Allah’a teslim olmak, onun kurallarına sahip çıkmak, zulüm altında dahi Allah’ı bilmek, namazı kılmak, İslami mücadeleyi bırakmamak herkese nasip olmaz. Gazze, bunun örneğidir. İki seneden fazla oldu Gazze’de cihad başlayalı. Allah’a teslimiyeti bırakmadılar. Neredeyse her gün açlar; yiyecek bulmak, içecek bulmak o kadar zor ve imkansız. Banyo, temiz elbise yok! Sosyal faaliyet yok! Gökyüzünden yağmur yerine bomba yağıyor, doğru düzgün uyku yok. Ama teslimiyet var, iman var, imtihanı dibine kadar yaşıyorlar. Allah’ın emirlerinden taviz vermiyorlar. Kur’an öğrenmekten, ona göre yaşamaktan vazgeçmiyorlar. Zorluklar içerisinde olmaları, onları isyana yöneltmiyor; aksine daha çok bağlanıyorlar. Allah’a bağlılıkları biraz daha artıyor. O kadar zorluğa rağmen حَسْبُنَا الله” “وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
“Hasbünallahu ve Ni’mel Vekîl”
“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” demekteler ve Rabbimize tevekkül etmekteler. Aynı Hz. İbrahim’in teslimiyeti gibi. Hz. İbrahim’e Nemrut, dağda odun hazırlatmıştı, onu yakmak için. Hz İbrahim’i ateşe atmak için de sapana benzer büyük bir şey hazırlatmıştı. Ateşe atılırken havada üç beş saniye içinde Cebrail aleyhisselam gelir ve Allah’tan bir isteği olup olmadığını sorar. İsterse oradan kurtaracağını söyler. Hz. İbrahim ise, “Allah benim bu halimi görüyor mu?” der. Cebrail aleyhisselam, “Evet, görüyor.” der. “Benim ateşe atılacağımı biliyor mu?” der. Cebrail aleyhisselam, “Evet, biliyor.” der. Hz. İbrahim, “Bizim bu konuşmalarımızı duyuyor mu?” der. Cebrail aleyhisselam, “Evet, duyuyor.” diye cevap verir. Hz. İbrahim, “O halde Rabbim beni en iyi bilendir.” diye cevap verir. Ve Hz. İbrahim şu anda Gazzelilerin ağızlarından düşürmedikleri şu ayeti söyler: “حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
(Hasbünallahu ve Ni’mel Vekîl)
(Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)”
Tüm benlikleri ile, tüm organlarıyla Allah’a teslimiyetini gösterir. Rabbimiz, o büyük ateşe Hz. İbrahim’i yakmaması, serin olması için emreder ve ateş de Hz. İbrahim’e hiçbir zarar vermez. Bugün Gazze halkı, İslam’ı temsil eden Gazze halkı da teslimiyet örneğidir. Bir avuç Müslüman, İslam için, siyonistlerle mücadele etmektedir. Diğer Müslüman ülkeler ise seyirci pozisyonunda izlemekle, kınamakla yetinmektedir. Kâfirlere iyi gözükmek için, kardeşlerinin zulüm görmeleri, onları harekete geçmeye sevk etmedi. Halbuki Allah’ın rızasını kazanmaları gerekirdi, kâfirlerin rızasını kazanmaları değil. Maalesef Müslümanlar, kâfirleri razı etmeyi seçtiler.
Rabbimiz ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Onlar, müminleri bırakıp da kâfirleri dost ve sırdaş ediniyorlar. Yoksa onlar kâfirlerin yanında izzet, şeref ve kuvvet mi arıyorlar? Boşuna aramasınlar. Çünkü izzet, şeref ve kuvvet tamamiyle Allah’a aittir.”( Nisa, 139)
İzzet ve şerefi Allah’ın yanında aramayanlar, Allah’ın yasalarında, emirlerinde aramayanlar, kâfirlerin yasalarında bulamayacaklar. Yaptıkları, yanlarına kalmayacak; hesabını elbette Rabbimiz soracaktır.
