Okuma ve Yazma ile Zamana Şahitliğimiz
Arşiv Genel Yazarlar

Okuma ve Yazma ile Zamana Şahitliğimiz

 

Dünyaya, hidayete, rahmete, merhamete, adalete gözlerimizi “yazılanları okuma”yla açtıran Rabbimiz Allah’a (c.c) hamd olsun. Okumalarımızı nitelendiren ve anlamlandıran bir hayatla bizlere numune-i imtisal olan yüce Allah’ın Rasulüne (s.a.v.) salât-u selam olsun.

Okumak…

Geliştiren, değiştiren ve dönüştüren bir okuma süreci içerisinde olmayan/olamayan okuyucular, vakit kaybetmekten öteye geçmeyen eylemlerin sahibidirler. Neyi, ne için okuduğunu bilmeyen, fark edemeyen okuyucular havanda su dövme yolundadırlar. Bilinçsiz eylemlerin, failine fazla bir şey katmayacağı malumdur. Delilerin bazı zamanlar çok güzel, çok önemli ve çok doğru söylemlerde bulunduklarına şahit oluruz. Lakin bu söylemleri, kendilerini bağlayıcı bir öze malik değildir. Yani ne söylerse söylesin, deli yine delidir. Bir başka misal verecek olursak bozuk bir saat bile günde iki kez doğruyu gösterir. Göstermesine gösterir ama bir anlam ifade etmez, vakti merak edenin yarasına merhem olmaz.

Rabb bilinci ile süreklilik arz eden okumalarımız, bize muvaffakıyet yollarını açacaktır. Hayata mebni okuyuşlar yükleniriz biz. Kimilerinin dediği gibi kitap kurtları değilizdir zira kurt; kemirir, bitirir, tüketir, yok eder. Bizse üretmeye, çoğaltmaya, büyütmeye, var etmeye talibiz ancak. Kim, ne kadar okudu; kim, ne kadar hızlı ve çok okudu, derdini taşımayız. Ne okudum ve ne için okudum sorgulamasıyla muhasip okuyuşlar sergileriz. Rabbimizin bizlere büyük bir nimet olarak bahşettiği kıymetli zamanlarımızı vererek okuduğumuz bütün cümlelerden sorumlu olduğumuzun hikmetiyle okuruz. Yaşam yollarımızda, toprağımıza maya olsun için okuruz. Varlığımızın amacına uygun ve Hakkın rızasını kazanma adına okuruz. Yaptığımız ve yapmamız gerekirken yapmadığımız davranışlarımızın cümlesinden hesaba çekileceğimizin derin sorumluluğunu taşıdığımızdandır ki davranışlarımıza okumalarımızla yön çizeriz, anlam katarız. Yani hayatımız okuduklarımızla mana bulur. Yapıp eylediklerimizin hepsi, okuyuş sürecimizin bakiyesidir.

Hakikat şudur ki kendimizi okumadan, anlamadan, tartmadan başka okumaların fazlaca esprisi olmayacaktır. Okuyan da okunan da biz olmalıyız. Kendi olamamış bir insan, haricindekilere kulaç atamaz. Kimliğini kemale erdirememiş olanlar, hamal nevindendir.

Okursam Okur’um

Okursam okur’um, ne demek? Bu ifadeye birden fazla mana verebiliriz; okuma olgusunu kendine bir görev olarak addedenlerin okuma hâli, bir. Okumayı pek tercih etmemek ama başına geçtiğimde en âlâsını okurum, diyenlerin hâli, iki. Okumakla kendini ifade edenlerin, okumakla hayat bulanların ve hayata yön verenlerin hâli, üç. Biz, bu mezkur ahval içerisinden üçüncüye talibiz. Ondan ötürü, okursam okur’um, diyoruz.

Okumayı, hayatlarının olmazsa olmazı, en önemli parçası olarak kabul edenler, öncü ve rehber olma hakkına sahiptirler. Zira okudukça gelişirler, değişirler ve dönüşürler. Durağan değildirler, etkin ve etkendirler. Hayata ve insanlara müdahildirler. Değiştirmeye taliptirler. Arşın, arzın ve her ikisinin arasındakilerin Rabbi olan Allah (azze ve celle), elçilerini ve kitaplarını değişim için göndermiştir. Ne vakit bir uyarıcı, bir elçi, bir kitap gelmiş; o dem, değişim sinyalleri sarmıştır dört bir yanını dünyanın. Değişerek gelişen ve kendi olan okuyuş erleri, sevdaların en soylusunu ilmek ilmek dokurlar zihinlere ve yüreklere. Kutlu inkılabın ihbarını yayarlar yeryüzüne.

