“DİL”E GEL
Genel Gündem Son Sayımız

“DİL”E GEL

Esra IŞIKTEKİNER ÖZDEMİR

Günlük hayatımızda sıklıkla kullandığımız birçok ifade vardır. “hangi dili konuşuyorum?”, “dilim döndüğünce”, “dil dökmek” deriz. İsterseniz önce, dilin tanımına bakalım.

“Dil, düşünce, duygu ve güdüleri, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracıdır.”

İnsanlar ve hayvanlar bir takım sesler ve işaretlerle düşünce, duygu ve güdülerini anlatmaktadırlar. Bunlar birer (dil)dir. Yaprakları solmaya başlayan bir bitki de (susadım) veya (hastayım) demektedir. O halde bitkilerin bile doğaya dönük dilleri vardır. Demek ki tüm canlıların, kendilerini ve hallerini anlatabilme olanakları vardır. Buna dolaysız (doğrudan doğruya) bildirişim diyoruz.

Bu tanımlara baktığımız zaman anlıyoruz ki yüce Rabbimizin yarattığı her canlının bir dili var. Bu dil, ister sesli ister sessiz olsun bir işe yarıyor. O da “iletişim”dir.

Peki, iletişim nedir? Doğan Cüceloğlu der ki, İletişim genel olarak insanlar arasındaki düşünce ve duygu alışverişidir. İletişimin amacı, alan ve veren arasında bilgi, düşünce ve tutum ortaklığı oluşturmaktır. (Açıkgöz K, 1994). İletişimin verimini artırmamak iletişim kazalarına yol açar ve bu durum çoğu zaman can sıkar. Duygularınızı sağlıklı bir şekilde nasıl ifade edeceğinizi, daha da önemlisi duygularınızı nasıl yöneteceğinizi bilmiyorsanız her türlü ilişkinizin bir sonraki dönemecinde sizi yeni bir iletişim kazasının bekliyor olması çok muhtemeldir. Başkalarıyla iletişim kurarken hangi tepkimizin hangi etkiye yol açıp bizi ve ilişkilerimizi nasıl bir sonuca ulaştıracağını önceden kestirebiliriz.

Etkili iletişimin ilk basamağı, kendimizle olan iletişimi sağlıklı tutmaktır. Kendimizi tanımak, sağlıklı özeleştirilerde bulunmak, kendimize ne haksızlık etmek ne de çok kusursuz görmek gerekir.

İkinci olarak da, karşımızdaki insanın iletişim sırasında anlattıklarını harekete geçiren duyguları anlamaya çalışmaktır. Bizler genellikle karşımızdaki insanı dinlerken, anlatılana ve duyguya odaklanmak yerine vereceğimiz cevabın kurgusuna başlarız. Bu arada da birçok detayı, duyguyu kaçırmış oluruz.

Profesör, konferans vermek üzere salona girmiş. Salonda, sadece ön sırada oturan seyis dışında hiç kimse yokmuş. Boş koltukları görünce, konuşup konuşmama konusunda tereddüde düşen profesör sonunda seyise sormuş: “Buradaki tek kişi sensin. Kararı sen ver. Sana göre konuşmalı mıyım, yoksa konuşmamalı mıyım?” Seyis cevap vermiş: “Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan hiç anlamam. O yüzden bana hiç sorma. Ama ben ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim”. Bu sözler karşısında seyise hak veren profesör, kararını vermiş ve konferansa başlamış. Konuşmuş, konuşmuş… İki saatin üzerinde konuşmuş, anlatmış, yazmış durmuş. Sonunda sözlerini tamamlayan profesör, kendini çok mutlu hissetmiş ve görevini yerine getirmenin hazzı ve tatlı yorgunluğuyla seyise dönmüş. Aslında amacı, tek dinleyicisi tarafından da konferansın çok iyi geçtiğinin onaylanmasını duymakmış. “Konuşmayı nasıl buldun?” diye sormuş. Seyis cevap vermiş: “Hocam, ben sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Yine de, eğer ahıra girdiğimde, biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim, ama elimdeki tüm yemi ona verip hayvanı çatlatmazdım”. Der.

Biz insanlar için iletişimsizlik diye bir durum söz konusu değildir. Yapılan her hareket, jest ve mimik, bir iletişimdir.

