Afîye Sıddıkî, benim küçük kız kardeşimdir. Kendisi çok zeki,[2] çok parlak bir mü’mine.[3] Üç çocuk annesi[4] ve kaçırılmadan önce 6 aylık bir bebeği vardı. Tek tutkusu ve sevdası, üçüncü dünyanın eğitim sistemini iyileştirmekti, hem Pakistan’da hem de geri kalan müslüman aleminde. Bugünkü müslümanların yalnızca eğitim sisteminde gerçekleşecek değişimle yükselişe geçeceğine ve Osmanlı İmparatorluğu veya Abbâsîler dönemindeki müslümanlar gibi olacağına inanıyordu. İşte onun hedefi buydu ve bu hedefi için de en iyi üniversitelerde okudu.[5] Nörolojik bilimlerde çocukların nasıl öğrendiğini, nasıl taklit ettiklerini[6] vs. araştırdı. Böylece daha verimli ve öğrenmesi kolay bir müfredat geliştirebilecekti. Planını yürürlüğe koymak üzere Pakistan’a yani vatanına dönmüştü ve bir eğitim devrimi yapacaktı. Kardeşim tüm müslümanlara yardım ederdi.[7] Amerika’da okurken yaşlı insanların evlerine gider, otistik çocukların öğrenmesine yardım ederdi, onları yıkayıp temizlerdi ve bu yaşlı kadınların market alışverişlerini yapardı. Filistin için, Bosna için, Keşmir için protestolar yapardı. Nerede bir protesto varsa Afîye gidip orada olurdu ve ben de ona sorardım; Gitsen ne olacak? Bana derdi ki; Kardeşim, Allah bir kişinin daha gayretini görüyor ve benim Müslümanların safında olduğumu görecek. Mart 2003’te İslamabad’a gidiyordu fakat yolculuğu sırasında üç küçük çocuğu ile beraber kaçırıldı. Tam 5 yıl boyunca nerede olduğunu bilmiyorduk. Sonra Taliban tarafından rehin alınan ve sonra serbest kalan Yvonne Ridley adlı bir İngiliz gazeteci sayesinde onu bulduk. Sonra, Bagram’dan serbest bırakıldığını ve gitmekte özgürsün dediklerini öğrendik. Afîye, Afgan ofisinde oturuyormuş, perdenin arkasında ve çok hastaymış. Öylece otururken ABD askerleri geliyor ve Afîye İngilizce konuşulduğunu duyunca perdenin arkasından çıkıp lütfen bana yardım edin! diye sesleniyor. Afîye’yi görünce ateş ediyorlar. Bir, iki, üç kere vuruyorlar. Biri kalbinin tam altına, biri böbreğine isabet ediyor ve kalın bağırsağı da alınmak zorunda kalınıyor. Ve tabii ki bayılıyor. Askerler Afîye’nin öldüğünü düşünüp ayrılıyor. Onlar ayrılırken Afganlardan biri Afîye’nin hala hayatta olduğunu görüyor ve onu kurtarıyor. Kanamasını durduruyor, Hastane! Hastane! diye bağırıyor ve mermileri çıkarıyor. Sonra Amerikalılar geri dönüyor ve bunu nasıl açıklarız?! diye düşünüyorlar. Sonra hemen Afîye’yi alıp ABD’ye uçuyorlar fakat Afîye bir Pakistan vatandaşı, yeşil kartı bile yok! Oradaki ilk yargıç demiş ki; Yanlış yapıyorsunuz! Onu buraya nasıl getirebilirsiniz? Hasta olduğunu görmüyor musunuz? Çabuk onu bir hastaneye götürün ve sonra geri gönderin! Bu yaptığınız yasadışı bir şeydir. Nasıl bir Pakistanlı Bagram’a gider? Hem niye Bagram’daydı? Bir anlaşma veya hakkında bir hüküm olmadan nasıl ABD’ye gelebilir? Derhal geri gönderilsin. Sonra Yargıç Berman gelmiş ve dediklerine göre güya Afîye perdenin arkasından çıkmış, 6 Amerikan askerinin elinden bir silah kapmış ve ateş etmeye başlamış.[8] Askerler de korkup geri ateş etmişler. Hâlbuki avukatlar silahı test ettiklerinde ateş edilmemiş şekildeydi ve Afîye’nin parmak izine rastlanmadı. Mermi izi yoktu ve odanın hiçbir yerinde bir mermi bulunamadı. Kurşun olan tek yer Afîye’nin vücuduydu ve bu kurşunlar da ABD askerleri tarafından atılmıştı. Tüm bunlar mahkemede kanıtlandı. Yargıç Berman da dedi ki; Afîye’nin bir suç işlediğine dair herhangi bir kanıt yoktur. Herhangi bir terör örgütü ile bağı olduğuna dair de bir kanıt yoktur. Ne El-Kaide ne de Taliban ile ilişiği yoktur. Herhangi bir şey yaptığına dair bir kanıt yoktur fakat ideolojisi, fikirleri ve geliştirmek istediği eğitim sistemi ABD’ye bir tehdittir[9] ve 86 yıl hapse mahkûm edilmesine karar verildi. Afîye, mahkemeye geldiği zaman kanaması vardı. Ağzı kan içindeydi ve dişleri de kırık haldeydi. Yargıca dedi ki: Yargıç Berman, bunun sebebi sizin güç kullanma emri vermiş olmanızdır. Bu yetkiyi siz verdiniz. Yargıç, cevaben; Evet verdim çünkü söz dinlemiyordun. Afîye; Peki bana ne diyorlardı da ben dinlemiyordum biliyor musunuz? Aldılar kıyafetlerimi bir kenara ve Kur’an’ı da yere koydular ve bana dediler ki Sen Kur’an’ın üzerinde yürürsen biz de kıyafetlerini geri veririz. Ben nasıl Kur’an’ın üzerinde yürüyebilirim? Reddettiğim zaman beni dövdüler ve bunun hakimin emri olduğunu söylediler. Yargıç Berman da bu söylenenleri inkâr etmedi. İşte Afîye böyle korku içerisinde[10] bir durumdaydı. Şu anda kaldığı hapishane de Teksas’ın Fort Worth kentindeki FMC (Federal Tıp Merkezi) Carswell adlı yerdir. Burası askeri bir üs ve hapishane de psikolojik ve zihinsel