Şehadet; Rahmettir, Hidayettir, Nimettir, Şereftir, Teslim Olmaktır, Razı Olmaktır.
Arşiv Yazarlar

Şehadet; Rahmettir, Hidayettir, Nimettir, Şereftir, Teslim Olmaktır, Razı Olmaktır.

Bir oyuncu olduğumuz hayat sahnesinde, ortaya koyduğumuz performans, ölümümüzün şeklini belirliyor. Hayatlarını şehit yüceliğinde yaşayan Müslümanların, final sahnesi elbette şehadet olacaktır.

Ölüm; bir son, bir yok oluş değildir. Ölüm geçici/fani olan bu dünyadan ebedi âlem olan ahirete geçiş köprüsüdür. Ölüm, dünyadan ahirete doğru devam eden bir yolculukta bir ara duraktır. Ölüm, uykudan uyanmadır, ebedi âlemde, yeni bir hayata başlamadır. Ölüm, sevgiliye vuslattır; vuslat ise hasretin sonu, yeni bir yolun başlangıcıdır. Müslümanca yaşamış ve Müslümanca ölmüş biri için ölüm böyledir. Allah yolunda mücadele ederken ölümün ve öldürülmenin adıdır şehadet. Bu, ölümden çok daha yüce, çok daha mukaddes ve çok daha farklıdır. Bu farklılık, defnedilme işleminden itibaren başlar ve Allah’ın vereceği nimetlerdeki ayrıcalığa kadar devam eder. Nitekim şehit, diğerlerinden farklı olarak yıkanmaz, kefenlenmez, şehit olduğu elbisesiyle defnedilir; çünkü onun kefeni, şehit olurken giydiği elbisesidir. Gusül, ölü bir cesedin temizlenmesi içindir. Oysa şehitler, Allah yolunda verdikleri mücadeleden dolayı, her türlü manevi pislikten arınmış ve tertemiz olan kimselerdir. Şehitler, hem Allah nezdinde hem de insanlar nezdinde, verdikleri mücadele neticesinde öldürüldüklerinden dolayı ölümsüzleşirler ve sadece yaşadığı dönemde/çağda değil, bütün çağlara ve nesillere örneklik oluşturacak çok derin izler bırakırlar.

Öncü ve örnek şahsiyetler, gerek içinde yaşadığımız topraklarda, gerekse İslam coğrafyasının diğer topraklarında, kanlarıyla bu şehadet meşalesini söndürmeden nesillerden nesillere taşımışlardır. Bu şehitler kervanı, kıyamete kadar, yani “din yalnız Allah’ın oluncaya ve fitne yeryüzünde kalmayıncaya kadar” da devam edecektir.

İslam dininin en yüksek mertebesi ve en şerefli kısmıdır şehitlik. Şehit olmak, şahit olmakla bir tutulur dinimizin erdemlerini yorumlayanlarca. Şehitliği şerefli yapan da bu tarafıdır, şahitlikten kaçmamaktır.

Zulme razı olmayanların, adaleti tesis etmek isteyenlerin, bu yolda korkusuzca mücadele verenlerin hakkıdır şehadet. Yalnızca kendini, kendi rahatını düşünmeyenlerin, bütün bir Müslüman coğrafyasının sancısını iliklerine kadar hissedenlerin yurdudur cennet

Allah yolunda ve Allah için ölmek! Dünyevi hiçbir beklenti içine girmeksizin, dünyadaki bütün nimetleri elinin tersiyle iterek sadece ve sadece Allah’ın rızasını kazanmak için, Allah’ın kendisinden, kendisinin de Allah’tan razı olarak ölmek! Bu, nasıl bir duygu, nasıl bir anlayış; ölümü, hayata, dünyaya ve içindekilere tercih etmek! Bu, vahiy olmaksızın beşer aklının anlayamayacağı, idrak edemeyeceği bir anlayıştır. Henüz gençliğinin baharındayken, önünde uzun bir ömür duruyor iken, Allah için ölümü arzulamak, gerçekten beşer aklının çok uzağında olan bir durumdur!

Malcolm X’in şu sözüne kulak vermek lazım: “Bir Müslüman olarak, yeryüzünde Allah’ın huzurunda secde etmeyen tek fert kalmayıncaya kadar kendimi görevli hissediyorum” diyerek şehadete koşmuştur.

Üstad Sezai Karakoç, şehidin yere düşmesini ortalığı aydınlatan şimşeğe benzetir. Her şehidin yere düşmesi, ortalığı bir şimşek gibi aydınlatacak, çakan şimşeğin aydınlığı ile İslam düşmanlarının kalbine korku dolarken, Müslüman yüreklerde yeni diriliş tohumları yeşerecektir: “Şehit, toprağa düşen öyle bir tohumdur ki, verdiği başaktan, bin mümin kalbi çarpar. Ve o başak, saf kuvvet, saf inançtır. O başağın samanı ve dikeni yoktur. Bir şehit kanı toprağa düşmesin, en kısa zamanda, o kandan bin Müslüman dirilmedikçe o toprak rahat etmeyecektir.”[1]

