Gazze’de İki Ay
Arşiv Yazarlar

Gazze’de İki Ay

Yıllarca aile hikayelerinde duyduklarımı görmek ve yaşamak için anavatanım Filistin’e döndüm.
Otobüs Refah sınırından kuşatma altındaki Gazze Şeridi’ne geçerken yanaklarımdan yaşlar süzüldü. Yaz sıcağında Sina Çölü’nde iki buçuk günlük zorlu bir yolculuktan ve bir ömür boyu bekledikten sonra nihayet evime dönmüştüm.
Gazze’de kuzenim ve hepsi bana ve kardeşlerime çok benzeyen ailemin geri kalanı tarafından karşılandım.
Yirmi üç yıllık hayatımda ailemle ilk kez yüzyüze görüştüm. Bu güne kadar ilişkimiz, özel günlerde veya İsrail’in Gazze’ye yönelik rutin askeri saldırıları sırasında, WhatsApp sesli mesajları ve Skype görüşmeleri ile sınırlıydı.
Diasporada yaşayan birçok Filistinli gibi ben de acımasız İsrail askeri işgali nedeniyle ve geri dönüş hakkımızı engelleyen yasadışı İsrail kuşatması nedeniyle anavatanım Filistin’i ziyaret etme onuruna sahip olamadım. Bununla birlikte, diasporada yaşayan birçok Filistinli gibi, uzakta olmanın, kalbimi toprağıma daha da yakınlaştırdığını ve geri dönüş özlemimi daha da şiddetlendirdiğini hissediyorum.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Seattle şehrinde doğdum ve büyüdüm. Çocukluğumdan beri, babam benim ve kardeşlerimin ruhuna kendi çocukluk hikâyelerini ve adını miras aldığım büyükannem Zarefah’ın hatırasını kazıdı. Aslında ailemin hikayesi birçok Filistinli ailenin hikayesine benziyor: mülksüzleştirme, sürgün, ayrılık ve mücadele hikayesi.
1948’de, Büyükannem Zarefah, Gazze’nin 30 km kuzeyindeki Beyt Daras’taki evinden tüm ailesiyle birlikte El Nakba olarak bilinen etnik temizlik esnasında zorla kovuldu. Siyonist milisler kasabaya saldırmış ve diğer birçok Filistinli köy, kasaba ve şehir gibi orayı da yerle bir etmişti. Bu gün ise Filistinlilerin evlerinin yıkıntıları ve Beit Daras camisinin iki ıssız sütunu atalarımızın bir zamanlar orada yaşadıklarına şahitlik ediyor.
Bu olay esnasında henüz altı yaşında olan Zarefah ve ailesi, Gazze’nin Bureij kampına sığındı.
Nakba’da maruz kaldıkları mülksüzleştirmenin bir sonucu olarak, Zarefah’ın ailesi aşırı yoksulluğa düştü. O ve kardeşleri, ailelerini geçindirmek için küçük yaşlardan itibaren çalışmaya zorlandı ve okula gidemediler. Zarefah okuma yazma bilmeden yaşadı ve öldü. Babam, okuma yazma bilmemesine rağmen onun ailedeki en bilge kişi olduğunu söylerdi.
Büyükannemin vefatından yaklaşık 33 yıl sonra nihayet onun mezarını ziyaret ettim. Zarefah’ın ölümü İntifada esnasında olmuştu. Ani ölümünü, büyükbabamın, babamın ve kardeşlerinin onun cenazesini İntifada’nın kaosu içinde gömmek için almalarının öyküsünü zihnimde canlandırdım. İsrailliler sokağa çıkma yasakları koymuş, insanları evlerine kapatmış ve toplanmaları yasaklamıştı. O günlerde evden ayrılmak ve sevilen birini gömmek için toplanmak İsrail ordusundan izin gerektiriyordu.
Dağınık ve yıpranmış mezar taşları arasında onların adımlarını takip ederken, babamın İsrail askerlerinin sevgilileri Zerefah’a veda etmeye gelen yas tutan büyük kalabalığı dağıtmak için nasıl gerçek mermilerle ateş ettiğini anlattığını hatırladım. O gece iki çocuk bacaklarından vuruldu. Filistinlilere sevdikleri birinin yasını barış içinde tutma hakkı bile verilmedi.
Gazze’de kaldığım süre boyunca babamın kaldığı mülteci kampı Nuseirat’ı da ziyaret ettim.
Kardeşleriyle futbol oynadığı ve çocukluk evinin olduğu, 2014 Gazze savaşı sırasında bir İsrail füzesi tarafından moloz haline getirildikten sonra yerini şimdi bir apartmanın aldığı sokakta yürüdüm.
Burası, ayrıca babam çocukken Birinci İntifada sırasında sayısız zulümün yapıldığı ve bazı arkadaşlarının İsrail askerleri tarafından öldürüldüğü yerdir. Ayrıca dönemin Savunma Bakanı Yitzhak Rabin tarafından teşvik edilen İsrail askerlerinin Filistinlilerin kemiklerini kırdıkları yerdir.
