‘Kur’an’ın Gölgesinde’ Bir Ayın Bayramına Ulaşmak
Gündem Son Sayımız Yazarlar

‘Kur’an’ın Gölgesinde’ Bir Ayın Bayramına Ulaşmak

365370 Ve Ramazandayız… Rahmetin, merhametin, şefkatin, dostluğun, kardeşliğin, paylaşmanın, infakın, ibadetin ve duanın zirveye ulaştığı iklimlerdeyiz. Vakitler uzadıkça uzasın ve hiç bitmesin, gitmesin, yitmesin istiyoruz. Hal böyleyken bizler, Ramazan’la anlam bulan, ona anlam bulduran Kerim Kitabımız Aziz Kur’an’dan mülhem eserlerle kalbimizi, aklımızı, zihnimizi, sözlerimizi, hareketlerimizi, hâsılı hayatımızı nurlandırma geleneğimizi sürdürmeye devam edelim.

Vahyin şahitliğini önceleyerek, eşsiz bir Kur’an neslinin oluşması için şimdiye kadar on’u aşkın roman (Ana Yüreği, Tut Elimden, Zamanın Zeynebi, Sarsılmadan Uyanmak, Kardeş Kurşunu, Yozlaşmış Duygular, Güneş Doğudan Doğar, Evladımı Geri Verin, Sılaya Hasret, Modernizmin Kurbanları, Zulüm Yağdı-Burası Irak, Sevda Uğruna ve son romanı Mühtehine.) yazan pek kıymetli Sabiha Ateş Alpat’ın ilk düşünce yazılarından oluşan kitabı olma özelliğini taşıyan Kur’an’ın Gölgesinde eseri, Aralık 2009 tarihinde Beka Yayınları’ndan çıkmıştı. (İkinci düşünce kitabı da yine Beka Yayınları’nca Tevhid Ekseni adıyla yayınlandı.) Yegâne gayesi, vahyin ördüğü berrak zihinler inşa etmek olan yazarımız, kitap boyunca “İkra/okuma ile kurulacak İslam Ailesi”nin kilometre taşlarını belirlemeye çalışmış. Sağlam ve sağlıklı ailelerden sağlam ve sağlıklı bireyler çıkacağının; sağlam ve sağlıklı bireylerin de sapasağlam toplumlar oluşturacağının altını çiziyor özellikle, genellikle.

Hayat ve dahi her şey İkra ile başlar. Doğru ve usulüne uygun okuyuşlarla başlayan bir hayat, aynı şekilde doğru ve usulüne uygun olarak yaşanacaktır. Kur’an’ın verdiği perspektiften insanlara, olaylara ve tüm dünyaya bakmayı başarabilenlerin yaşayacakları hayat, Saadet Asrı’nın günümüzdeki modern versiyonu olacaktır. Kur’an’ın eğittiği, öğrettiği ve büyüttüğü insanlar, sonunda yine Kur’an’dan Mezun olacaklardır. Ne mutlu o mezunlara!

Aile konularına ve sorunlarına bilhassa değinen yazar, ayetlerin hükmolunmadığı hanelerin yaşayan ölülerle dolu olacağını hatırlatıyor. Huzursuzlukların, kavgaların, günah ve haramların kol gezeceği bu hanelerin bireyleri, mutluluğun formülünü fıtratlarının sözünü dinlemekte bulacaklardır ancak. Allah Teâlâ’nın razı olduğu şekilde atılan adımlarla kurulan yuvalar, rıza çerçevesinde devam ettirilmek suretiyle huzuru bulur. Eş adaylarının tanışma seansından nişanlılığına; düğün merasiminden evlilik hayatına göz açmalarına kadar sürecin tamamında Allah’ın hükümleri ve Rasulullah aleyhisselatu vesselam’ın sünneti konuşmalıdır, konuşturulmalıdır ve korunmalıdır. Kur’an ahlakına uygun olmayan tanışma ve görüşme süreçleri, Kur’an ahlakına uymayacak bir geleceğin habercisi olur. Başlangıçta temel sağlam atılmazsa; zaman ilerledikçe çürümeler, yozlaşmalar, paslanmalar, haramlar, günahlar, hezeyanlar alır başını gider. Ve bunun önünü almak, adeta coşkun akan bir selin durdurulması gibi imkânsız bir hale gelir.

