Mirac Gecesini İhyâ Edelim Ama Nasıl
Genel Gündem İktibas

Mirac Gecesini İhyâ Edelim Ama Nasıl

Ubeydullah TOPRAK

Receb ayının yirmi yedinci gecesi   “Mi’rac gecesi”dir. Hz. Peygam­ber(sav)’in, hicretten bir süre önce, Allah’ın emri ile Mescid-i Harâm’dan Ku­düs’te  bulunan  Mescid-i  Aksâ’ya  götürüldüğü, oradan  semaları  katedip Rabbi’ne   yükseldiği   tarihen   sabit   gerçek   bir  olaydır  ve   buna   Mi’rac denir.[1] Ancak bu geceye  mahsus herhangi bir ibadet sahih olarak nakledilmiş değildir.

 

Bazı tasavvufi eserlerde “Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. “ [2]gibi ifadeler vardır. İmam Aclûnî bu tür rivayetler hakkında şöyle der: “Bu rivayetlerin Kûtu’l-Kulûb, İhyâu Ulûmiddîn, Tefsîr-i Sa’lebî gibi (tasavvuf ağırlıklı) kitaplarda yer almasına aldanılmasın. Her ne kadar İhyâu Ulûmiddîn, Kûtu’l-Kulûb adlı kitapların yazarları (İmam Gazali ve Ebû Talib el-Mekkî) bu hadisleri zikretse de bu konuda ne sünnette ne de hadis imamlarının yanında herhangi bir (sahih hadis) bulunmaktadır. Çünkü sünnet (onların demesiyle değil) ancak Peygamberin sözü, fiili ve takriri ile sabit olur.”[3]

 

Söz Kûtu’l-Kulûb, Gunyetü’l-Talibîn ve İhyâu Ulûmiddîn gibi kitaplardan açılmışken İmam Leknevi’nin şu güzel tespitini aktaralım: “(Bu tür namazların) Ğunyetü’l-Talibin ve sufilerin diğer kitaplarında zikredilme­sinin herhangi bir önemi yoktur. Bu konuda itibar edilecek olan, hadisin subûtü için hadis alimlerinin rivayet ve şehadetleridir, kişilerin keşifleri değildir. Muhaddislerin bu konuda şiddetli davranmaları gerçekten çok yerindedir. Çünkü onlar baktılar ki bu namazlar, havas ve avam herkes arasında Allah Rasulü’nden (sav) rivayeti sabit olduğu zannıyla yayılmakta, onlar da  bu namazlar hakkında açıklamada bulunup bu konudaki hadislerin uydurma ve çok çirkin olduğunu söylemeyi kendilerine görev bildiler. Eğer bunu yapmasalardı, avam bir tarafa havasın çoğu bile tasavvuf ehli kimselerin kitaplarında bu namazın zikri geçtiği için buna aldanacaklardı. “[4]

    

     Haseneyn Muhammed Mahluf da İsra ve Mirac gecesi ile ilgili olarak der ki: ”Eski zamanlardan beri müslümanlar Miraç gecesini Allah’a şükürle ikame edip, bu gecedeki büyük fazileti aramışlardır. O gece Allah’a insan yaklaştıran nafile ibadetler eda edilebilir, tasaddukta bulunulup yakınlar ziyaret edilebilir, dualar edilebi­lir. Ancak, bilinmesi gerekir ki, bu gecede Allah’a şükür için kıyamda bulunmak sadece bu geceye özgü bir vacib değil bilakis o gecede Allah’a yaklaştıran ameller caiz olduğu gibi, başka gecelerde de caizdir. Bu gecelerdeki kıyam(nafile ibadet), eğer bunun vacib olduğundan hali olursa herhangi bir sakıncası olmaz. Ancak sakıncalı ve sakınılması gereken, bu gecede herhangi bir namaz kılmanın, Allah’ın vacib kıldığı veya Rasül’den (sav) bu konuda bir Sünnet olduğu veya sahabe ile ümmetin selefin­den bir eser (haber) olduğu şeklindeki itikaddır.” [5]

 

Mi’rac, Hz. Peygamber’e büyük bir ihsan, eşsiz bir armağandır; ümmetinin de bundan büyük bir nasibi vardır. Mi’rac gecesi Hz. Peygamber’i, başta mirac olmak üzere genellikle mucizeleri, o gece armağan edilen namaz ibadetinin önemini, İsra sûresini ve orada geçen dini, ahlaki hükümleri anmak, anlatmak, temsil etmek elbette yararlıdır ve yapılmalıdır.

 

Toplumumuzda Mirac gecesine Resûlullah (sav)’ın Kur’an-ı Kerim’den sonraki en büyük mucizesi olan isrâ ve mirac mucizesinin yıldönümü olması itibariyle ayrı bir anlam verilmekte ve kutlamalar yapılmaktadır. Ancak ne yazık ki o kutsal mekanlar bugün Yüce Allah’ın haklarında:  “İnsanların içinde iman edenlere düşmanlıkta en katı olanların yahudilerle müşrikler olduğunu görürsün.”[6] diye buyurduğu siyonistlerin işgali altındadır. İsrail Terör devletinin ne kadar zalim olduğu en son İnsani Yardım Vakfı(İHH)’nın yardım filosuna karşı yapılan alçakça saldırıdan da anlaşılmıştır. Müslümanlar olarak isra ve mirac gecesini kutlarken, bu mübarek geceyi ihya ederken bu hakikatleri de aklımıza getirmeli ve oraların işgalden kurtarılarak yeniden İslami kimliğine kavuşturulmasının bütün Müslümanların görevi olduğunu düşünmeliyiz. Mescidi Aksa davasının bütün Müslümanların davası olduğunu bilmeliyiz.

 

———————————————————–

[1]Mirac olayı Resulullah (s.a.s.)’ın Kur’an-ı Kerim’den sonra en büyük mucizesidir. Mirac konusunda günümüz modernistlerinin şazz yani şer’î açıdan geçersiz hatalı düşünceleri vardır. Bu iddiada bulunanlar miracın Kur’anî delilinin olmadığını ileri sürüyorlar. Onlardan  bazıları İsrâ olayını da anlamakta zorluk çekmekte ve Kur’an’da sözü edilen Mescidi Aksa’nın Kudüs’teki Mescidi Aksa değil Mekke’de bir yerlerde küçük bir mescid olduğunu ileri sürmektedirler. Bu konudaki iddiaların geçersizliği ve tutarsızlığı hakkında bak: Ahmet Varol, Mirac dosyası. http://www.vahdet.com.tr/

[2]el-Leknevi, el-Asar el-Merfua Fi’l-Ahbari’l-Mevdua:, s. 112

[3] İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ ve Müzîlü’l-İlbâs, c: 2, s: 410-419

 

[4] el-Leknevi. el-Asar el-Merfua Fi’l.Aiıbari’1-Mevdua, s: 76

[5] Hasaneyn Muhammed Mahluf, Feteva Şer’iyye, c.2, Sh: 129-134’den nakleden  M. Emin Akın, Kandil Geceleri ve Bin Yıllık Bir Yanılgı, Sh: 135-137, Esra Yayınları.

[6] Maide, 82

 

GRUBA KATIL