İnsana Verilen Akıl Nimeti
Genel Gündem Son Sayımız

İnsana Verilen Akıl Nimeti

Abdulkadir İSLAM

Kelime manası olarak akıl; bilme gücü, fikirler, tasavvurlar teşkil etme, hükümler verme, kıyas ve yargılamalar yapma yetisi olarak tarif edilebilir. Her ne kadar duyularla algılanamayan şeylerin aklın kapsamına girmediği iddia edilse de aklın kendisi ve yaradılışından gelen bazı hususlar aklın kapsamındadır. Her balık yumurtadan çıktığında yüzmeyi ve solungaçlarıyla nasıl nefes alması gerektiğini bilir. Yüce Allah (c.c) insana akıl denilen bir güç, bir yetenek vermiştir ve yaradılışından gelen olguların üzerine duyu organları ve tecrübe ile elde edinilen bilgileri ilave ederek kendini geliştirebilir. Aklın sahip olduğu bilgiler bunlarla da sınırlı kalmaz; insanoğlunun çocukluk döneminden başlayarak ömrünün sonuna kadar devam eden eğitimi, görüp yaşadıkları ve tecrübeleri insan hafızasında yerini alır. İnsan zekâsı önündeki verileri harmanlayarak birtakım çıkarımlar, kıyaslamalar ve yargılamalarla mevcutta bilinmeyen olgulara ilişkin sonuçlar ve hükümler çıkarabilir.

Kişinin davranışlarını belirleyen ve yönlendiren unsur sadece akıl değildir. İnançları, önsezileri, heyecan, korku ve arzuları davranışların oluşmasında büyük rol sahibidir ve zaman zaman akıl ciddi çelişkiler içerisinde bulunabilir. Bu durum aklın doğru karar vermesine büyük bir engel teşkil eder. İman etmemiş ve akıllı bir bilim adamını ele alalım. Aklı sayesinde bilimsel birçok gerçeği idrak edebilir ancak aklının önündeki perdeler onun aklını bozar ve iman etmesine engel teşkil eder. Batıla inanıp bağlanmış aklın, İslâm aklı ile buluştuğu noktalar olacaktır; çünkü aklın fıtratında İslâm aklı ile örtüşme yetisi vardır. Böyle bir aklın onarımı ancak Müslümanlaşmak ile mümkündür.

İnançları bakımından aklı bazı guruplara ayıracak olursak üç başlık halinde değerlendirebiliriz: İslâm aklı, Müslüman aklı, batıla inanan kişinin aklı. İslâm aklı, bütün hak dinlerde ortak olan tevhidi akıldır. Bu akıl ilâhî kaynaklıdır, insanı yaratan ve dini vahyeden Allah (c.c) tarafından bahşedilmiştir. Fıtrattan kaynaklanan bu tür akıl ile din arasında çelişki yoktur.(Rum: 30/30) Müslüman aklı ise hak din olan İslam’a inanan insanın aklıdır. İnsan, hak dinlerde ortak olan saf aklı beşeriyeti ve zaafları sebebi ile olduğu gibi alamaz. Bu peygamberlere vahiy yoluyla bildirilmiştir ve onlara has bir özelliktir. Peygamberlere ve onların getirdiklerine iman etmek ve peygamberin sünnetini uygulamakla İslâm aklı ile Müslüman aklı birleşir. İslami bir akla sahip olan kişi düşünür tahlil eder, düşüncesine İslam’ın temel görüşleri çerçevesinde yön verir. İnanç, ahlak başta olmak üzere genel ve özel tüm konuları Kur’an merkezli değerlendirir. Her durumu İslami bir bakış açısı ile değerlendirir. Hâkimiyetin kayıtsız şartsız Allah’ ait olduğunu bilir ve olaylara sadece madde odaklı bakmaz. Peygamberler dışındaki insanların akıllarına dış etkenlerin etki etmesinden dolayı karışıklık ve yanılgılar söz konusu olur. Bu eksikleri gidermenin yolu ise kişiyi Rabbine yaklaştıran ve zihnini temizleyen ibadetler ile gerekli birtakım bilgileri edinmesidir.

İnsanı diğer canlılardan ayıran ve ilahi vahye muhatap ededen yegâne olgu akıl nimetidir. Benzer anlamları ile birlikte Kur’an-ı Kerim’de yüzden fazla ayette insanlara akıllarını kullanmaları ve düşünmeleri tavsiye edilmektedir. Bu özelliği sayesinde Âdemoğlu seçme hürriyetine sahiptir. Aklı olmayan kişinin fıkhi açıdan mükellefiyeti de yoktur. Eğer bu nimet yaradılış amacına uygun olarak kullanılır ve Rabbini tanımaya, yaradılışın gayesini anlamaya çalışırsa kişiyi melekler seviyesine ulaştırabilir. Ancak hayatı sadece dünyadan ibaret sayıp nefsinin ve şeytanın yönlendirmeleri doğrultusunda hareket edecek olursa hayvanlardan daha aşağı bir seviyeye düşecektir.

Yaratanın vermiş olduğu bilinç sayesinde geçmişi sorgularız ve gelecek hakkında bir kaygı içerisinde bulunuruz. Bu fıtratımızda mevcuttur. Çünkü ruhumuz sonsuzluğu arzular. Her türlü zamansal sınırlandırmalar ne kadar uzun olursa olsun insan ruhuna sığ gelecektir. Oysa bu tarz yetilere sahip olmayan diğer varlıklar geçmişten kaygı duymaz ve kendine verilen görevler dışında gelecekte onun için bir kaygı unsuru değildir. Rabbinin emirlerini sorgulamadan kendisine verilen emirleri koşulsuz yerine getirir.

“Kişinin, halk arasındaki yaşayışı ve canlı kalması akıl iledir. İlim ve tecrübenin asıl merkezi akıldır. Akıl olmadan hiçbir iş dönemez.”(Hz. Ali r.a) Âdemoğlunun akli melekeleri aracılığı ile vermiş olduğu kararlar ve bu kararlar doğrultusundaki tavır ve davranışları onun sonsuzluk âlemindeki yerini belirleyecektir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde ve Peygamber (s.a.v)’in hadislerinde insanlığa aklını kullanması, düşünmesi tefekkür etmesi tavsiye ediliyor. Bu emir ve telkinler doğrultusunda içinde bulunulacak hal ile elde edilecek olan sonuç, ya ebedi bir cennet ya da çılgın alevli bir ateştir…

Gece yarısından sonraki zamanlarda Kur’an’ı, tertil üzere okumak, başta namaz olmak üzere ibadetlere devam etmek, nafile ibadetlerle özellikle gece namazı ve oruçla amellerimizi çoğaltmak, İslâm Peygamberi’nin (s.a.v.) siretini (hayat hikâyesini ve tarzını) öğrenmek, bir beşerde tecelli eden İslâm aklına ulaşmaya çalışmak edinilmesi gereken hasletlerdendir.

Mü’minler olarak bize düşen vazife ise yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendimizi ve ehlimizi korumaktır. Akli melekelerimizi Allah (c.c) ve Resulünün (s.a.v) emirleri doğrultusunda kullanmalı, ilahi reçetede gösterilen tedaviyi uygulamaya muhtaç birer hasta olduğumuzun bilincinde olmalı, iman edip salih amel işlemeli ve birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye ederek hüsrandan kurtulmaya çalışmalıyız. Rabbim bizleri hidayete erdirdiği kullarından eylesin.

Selam ve dua ile…

NOT: Bu Yazı Genç Birikim Dergisinin 169.Sayısında (Haziran-2013) Yayımlanmıştır.

 

GRUBA KATIL