sorunları olan suçluların kaldığı bir hapishanedir. O yüzden Yargıç Berman’a sorduk; Madem Afîye’nin zihinsel sorunları olduğunu söylüyorsunuz, onu nasıl yargılayabiliyorsunuz? Zihinsel anlamda yetersiz bir insanı yargılayamazsınız, doğru değil mi? Hakim karşısına çıkabilecek kadar akıllı fakat hayatının geri kalanını, tam 86 yılı, akıl hastanesinde geçirmek zorunda, öyle mi? Bu hiç adil değil. Şimdi ise hücre hapsinde tutulmaktadır. Kimseyle görüşmesine izin verilmemektedir. Hatta avukatlarıyla bile görüşemiyordu. Nihayet bir avukat ile görüştürebildik fakat bunun öncesinde ne avukatlarıyla ne de ailesiyle görüşmeye izni vardı. Son 4 yıldır ne telefon var ne başka bir şey. 2016 yılında insanların mahkemede nasıl manipüle edilip yeşil kart ve para karşılığında yalan söyletildiğine dair yeni deliller bulduk. Yanlış yargılama yaptıklarını bulduk. Bundan sonra Afîye ile iletişimi kestiler ve sürekli Afîye hiçbir şey istemiyor, ne avukat ne başka bir şey deyip durdular. Burada çok kötü bir oyun oynadılar. Sonrasında da zihnini manipüle ettiler. Aslında kendisi bir hafizedir.[11] FMC Carswell, Covıd-19 salgını sırasında 72 mahkûm tarafından dava edildi. Bütün mahkûmları bir odaya kapattılar. Tuvaletleri bile yoktu. Günün 23 saati hiçbir şey yoktu. Afîye’de hücre hapsinde kalıyordu ve sadece sandviç, su şişesi gibi şeyler atıyorlardı. Kim kaparsa kapıyordu ve diyelim ki tuvalete gitmek istediniz, içeri bir kova atıyorlardı ve buraya tuvaletini yap diyorlardı. Köpekten beter muamele gördüklerini söylüyorlardı ve birçok insan hapishaneyi dava etmişti. Afîye nasıl diye öğrenmeye çalışıyorduk fakat kimse söylemiyordu. Ne Pakistan hükümeti ne de cezaevi yönetimi. Herkes iyi. Sadece karantinadalar. Onlarla konuşamazsınız. Hayattalar ve durumları iyi deyip duruyorlardı. ABD’nin Afîye’yi göndermek için çok sefer teklifleri oldu. Artık umurlarında değil çünkü masum olduğunu biliyorlardı. O sırada olaylar orduları için bir örtbas şeklinde ilerledi. Öbür türlü çok fazla tepki alırlardı çünkü Afîye’nın çocukları ABD’de doğmuştu. Küçücük çocuk hepsi ve siz onları annelerinden ayırıyorsunuz. ABD’de bu çok büyük bir suç ve bunu yapan ABD ordusuydu. Eğer ortaya çıksaydı ordu için çok kötü olurdu. Şimdi de örtbas işleri tamam olduğuna göre artık bu mevzu onlar için geçmişte kaldı. Umurlarında değil artık. Bir ara Raymond Davis[12] adında, ABD’nin bir paralı askeri vardı ve güpegündüz sokak ortasında üç Pakistanlıyı vurmuştu. Tabii ki yakalanmıştı ve Pakistanlı yetkililer dedi ki; Pakistan’da birini öldürmenin cezası idamdır. Sonra ABD yetkilileri dedi ki; Siz Afîye’yı alın, Raymond Davis’i de bize verin. Pakistan onlara Raymond Davis’i verdi ama karşılığında biraz para ve akrabaları için yeşil kart gibi küçük şeyler aldılar. Ufacık, saçma sapan şeyler ve Afîye’yi terkettiler. Sonra başka bir adam, Çavuş Bowe Bergdahl, Afganistan’da Taliban tarafından ele geçirilmişti. Yine ABD aynı şeyi dedi; Afîye’yi alın, çavuşumuzu bize verin. Ve karşılığında aldıkları şey yine dolar oldu. Yani üzücü olan aldıkları bu önemsiz, küçük şeylerdi (yeğenine bir yeşil kart gibi). Tabii bunlar yalnızca bizim bulduklarımızdır. Başka ne aldılar Allah bilir. Fakat bildiğim bir şey var ki İngiliz gazeteci ve savaş muhabiri Yvonne Ridley de bunu ihbar etmişti çünkü o da bu uzlaşma sırasında oradaydı (Fevziye Sıddıkî’yle yapılan röportaj; Kuralay, 2025).
2016 yılında Afîye’nin ABD cezaevinde vefat ettiğine dair bir haber yayıldı. Avukatlarla bağlantı kurdum, internette de ne olup bittiğine baktım. Dizlerimin bağı çözülmüştü. Biz onun yaşadığına dair bir kanıt istemiştik. Bunun ardından bizi onunla telefonda görüştürdüler ki bu ilk konuşmamızdı. Afîye Kur’an okurken yukarıda bir ışık Kur’an’ı aydınlatıyormuş. Gece olduğu için etraf karanlıkmış ve onun ışığı parlıyormuş. Bu yüzden ona bir sopayla vurmuşlar. Bayılmış ve neredeyse hayatını kaybediyormuş. Telefonda görüştüğümüzde şunları hatırlıyordu; gülüyordu ve dedi ki; gözlerimi açtığımda doktor çığlık atmış ve demiş ki; yaşıyor. Afîye; ne yaşandığını hatırlıyorum. Sızlayan bir ağrı hissetim ve gözlerim karardı. Biraz sonra bir ışık gördüm ve Resûlullah orada oturuyordu. Elini başımın üzerine koydu ve dua okudu. “Bulduğum ve korktuğum şeyin şerrinden Allah’a ve kudretine sığınırım”. Söylediği şey buydu. Nasıl hatırladım bilmiyorum dedi. Afîye dedi ki; Resûlullah bunu okudu sonra gözlerimi açtım ona baktım O da bana gülümsedi. Bu gülümseme tüm acımı alıp götürdü. Bu olanlar (kendisine yapılanları kastediyor) birkaç dakikaymış gibi hissettim dedi. (Fevziye Sıddıkî’yle yapılan röportaj; Mepa News, 2023).
