Siyonist Soykırımın Anatomisi
Arşiv Yazarlar

Siyonist Soykırımın Anatomisi

(Bu yazı, Filistinli şair merhum Refaat Alarer’e ithaf edilmiştir.)

İsrail’in Gazze’deki soykırım eylemlerinin ardındaki motivasyonlar nelerdir ve ileride bizleri neler bekliyor?

Yedi Ekim’de Hamas savaşçıları, Gazze hapishanesinin çitlerini aşarak en az yedi İsrail askeri tesisine ve çevredeki 20’den fazla yerleşim yerine koordineli bir saldırı başlattı. Saldırıda çok sayıda siyonist asker öldürüldü (İsrail ordusundan sızan bilgilere göre çok sayıda sivil de çatışma esnasında “yanlışlıkla” İsrail ordusu tarafından öldürüldü). Yaklaşık 240 kişi de esir alındı. Hazırlıksız ve kargaşa içinde yakalanan İsrail ordusu, saldırıya çılgınca karşılık verdi, ihlal edilen bölgelere ayrım gözetmeksizin ateş açtı ve bu süreçte, Hamas savaşçılarıyla birlikte İsrailli esirleri de öldürdü. İsrail kuvvetlerinin kaybedilen tüm toprakları geri alması ve Gazze çevresinin güvenliğini sağlaması, neredeyse bir gün sürdü.

Hamas’ın benzeri görülmemiş saldırısının ardından İsrail’in halkla ilişkiler departmanı, korku ve öfkeyi kışkırtmayı amaçlayan büyük bir dezenformasyon kampanyası başlattı. Bu amaçla doğrulanmamış vahşet propagandası yaydılar. Bebeklerin “topluca kafalarının kesildiği”, “yakıldığı” ve “çamaşır ipine asıldığı” hikâyelerini içeren kampanya, İsrail kamuoyundaki şokun soykırımcı kabileciliğe dönüşmesine yardımcı oldu. Böylece kamuoyu dikkati, İsrail’in siyasi, istihbarat ve askeri hatalarından uzaklaştırılmaya çalışıldı. Bu propaganda, aynı zamanda hükümetin ve yedek birimlerin kitlesel seferberliği için önemli halk desteği toplanmasına da yardımcı oldu ve bu da Gazze Şeridi’nin geniş çaplı kara işgalini mümkün kıldı.

İsrail, Batı’daki, özellikle de Washington’daki emperyal sponsorlarının koşulsuz askeri, siyasi ve diplomatik desteğini aldıktan sonra, Hamas’a karşı koyma ve esirleri kurtarma bahanesiyle, yapay zekâ güdümlü “toplu suikast” saldırıları başlattı.

Gazze’de soykırım başlatıldı. On hafta sonra, Gazze’nin büyük bir kısmı neredeyse yok edildi, yaklaşık 20.000 Filistinli öldü ve çok daha fazlası hâlâ enkaz altında ve dünya, eş zamanlı olarak yaşanan soykırımı izlemeye devam ediyor. Bu olayları uzmanlık alanım olan davranışsal-sinirbilimsel bir mercekle incelemek maksadıyla bu yazıyı kaleme aldım. Bir yahudi olarak, özelde siyonizm-siyonist psikolojisi ve motivasyonu üzerinde durmaya çalışacağım.

Siyonist Propagandanın Temelleri

Tarihsel travmaya tepki olarak yahudi halkının antisemitizme karşı derin bir korkusu var. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında, bu korku, çeşitli coğrafyalarda özerk yahudi gruplarının örgütlenmesine yol açtı.

Avrupalı bir sömürge hareketi olan Siyonizm, bu potansiyelin farkına vardı. Yahudilerin güvenlik ve savunma kaygılarını beyazların üstünlüğünü savunan, mesihçi ve faşist ideolojilerle birleştirdi. Bu sentez, yahudi güvenliğini, bölgedeki yerli halkların yerinden edilmesi yoluyla Filistin’de bir vatan inşa etmekle sağlayacağını vaad eden yeni, milliyetçi bir yahudi kimliğini doğurdu.

