Titan Denizaltısı ve Balıkçı Teknesi: Kimin Hayatı Daha Önemli?
Arşiv Yazarlar

Titan Denizaltısı ve Balıkçı Teknesi: Kimin Hayatı Daha Önemli?

Bizimkisi, birkaç kişinin hayatının diğerlerinin hayatından çok daha önemli olduğu bir dünya.

Gün geçtikçe küresel eşitsizlik makası daha da vahşi bir şekilde açılmaya devam ediyor. Geçen hafta, dalgalı denizler iki gemiyi derinliklerine çekti. Bunlardan biri, Yunanistan kıyılarının yaklaşık 92.6 km (50 deniz mili) açığında, çoğu hala kayıp ve hayatta kalmaları pek olası olmayan ve güvenli bir hayata ulaşmak için can atan 750 kadar insanı taşıyan isimsiz bir balıkçı teknesi. Diğeri ise bu yazı yazıldığı sırada Kanada’nın Atlantik kıyısının 685 km (370 deniz mili) açıklarında henüz bulunamayan, içinde beş adamın olduğu küçük bir denizaltı olan Titan. Ben bu yazıyı yazarken, ABD ve Kanada sahil güvenlik görevlileri, bir Fransız kurtarma ekibi, Pentagon’un özel gemileri ve hava desteği de dâhil olmak üzere Titan’ın aranmasına “hummalı” bir şekilde devam ediliyordu.

Kayıp denizaltı ile ilgili, “canlı” güncellemelerle birçok medya web sitesinde 24 saat haber yapılıyor. Konuyla ilgili olası tüm ayrıntıları ele almak için BBC tarafından yayınlanan soru cevap forumları bile var.

Geçen Çarşamba, balıkçı gemisinin batmasıyla ilgili haber yapıldı elbette ama bıkkın bir tekrarla. Burada, Ön Avrupa’ya girmek için riskli bir teşebbüste bulunan “yasadışı” kahverengi insanlarla dolu bir tekne söz konusuydu. Bu “kayıt dışı göçmenler” bu tarz bir yolculuğa teşebbüs etmemeleri için uluslararası toplum tarafından defalarca uyarılmıştı. Yunan sahil güvenliğinin, geminin birkaç saatlik bir süre içinde bariz bir şekilde yaşadığı sıkıntıya müdahale edip etmediği, ne zaman ve nasıl tepki verdiği konusunda şu anda tartışmalar sürüyor. OceanGate denizaltısı için seferber olan çok uluslu kurtarma çabalarının tam tersine, diğer mülteci gemileri gibi bu trol teknesinin de hiç şansı yoktu. İnsan Hakları İzleme Örgütü şunları belirtiyor: “Teknelerin çoğunun tehlikede olduğu yerlerde hiçbir AB gemisi aktif olarak devriye gezmiyor. AB’nin sınır ve sahil güvenliği olan Frontex, havadan gözetlemeyi kurtarma hizmetinde değil, sadece yakalama ve geri dönüş hizmetinde yürütmekle görevlidir.”

İngiliz milyarder Hamish Harding de dâhil olmak üzere, özel sektöre ait macera denizaltısındaki beş kişinin, Titan’daki bir koltuk için kişi başı çeyrek milyon dolar ödediği söyleniyor. Gemideki diğer kişilerin; zengin İngiliz-Pakistanlı işadamı Shahzada Dawood ve oğlu Süleyman, dalışın arkasındaki keşif firması OceanGate’in CEO’su Stockton Rush ve Fransız kâşif Paul-Henry Nargeolet olduğu söyleniyor.

Libya’dan İtalya’ya gitmek üzere olan balıkçı teknesindekilerin yarısından fazlasının Pakistanlı olduğu, diğerlerinin de muhtemelen Suriyeli, Libyalı ve diğer Kuzey Afrikalılardan oluştuğu dışında hiçbir şey bilmiyoruz. Hepimiz, bu trajedileri kronikleşmiş bir duyarsızlıkla izlemeye devam ediyoruz. Bu duyarsızlık olmasaydı 2014’ten bu yana Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken Akdeniz’de boğulan ve zihnimizde yer bulamayan 25.000 kahverengi yüzlü insanın değerini kabul etmek zorunda kalırdık.

Neden bu eşitsizlik? Üzücü de olsa cevap, bizim dünyamızda jeopolitik, sınıf, ırk ve kast çizgilerinde yoğunlaşan bir eşitsizliğin tüm kesimlerce içselleştirilmiş olmasıdır. Dolayısıyla lastik bir botun kenarlarına yapışan yoksullar, savunmasızlar ve savaş kurbanları için, pahalı bir ısmarlama gemiyle denize açılan bir “kaşif” veya “maceracı” olarak tasvir edilen zengin beyaz adamla aynı şekilde “yas tutulamaz”. Buna herkes alıştı artık.

Avrupa medyası, mülteci ve sığınmacılarla ilgili haberlerde, onları topluca “ekonomik göçmenler” (“açgözlü” olarak okuyun) olarak resmediyor. Ayrıca bu “çılgın” göçmenlerin kaçak yollarla kendi hayatlarını riske attıkları için öncelikli suçlunun onlar olduğu söyleniyor.

Bu ikiyüzlü yorumları, klasik Yunanca adı yalnızca sualtı turizminin ölüme mahkûm nesnesi olan Titanik’i değil, Yunan panteonunun kudretini de çağrıştıran Titan’daki beş adama çoktan verilmiş olan trajik kahramanlık ve cesaret havasıyla karşılaştırın. Onlara “kâşifler” ve “maceracılar” adı verildi. Bu niteleme, kolonyal bilgiden aşina olduğumuz bir kategori, daha önce kimsenin gitmeye cesaret edemediği yerlere gitmeyi göze alan ince miğferli cesur adamlar… Günümüzün bu tür pahalı ve genellikle gereksiz keşif gezilerinin sebebi, yeni ufuklar bulma umudundan çok kişisel tatmindir. Richard Branson ve Elon Musk gibi milyarderler tarafından lanse edilen eğlence için uzay yolculuğu da bunun bir benzeridir. OceanGate’in web sitesi, müşterilerine yönelik sloganında “gündelik hayatın dışına çıkma ve gerçekten sıra dışı bir şey keşfetme şansı” ile “heyecan verici ve benzersiz bir seyahat deneyimi” sunuyor.

Avrupalılara göre mülteciler, denize açılmak için elverişsiz gemilere binerek hayatlarını bilerek riske atıyorlar. OceanGate’in dışarıdan bir kurum tarafından onaylanmadığı anlaşılan “deneysel dalgıç aracı” hakkında da sorulması gereken sorular var. Şirket, içerideki uzmanların yeterli olduğunu ve deneysel araçlarının güvenli olduğunu belirtse de mültecilerden daha fazla risk aldıkları aşikâr.

Ölüm, pek çok mülteci ve sığınmacının da kabul ettiği bir gerçektir; ancak muhtemelen bu konuda çok daha az seçme lüksleri vardır. Kim bir destanın kahramanı veya bir trajedinin kurbanı olur, bilmek zor. Bir Odysseia’dan yalnızca birkaç kişinin sağ çıkabileceğine inanan Homeros’un aksine, belki de acımasız denizlerin tehlikelerine göğüs geren herkesin “büyük bir dalga”nın içinden, nazik kumsallarda neşe içinde, canlı çıkması (arkasındaki uçurumu bilerek) en büyük temennimizdir.

Priyamvada Gopal,

El Cezire, 21 Haziran 2023

Çeviren: İsmail Ceylan

GRUBA KATIL