CIA Ajanlarının Afîye Sıddıkî’ye Yaptıklarına Sadece Bir Örnek
ABD senatosu raporunun, CIA’nin (ABD’nin dış istihbarat servisi) mahkûmlara yönelik insanlık dışı şiddetini itiraf etmesi, Amerika’nın iğrenç gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Bir yıl önce Afganistan’ın Parvan vilayetine gittiğimde, Bagram hapishanesinde bir mahkûmla tanıştım. 55 yaşındaki Afgan ihtiyar Sohrab Khan, işlemediği bir suçtan dolayı 5 yıl Bagram hapishanesinde yattı. Sohbet sırasında Sohrab Khan, tutuklanma ve hapsedilme olaylarını anlatarak, 2003 yılında arabasıyla Kabil’e giderken aniden CIA personelini taşıyan 4 askeri aracın yakınında durduğunu söyledi. Hiçbir şey söylemeden onu alıp arabaya attıklarını ve Bagram hapishanesindeki bir kışlaya götürdüklerini söyledi. Daha sonra, bir yanlış anlaşılmaya dayanarak onu bir Taliban muhbiri/casusu olarak düşündükleri ortaya çıktı. Sohrab, Bagram hapishanesine konulduğunda orada sadece Main Floor ve Caspian adında iki blok olduğunu söyledi. Bu iki bloğun 500 mahkûmu barındırma kapasitesi olduğunu, ancak buraya koyun ve keçi gibi 800 mahkûm tıkıştırıldığını söyledi. Çoğu, Taliban ile bağlantıları, işbirliği veya sempatizanlığı olduğu şüphesiyle buraya getirilen masum Afganlardı. Sohrab, her gün düzinelerce yeni mahkûmun buraya getirildiğini, bu nedenle alanın çok sınırlı olduğunu söyledi. Daha sonra yeni mahkûmlar için yeni bloklar inşa edildi. Ayrıca, Avrupa, Arap ülkeleri ve Pakistan’dan gelen Taliban ve El Kaide üyelerinin tutulduğu özel tutuklular için ayrı hücreler inşa edildi. Sohrab Khan, 2003 yılında Pakistan vatandaşı Afîye Sıddıkî’nin de getirilip özel bir hücrede tutulduğunu söyledi. Hapishanedeki tek kadın tutukluydu. Afîye Sıddıkî ile farklı zamanlarda 4 kez kısa görüşmeler yaptığını ve Afîye’nin kendisini teselli ettiğini söyledi. Sohrab, CIA’nin Afîye’ye muamelesi hakkında bana bir şeyler anlattığında, beynimin sinirleri gerildi ve tansiyonum tehlikeli bir şekilde yükseldi. Afîye Sıddıkî hakkında haberlerde, analizlerde, yorumlarda, köşe yazılarında, araştırmacı raporlarda ve gazete ve televizyon kanallarının özel haberlerinde çok şey okumuştum ancak Afîye Sıddıkî’nin Bagram Hapishanesinde başına gelenleri, hepsine tanık olan birinin ağzından dinliyordum. Birçok şeyi duyduktan sonra gözlerim yaşardı ve ruhum incindi. Sıddıkî’nin bu duruma düşmesine sebep olan bir yabancı değil, Afîye ve yaklaşık bin Müslümanı birkaç dolar karşılığında ABD ile takas eden diktatör Pervez Müşerref’ti. Tarih bunu asla affetmeyecek. Afîye ile ilgili sorularımdan birini yanıtlayan Sohrab Khan, 2005 yılında Amerikalı askerlerin gelip Afîye’yi helikopterle bir yere götürdüklerini söyledi. Üç gün sonra geri getirildiğinde ayakta değil, sedye üzerindeydi. Karaçi açıklarındaki uluslararası açık denizde bulunan bir Amerikan donanma gemisine götürüldüğünü ve bilgi almak için en kötü işkencelere maruz bırakıldığını öğrendik. Gece yarısı onun acı dolu çığlıklarını duyan tüm tutuklular ağlıyordu. Sohrab başka bir görgü tanığı olayını anlattı ve Afîye’nin bir keresinde Kuran-ı Kerim’i yüksek sesle okurken bir Amerikalı kadın askerin onu okumasını engellediğini, ancak onun okumaya devam ettiğini söyledi. Bu kadın asker öfkeyle Afîye’yi bir sandalyeye oturttu ve ellerini arkasından bağladı. Sonra bu zalim kadın zorla Afîye’nin ağzını açtı ve alkol döktü. Bu kadın askerin utanç verici davranışı nedeniyle tüm tutuklular yemek grevine başladı. Hapishanenin üst düzey bir görevlisi bunu öğrendiğinde, Bagram Hapishanesi’nden kadın askerin transfer edildiğini duyurdu ve bunun üzerine mahkûmlar greve son verdi. Bu olayı Sohrab Khan’dan duyduktan sonra gözyaşlarımı tutamadım. Bana, Ocak ayının dondurucu soğuğunda bir gün, Afîye’nin sabahın erken saatlerinde hapishanenin ortasında yere indirildiğini anlattı. Afîye, bir mahkûm üniforması giymişti, ayakları çıplak ve zincirliydi. Yanında duran tüm CIA görevlileri uzun çizmeler, kalın paltolar ve başlarında sıcak şapkalar giyiyordu. Sohrab Khan, yerin kışlamızın önü olduğunu söyledi. Hepimiz, bu zalimlerin kız kardeşimize ne tür bir haksızlık yapacaklarını bilmediğimizden endişeliydik. Sohrab, o sırada güneşin henüz doğmadığını ve her yerde sis olduğunu söyledi. Sıcak giysilerimize ve kışlanın dört duvarına rağmen, vücutlarımız soğuktan titriyordu. Böylesine korkunç bir soğukta, 2 Amerikan askeri kovalar dolusu soğuk su getirip gözlerimizin önünde Afîye’yi yıkadı. Başına vuruldu, bu da acı ve ızdırap içinde çığlık atmasına neden oldu. Ardından bir asker, silahın kabzasını sırtına vurarak yerde yürümesini emretti. Güçlükle ayağa kalktı, iki adım attı ve