Yerleşimcilerin psikolojisi, işgal için hedeflenen bölgeyi “ıssız” olarak ve mevcut sakinlerini ise herhangi bir toprağa layık olmayan insanlık dışı barbarlar olarak tasvir etmeye dayanmaktadır. Bu tasvir, Siyonistlerin Filistin’deki yerli nüfusu ahlaki kaygılar olmadan yerinden etmelerine olanak tanımaktadır ve İsrail’in kuruluşunu bir halkın yok edilmesi olarak değil, “ormanda bir villa” inşası olarak tasvir etmektedir.

Toprak ve kaynak hırsızlığına dayanan İsrail toplumunda, “meşru müdafaa” kisvesi altında (“İsrail Savunma Gücü”nde olduğu gibi) sebepsiz saldırganlık, en başından beri ödüllendirildi ve güçlendirildi. Sonuç olarak, saldırılar ve cinayetler siyonist toplum için yaşamın rutin bir parçası haline geldi. Siyonist liderler, yahudi halkının geçmiş ve şimdiki olumsuz deneyimleriyle ilişkili korkuyu ve gaspçı travmayı yeniden canlandırdı. Ayrıca yerleşimci nüfusun saldırgan, yayılmacı, hegemonik, soykırımcı eylemlerine göz yumdu ve teşvik etti. Siyonistler, İsrail’in baskıcı statükoyu korumak ve yerleşimci kolonisinin topraklarını genişletmek için sömürge ideolojilerini yahudilik ile birleştirdi.

Radikal yerleşimciler ise ilahi takdiri gerekçe göstererek Filistin topraklarındaki tepeleri ele geçirmeye, orada yaşayanları sürmeye ve yasadışı ileri karakollar kurmaya teşvik edildi. Bu ileri karakollar daha sonra İsrail ordusu tarafından güçlendirildi ve sonunda Siyonist devlet tarafından “yasallaştırıldı”.

Siyonizm ile yahudiliğin birleştirilmesi, siyonizm’e veya israil’in Filistinlilere yönelik politikalarına yönelik herhangi bir eleştiriyi yahudilere yönelik bir saldırı olarak göstererek Filistin direnişini gayri meşru hale getirmeye hizmet ediyor. Dahası bu propagandayla, emperyal güçler tarafından desteklenen işgalci yerleşimciler ile Filistinliler arasındaki olaylar “sözde” eski bir dini “çatışma” olarak tasvir edilerek sömürgecilik karşıtı direniş baltalanıyor.

Bu sentez, siyonistlerin yahudi mağduriyetini ele geçirmesini ve istisnaileştirmesini teşvik ediyor. Siyonistler, Holokost’u korkunç bir soykırım olarak sürekli gündemde tutarak yahudilere, “özel kurban” statüsü veriyor. Bu anlatı, Filistinli yerlilerin pahasına yahudilerin güvenliğini sağlamak için inşa edilmiş bir “yahudi devleti” olarak, İsrail’e yönelik ayrıcalıkları meşrulaştırıyor. Siyonist propaganda Nazilerin komünistler, sosyalistler, Romanlar, engelli bireyler dâhil olmak üzere diğer gruplara da karşı işlediği suçları sıklıkla görmezden geliyor ve önemsiz gibi gösteriyor.

Korku ve Soykırım

İsrail, 7 Ekim’e kadar ciddi bir tehditle karşılaşmamıştı; bir yandan sonsuz işgal doktrinini dayatırken, bir yandan da örtülü ve açık soykırım biçimleri arasında gidip geliyordu. İsrail, Gazze’ye yönelik periyodik saldırılarını genellikle “çimleri biçmek” olarak tanımlıyordu. Bu süre zarfında İsrailli Siyonistler, modern, müreffeh, sözde demokratik bir tüketici cennetinde Filistin topraklarının ve kaynaklarının faydalarından yararlanıyor ve beyaz ABD, Avrupa ile güçlü ticari bağlantılar kuruyorlardı.

Yedi Ekim, İsrail toplumunda yoğun bir korku ve şoka neden oldu. Benjamin Netanyahu’nun aşırı sağ hükümetine ise yolsuzluğa karşı artan muhalefeti bastırmak ve koalisyon üyelerini soykırım niteliğinde bir toprak gaspıyla memnun etmek için altın bir fırsat sundu. Kronik korku propagandası ise, Travma Sonrası Stres Bozukluğuna benzer semptomları tetikleyerek İsrail halkını, “nefsi müdafaa” maskesi altında, saldırganlığı daha çok destekler hale getirdi.