Nitelikli ve diriltici okumalarımızdan uzak düştük düşeli, sevdamızın kolu kanadı kalkmaz oldu. Kardeşliğimizin üzerine kara bulutlar çöker oldu.

Son nefesimize kadar okuyacağız ve okutacağız. Okuyan bir ümmet olacağız. Okudukça değişeceğimizi, değiştireceğimizi haykıracağız. Rabbimiz! Bu temenni ve niyazımızı bizden kabul gör ve yollarımızı aç! Âmin…

Yazmak…

Yüreğin ve zihnin devingen sancılarını, kardeş yüreklere ve zihinlere sunmanın sorumluluğu olsa gerek, yazmak. Sorumluluklarımızı, değerlerimizi ve anlamlarımızı satırlar arasına işlerken ince ince, bir ulvi kaygının muhabbetini taşıdığımızı resmederiz karşımızdakilere. Salt yazmak değildir gaye, hayata ve insana mebnî sevdaları kuşanmayı doğurur yazma eylemi. Evet, eylem diyoruz çünkü ucu, yaşamın merkezine varmayan hiçbir sözler kümesi, Hakk (cc) katında bir değer ifade etmez, Allahualem. Zira kopması mümkün olmayan bir bağ temsiliyle sıkıca tutunma azminde olduğumuz aziz İslam; hayat dinidir, eylem dinidir. Elbette ki sözlerin de değeri vardır ve yeri apayrıdır. Sözün bittiğini haykıran nokta, eylemin baş gösterdiğini işaret etmelidir.

Okumadan yazmak olmaz. İnsan, evvela okumayı öğrendi Rabbinden. Zaten ilk emir de, “- Oku!” idi. Okudu insan. Kendini okudu, kâinatı okudu, varlığı okudu, Rabbini okudu. Ve dokudu insan. Aşkı, sevdayı, insan olmayı, özne olmayı, kul olmayı, ümmet olmayı, var olmayı, yâr olmayı dokudu insan; arşın arşın tohum bekleyen eşref-i mahlûkat toprağına. Okudu ve dokudu.

Yazmanın anası, okumak olduğuna göre, evladı annesiz düşünmek/düşürmek ve onları bu şekilde tasvire çalışmak olmaz. Okumak ile yazmayı bir kâğıt üzerine konulmuş bardak misaliyle açıklamak gerekirse bardak, zihnimiz ve yüreğimiz olsun. Onu, hakkıyla doldurmaya çalıştığımız vakit, bir noktadan itibaren taşıvereceğini görürüz. Kabına sığmayan zihin-yürek bileşkesi, yatağına doğru hızla yol alan ırmaklar misali, kâğıtların üzerindeki sahibini bekleyen satırlarda yerlerini alır. Bu, kaçınılmazdır ve sürpriz bir gelişme değildir. Tamamen doğal ve samimi bir okuyuşun serencamıdır.

Yazarsam Yazar’ım

Yazarsam yazar’ım, ne demek? Buna da birden fazla mana verebiliriz; yazma olgusunu kendine bir görev addedenlerin yazma hali, bir. Yazı yazmayı pek tercih etmemek ama “başına geçtiğimde en âlâsını yazarım, diyenlerin hâli, iki. Yazmakla kendini ifade edenlerin, yazmakla hayat bulanların ve hayata yön verenlerin hâli, üç. Biz, bu mezkur ahval içerisinden yine üçüncüye talibiz. Ondan ötürü, yazarsam yazar’ım, diyoruz.

Müslüman bireyler olarak sorumluluklarımızı ve olmazsa olmazlarımızı yazmak, konuşmak ve gündemleştirmekle mesulüz. Bugünü ve bu günler içerisindeki hakkın ve hakikatin şahitliğini kuşanma vazifemizi, hep diri ve direngen tutmalıyız. Geçmişten sorumlu değiliz ve gelecekten de bihaber olduğumuza göre, günümüzü layık-ı veçhiyle anlamlandırmak düşer hakkımıza.

Her sözümüz, bir eylemin kapısını çalmalı.

Eylemlerimiz, Hakkı razı kılmalı.

Ve özlemlerimiz, yalnızca Rabbimizin ilahi vahyiyle, sünnet-i Rasulullah ile vuslatını bulmalı.

Fatih PALA

fatihpalafatih@gmail.com

GRUBA KATIL