ayaklarındaki zincirler nedeniyle yere düştü. İşte insan hakları ve kadın hakları savunucusu Amerika’nın gerçek yüzü budur. Bu zalim Amerikan askerleri, çaresiz ve bağlı bir kadına böylesine bir zulüm uygularken hiç acımadılar. Aksine, bu asker çamurda yerde yatan Afîye’nın bacaklarına bir silah dipçiği daha vurdu, bu da tekrar çığlık atmasına ve tekrar ayağa kalkıp yürümeye çalışmasına neden oldu. Sohrab, o gün iki saat boyunca o zalim Amerikan vahşilerinin Afîye’ye bu zulmü yapmaya devam ettiğini ve hepimizin bu acı dolu sahneyi parmaklıklar ardından çaresizce izlediğini söyledi. Sohrab Khan, 2005 yılında Bagram Hapishanesi’ne iki yeni blok inşa edildiğinde, oradan alındığını ve sonrasında Afîye’ye ‘yi bir daha hiç görmediğimi söyledi (Khan, 2025).
Afîye Sıddıkî’nin Yaşadığı Dramla İlgili Yapılan Değerlendirmeler
1- Afîye Sıddıkî’nin Pakistan’a geri gönderilmesi konusunda Pakistan Hükümeti’nden hiçbir işbirliği alamadık, çok konuşuldu, ancak çok sayıda yardım talebine rağmen somut bir adım atılmadı (Tina Foster/ABD Savcısı). 2- Afîye başlı başına bir kurumdur (Noam Chomsky, Amerikalı Entelektüel). 3- Pakistan Hükümeti, Afîye’yi geri getirme konusunda samimi değil. Hayatı ciddi tehlike altında. Dışişleri Bakanlığı’nın Afîye davasında cezai ihmali ortadadır (Talha Mehmood/Senatör). 4- Pakistan’ın çabası olursa Afîye’yi iki gün içinde Karaçi’ye geri getirebiliriz. Ahlak, Afîye ile ilgili olarak ayağa kalkıp sesimizi kullanarak adalet istememizi istiyor (Mike Gravel/Eski ABD Senatörü). 5- Kariyerim boyunca böylesine açık bir adaletsizliğe tanık olmadım. Ne öldürdü ne de öldürmeye teşebbüs etti. Hatta üç kez vuruldu. Bu, uluslararası hukukun açık bir ihlaliydi. ABD’nin kuralları ihlal etmesinden dolayı üzgünüm. Afîye Sıddıkî, uluslararası siyasetin güç oyununa kurban gitti (Ramsey Clark/Eski ABD Başsavcısı). 6- Afîye, gezegendeki en çok haksızlığa uğramış kadındır (Yvonne Ridley/İngiliz Gazeteci). 7- Afîye davasının insan hakları ihlallerinin en kötü örneğidir. Yaşadığı duygusal travmanın Guantanamo mahkumlarınınkinden bile daha kötüdür. Afîye, neden burada olduğunu bilmemekte ve son derece zeki bir kadın olmasına rağmen hayatı yavaş yavaş elinden alınmaktadır (Clive Stafford Smith/İngiliz-Amerikan İnsan Hakları avukatı) (aafiamovement.com, 2025). 9- Afîye, 2008 yılında bir CIA sorgu (kaçırma ve işkence) ekibine saldırmakla suçlandı. 5 yıl boyunca götürüldüğü, tecavüze uğradığı ve işkence gördüğü Bagram Hapishanesi’nde, tekerlekli sandalyeye mahkûm edildi. Terörist olmakla suçlandı. 2010 yılında, çoğunluğu İsrail vatandaşlarından oluşan bir jüri, Afîye ‘yi suçlu buldu. Bir İsrailli tarafından yargılanan Afîye, İsrail vatandaşı olan Hakim Berman tarafından 86 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yıllardır bu davayla kişisel olarak ilgileniyorum. Bu davanın gerçeğini öğrenmek için Pakistanlı siyasi lideri İmran Han, General Hamid Gül, Pakistan İstihbarat Teşkilatı’nın mevcut Genel Müdürü ve en az bir düzine başka siyasi, askeri ve istihbarat yetkilisiyle görüştüm. Afganistan’da isimlerinin açıklanmaması gereken bir dizi insanla röportaj yaptım. Aynı durum, ABD’de röportaj yapılanlar için de geçerli; bunlara Beyaz Saray ve Pentagon’un istihbarat ve terörle mücadele yetkilileri, emekli CIA yetkilileri ve kanallar aracılığıyla Dış İşleri eski Bakanı Colin Powell’da dâhildir. Herkesin hemfikir olduğu bir konu vardı; Afîye’ye karşı açılan dava Bush rejimi ve CIA tarafından uydurulmuştu ve kovuşturulması da İsrail istihbaratı tarafından organize edilmişti. Pakistan’daki Müşerref rejimi her adımda destek oldu. 1999 yılında General Müşerref Pakistan’da iktidarı ele geçirdi. Bu, ABD hükümetine karşı planlanan darbeyle hemen hemen aynı zamana denk geliyordu. 11 Eylül’den sonra Müşerref, İslamcı köktenciliğe! savaş açtı ve ABD’deki Yahudi örgütlerinden geniş çaplı mali destek almaya başladı. ABD’de Pakistan’da olduğu gibi iktidarı da ele geçiren Bush rejiminin gözüne girmek isteyen Müşerref, Pakistan istihbaratının haydut birliklerine, masum sivilleri kaçırıp kişi başı 55 bin dolardan CIA’e satma görevini verdi. Bu kişiler hapse atılıp işkence gördü. Bostonlu bir anestezi uzmanının eşi olan Afîye Sıddıkî, Pakistan’ın Karaçi kentinde üç çocuğuyla birlikte sokaklarda kaçırıldı. Daha sonra Bagram Üssü’ne gönderildi ve burada hava kuvvetleri komutanları, FBI, ABD deniz kuvvetleri ve özel kuvvetleri’nin otoritesi altında, tecavüze ve işkenceye maruz kaldı. Sakat ve kırık bedeni, İsrail istihbarat servislerinin New York şehrindeki geniş merkezlerinden denetlenen gizli bir mahkeme için ABD’ye gönderildi (Duff, 2025).
