kültüre kitabını yazdım ve bunun geleneksel, kültürel bir İslam olduğunu anlatmaya çalıştım. Yani o Kur’an’a ve sünnete dayalı İslami anlayışın sulandırılmış, değiştirilmiş, dönüştürülmüş hâli olduğunu anlatmaya çalıştım kendi adıma.
Eğer bir kavramsal netliği oluşturamazsak… Bir 28 Şubat süreci yaşadık. Sırf inancından dolayı, başındaki -bunu hâşâ aşağılamak anlamında söylemiyorum- ama nesnel anlamda söylüyorum, bir metrekarelik hatta daha küçük bir bez parçasından dolayı, o bez parçasının nitelediği kişilik ve ahlaktan dolayı on binlerce hatta belki yüz binlerce kızlarımızın, kadınlarımızın emekleri zayi edildi, neredeyse Allah demenin yasaklandığı bir dönem yaşadık. Ama şimdi geldiğimiz noktaya bakıyorum, okullarda Kur’an-ı Kerim dersleri var, siyer dersleri var. Geçen hafta bir ilköğretim birinci sınıf okuma kitapları elime geçti, hemen hemen her üç sayfada bir oradaki resimler arasında başörtülü anne figürü var. Bugün hangi devlet dairesine giderseniz bir mescidin olduğunu hatta bir bakanlığın mescidinde nafile namazlar kılındığına bizzat tanığım çünkü öyle bir nafile namaz kılmaya denk gelmişim, ben de zannediyorum vakit namazı kılıyorlar onlar. Namaz uzadıkça uzadı, uzadıkça uzadı, sonra anladım ki nafile namaz kılıyorlarmış, tespih namazı kılıyorlarmış ve bu bir öğle saatinde. O zaman yine İslam toplumsallaştı, kitleselleşti mi diyeceğiz. Yani o kavramsal netleşmeyi oluşturmadan bütün yargılarımız farklı boyutlarıyla olumlu da değerlendirilebilir, olumsuz da değerlendirilebilir.”
Şehit, hayatıyla örnek olan insanın adıdır
İslami Harekette Savrulma ve Dönüşüm başlığıyla ikinci oturumun ilk, panelin ise üçüncü konuşmacısı olan Abdurrahman Ateş, şu noktaların altını çizdi:
“İslami harekette özellikle temsiliyet sorunu, belli başlı sorunumuz. Bütün zamanlarda var ama özellikle yaşadığımız bu dönemde çok daha fazlasıyla olan bir durum. Yani eylemsiz söylem ya da söylemin eyleme dönüşmemesi ya da dönüşememesi dediğimiz bir problem ile karşı karşıyayız. Allah Teâlâ, Müslümanları tanımlarken Bakara suresinin 143. ayet-i kerimesinde, Müslümanları tanımlarken “Siz Müslümanlar olarak bütün insanlık için şahit, Resul de sizin için bir şahit.” buyuruyor. Tabii bu kelimenin şahit olarak tercüme edilmesinde bu anlam oturmuyor elbette. Ama şahit kelimesinin asıl ve özgün anlamlarından birinin de model olmak, gösterge olmak, bir şeyin işareti, bir şeyin alameti, bir şeyin örneği, modeli olmak anlamına geldiğini dikkate aldığımızda Allah, Müslümanlara bir defa bir rol yüklüyor. Sizin göreviniz, sizin dışınızdaki bütün insanlar için model olmaktır, rol model olmaktır, örnek olmaktır. Peygamber de sizin için zaten bir modeldi ama siz de insanlar için. Yani insanlar size bakarak İslam’ı öğrenecekler. Kelam ederek değil, konuşmalarınıza bakarak değil, yaşantınızla bunu ortaya koyacaksınız ki insanlar size bakınca İslam’ın ne olduğunu anlasınlar.
Şehadet buydu. Hatta Allah yolunda öldürülenlerin şehit diye ifade edilmesinin nedeni de budur zaten. Ölüm biçimiyle alakalı değil, hayat biçimiyle alakalıdır. Yani şehit, ölen insanın adı değildir. Şehit, hayatıyla örnek olan insanın adıdır. Yoksa ölüm biçimiyle alakalı bir kavram değil, örnek olmadır. Hayatıyla örnek olanların ölüm biçimi Allah yolunda olunca adına şehit denir, şahit denir, yani örnek ve model insan anlamında.”
İslamcılık, bir tecdit ve ihya hareketidir
Yeniden İslami Dönüşüm için Çözüm Önerileri başlığıyla dördüncü ve son konuşmacı olan Vahdettin Işık, konuşmasında, aşağıdaki sözlerine yer verdi:
“Kanaatimce 19. yüzyıl şartlarında karşı karşıya bulunulan durumun anlaşılması, çözüme kavuşturulması, bir hayat inşa edilmesinin imkânları üzerine yapılan yeni bir fıkıhtır İslamcılık. Bu yeni fıkhın, tabii ki her fıkıh vakasında, usulünde, hükmünde olduğu gibi tarihî, toplumsal şartlarla ilişkisi var. 19. yüzyıla baktığımız zaman Müslümanların karşı karşıya oldukları durum şudur: Bir, çok ciddi bir dış tehdit vardır. Ülkelerimiz işgale uğramıştır. Dolayısıyla insanlarımızın büyük bir kısmı sömürgeleştirilmiş, bağımsızlığını kaybetmiş; Osmanlı, İran, Afganistan gibi görece olarak bağımsız kalmış ülkeler de büyük ölçüde Batılı devletlerin nüfuzu altındadırlar. Aldıkları kararlarda bağımsız değildirler. Öyleyse bizim meselelerimizden bir tanesi, bağımsızlaşabilmek. Birisi, dışarıdan gelen bu dış tehdide karşı bizim bağımsızlığımızı inşa edecek bir yol haritası belirlememiz gerekiyordu. İslamcılığın birinci ciheti budur. Dolayısıyla bu anlamda bir nefsi müdafaa hareketidir İslamcılık. İkincisi, bizim Avrupalı devletler karşısında içine düştüğümüz acziyetin sebeplerini kendi içimizde aramamız gerekir. Muhafazakâr, gelenekçi kültürle İslamcılık arasındaki esas ayrım buradadır.
Rad suresinin 11. ayeti, İslamcılığın manifestosudur. Eğer bir toplum olarak durumunuzda bir bozulma varsa o bozulma, sizin yapıp ettiklerinizin bir sonucudur. Dolayısıyla mefhumu muhalifinden düşünürsek, eğer iyileşmek istiyorsanız, bu durumu değiştirmek istiyorsanız kendi halinizi değiştirin. Dolayısıyla sorunların mevcut durumun okunmasında İslamcılık öncelikle aynaya bakabilen, kendi sorunlarının üzerinde meseleleri ele alabilen bir vizyon ortaya koymuştur. O zaman ikincisi içeride bir ıslah, bir tadilat, bir tamirat yapma. Bunu yaparken de Hamdi Efendi’nin güzel ifadesiyle, bir keşfiyat-ı cedide, yani mevcutla yetinmeyip karşı karşıya olduğumuz yeni dünyanın önümüze çıkardığı imkânları ve sorunları da kendi bağlamında anlayabileceğimiz bir şey yapmak gerekiyordu. Dışarıdan gelen tehdide karşı bir nefsi müdafaa, içerideki zaafları tamir etmeye yönelik bir tadilat ve tamirat çabasıdır. Dolayısıyla bir tecdit ve ihya hareketi olarak İslamcılığı tarif edebiliriz.”
Fatih PALA

Follow