Korku, insanlık dışı propaganda, saldırganlığın ödüllendirilmesi ve yoğun soykırımın zehirli karışımı, İsraillilerde Filistinlilere karşı empati eksikliğine yol açtı. Gazze çatışmasını “meşru müdafaa” olarak iddia etmelerine rağmen, İsrailli liderler açıkça Filistin toplumunu bir bütün olarak suçluyor ve esasen sivillerin toplu olarak cezalandırılmasını onaylıyor. İsrailli kurumsal liderler, her gün Filistin kültürüyle dalga geçiyor ve Filistinlilere yönelik işkenceyi, yerinden etmeyi ve yok etmeyi teşvik ederek hastalıklı bir soykırımcı zihniyet ortaya koyuyorlar.

Sonuç

Yedi Ekim’de, liberal/demokratik bir çerçeve içine “özenle” saklanmış olan siyonist cephe çöktü ve İsrail’in soykırımcı ve faşist yüzü apaçık görüldü. Siyonistler, bu maskaralığın ve beceriksizliğin hesabını vermek yerine Filistinlileri hiçbir kısıtlama olmaksızın öldürme ve yok etmeye yöneldiler. Bu gelişme, yalnızca Filistin halkına yönelik bir yok etme tehdidi oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda işgal altındaki topraklar, yeni askeri teknoloji ve stratejilerin geliştirilmesi ve test edilmesi için bir laboratuvar olarak kullanılıyor.

İsrail’in Gazze’deki ve Filistin’in başka yerlerindeki soykırımcı davranışı, Stanford hapishane deneyinde ve Milgram itaat çalışmasında görülen modellerle örtüşüyor. İkincisinde, otoritenin etkisi altındaki kişiler diğer katılımcılara potansiyel olarak ölümcül şoklar uygulamıştı. Siyonistlerin saldırganlığa olan bağımlılıklarının kırılması için bir arındırma ve sömürgecilikten kurtulma sürecinden geçmeleri gerekecek. Bu, onların siyonizmin tarihi ve doğası hakkındaki gerçeği benimsemelerini, samimi sorumluluk üstlenmelerini, Filistinlilerin insanlığını tanımalarını ve onların acıları ile empati kurmalarını gerektirecektir.

Yedi Ekim’den sonra siyonizm parçalanmıştır. Yahudilerin bu kaostan kurtulması için israil’in işgale ve soykırıma son vermesi ve insani değerleri baz alan bir siyonist karşıtı cephe içinde yer almaları kaçınılmazdır.

Çevirmen Notu:

Gazzeli akademisyen, yazar ve şair, 44 yaşındaki Prof. Dr. Refaat Alareer, kardeşi Salah, oğlu Muhammed, kız kardeşi Esma ve üç çocuğu ile beraber 7 Aralık 2023’te şehit edildi. Alareer’in kardeşi Hamada, yeğenleri, yengesi, yengesinin kardeşleriyse İsrail’in 2014’teki saldırılarıyla şehit olmuştu. İsrail saldırılarında kendisiyle birlikte ailesinden 30’dan fazla akrabası şehit olan Refaat Alareer, 1 Kasım 2023 tarihli son şiirinde Gazzeli çocuklara şöyle seslenmişti:

İlla ölmem gerekiyorsa
Sen yaşamalısın
Hikâyemi anlatmak için
Eşyalarımı satıp bir parça kumaşla
Biraz ip almalısın
Rengi beyaz kuyruğu uzun bir uçurtma yap
Ola ki Gazze’de bir yerlerde bir çocuk

Gökyüzüne bakıyordur
Alevler içinde bu dünyadan ayrılan
Bedenine de varlığına da veda etmeden giden
Babasını bekliyordur
Uçurtmayı görür
Senin yaptığın uçurtmanın havada süzülüşü
Bir an için ona bir meleği düşündürür
Sevgiyi geri getirmek için orada olduğunu
Eğer ölmem gerekiyorsa
Umut getirsin
Bir masal olsun uçurtmam

Yoav Litvin

Al Jazeera English, 21.12.2023

Çeviren: İsmail Ceylan

 

 

 

GRUBA KATIL