Sonuç ve Değerlendirme
Dr. Afîye Sıddıkî, 22 yıldan fazladır ABD esaretinde psikolojik ve fiziksel olarak çürümektedir. Onun hikâyesi, gelecek vadeden zeki ve entelektüel bir bilim insanının, teröre karşı savaş bahanesiyle barbar işbirlikçilerinin de yardımıyla nasıl yok edildiğinin öyküsüdür. Hiçbir kanıt olmamasına rağmen yıllardır ABD esaretinde her türlü fiziksel, ruhsal ve ahlaki işkenceye katlanan bir esir durumundadır. Aslında tek suçu!, Müslüman olmaktı. Bir Budist, bir Yahudi ya da Hristiyan olsaydı bunların hiçbirini yaşamayacaktı. Belki de alanında yaptığı bilimsel çalışmalar için Nobel verilecekti. En büyük hayali İslam’ın yüce öğretilerini modern ve beşeri ilimlerle birleştirmekti. Ve İslam’ın yayılması için çaba göstermekti. 1991 yılında Houston’da katıldığı bir konferansta Afîye Sıddıkî bu çabasını şöyle dile getirmişti; Benim mücadelem, sadece bu dünya üzerinde yaşayan herkese değil. Başka gezegenlerde kurulmuş, başka uygarlıklar varsa onlara da İslam’ın kadınların en iyi kurtarıcısı ve koruyucusu olduğunu anlatmaktır. Ve bunu büyük bir özgüvenle söylüyorum. Bu özgüvenim kibirden değil, İslam’ın Allah (c.c) tarafından indirildiğine inanmamdandır. O Allah ki en adil ve en merhametlidir. Hem kadının hem de erkeğin yaratıcısı olarak ne erkeğe ne de kadına imtiyazda bulunmaz. İslam’ın kadını yücelttiği mevkinin denginde hiçbir şey yoktur. Bir örnek vereyim. Batılı filozoflar ve azizler kadının şeytanın tohumu olduğunu söyler. Ama Kur’an kadının şeytana karşı bir kale olduğunu söyler. Onlar kadının cennetten kovulmamızın sebebi olduğunu söyler. Ama Peygamber Efendimiz ”cennet annelerin ayaklarının altındadır” der. Kadınlar hayatın her alanında korunmuş ve hakları verilmiştir. Bunların arasında mal sahibi olma, eşini seçme hakkı, boşanma, kazandığı parayı elinde tutma ve daha neler… İslam’da kadının görevi para kazanmak değil. Onun görevi Allah’a ve ailesine karşıdır. Bu onun kurtuluşu için yeterlidir. Ancak bu kadının görevinin her şeyden uzak, evde oturması anlamına gelmiyor (habervakti.com, 2022).
Afîye Sıddıkî meselesini araştırırken gerçekten insan, bir kadına bu kadar zulüm nasıl yapılır diye düşünmekten bile aciz kalmaktadır. Bu mesele zulmün ve aşırılığın en uç noktasıdır. Modern dünyada ve sözüm ona herkesin rüyası! olan ülkede, insan haklarının korunmasına ait ne kadar kural, kaide ve ilke varsa ayaklar altında çiğnenmiştir. Afîye Sıddıkî’nin yaşadıklarını (gözaltındayken maruz kaldığı korkunç işkence ve tecavüz, tıbbi ihmal ve mahkûmlara yönelik akla gelebilecek her türlü insanlık dışı muameleyi) hayal etmek bile insanı ürpertmektedir. Afîye Sıddıkî’nin önceki ve sonraki fotoğrafları insanın yüreğini acı gözyaşlarına boğmakta, çektiği korkunç ve iğrenç işkenceyi milyonlarca kelimeyle anlatmaktadır.
Modern çağda yaşanan bu amansız zulümde en ufak bir payı olan dönemin Pakistan ve Afganistan yetkilileri ve güvenlik görevlileri de en az ABD kadar suçlu ve sorumludur. Afîye Sıddıkî’yi ödül karşılığında CIA’ye satan bu yerli ajanları ve satılık muhbirleri tarih asla affetmeyecek ve iki yüzlü hainler diye yazacaktır. Gelecek nesiller bu işbirlikçi zalimleri lanetle ve nefretle anacaktır. Afîye Sıddıkî’yi Pervez Müşerref’in emirleri doğrultusunda, Karaçi’den gündüz vakti kaçıran, bir sorgu merkezinin işkence odasına götüren ve onu Afganistan’daki Bagram hava üssündeki Amerikan hapishanesine nakleden müstekbirleri, Kahhar-ı Zülcelâl’in adaletine havale ediyoruz. Onlar Afîye Sıddıkî ‘nin hayatını mahvetme, onur ve haysiyetini çiğneme ve onu yabancı canavarlara satma suçunu işleyerek tarihe işbirlikçi katiller sürüsü ve ihanet şebekesi olarak geçeceklerdir. Bu yüzden bugün siyonist zalimlerin, emperyalist Amerika’nın, kukla yönetimlerin ve işbirlikçi rejimlerin zindanlarında tecavüze uğrayan, yıllardır cezaevine mahkûm edilen, tıbbı ihmal ve işkence sonucu uzuvlarını kaybeden, nihayetinde hayatları ellerinden alınan nice isimsiz Afîye Sıddıkî’ler vardır.