Sözel olmayan iletişim beden diliyle yürütülür. Örneğin, bir öğrencinin yaptığı bir konuşmadan sonra öğretmenin gözlerinin parlaması bir beğeni ifadesidir. Bir şeyi önemseyip önemsemediğimizi, sıkılıp sıkılmadığımızı, yorgun olup olmadığımızı beden diliyle anlatırız. Sözel olmayan, iletişim öğrenme-öğretme süreçlerinde de önemlidir. Tarafların birbirine yakın durup durmaması, vücutların duruşu, yüz-göz ifadeleri ve jestleri sözel mesajlara anlam katar ya da anlamı karıştırır.

Bunun için de ister sözlü, ister beden diliyle, iletişimde verdiğimiz mesajların kendi süzgecimizden nasıl geçtiği, karşı tarafta nasıl algılandığı çok önemlidir. Şunu unutmayalım “ne kadar anlatırsan anlat, karşındakinin anladığı kadardır anlattıkların” der düşünür.

Diyelim ki siz, hem Türkçe, hem İspanyolca konuşabiliyorsunuz. Karşınızdaki insanla kurduğunuz iletişimin işe yarar olması için, onun anladığı dili kullanmanız gerekmektedir.

İletişim kurmak için, karşımızdaki insanın nasıl anladığını bilmek, kaliteli iletişim kurmamızı sağlayacaktır.

Hani asansördeyken birbirini tanımayan dört kişi bir araya gelir ve o bir metrekare bile olmayan alanda kendinize özel bir alan oluşturmak için köşelere sıkıştırırsınız kendinizi. Herkes o daracık alanda, “yabancısın” mesajını verir. Gözler kat numaralarını takip eder. Burada da sesli bir iletişim yoktur ama herkes sessiz bir şekilde rahatsızlığını ifade etmektedir. Oysa asansöre girerken yüzünüzde küçük ama içten bir tebessüm olursa, bu sizden büyük bir yükü almış olacaktır.

Etkili iletişim, olumlu iletişimin başlangıç noktası yine biziz.

Her birimiz dünyayı beş duyumuzla algılıyoruz. Görüyoruz, işitiyoruz, dokunuyoruz, tadıyoruz, kokluyoruz. Ve tabii bir de altıncı “duyumuz” var; onunla da seziyoruz. Dış dünyadan bireye gelen tüm iletiler, kişinin beyninde, kendi yaşam şekline göre geliştirdiği algıya göre süzer ve bunu yorumlar. Her insanın algısı, bebeklik döneminden itibaren farklı deneyimlerin sonucu olarak farklı gelişir. Bazı duyusal özellikler ön plana çıkar, bazı duyularımızda körelir. Nedir bu duyular?

Bunlar;

-Görsel

-İşitsel

-Dokunsal (Kinestetik)

Mesela; yeni doğan bir bebek, henüz görme ve gördüklerini anlamlandırma yetisi az geliştiği için ve ten temasına ihtiyaç duyduğu için kinestetik yönü ön plandadır. Ya da sürekli gürültülü bir ortamda büyüyen bir çocuk zamanla o gürültüyle yaşamaya alışması için işitsel özelliğini arka plana atmış olabilir. Yaşadığımız çevre bu saydığımız temsil sistemlerinin gelişmesinde veya körelmesinde oldukça önemli birer etkendir.

GÖRSELLERİN ÖZELLİKLERİ

Dünya nüfusunun yüzde 60’ını görseller oluşturmaktadır. Görsel temsil sistemi gelişmiş olan bir kişi konuşurken “gördüğünüz gibi, göz göre göre, göz atmak” gibi mecazlardan yararlanır. Size gittiği tatilden söz ederken, denizin, gökyüzünün maviliğinden, kumun renginden, eşyaların duruşundan, mimariden söz eder. Gördüğü yüzleri kolay hatırlarlar. Görseller için, “gözden ırak olan, gönülden de ırak olur” sözü geçerlidir. Karşılarındaki insanın duygularını anlamakta güçlük çekerler. Ressamlar, mimarlar, yönetmenler bu temsil sisteminden çıkarlar. Görseller, karşılarındaki insanın duygularını anlamakta zorluk çeker. Düşünürken kâğıda şekiller çizmekten hoşlanır. Görsel temsil sistemi ağırlıklı olan çocukların, bir şeyler öğretilirken görsel materyallerle desteklenmeleri oldukça önemlidir.