Gazze, Müslümanlardan görmediği desteği, hiç beklenmeyen yerlerden daha fazla gördü. Bazı kâfir ülkeler ve halklar, Gazze’nin yanında daha fazla yer aldı, gerekli eylemleri yaptılar. Bizdekiler ise siyasi partilerle miting yaptılar. Partilerin gerekeni yapması gerekiyordu fakat halkla miting yapıp bir şey yapıyormuş gibi halkın, gazını aldılar. İran ise hiç beklenmeyen bir şey yaptı ve siyonistlerin üzerine füze yağdırdı. Tarih boyunca kâfirlerle savaşmayan İran, İsrail ile savaşa girdi. Gazze’ye görünür bir destek verdi. İran’ın akidesi İslam’la uyuşmasa da “Biz İslam’ın savunucularıyız.” diyen Müslüman ülkelerden daha çok şey yaptı. İran Şia akidesi, hep Müslüman kanı dökmüştür. Bizler Şia akidesini benimsemiyoruz fakat işgalci İsrail’e yaptıklarına da elbette seviniyoruz. Rabbim bu olayı Müslümanların harekete geçmesine, doğru yolu bulmalarına vesile kılar İnşallah ve Müslümanların İslam’dan başka bir çarelerinin olmadığını anlamalarına da sebep olur. Müslüman ülkeler, İslam kanunlarıyla Allah’ın emirlerine göre yönetilmiş olsaydı hiçbir kâfir, cüret edemezdi Müslüman kanı dökmeye, Müslümanların namusuna el uzatmaya. Din, devlete karışmasın, diye nara atanların birçoğu, içimize yerleştirilmiş kâfir ajanlarıdırlar. Dini, devlete karıştırmadılar ve küçük bir İslami uyanış gördüklerinde hemen harekete geçiyorlar, ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Onların güçlenmemesi için, her türlü zulmü yapıyorlar. İslam’ı temsil eden Gazze ve mücahitlerle iki seneden beri savaşa giren kâfir sürüleri, onlara bir zarar veremediler. Onlardaki iman, Allah’a olan teslimiyetten hiçbir şey azaltmadı çünkü biliyorlar imtihanın kolay olmayacağını. Bu dünyanın bir imtihan sahası olduğunun farkındalar. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) ne kadar zor şartlar altında mücadele ettiğinin farkındalar onu örnek alıyorlar. Çünkü Peygamberimiz Taif’e gittiğinde orada taşlı saldırıya uğramıştı, oradaki azgın toplum tarafından taşlı saldırıya uğradı ve her yeri kanlar içinde kalmıştı. Cebrail aleyhisselam geldi: “Ya Resulullah, Allah’tan yardım iste, şu iki dağı birleştirivereyim, azgın toplumun üstüne.” demişti. Fakat Efendimiz; o kadar zor anda, sıkıntı anında o istekte bulunmadı. Rabbimizin onu gördüğünü biliyordu, imtihanda olduğunu biliyordu, onu ileride örnek alacak ümmetinin olacağını biliyordu ve bu isteği kabul etmedi. “Onların içinde bilmeyenler var, onlar gerçeği bilselerdi yapmazlardı, onlardan İslam’a girecekler olabilir,” diye dua etmişti. Şimdi Gazze, Peygamber efendimizi örnek alıyor. Çok zor şartlar altındalar ama sabrediyorlar. Onlar, mükafatı elbette alacak; izleyenler, ses çıkarmayanlar da elbette Allah’a hesap verecekler. Konuşup da bir şey yapmayan Müslümanlar; İslami çalışmalara destek vermeyen şeytanın tuzağına düşen, rahatından vazgeçmeyen, parası bitecek diye İslami çalışmaları önemsemeyenler de Allah’a elbette hesap vereceklerdir. Bu, kaçınılmaz bir gerçektir; kimse, bunu inkar edemez. Müslüman kardeşlerini unutanlar, onları düşmana teslim edenler için Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Abdulah İbni Ömer radıyallahu anhümadan rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin, Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderirse Allah teala, o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslüman’ın kusurunu örterse, Allah teala da o kimsenin kusurunu örter.”
(Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 38, 60;Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbni Mâce, Mukaddime 17)
Müslüman ülkelerin hemen hemen hepsi, Gazze’deki kardeşlerini yardımsız bıraktı ve düşmana teslim etti. Ölümlere alıştı, oradaki zulmü görmezden geldiler. Rabbim o kardeşlerimize, görünmeyen ordularıyla yardım etsin. Çünkü onlara yardım edecek kimse kalmadı. Fil hadisesinde olduğu gibi, onlar yalnız kaldılar, çaresiz kaldılar. Allah’ın dini için mücadele eden Müslümanlara selam olsun. Velhamdulillahi rabbil alemin.
~ Emrah Doğru ~

Follow