Nuseirat Erkek İlköğretim Okulu’nu da ziyaret ettim. İsrail askerlerinin rutin olarak okula baskın yaptıklarında hangi girişi kullandıklarını merak ettim. İsrail askerlerinin okulun bahçesine göz yaşartıcı gaz attığı ve daha büyük çocukların küçükleri teşvik etmek için bidonlara vurup onları askerlere doğru tekmeledikleri hakkında babamın bana anlattığı hikâyeleri hatırladım.
Tüm bunlardan sonra ailemin mutlu anılarının olduğu yerleri de ziyaret ettim. Sevgili teyzem Soma ve kuzenim Yazan beni ünlü Gazze sahiline götürdüler. Güneş batarken Filistin bayraklarıyla süslenmiş bir kulübeye oturduk ve taze mango suyumuzu yudumladık. Genç çiftlerin çocuklarıyla oynamasını ve Cuma gününün tadını çıkarmasını izledim.
Babam ve kardeşleriyle aynı kumsalda yürüyüş yapan dedemi, aile fotoğraf albümlerimizdeki birkaç bulanık ve yıpranmış fotoğrafta saklanan mutlu anları düşündüm. Her Cuma pazardan taze karpuz almak için eşek arabalarına binerler ve bütün bir günü muhteşem Akdeniz güneşinin tadını çıkararak geçirirlerdi.
O kumsalda çok fazla acı ve travma olmasına rağmen, denizin tıpkı yıllar önce büyükannem ve büyükbabam için olduğu gibi Gazze halkına neşe verdiği açıktı. Ayrıca kuzenim Lamees ve sevimli oğlu Tamim ile de zaman geçirdim. Lamees’in güzel dairesinde saatlerce konuştuk, kahve içerek aile fotoğraf albümlerini karıştırdık ve Gazze’nin sürekli olarak maruz kaldığı elektrik kesintilerinin ortasında Tamim’le oynadık.
Yakın arkadaşım Ghaida ile Cebaliye, Şujiye ve Gazze şehri içindeki ve çevresindeki diğer mahallelerin sokaklarında yürüdüm. Tatreez (geleneksel Filistin işlemesi) için alışveriş yaptık, falafel yedik ve hareketli ara sokaklarda birbirimizi takip etmeye çalıştık. Sokaklar tatlı ve baharat satan satıcılarla ve aile çiftliklerinden ürünler satan eşeklerin tepesindeki çocuklarla doluydu.
Gazze’de iki ay geçirdikten sonra ailemle aramızda kopmaz bir bağ kurarak ayrıldım. Çok güzel yeni dostluklar edindim ve çocukluğumdan beri bana anlatılan hikâyelerdeki yerleri ve insanları deneyimledim.
Seattle’a döndükten sonraki gün, Gazze’nin acımasızca bombalandığı ve Filistinlilerin öldürülüp sakat bırakıldığına dair felç edici haberlerle uyandım. İsrail ordusu, Gazze’ye üç gün süren 17’si çocuk 49 Filistinli’nin hayatını çalan bir barbarca saldırı daha başlatmıştı.
Panik içinde hemen kuzenlerime ve arkadaşlarıma mesaj atmaya başladım. Neyse ki, herkes hayatta kaldı. Ancak bu yeni travma hem onların hem de benim yaşama sevincimizi tekrar öldürdü.
Diş çıkarma telaşıyla annesini uyutmayan Tamim Bebek, Gazze’deki apartmanlarının hemen dışında şiddetli patlamaların dehşetiyle uykusuz kaldı. Beş aylıkken ilk savaşını çoktan yaşamıştı. İlk dişi çıkmadan önce, tüm yaşamları boyunca muhtemelen yaşayacağından daha fazla travma yaşamıştı.
Gazze’de bombalanan apartmanlar, işyerleri, medya ofisleri, büyüyen mülteci kampları ve taşan mezarlıkların kalıntılarında ABD-İsrail güvenlik işbirliğinin etkisine tanık oldum. Bu sahneler beni sadece bir Filistinli olarak değil, istemeden de olsa bu yıkıma doğrudan katkıda bulunan bir Amerikalı olarak da derinden etkiledi.
Eve dönüşüm sadece İsrail kuşatması ve işgali altında yaşamanın ne anlama geldiğini anlamama yardımcı olmadı, aynı zamanda Filistin davasına olan bağlılığıma yeni bir güç verdi ve halkım ve ülkemle duyduğum gururu artırdı.
Bugün, Gazze’nin ve tüm Filistin’in özgür olacağı ve tüm ailemin Beyt Daras’taki ata topraklarımıza geri dönebileceğimiz günün hayalini kuruyorum. Bu kutsal günde biz Filistinliler, bizden vahşice çalınanları hep birlikte yeniden inşa etmeye başlayacağız ve Filistin’i gelecek nesiller için rahat, huzurlu bir yuva haline getireceğiz.

Birinci İntifada esnasında bir İsrail askeri Filistinli kadınlara silah doğrultuyor. 29 Şubat 1988.
Zarefah Baroud, Al Jazeera English, 23.11.2022
Çeviren: İsmail Ceylan

GRUBA KATIL