Bir Yürüyüşün Anatomisi: Global March To Gaza
Arşiv Genel Yazarlar

Bir Yürüyüşün Anatomisi: Global March To Gaza

Gazze’ye Doğru Küresel Vicdanın Ayak Sesi, Sessizliğin Yırtıldığı An
Uzun zamandır ilmek ilmek örülen bir fikirdi bu: Kolektif bir fikir.
Dünyanın neresinde olursa olsun, bir soykırım karşısında sessiz kalmanın artık kabul edilemez olduğu… Gazze’de yaşananlar, sadece bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın vicdanında açılmış bir yara haline gelmişti. Öyle bir zulümdü ki bu; insanlık tarihinde ilk defa bir soykırım, canlı yayında, gerçek zamanlı olarak izleniyor ama müdahale edilemiyordu. Gazze artık bir yer değil, bir eşikti. Ve bu eşikte insanlık ya birlikte ayağa kalkacak ya da bir daha başını asla dik tutamayacaktı.
İlk tepkiler elbette gecikmedi. Eylemler, yürüyüşler, imza kampanyaları yapıldı ama İsrail söz konusu olduğunda klasik protesto araçlarının etkisizliğiyle yüzleştik. Bunun üzerine Gazze’nin birleştirici gücünü merkez alan daha derin bir strateji inşa edildi. Sağlıkçılar öncülüğünde başlatılan dayanışma, 60’tan fazla sağlık örgütünün Cenevre’de bir araya geldiği eylemlere dönüştü. Ama sistem içi tüm çabalar bir yerde tıkanıyor, değişim üretmiyordu. Bu noktada, tüm farklılıkları aşan küresel bir vicdan hareketi doğdu.
Türkiye koordinasyonu olarak bu hareketin bir parçasıydık, aynı zamanda stratejik aklını da taşıyan bir yapıdaydık. Ancak bir strateji hatasına düşmemek için Türkiye’yi merkeze koymaktan özellikle kaçındık. Çünkü Türkiye’nin öne çıkması hem Mısır hem İsrail tarafından hareketin “devlet destekli” ya da “jeopolitik” bir zemine çekilmesi riski barındırıyordu. Bu yüzden Türkiye’yi sadece delegasyonlardan biri olarak konumlandırdık ve asıl merkezi, Batı kamuoyunun vicdanında kurmaya çalıştık.
Cesaretin Sınandığı Günler
12 Haziran’da binlerce insan, 54 ülkeden gelen delegasyonlarla birlikte Gazze ablukasını kırmak için yola çıktı. Bazıları bir gün önceden Mısır’a ulaşmış ve daha ilk adımda deport ve gözaltı ile karşılaşmıştı. Ama bu, beklenen bir adımdı. Diplomatik temaslar ilk başta olumlu görünse de İsrail’in Mısır’a yönelik dolaylı tehditleriyle birlikte, süreç ansızın sertleşti. Otobüsler engellendi, kamp planları dağıtıldı, ekipler bölündü, dijital ve fiziki takibe alındık.
Sahada, tam anlamıyla bir kriz ortamı oluşmuştu. Katılımcıların pasaportlarına el kondu, oteller basıldı, insanlar gizli yerlere dağıtıldı. Tüm bu süreçte koordinasyon ekibi, bir yandan kaybolanları bulmaya çalışıyor, bir yandan ikinci günün planlamasını yapıyor, öte yandan Türkiye’de oluşturulan kriz masasıyla anlık veri akışı sağlıyordu. Uykusuz, aç ama inançla geçen beş gün boyunca, insanüstü bir çaba gösterildi.
Ancak hiçbir analizde öngöremediğimiz bir gelişme, tüm stratejik dengeyi bozdu: İsrail’in İran’a saldırısı.
Bu saldırı, sadece bölgesel bir kriz değil, küresel vicdan hareketini hedef alan bir hamleydi. Çünkü 18 Haziran’da ABD’de yapılacak Filistin Konferansı iptal edildi, Fransa’nın Filistin’i tanıma kararı askıya alındı,
İngiltere merkezli Avrupa ambargoları ertelendi.
İsrail, yeni bir mağduriyet algısıyla Batı kamuoyunu yeniden kendi etrafında topladı. Böylece medya gücünü de elimizden alarak harekete görünürlük sağlayacak tüm platformları etkisizleştirdi.
Bu süreçte sahadaki durum da değişti. Eylem, Gazze ablukasını kırmaktan çıkıp Mısır’da iç karışıklık çıkarma girişimi gibi lanse edilmeye başlandı.
Mısır güvenlik güçleri, bizi takip etmeye, ekipmanlarımıza el koymaya, özellikle koordinatörleri tespit etmeye yöneldi. Söz konusu müdahaleler, istihbarat takibi düzeyine vardı. Gizli sorgular, gizli gözaltılar, dijital materyal toplama… Adeta bir casus filmi yaşanıyordu.
Ve o gün, yüzlerce kişi beni aradı: “Hocam, bizi meydana çağırın!” Ancak mesele bir eylem yapmaktan çıkmış, insanların can güvenliğiyle sınanır hale gelmişti. Tek bir yanlış adım, onlarca insanın hayatına mal olabilirdi. Bu noktada, duygularımızla değil, sorumluluğumuzla hareket ettik.
Başaramadık mı? Hayır – İlk Kez Bu Kadar Başardık
Evet, Refah sınırına yürüyemedik. Ama bu yürüyüş sadece fiziksel bir eylem değildi.
Bu yürüyüş;
zihinsel prangaları kıran,
“Filistin” adını Mısır’da yüksek sesle haykırmayı mümkün kılan,
ilk kez 54 ülkeden binlerce insanı tek bir vicdan etrafında buluşturan, bir tarihi irade gösterisi idi.
Özgürlük Filosu, bir darbe vurdu. Tunus konvoyu ikinci darbeyi indirdi. Bu yürüyüş, üçüncü büyük darbe oldu. Ve bu, sadece başlangıç.
Artık şunu biliyoruz:
“Biz yapabiliriz. Çaresiz değiliz. Bize tahsis edilen alanlarla sınırlı kalmayacağız.”
ÇIKARILAN DERSLER VE STRATEJİK SONUÇLAR
1. İnsanlık vicdanı hâlâ diri: Yeter ki doğru zaman, doğru zemin ve doğru stratejiyle buluşturulsun.
2. Batı kamuoyunun uyanışı kritik. Devletleri dönüştürmek için halkların vicdanına seslenmek gerek.
3. Strateji, duygudan önce gelir, Her cesur karar, akılcı bir zemin üzerinde yükselirse anlamlıdır.
4. İsrail’in küresel manipülasyon kapasitesi dikkate alınmalı: Medya kontrolü ve kriz yönetiminde öngörülemeyen risklere karşı alternatif senaryolar oluşturulmalı.
5. Sokaklar kadar, diplomasi de önemlidir: Elçilikler üzerinden kurulan baskı, sahadaki gücün tamamlayıcısıdır.

Yürüyüş Bitmedi
Bu bir final değil, bir başlangıçtı.
Gazze özgür olana kadar, İsrail soykırımı durana kadar ve insanlık vicdanı yeniden kurulana kadar bu yürüyüş sürecek.
Artık biliyoruz:
“Birlikte olduğumuz sürece, imkansız görüneni başarabiliriz.”
Dr. Hüseyin Durmaz, Global March to Gaza Türkiye Koordinatörü
Uluslararası Sağlık İnisiyatifi

GRUBA KATIL