Şam Semalarında Nato Uçağı Beklemek
Genel Gündem Son Sayımız

Şam Semalarında Nato Uçağı Beklemek

Erdal Bayraktar

Zilleti derinleştiren zor günler yaşıyoruz.

Batı’da 15 ve 16. yüzyıllarda başlayan düşünsel, bilimsel, teknolojik değişim ve gelişmelere gereken cevabı veremeyen İslam Dünyası, tarihten çekilmeye devam ediyor. Tarihe müdahale edemeyenler tarihe maruz kalır fehvasınca Müslümanlar bu gün de tarihte olana maruz kalmaya devam ediyorlar.20.yy’da İran İslam Devrimi ile tarihe cevap verme imkânı yakalayan İslam dünyası, Şii ve Sünni dünyasının basiretsizliği yüzünden bu imkânı da berhava ettiler. Bu gün Şii dünya Rusya ve Çin’in, Sünni dünya da Amerika’nın şahsında Batı’nın kuyruğuna takılmış yuvarlanıp gidiyorlar. Bu durumu da halklarına büyük siyaset ve strateji olarak yutturmaya çalışıyorlar.

Olup-biteni takip ettikçe bu nasıl insanlık, bu nasıl Müslümanlık diyesi geliyor insanın. Suriye olayları ve beraberinde yaşananlar Müslüman dünyanın büyük bir travma yaşadığını gösteriyor. Travmadan çıkılacağına daha da derinleşmesi için gayret ediliyor sanki.

Tevhid, kişisel olarak ona teslim olanları, inananları kulların kulluğundan kurtarıp özgürleştirmesi gerekirken; maalesef bunu göremiyoruz. İnsanlar imanlarının rehberliğinde düşünüp karar vermeleri gerekirken hiziplerinin, meşreplerinin, cemaatlerinin, mezheplerinin baktığı yerden olaylara bakıyorlar.

Tevhid, Müslümanları birbirlerinin velisi olmaya davet ediyor; fakat Müslümanlar hiç çekinmeden kâfirleri, İslam düşmanlarını, zalimleri kendilerine veli seçiyorlar. Sanki bu “ümmet” Nübüvvet ve Velayet’ten hiç nasiplenmemiş. Peygamberler hayatlarıyla bizlere dünyada ilkelerine, değerlerine bağlı kalarak, zalimlere, facirlere, tagutlara karşı nasıl bir duruş sergileneceğini göstermediler mi? Hangi peygamber kâfirle, zalimle velayet ilişkisine girdi? Hiç Kur’an okumuyor muyuz?

Tayyip Erdoğan’ın Amerika gezisinin ön hazırlanışı ve seyahat günlerini medyadan takip ettiğinizde; bu ülkenin, bu ülkenin Müslümanlarının nasıl bu hallere düştüğünü izah edemiyorsunuz. Daha dün, 80’li, 90’lı yıllarda Kahrolsun Amerika, Kahrolsun NATO diyenler bu insanlar değil miydi? Amerika ziyaretlerini yapan dönemin başbakanlarını, bakanlarını Amerika uşağı olarak tel’in edenler bunlar değil miydi? Beyaz Saray’ı “şeytan yuvası” olarak görenler bu insanlar değil miydi? Ne oldu da bu gün Başbakan’ın Amerika’da birinci sınıf muamele gördüğünü ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Gezi öncesi; Amerika gezisi sonrasında çok şeylerin değişeceği, Amerika ikna edilerek, uçuşa yasak bölgelerin oluşturulması, daha ilerde müdahale sürecinin başlayabileceği pompalandı, bunun psikolojik alt yapısı oluşturulmaya çalışıldı. Bu ruh halini iyi çözen İsrail Suriye’yi bombaladığında bu olayı lanetleyeceklerine İsrail’in bombaları Esed’e yarıyor diyerek büyük bir basiretsizlik örneği sergilediler. Hâlbuki aynı İsrail aynı uçaklarla, aynı askerlerle Mavi Marmara’ya operasyon düzenlemedi mi?

Tayyip Erdoğan Rose Garden’de (medya böyle diyor) yaptığı açıklamada: “Sayın Başkan Obama ile değerli ve önemli görüşmeler yaptığını, bundan böyle terörizmle mücadeleye, diktatör Esed’in Suriye’de yaptığı zulmü engellemek için birlikte çalışmaya devam edeceklerinden” bahsediyor. Bizim medya Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de Siyonist Rejim eliyle işlenen zulümleri yapanın Amerika olduğunu unutarak, bu açıklamalardan heyecan duyarak gelişmeleri takipçilerine aktarıyor. Küçük zalimlerden kurtulmak için büyük Zalim’den yardım istemek ne zamandır insani bir erdem, büyük bir siyasi strateji oldu? Tayyip Erdoğan’ın tavrı, T.C Başbakanı olması, uluslararası sisteme angajmanından dolayı anlaşılabilir; fakat sivil İslamcı gruplara ne oluyor? Kraldan çok kralcılık yapıyorlar. En azından olan-biten karşısında eleştirel bir teyakkuz hali göstermeniz gerekmiyor mu? İktidarlar gidicidir. İktidar gidince verdiği zayiatlar size fatura edilecek ve zayiatların sonuçlarıyla siz baş başa kalacaksınız. Aslolan dünyevi kazanımlar değil, bu dünyada ve ahirette hesabı verilecek İslami, ahlaki ilkesel duruşumuzdur. İnandığımız din, “zalimlere meyletmeyin, ateş size de dokunur” demiyor mu? Bu ayet dün vardı, bu gün de var değil mi? Bu zihin tutulmasını ben izah edemiyorum.

Sünni dünya bu hal ve minval üzereyken, Şii dünya daha onurlu bir duruş mu sergiliyor? La şarkiye-La garbiye, La Şiiye-La Sünniye sloganları haykırarak devrim yapan ülkenin çocukları, Rusya’nın Akdeniz’e savaş gemileri, Katil Esed/Baas rejimine S-300 isimli hava savunma sistemi ve buna benzer katliam araç ve gereçleri göndermesine mutlu olabiliyorlar. Şam yerle bir olurken, binlerce Müslüman katledilirken Şii Müslümanlar Şam’daki Şii kurumları için savaşçı hazırlığı yapacaklarından, canları pahasına bunları savunacaklarından bahsediyorlar. Stratejik, ulusal, mezhebi hesaplar nasıl da insani, İslami değerlerin önüne geçebiliyor.

Allah kimseyi akıl nimetinden, basiret nimetinden mahrum etmesin. Allah kimseyi kavmiyetçilik, ulus devletçilik, mezhepçilik hastalığına duçar etmesin. Bizler kâfirlere, zalimlere kızmadan önce bu nasipsizliklerle, bu cahiliye kirleriyle yüzleşmemiz gerekiyor.

İzzette, zillette bizim ellerimizle yaptıklarımızın sonucudur. Allah bela vermez, kul kendisi müstahak olur. Bu imanına güvensizlik, bu dininden ümit kesmişlik, bu cahiliye kirleriyle yaşamayı din zannettiğimiz müddetçe gözlerimiz, denizlerde Rus savaş gemisi, göklerde NATO tayyareleri beklemeye devam edecek demektir.

“İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eder misin Allah’ım?”(A’raf/155)

NOT: Bu Yazı Genç Birikim Dergisinin 169.Sayısında (Haziran-2013) Yayımlanmıştır.

GRUBA KATIL