“(Ey Elçim!) İnkâr ve nankörlük edenlere de ki: “Yakında (sisteminiz ve tüm tedbirleriniz çöküp yıkılacak ve) yenilgiye uğratılacaksınız ve (dünyada rezil olduğunuz gibi ahirette de) toplanıp cehenneme atılacaksınız! O ne kötü bir yataktır” (Ne kahredici bir zindandır).” (Abdullah-Ahmet Akgül Meali, Âl-i İmrân Suresi 12. Ayet). “Onlardan (Müslümanlardan), sırf Azîz ve Hamîd olan Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı. O (Allah) ki; göklerin ve yerin mülkü ve hükümranlığı O’nundur. Allah, her şeyin üzerinde (sürekli) şahit (bulunmaktadır ve hesabını soracaktır).” (Abdullah-Ahmet Akgül Meali Bürûc Suresi 8-9. Ayet). “Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.” (Diyanet İşleri Meali İbrahim Suresi 42. Ayet).
Mehmet Akif SEYİTOĞULLARI
Kaynakça:
Arpacık Cihat (25.03.2021). ABD istihbaratının hatası ortaya çıkmasın diye Sıddıkî’ye 86 yıl hapis cezası verdiler https://www.indyturk.com/node/335381/abd-istihbarat%C4%B1n%C4%B1n-hatas%C4%B1-ortaya-%C3%A7%C4%B1kmas%C4%B1n-diye-s%C4%B1dd%C4%B1kiye-86-y%C4%B1l-hapis-cezas%C4%B1-verdiler (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
Aqil Nadeem (23.04.2019). Afia Siddiqui nasıl?
https://www.independenturdu.com/node/5416/%D8%AE%D9%88%D8%A7%D8%AA%DB%8C%D9%86/%D8%B9%D8%A7%D9%81%DB%8C%DB%81-%D8%B5%D8%AF%DB%8C%D9%82%DB%8C-%DA%A9%D8%B3-%D8%AD%D8%A7%D9%84-%D9%85%DB%8C%DA%BA-%DB%81%DB%8C%DA%BA%D8%9F (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
Asif Mahmud (30.03.2018). Dr. Aafia Siddiqui Davası Hukuki Bir Araştırma, https://ibcurdu.com/news/63324/ (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
aafiamovement.com (2025). https://www.aafiamovement.com/ (Erişim Tarihi: 18.11.2025).
Boğaziçi Yöneticiler Vakfı, (2025). Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim bölümü öğrencisi Abdullah Sadık Kuralay’ın Afîye Sıddıkî’nin kız kardeşi Fevziye Sıddıkî’yle gerçekleştirdiği röportajı https://byv.org.tr/fevziye-Sıddıkî-Afîyenin-vakasi-ozunde-insanlik-ile-alakali-bir-vaka-ve-bu-yonuyle-evrensellik-arz-ediyor/ (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
Clive Stafford Smith ve Omar Suleiman (21.11.2024).
https://www.aljazeera.com/opinions/2024/11/21/excluding-faith-us-deny-imprisoned-dr-aafia-siddiqui-visits-from-an-imam (Erişim Tarihi: 18.11.2025).
Gordon Duff (2025). Aafia Siddiqui’nin Garip Vakası, https://www.aafiamovement.com/ (Erişim Tarihi: 18.11.2025).
https://www.kuranmeali.com (Erişim Tarihi: 20.11.2025).
ilkha.com (28.02.2021). Afîye Sıddıki Vakfı: Afîye Sıddıki üzerinden İslam dünyasına korku salınmak isteniyor
https://ilkha.com/gundem/Afîye-siddiki-vakfi-Afîye-siddiki-uzerinden-islam-dunyasina-korku-salinmak-isteniyor-151985 (Erişim Tarihi: 17.11.2025).
Jameel Khan (2025). Dr. Aafia Siddiqui ve Amerika’nın Korkaklığı
https://www.darsequran.com/index.php/articles/dr-aafia-siddiqi-article/dr-afia-siddiqui-aur-american-baheemiat (Erişim Tarihi: 16.11.2025).
Karaman Hayreddin (21.03.2019). Böyle zulüm görülmüş müdür! https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettin-karaman/boyle-zulum-gorulmus-mudur-2049718 (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
Mepa News (10.04.2023). Afiye Sıddıki Davasının Ardındaki Gerçek,
https://www.youtube.com/watch?v=bZyrexVXmow&t=1861s (Erişim Tarihi: 20.11.2025).
mepanews.com (22.02.2025). Afîye Sıddıkî 8000 gündür ABD’nin elinde tutsak
https://www.mepanews.com/Afîye-Sıddıkî-8000-gundur-abdnin-elinde-tutsak-71112h.htm (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
Mazlumder (13.11.2019). Afiye Sıddıki Hakkında Sadece Gerçekler!
https://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1-numara-tsk-emeklisi/afiye-siddiki-hakkinda-sadece-gercekler/14217 (Erişim Tarihi: 20.11.2025).