Yazarımız, aile büyükleri tarafından gençlere yönelik pek önemsenmeyen ve göz ardı edilen bazı meselelere ciddiyetle parmak basıyor. Mesela, çağdaş bir isyan sözü olarak tanımladığı, flört aymazlığı. Mesela, ahlakîliğin ve Müslümanca tesettürün hiçe sayıldığı nişan/kına/düğün merasimleri. Sanki bu uygulamalara dair inancımızın bir sözü, bir etkisi/tepkisi, bir hükmü yokmuşçasına duyumsuzca ve umarsızca hareket edenleri insafa ve nizam-ı ilahiye uymaya çağırır yazarımız. Nişanlılık dönemlerinde, nikâh yapılmasının kesinlikle doğru bir anlayış olmadığını ifade ediyor ayrıca. Halis niyetler (!) sonucu ‘nikâhlarını da yapalım’ denilerek yapılan düğün öncesi nikâhların gençler için faydadan çok zarar getireceğini, evlilikte yaşayacakları güzellikleri eskiteceklerini ve nişan atma gibi durumlar sözkonusu olunca da bundan en çok hanım kızların zarar göreceğini, edindiği yakın tecrübeleri ışığında, tembihliyor yazarımız.

Anne olmanın, baba olmanın, eş olmanın, evlat olmanın, kardeş olmanın ve bu değerlerde mukim kalmanın önemi ve kıymeti, zaman zaman belli başlı konularda zihinlerimize yerleştirilmeye çalışıldığını fark etmiyor değiliz. Eşlerin kendi aralarında sevgi, huzur ve mutluluğu yakalamalarına dair, çocukların eğitiminde gözetilmesi gereken esaslar üzerine ve evlerin cennet bahçesine dönüşmesi için izlenilmesi gereken yollar bir bir işaret ediliyor eser boyunca.

İkra’yı, yani hakkınca okuyuşu, yani Allah ile başlayışı çok ama çok önemsiyor yazarımız; bu önemseyişinden dolayıdır ki, açtığı İkra konulu pek çok başlıkla, bunu, mümin gönüllere kazımaya çalışıyor: İkra ile Yaratılışı Okumak, İkra ile Kimlik Tercihi ve Kimliği Okumak, İkra ile Eğitimi Okumak, İkra ile Nişanlılığı Okumak, İkra ile Evlatlarımızı Okumak, İkra ile Baba Olmak ve Baba Kalabilmek, İkra ile Tüketimi Okumak, İkra ile Dualarımızı Okumak ve İkra ile Bayramlarımızın Anlamı. Tevhid merkezli ailelerin topluma nüfuz edebilmesi için neyin ve ne için okunduğu, okunması gerektiği hayatî önem arz eder. İkra ile kalbine nuru, ilahi davayı ve sönmez meş’aleyi alan/yerleştiren aziz ve biricik önderimiz, efendimiz, öğreticimiz, rehberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, zerreden kürreye bütün kâinatı ve mahlûkatı derinlemesine bir okuyuşa tabi tutmuştu. O ulvi tutuşundandır ki, yolumuzu aydınlatan, aklımıza, aşkımıza ve andımıza azık olma niteliğindeki Nebevî okuyuş hala diri, duru ve tazedir.

Değerli yazarımız Sabiha Ateş Alpat, sözlerini bayrama getiriyor bir yerden sonra. İnsanlık tarihinde hep özel bir yeri olan bayrama, bayramlara yelken açıyor. Neşenin, mutluluğun, birlik ve beraberliğin en had safhada olarak gözlemlendiği bayramlar… Ve şimdi bizim de sevinç ve hüzün arasında gelmesini beklediğimiz, Ramazanın gölgesinin Bayram güneşine dönüşeceği Ramazan Bayramımız… “Ömrü Ramazan olanın ahiri Bayram olur.” veciz sözünden hareketle; bayramları, ancak hak edenler bekler, kutlar ve yaşarlar. Bayramı ümmet ve kardeş olmanın verdiği bilinçle karşılamak gerek. Dünyanın dört bir yanında zulümlerin, mazlumlukların ve mahrumlukların garabetinde yaşam sürmeye mahkûm edilen kardeşlerimizi, yani Suriye’yi, Filistin’i, Irak’ı, Mısır’ı, Çeçenya’yı, Afganistan’ı, Arakan’ı, Doğu Türkistan’ı vd. hatırda tutarak sunî bayramları gerçek bayramlara dönüştürmek gerek.

Son olarak, bizi Kur’an ikliminin içine Kur’an’ın Gölgesinde eseriyle satır satır çekmeye çalışan ve bunu pek âlâ da başaran yazarımız Alpat’a, üzerimize borç olan teşekkürümüzü iletiyoruz. Yazarımızdan, Tevhidi esas alan ve şirkin yok olmasına kendini adayan daha nice güzel çalışmalar beklediğimizi de ekleyelim sözlerimizin sonuna.

 

GRUBA KATIL