1-Dünyayı görüntüler ve resimler halinde algılarlar.

2-Beyinlerindeki bu görüntülerle uyumlu olmaya çalıştıkları için, çok hızlı konuşma eğilimindedirler.

3-Genellikle görsel mecazlarla konuşurlar (ne dediğini görmek, açıkça belli olmak, yakından bakmak vb.)

4-Genelci, hayalci ve gelecek yönelimlidirler.

5-Anlatacaklarını zihinlerinde canlandırarak düşünürler.

6-Her düşünceyi zihinlerinde tasarladıkları için de zihinlerinin hızına yetişmek için hızlı konuşurlar.

7-Hızlı ve göğüs üstünden nefes alırlar.

8-Aynı anda birçok şeyi düşünebilirler.

9-Çok hayal kurarlar.

10-Bir şeye karar verirken görünüşe bakarlar.

İŞİTSELLERİN ÖZELLİKLERİ

Biraz da işitselliği birincil temsil sistemi olan bir kişi hakkında konuşalım. İşitseller, dünya nüfusunun yüzde 20’ sini oluşturmaktadırlar. Konuşmaları ritmik ve melodiktir. Hatiplik, yazarlık, sunuculuk, tercümanlık, müzisyenlik, avukatlık bu temsil sistemi için en yapılabilir mesleklerdendir.  Dinlemeyi bilen insanların çok ender olduğu dünyada, işitseller önemli bir yer alır. Çünkü iyi bir dinleyicidirler.

İşitseller, adından da tahmin edeceğiniz gibi, duydukları ön planda olan insanlardır. Bu kişiler de bir yeri anlatırken, size gittikleri yerin sessizliğinden ya da gürültüsünden söz ederler. Dalgaların sesi, martıların sesinden bahsederler. Duydukları sesi hatırlamak konusunda başarılıdırlar. Kişileri seslerinden ayırt ederler. Ünlü müzisyen ve besteciler işitsellere en iyi örneklerdendir.

Kafasının içinde düşünceler ve iç sesler vardır. Cümlelerle düşünür, sesleri hatırlar, düşünerek karar verir. Dış dünyada ne duyduğu ile ilgilenir, karar vermeden önce uzun uzun irdelemeyi sever, seçimlerini iç (ve dış) sesler yönlendirir. Detaylı planlar yapar, unutmamak için bunları yazar.

Kafasının içindeki sesleri –bir bi kulaktan bir diğer kulaktan– dinler gibidir. Anlamaya ya da hatırlamaya çalışırken, düşünürken ve konuşurken başı hafif yana yatabilir, bakışları kulak hizasında gezinir. Göz teması kurmadan da konuşmaya devam edebilir. Telefonda uzun uzun konuşmaktan hoşlanır.

Konuşması genellikle akıcı ve melodiktir, ama ara sıra iç sesleri dinlemek için durabilir. Konuşması bölünürse kaldığı yere geri dönmekte zorlanmaz, farklı zamanlarda söylenenler arasında bağlantılar kurabilir.

Nefes alış-verişi orta karın bölgesindendir; görsellere kıyasla daha sakin ve derin nefes alır.

İlgi alanları işitsel ya da düşünsel özellikler taşır: Müzik, felsefe, edebiyat vs.

Konuşurken seçtiği ifadeler ağırlıklı olarak işitsellik içerir: Kulak vermek, duymazdan gelmek, kulak kesilmek, frekans, cıvıl cıvıl, gıcır gıcır, şen şakrak, içi cızlamak, ses çıkarmamak, mızıldanmak, kulak tırmalamak, özü sözü bir, sesini özlemek… Anlatımlarında çevredeki seslerden, konuşulanlardan, kendi düşüncelerinden ve kitabi bilgilerden bahseder.

Başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü ve ne konuştuğunu önemser. İnsanları etkilemek için sözlü iletişim becerilerini ön planda tutar; nasıl göründüğü o kadar da önemli değildir. Kulak tırmalayan seslerden ve konuşulanları duymakta zorlandığı ortamlardan haz etmez.

