İsrail’in Bitmeyen Kâbusu: Nakba
Arşiv Yazarlar

İsrail’in Bitmeyen Kâbusu: Nakba

İsrail, Filistinlilerin Nakba’yı hatırlamasını istiyor ama anmasını istemiyor.
Nakba günü diğer adıyla Felaket günü, 1948 yılından itibaren ölen veya öldürülen Filistinlileri anma günüdür. 15 Mayıs 1948’de İsrail’in İngilizlerin ve BM’nin yardımıyla Filistin topraklarını işgal etmesi ve ilan edilmesi, her yıl İslam dünyasında bilhassa Filistin’de anılır. Her yıl 15 Mayıs’ta, pek çok ülkede duyarlı insanlar ve Müslümanlar tarafından çeşitli etkinliklerle bugün insanlara hatırlatılır.
Filistin Nakba’sının 75. yıldönümünde, 1948 olaylarının yalnızca Filistin halkının tarihini değil, aynı zamanda bugünkü sömürge gerçekliğini de nasıl şekillendirdiğini tekrar düşünmek lazım.
Filistinliler için Nakba, sosyoloji profesörü Avery Gordon tarafından ortaya atılan bir tabiri kullanırsak, “hayalet bir mesele”. Zaman içinde bu hayalet mesele, Filistinliler açısından şimdiki zamana musallat olan psişik bir güç haline geldi. Zaman geçtikçe Nakba’nın unutulması gerekiyor ama tam aksine tekrar tekrar dirilip gençleri motive ediyor.
750.000 Filistinlinin, Filistin’deki atalarının evlerinden sürülmesi ayrıca 500 köy ve kasabanın yok edilmesi anlamına gelen Nakba, sadece 75 yıl önce meydana gelen bir göç değil. Bu büyük sürgünden sonra dünyanın çeşitli yerlerine göç eden Filistinlilerin hafızalarına kazıdıkları ve süregelen bir zulümdür. O gün yurtlarından çıkarılan insanlar, bu zulmü nesilden nesile aktararak unutulmasını önlemişlerdir.
Pek çok Filistinlinin şahit olduğu gibi Nakba, bugün de işgal devleti tarafından organize edilen farklı şiddet biçimleriyle devam etmektedir. Gerçekten de ne zaman bir Filistinli İsrail askerleri tarafından infaz edilse veya inşa edilmesi yıllar alan bir ev yıkılsa, bu şiddet eylemi sadece şok etmekle kalmıyor, aynı zamanda Nakba’nın hatırasını da çağrıştırıyor. Nakba zulmünün devam ettiği, Şubat ayında Yahudi işgalcilerin Filistin’in Huwara kasabasında bir pogrom gerçekleştirmesi ve İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in suçu kınamak yerine Filistinlileri suçlamasıyla bir kez daha ortaya çıktı.
İşgal devleti, aslında Nakba’nın tam olarak unutulmasını istemiyor. 75 yıl önce yaptıkları bu devasa zulmün hatırlanmasının belki de Filistinliler için “caydırıcı” olabileceğini düşünüyorlar. Aslında İsrail’in istediği, bu hatırlamanın Filistinli gençlerde motivasyon yerine korku oluşturması.
1998 yılında Yaser Arafat’ın da katıldığı törenlerde, 1 milyon kişinin katılımıyla toplu olarak Nakba gününün anılmasına başlanmış ve felaketin canlı tutulması için çeşitli yerlerde gösteriler yapılmıştır. 2003 ve 2004 yıllarında Londra ve New York’ta da gösteriler düzenlenmiştir. Nakba günü İşgal güçleri ile Filistinliler arasında Batı Şeria ve Gazze’de çatışmaların en çok yoğunlaştığı dönemdir. Nakba gününde Müslümanlar; acılarını, hüzünlerini dile getirirken, İsrailliler de Filistin’i işgal ettikleri için sevinçlerini kutluyorlar.
İsrailli yetkililer ve İsrail yanlısı aktivistler, Nakba terimini “Arap yalanı” ve “terörizmi meşrulaştırma” olarak nitelendirerek defalarca reddettiler. İsrailli yetkililer, ayrıca Nakba’yı hatırlatan yapılan her türlü kamu faaliyetini ortadan kaldırmaya çalıştılar. 2009 yılında İsrail Eğitim Bakanlığı, bu kelimenin Filistinli çocuklara yönelik ders kitaplarında kullanılmasını yasakladı. 2011 yılında Knesset, kurumların Nakba’yı anmak için etkinlik düzenlemesini yasaklayan bir yasa çıkardı. Bu yasa, Nakba’yı kutlayan her türlü töreni ırkçılık, şiddet ve terör olarak saymaktadır.
Başka bir deyişle, İsrail devleti, Filistinlilerin Nakba’yı hafızalarında canlı tutmalarını istemiyor. Çünkü Nakba’yı hatırlatan her tören, bu devasa zulmün hatıralarını yeni jenerasyona da aktarıyor. Böylece işgalcilere karşı bitmeyen bir nefret canlı tutuluyor. Bu yüzden işgalciler, bu tür halka açık törenler yapan herkesi cezalandırmaya kararlılar.
Bu konudaki İsrail stratejisi şu şekilde: İsrail’in neler yapabileceğini unutmamaları için günlük şiddet eylemleriyle Filistinlilerin Nakba’yı hatırlamasını sağlamak. Ancak aynı zamanda, insanları işgal yönetimine karşı kışkırtan anma törenlerini kısıtlamak. İlkinin sürekli olarak yeniden üretildiği ve ikincisinin yasaklandığı, hafıza ve anma arasında gidip gelen bu paradoksal politika, yerli halkın tarihini ve coğrafyasını şiddetle silmeyi amaçlayan yerleşimci-sömürgeci mantığın temel bir bileşenidir.
Anılmaya değer tarihi bir olay olarak Nakba’nın bastırılması, İsrail’in sömürgeci mülksüzleştirme tarihini gizleme çabasının bir parçasıdır. İsrail’in korkusu, Nakba törenlerinin, Yahudi yerleşimcileri Filistin şiddetinin sürekli kurbanları olarak sunan Siyonist anlatıyı baltalama potansiyelidir. Ancak bu hedef, başarısız olmaya mahkûmdur. İsrail, Filistin vatandaşlarının 1948 olaylarını halka açık törenlerde anmasını yasaklayabilir. Ancak onlar ve dünyanın dört bir yanındaki diasporik kardeşleri için Nakba, asla unutulmayacak.
İsrail, bu hayaletten kurtulmak için soykırım, etnik temizlik, yerleşim bölgeleri ve gettolar oluşturarak Filistin ulusunu ortadan kaldırma hedefini tam olarak sona erdirmeli. Filistinliler, kendi kaderini tayin hakkı kazanmalı. Aksi takdirde Nakba, hem hayalet bir mevcudiyet olarak hem de İsrail’in işgal politikasını sürekli tehdit edecektir.
Neve Gordon, Al jazeera English, 13.05.2023
Çeviren: İsmail CEYLAN

GRUBA KATIL