Muhammed Mansur Han (18.06.2023). Afîye Sıddıkî Mahkum No. 650, https://jang.com.pk/news/1238210 (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
Rizwana Quaid (08.03.2018). Dr. Aafia Siddiqui, yenilmez bir kadın
https://www.express.pk/story/1110102/daktr-aafyh-sdyqy-naqabl-tskhyrawrt-1110102 (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
Sadık Yalsızuçanlar (18.05.2020). Dr. Afiye Sıddıki’nin Kısa Özgeçmişi https://dergibi.com/dr-afiyet-siddikinin-kisa-ozgecmisi/ (Erişim Tarihi: 18.11.2025).
Shahid Kamran (30.05.2022). Pakistan’ın kız Dr. Aafia Sıddıkî, https://www.nawaiwaqt.com.pk/30-May-2022/1556624 (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
The Aafia Foundation (2016). https://www.aafia.org/news-and-events/justice-cases/dr-aafia-siddiques-case (Erişim Tarihi: 18.11.2025).
www.habervakti.com (28.02.2022). ABD zindanlarında tutulan Afiye Sıddıki’nin 1991 yılında yaptığı konuşma ortaya çıktı https://www.habervakti.com/abd-zindanlarinda-tutulan-afiye-siddikinin-1991-yilinda-yaptigi-konusma-ortaya-cikti (Erişim Tarihi: 20.11.2025).
www.aljazeera.net (17.01.2022). Teksaslı rehineci serbest bırakılmasını talep etti: Pakistanlı nörobilimci Aafia Siddiqui ile tanışın,
https://www.aljazeera.net/encyclopedia/2022/1/17/%D9%85%D8%AD%D8%AA%D8%AC%D8%B2-%D8%B1%D9%87%D8%A7%D8%A6%D9%86-%D8%AA%D9%83%D8%B3%D8%A7%D8%B3-%D8%B7%D8%A7%D9%84%D8%A8-%D8%A8%D8%A5%D8%B7%D9%84%D8%A7%D9%82-%D8%B3%D8%B1%D8%A7%D8%AD%D9%87%D8%A7 (Erişim Tarihi: 16.11.2025).
Yasir Pirzada (04.2010). Dr. Aafia Siddiqui davası: Gerçeklerin peşinde,
https://www.tajziat.com/quaterly/issue/2010/04/detail.php?category=taj&id=11 (Erişim Tarihi: 15.11.2025).
[1] Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim bölümü öğrencisi Abdullah Sadık Kuralay’ın Afîye Sıddıkî’nin kız kardeşi Fevziye Sıddıkî’yle gerçekleştirdiği röportajı
[2] Hapishane ziyaretimde Onunla konuşurken çok zeki bir kadın olduğunu hissettim ve argümanlarını çok akıcı bir şekilde açıkladı. Benimle Urduca konuştu, ancak İngilizcesi de çok iyiydi. Doktorlarla ve diğer insanlarla çok akıcı bir şekilde İngilizce konuştuğunu fark ettim. Aynı zamanda çok duygusal bir kadın ve Pakistan hükümetine karşı birçok şikâyeti var. Pakistan hükümetinin neden onu serbest bırakamadığını sürekli soruyor. Ayrıca Amerikan adalet sistemine güvenmiyor ve mevcut sorunlarının siyonist bir komplonun sonucu olduğuna inanıyordu (Nadeem*, 2019 *Pakistan Eski Büyükelçisi).
[3] Annesi onunla bir Ramazan’da telefonla konuşma imkânını bulmuştu, annesine şunu anlatmıştı; Peygamberimiz’i (sav) sıkça rüyamda görüyorum. Bir keresinde beni Hz. Aişe’ye götürdü, kızımızı yanına al buyurdu (Karaman, 2019).
[4] Oldukça varlıklı ve eğitimli bir aileye mensup olan Sıddıkî, 2002 yılında üç çocuğunun babası olan ilk eşinden boşandı. İlk eşi Emcad Muhammed Han, Sıddıkî’nin son zamanlarda radikalleştiğini öne sürdü ve Sıddıkî’ye karşı ABD ile işbirliği yaptığı, Sıddıkî’nin tutuklanmasında rol oynadığı ifade edildi (mepanews.com, 2025). Peki Afîye Sıddıkî neden hedef seçildi? Kardeşine (Fevziye Sıddıkî) bu soruyu da sordum; 7-8 yıl önceye kadar ben de bunun nedenini bilmiyordum diyor Fevziye Sıddıkî ve devam ediyor; Ama araştırmalarım sonucu çok ciddi bir bilgiye ulaştım. Afîye, eşinden boşanma aşamasındaydı. Kocası, Afîye’ye ve çocuklarına kötü davranıyor hem de babama hakaretlerde bulunuyordu. Ama boşanmasına karar veren etkenlerden biri eşinin FBI’ya çalışan bir ajan olduğunu öğrenmesi oldu. Terörist listesine adını ekleyen de eşiydi (Arpacık, 2021).
[5] Pakistanlı üst sınıf bir aileden gelen Sıddıkî, Amerika’daki önemli üniversitelerde 10 yıl eğitim gördü. Sıddıkî Amerika’nın en saygın üniversitelerinden Massachusetts Institute of Technologhy’de biyoloji okuyarak daha sonra Pakistan’a dönmeden önce Brandeis Üniversitesi’nde nörolojik bilimler üzerine bir doktora yaptı (mepanews.com, 2025).
[6] Doktora tezi; Taklit Yoluyla Öğrenmeydi. Bu tezde çocuklar için öğrenme tekniklerini geliştirme üzerine yaptığı araştırmaları yer alıyordu. Kendini tamamen çocuklarına adamıştı ve akademik çalışmaları çocukların nasıl öğrendiği üzerine yoğunlaşıyordu (aafiamovement.com, 2025).