Kendisini baskı altında hissettiği durumlarda genellikle duygularından uzaklaşır ve mantıkçı bir tavır takınır. Bu durumdayken başkalarının duygularını anlamakta zorlanır; soğuk ve anlayışsız biri olarak algılanma ihtimali yüksektir.

İşitsellikleri ön planda olan çocuklarımız için, okul hayatlarında daha başarılı olmalarını sağlayacak ipucu ise, dersleri melodik bir tonla, formülleri yine melodik bir beste haline getirerek ve çalışma ortamlarını gürültüden uzak bir ortama taşımak olacaktır.

KİNESTETİK YANİ DOKUNSAL TEMSİL SİSTEMİ

Kinestetikler, görsellerin ve işitsellerin aksine çok yavaş konuşur. Konuşurlarken kendilerine uzun uzun düşünme payı bırakırlar. Kinestetik insanların konuşmalarındaki yavaşlık, görsel insanları çıldırtır. Duygularını sonuna kadar yaşarlar. Kendimizle, başkalarıyla ve doğayla kurduğumuz derin ilişki bu kanalla oluyor. Kinestetik günümüz dünyasında, en az rastlanan öncelikli kanal. Sadece görüntü ve sesle kalsaydık iki boyutlu bir dünyaya mahkûm olurduk. Kinestetik insanlarla konuştuğunuz zaman söyledikleriniz onlara dokunursanız onlara ulaşır. Genellikle eşimize eve gelirken alması için siparişler veririz. İşte bu noktada kinestetik beyler, listeyi hiçbir zaman tam getirmezler. Unuttukları bir şeyler olur. Rahatlık bu insanlar için önceliklidir.

Bu kişi hissettikleriyle yaşar. Dokunarak algılar, duygularıyla hatırlar, hissederek karar verir. Dış dünyanın kendisine ne hissettirdiğiyle ilgilenir, duygulara erişmek zaman aldığı için yavaş karar verir, kendisini iyi ve rahat hissettiren seçimleri tercih eder. Şu anda ne hissettiği önemlidir.

Genellikle bedeninin içinde biçimlenen duyguları yakalamaya çalışır gibidir. Anlamaya ya da hatırlamaya çalışırken, düşünürken ve konuşurken başı ve bakışları aşağıya dönüktür. İletişimde fiziksel temasa önem verir. Görüştüğü kişinin yakınlığı önemli bir faktördür.

Konuşması -yavaş yavaş şekillenen ve anlamlanan duygulardan dolayı- yavaş, ağır ve mırıldanma gibidir. Hızlı konuşmaları takip etmekte zorlanır, çünkü anlamak için hissetmeye ihtiyaç duyar.

Nefes alış-verişi abdomenden –alt karın bölgesindendir; genellikle yavaş ve derin nefes alır. Derinlerdeki bir duyguya ulaşma anında derin bir nefes alır ve nefesini uzun uzun bırakır.

İlgi alanları dokunsal-duygusal özellikler taşır: El ürünleri, spor, sanat…

Konuşurken seçtiği ifadeler ağırlıklı olarak kinestetik özellik içerir: İçine işlemek, üstünde bir ağırlık olmak, ele almak, tutar yeri olmamak, konuyu kavramak, sağlam fikir, kanı kaynamak, içi ısınmak, bir kenara bırakmak, temas etmek, içine oturmak, baskı altında olmak… Anlatımlarında insanların, ortamın ve olayların nasıl duygular uyandırdığından bahseder.

Genellikle başkalarının kendisi hakkında ne hissettiğine önem verir. Giyimi rahattır, konfora ihtiyaç duyar. Yaşadığı ortam fiziksel ve duygusal açıdan rahat hissedeceği şekilde düzenlenmiştir.

Baskı altında olduğu durumlarda kendisini suçlanmış hissetme ihtimali yüksektir. Duygusal açıdan hassastır ve suçlamalarla boğuşacak gücü yoktur; bu nedenle bir suçlama karşısında kolayca pes edebilir.

