Unutulan Kardeşliğe Çağrı
Genel Gündem

Unutulan Kardeşliğe Çağrı

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat,13)

İslâm âleminin içine sürüklendiği acı durum yüreğimizi sızlatmakta, hepimizi derin üzüntüye sevk etmektedir. Tarih boyu nice badireler atlatan İslâm ümmeti olarak, üzerimize akın akın gelen bu karanlık tabloyu da Allah’ın izniyle bertaraf edebilecek güçteyiz. Yeter ki İslâm dünyası, bünyesinde barındırdığı güç ve imkânların farkına varabilsin.

İslâm ümmeti; farklı mezhep ve meşreplerden, farklı etnik gruplardan, farklı sosyal yapılanmalardan oluşur. Bunlar bizim imkânlarımız, zenginliğimiz ve gücümüzdür; eğer bu imkânları yeterince kullanamazsak ayrılığa, düşmanlığa vesile olabilir, ümmet şu an bunu yaşamaktadır.

Halkı Müslüman ülkelerdeki kargaşa ve savaş da, ülkemizde cereyan eden PKK/Kandil ve benzeri terör örgütleri de, ufuksuzluğun, dünyayı tanıyamamanın, modern dünyanın İslâm dünyası için tertiplediği tuzağı fark edememenin, kendi gücünü kavrayamamanın bir sonucudur.

Uluslararası şer ittifakının maşa ve temsilcileri, Marksist – Leninist düşünceye sahip olan birçok kurum-kuruluş, STK, bir kısım sözde İslamcılar, ülke içinde PKK ve türevlerine destek veren gafillerin başında gelmektedir.

Sorunun çözümü için ümmetçi bir bakış açısıyla İslâm kardeşliğinin öne çıkarılıp pekiştirilerek, İslâmî yöntemlerle çözümünden başka bir yol yoktur.

Biz bir ümmetiz, gücümüzü birlikteliğimizden alırız, birliktelik farklılıkları bünyesinde barındıran ve ayrılığa dönüşmesine müsaade etmeyen yüce bir anlayış ve inançla sağlanabilir.

Bu noktada PKK’nın İslâm karşıtı ülkeler ve emperyalistler tarafından desteklenmesinin en önemli nedeni; dindar ve Müslüman Kürt halkını dinlerinden uzaklaştırıp, dinin bütünleyici ve birleştiriciliğini ortadan kaldırıp, onun yerine kin ve nefret duygularını yerleştirme hedefleridir.

Türkiye ile diğer İslâm ülkeleri aynı kaderi paylaşmaktadır. Türkiye’nin selameti, aynı zamanda diğer İslâm ülkelerinin de selametidir.

Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana en zorlu demlerini yaşıyor. Bu hâl, bu zorlu durum; cihan harbindeki çökmekte olan ülkenin çöküşünü hızlandırma, hasta adamın mirasını paylaşma, Osmanlı’yı tarih sahnesinden silme gibi bir zorluk değildir. Aksine kendine gelmenin, silkelenmenin, küllerinden doğmanın, tarihine ve coğrafyasına dönmenin, kabuğunu yırtmanın, insanlık âlemine katkı sağlamanın, insanlığa yeni bir ufuk açmanın, iki cihan harbinden sonra oluşan zalim ve adaletsiz dünya düzeninin ıslahına çalışmanın önünü kesme zorluğudur.

Türkiye insanı, farklılıkların zenginlik olabileceğinin farkına bir türlü varamadı. Zihni öyle kodlandı ki her farklılığı ayrılık ve kopuş sandı, çünkü Osmanlı’nın gerilemesinden sonra bu farklılıklar ülkenin parçalanması için kullanıldı. Tarihe bakarken, Osmanlı’nın çöküş demlerini farklılıkların sonucu kabul ediyoruz. Hâlbuki biraz daha geriye, Osmanlı’nın kuruluş ve yükseliş yıllarına -belki tüm İslâm tarihine- bakabilirsek farklılıkların nasıl zenginlik oluşturduğunu pekâlâ anlayabiliriz. Sınırlarımız gibi ufuklarımız da daraltıldı. Sadece önümüze bakabilir hale getirildik. Tarihin derinliklerinden bugüne bakamayanların yarın tasavvuru ve yücelere bakma ufku körelir.

Bunun için ilk önce Türkiye’de;

1- Kamu düzeni her hâlükârda sağlanmalıdır. PKK terörü bitinceye kadar bu mücadele devam etmelidir. Kamu düzeni bahane edilerek askeri vesayete de kapı aralanmamalıdır.

2- Bölgede çalışma yapan ve yapacak olan Müslümanlar, dininden, ümmet bilincinden, İslâm kardeşliğinden uzaklaştırılıp şer odaklarının etkisi altına alınan insanımıza, orta ve uzun vadede, birebir eğitim, her türlü sosyal yardımlaşma, dayanışma vb. çalışmalarla tekrar aslî kimliklerine kavuşmaları sağlanmalıdır.

3- Allah’ın (c. c.) insana bahşettiği -bugüne kadar kasten yok sayılmış- ana dilde eğitim dâhil olmak üzere, bütün insanî ve İslâmî haklar da Türkiye’de yaşayan tüm etnik kökenlere, bilhassa Kürt kardeşlerimize hemen ve şartsız iade edilmelidir. Bu bir lütuf, bir iyilik diye de takdim edilmemelidir.
Kürtçe, Arapça, Farsça… konuşmak ve yazmaktan korkan bir devlet ayakta kalamaz.

4- Ulus-devletlerin eskisi kadar güçlü olmadıkları bir gerçektir. Dünya Müslümanları bunun farkına varmalı ve topyekûn ümmet olarak ortak hareket etmenin yollarını aramalıdır; aksi halde adına devlet denen bu yapılanmalar birer birer emperyalistlerin pençesinden kurtulamayacaklardır.

5- Bu ülkede yaşayan herkes, birbirini anlamalı birbirini tanımalı, birbirinin hakkına saygı duymalı, İslâm’ın adil şemsiyesi altında bir birliğe doğru gitmenin yollarını aramalıdır. Çünkü İslâm, insanlığını yitirmemiş bütün insanları muhafaza eden ve kucaklayan yegâne din ve nizamdır.

6- Türkiye vatandaşı, İslâm ümmetinin mensubu, insanlık âleminin ferdi olarak herkesi İslam kardeşliğini esas alarak akl-ı selime ve tutuşturulan “terör fitnesi”nin ateşini söndürmeye katkı sağlamaya davet ediyoruz.

MEDENİYET VAKFI

GRUBA KATIL