[7] Afîye’nin kişiliğinin karakteristik bir özelliği, en başından beri görüşlerinde son derece dindar olmasıydı. Boston’da yaşarken Afganistan, Bosna ve Çeçenistan’daki baskı altındaki hamile kadınlara yardım etmek için bir bağış toplama kampanyası yürüttü (Pirzada, 2010). Üniversite faaliyetlerinde çeşitli kuruluşlar kendi çıkarları doğrultusunda stantlar kurarlardı. Afîye’nin de Hayatınız İçin Ücretsiz Ansiklopedi yazan bir standı vardı. Harçlıklarıyla Kur’an tercümeleri satın alır ve bunları ücretsiz dağıtırdı. İnsanlar sorduğunda, Bu, hayatınızın eksiksiz ansiklopedisi derdi (Quaid, 2018).
[8] Sıddıkî’nin ABD askerlerini öldürmeye çalıştığı iddialarının yalan olduğunu, Müslüman İngiliz gazeteci Yvonne Ridley Mepa News ile yaptığı röportajda şu ifadelerle açıklamıştı: Afganistan’da işlediği iddia edilen bir suç nedeniyle asla New York’ta yargılanmamalıydı. Amerika sürekli Afganistan’da bir işgalci olduğunu reddediyor, fakat onu yasadışı şekilde ABD’ye götürmekle Afganistan’ın egemenliğini ihlal ediyorlar. Bunun ötesinde, bir üst düzey askeri personel bana Dr. Afîye’nin bir Amerikan askerini tepeleyip yarı otomatik silahını almasının, emniyetini açmasının, doldurmasının ve ateş etmesinin imkânsız olduğunu söyledi. Bu teröre karşı savaş, tarihi boyunca hiçbir ABD askerinin başına gelmedi ancak Dr. Afîye’ye karşı yargılama uyduruldu. Herhangi bir ABD silahına hiç dokunmadığına dair bilimsel kanıtları hikâyesini destekliyor olmasına rağmen, adil bir yargılamaya tabi tutulma şansı olmadı. Elbiselerinde yahut ellerinde, saldırıyı gerçekleştirdiğini belirtecek şekilde bir barut izi de kesinlikle yoktu. Meselenin içerisinde olan ABD askerlerinin yapabileceği en iyi ve duyarlı şey, (Afîye’nin) vurulduğu gün polis odasında gerçekte neler olduğuna bir açıklama getirmektir (mepanews.com, 2025).
[9] 2003 yılında Pakistan’da ortadan kaybolan Sıddıkî’nin ABD tarafından kesin olarak yakalandığı ve aralıksız olarak hapiste tutulmaya başlandığı tarih ise 2008’dir. İki tarih arasındaki 5 yıllık dönemde ise Sıddıkî’nin Bagram ve Guantanamo’da gizlice tutulduğu tahmin edilmektedir. 23 Eylül 2010 tarihinde Sıddıkî 86 yıl hapse mahkûm edildi. Bu kararın gerekçesi ise sadece ABD askerlerine ateş açtığı iddiasıydı (mepanews.com, 2025).
İnsanları biyolojik silahların tahribatından koruyacak bir orijinal program üzerinde çalışıyordu, bu programın başarılı sonuçlanması ABD’nin milyarlarca dolar sarf ettiği bu silahları etkisiz hale getirecekti. ABD istihbâratı; kendisine programı sonlandırması ve geldiği noktaya kadar olanı büyük bir meblağ karşılığında satın almayı teklif etti. O, henüz bitirmedim diyerek teklifi reddetti (Karaman, 2019).
[10]Mahkemeyi takip eden bir isim süreci şöyle anlatıyordu; Afîye’yi kefalet duruşması için mahkemede gördüğümde afalladım. Sol taraftaki kapı yavaşça açıldı ve içeriye zayıf, aksayan ve bitmiş bir kadın, kafasını zar zor dik tutarak tekerlekli sandalye üzerinde girdi. Üzerinde Guantanamo tarzı turuncu hapishane üniforması ile güçsüz kafasında kemikleri görünen, kollarını örtmesi için aşağıya salınan beyaz bir başörtüsü vardı. Avukatları çabucak etrafına oturdular ve duruşma başladı. Avukatı onun durumunu anlatmaya başladığından neden bu kadar mutsuz ve umutsuz olduğunu daha iyi anlamaya başladım. ABD’de gözaltından tutulurken beyin hasarı oluştu. Böbreklerinden biri gözaltındayken alındı. Yine gözaltında bağırsaklarının bir kısmı alındığı için yediklerini sindiremiyor. Silahla vurulmasından sonra alındığı ameliyattan kaynaklan yara izleri ve dikişleri halen tam olarak iyileşebilmiş değildi. Göğsünde, tüm vücudunu baştanbaşa kaplayan büyük bir yara vardı. Tüm bunlarla birlikte Afganistan’daki üstün körü ameliyattan kaynaklanan sürekli bir ağrı yaşıyordu Ona verilen tek ilaç hafif bir ağrı kesici. Gözaltındayken doktor kontrollerine gitmiyor ya da onu görmeye doktor getirmiyorlardı (mepanews.com, 2025).
[11] 31 Mayıs 2023’te Senatör Mushtaq Ahmed, doktorun da katılımıyla Afîye ile hapishanede 3 saatlik bir görüşme yaptı. Mushtaq Khan’ın gözlemine göre Afîye’nin çocukluk hafızası büyük ölçüde sağlamdı. Senatör Mushtaq Kuran-ı Kerim’den birkaç ayet okudu ve Afîye’de onları tamamladı, ancak bunları bir yerlerde unutuyordu. Ayrıca İslam ve Siyer hakkında da büyük bir coşkuyla konuştu, ancak hafızası onu sık sık terk ediyordu ( Han, 2023).
[12] Afîye’nin serbest bırakılması Amerikalı casus ve katil Raymond Davis aracılığıyla müzakere edilebilirdi. Ancak hükümet bu değerli fırsatı da heba etti ve birçok Pakistanlıyı öldürdükten sonra bile bu kişiyi onurla Amerika’ya gönderdi. Birçok başka casus da suç işledikten sonra hükümet himayesinde anavatanlarına gönderildi (Quaid, 2018).

Follow