Temsil sistemleri bilgilerinden yararlanmada genel uygulama, bu bilgiler ışığında bir kişinin belli bir (ya da iki) sistemi ağırlıklı kullandığını gözlemlediğinizde listedeki diğer bilgilerin de o kişi için geçerli olduğunu kabul etmektir. Böylece kısa bir gözlem sonucu kişi hakkında derinlemesine fikre sahip olursunuz. Sadece onu daha iyi anlamakla kalmazsınız; kendinizi ifade ederken de onun tercih ettiği iletişim sistemine ağırlık vermeye başladığınızda, onun kullandığı türden kelimeler ve anlatım şekilleri kullandığınızda, zihninde oluşturduğu içsel temsilleri daha kolay etkilersiniz. Başarılı bir iletişim iki yönlü çalışır ve ortak dil kullanmayı gerektirir.

Öncelikli temsil sistemi ne olursa olsun, bir kişide yukarıdaki listelerdeki ipuçlarından birini gördüğünüzde, o kişinin o an için o temsil sistemine erişmekte olduğu sonucuna varabilirsiniz. İşitsel biri bakışlarını yukarılarda gezdirirken görsel bilgilere ulaşmaya çalışıyordur, görsel biri iç geçirdiğinde derin kinestetik erişim halindedir. Bazı durumlarda alışık olunmayan temsil sistemini kullanmak zor gelebilir. Böyle durumlarda kişi şaşkınlığını belli eder: Görselleştirmede zorlanan biri bir görüntüyü netleştirmeye çalışırken karşıya bakarak gözlerini kırpıştırabilir ya da içindeki karmaşık duygular nedeniyle şaşıran biri derin ama kesik kesik nefes alabilir. Tüm bunlar dikkatli gözlemle kolayca fark edilebilecek şeylerdir.

Bireysel iletişimde kişinin ağırlıklı olarak kullandığı temsil sistemi (ya da sistemleri) nasıl bir yaklaşımın daha etkili olacağı konusunda bize yol gösteriyor. Bir topluluğa hitap ederken ise, her bir bireyin kişisel özelliklerine ayrı ayrı odaklanmak mümkün olamayacağından, genel bir strateji izleyebilirsiniz: Anlatımda her 3 temsil sisteminden de yararlanmak etkili olacaktır. Örneğin, “Şimdi temsil sistemlerine biraz daha yakından bakalım. Karşılaştırmalı anlatımlar yardımıyla konuyu daha iyi kavrayabiliriz.” dediğimizde, “yakından bakmak” görsellere, “karşılaştırmalı anlatımlar” işitsellere, “konuyu kavramak” ise kinestetiklere yönelik ifadelerdir. Böyle bir anlatım herkesin anlatılan konuyla ilgili içsel temsiller oluşturmasını kolaylaştırır. Bir sunumun anlatımsal zenginliğinin büyük oranda farklı temsil sistemlerinin etkili şekilde kullanımına bağlı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

İletişim kurarken, karşımızdaki insanın temsil sistemini biliyor olmak, etkili iletişim kurmak için anahtar görevi üstlenmektedir. Eşimizin, çocuğumuzun, yakınlarımızın nasıl bir temsil sistemine sahip olduğunu bilmek, kaliteli bir iletişim kurmamızı sağlayacaktır. Çocuklarımızın nasıl öğrendiklerini keşfetmemize yardımcı olacaktır. Birçok çocuk biliyorum, temsil sisteminin özellikleri bilinmediği için kendisine “tembel” damgası ya da hiperaktif sıfatı verilmiştir. Oysa her insanın algılayış şekli belirlenip ona göre metod geliştirilse, insanlar çok daha kolay öğrenir, kendilerini daha kolay ifade ederler.

Bugün sizlerle, dilin ve iletişimin kısa bir tanımını yaptık ve etkili iletişimin anahtarı olan temsil sistemlerini öğrendik ve bunların nasıl belirlendiğini ve ne işe yarayacağını kavradık. Şimdi bu aşamadan sonra bize düşen öğrendiklerimizi hayata geçirmek olacaktır.

Esra IŞIKTEKİNER ÖZDEMİR

Psikolog/NLP Trainer

NOT: Bu Yazı Genç Birikim Dergisinin 169.Sayısında (Haziran-2013) Yayımlanmıştır.

GRUBA KATIL