Şehitlik kavramı, sadece İslam’a ait bir kavramdır. O, sadece Müslümanlar için İslami bir rütbe ve bir makamdır. Bu rütbenin İslam dışı rejim, sistem, ideoloji ve dinlerle hiçbir alakası ve ilişkisi yoktur. Buna rağmen, İslami kavramlar içerisinde en çok istismar edilen kavramlardan birisi de ne yazık ki, “şehadet” ve “şehitlik” kavramıdır. Oysa gerek Kur’an-ı Kerim ve gerekse Hz. Peygamber’in (as) Hadis-i Şerifleri, bu konuda oluşmuş ya da oluşacak bütün kafa karışıklıklarını, yanlış değerlendirme ve algılamaları ortadan kaldıracak derecede açıktır. Dolayısıyla bu kavram ile ilgili olarak kim ne derse desin ya da nasıl bir tanımlama getirirse getirsin, “ben Müslüman’ım” diyen birisi için, bu konuda tek ölçü ayet ve hadislerdir. Buyrun kulak verelim ayet ve hadislere:

“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, bilakis onlar diridirler. Ama siz, farkında olmazsınız!” (Bakara, 2/154).

“Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma. Hayır, (onlar) dipdiridirler. Rableri katında rızıklanmaktadırlar! Allah’ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiçbir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler…” (Al-i İmran, 3/169-170).

“Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat’ta da, İncil’de de Kur’ân’da da Allah’ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah’tan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alışveriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur” (Tevbe, 9/111).

“O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükâfat vereceğiz” (Nisa, 4/74).

Hz. Peygamber’e (as) bir Arabî geldi: “Bir adam ismi anılsın diye harp eder, övülsün diye savaşır, ganimet almak için harb eder, mevkiini görsünler diye savaşır” dedi. Resulullah (as) “Her kim, Allah kelimesi yüce olsun diye savaşırsa, işte o kimse, Aziz ve Celil olan Allah yolundadır.” Ebu Musa (ra)’dan; “Hz. Peygamber’e (as) soruldu: “cesaretini göstermek için, hamiyeti için ve gösteriş olsun diye savaşanların hangisi Allah yolundadır?” Hz. Peygamber (as): “Kim, Allah kelimesinin yüceltilmesi için savaşırsa onun savaşı Allah yolundadır, diye buyurdu” (Buhari, Müslim).

Kıyamet gününde aleyhinde hüküm olunacak birisi Allah’ın huzuruna getirilir. Allah, ona verdiği nimetleri bir bir anlatır. O da bunları bilir, hatırlar. Yüce Allah ona:

– Bu nimetlerin arasında ne yaptın, diye sorar. O, şu cevabı verir:

– Senin rızan için savaştım ve nihayet şehit oldum, der.

O zaman Allah şöyle der:

– Yalan söylüyorsun! Fakat sen, hakkında kahraman denilsin diye savaştın ve neticede de öldürüldün. Allah’ın emri üzerine o kişi yüzüstü sürüklenerek Cehenneme yollanır.

İkinci olarak, ilim öğrenmiş, öğrendiği ilmi başkalarına öğretmiş ve Kur’an okuyan biri, Yüce Allah’ın huzuruna getirilir. Allah (c.c.), ona da verdiği nimetlerini tek tek anlatır. O da bu nimetleri anlar ve kabul eder. Yüce Allah ona şöyle sorar:

– Bu nimetlerin içinde bulunurken, benim için ne yaptın, der. O kişi, şu cevabı verir:

– Senin rızan için ilim öğrendim, Kur’an’ı okudum ve başkalarına da öğrettim, okuttum, der.

Ondan sonra Allah (c.c) ona şöyle der:

– Sen yalan söylüyorsun! Sana âlim, ne güzel okuyor, denilsin diye okudun. İlim öğrenmeyi, Kur’an’ı okumayı, başkasına öğretmeyi ve okutmayı, riya ve gösteriş için yaptın. Nihayet senin için bu övgüler de yapıldı. Allah’ın emri üzerine bu adam da yüzüstü Cehenneme atılır.

Üçüncü olarak, Allah’ın kendisine zenginlik ve çeşitli mallardan verdiği bir kişi getirilir. Allah, bu kişiye de verdiği nimetleri ayrı ayrı anlatır. O da bu nimetleri bilir, hatırlar. Yüce Allah, ona da şu soruyu sorar:

– Bu nimetlerin arasında bulunduğunda, ne gibi hayırlı işlerde bulundun? Kişi, şu cevabı verir:

– Senin rızan için, sevdiğin her türlü hayır yollarına harcamada bulundum. Allah, onun bu cevabı üzerine şöyle der:

– Sen yalan söylüyorsun! Sana “cömert” desinler diye bu hayır yollarına harcamada bulundun. Bu yardımları, riya ve gösteriş için yaptın. Sonra, Allah’ın emri üzerine bu kişi de, yüzüstü sürüklenerek cehenneme yollanır.”

Şehadet, rahmettir;

Şehadet, hidayettir;

Şehadet, nimettir;

Şehadet, şereftir.

Şehadet, teslim olmaktır, razı olmaktır. Allah’ın yüceliği ve azameti karşısında bütün varlığını O’na adamaktır.

Ne mutlu, Allah yolunda canlarını feda edenlere ve sırasını bekleyenlere!

Ey Rabbimiz! Dünyada şahit olarak yaşamayı, Senin yolunda şehit olmayı, şehitlik makamını isteyen herkese nasip eyle. Âmin… Âmin… Âmin…

Harun AKÇA

[1] Sezai Karakoç, Dirilişin Çevresinde, s. 111-115, Diriliş Yay. 1966, İstanbul

GRUBA KATIL